Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

4 Mart 2011 Cuma

Taş plak..




Her öykünün bir şarkısı olmalı..
Her aşkın..
Her yalnızlığın..
Her varlığın..
Bu yüzdendir ne olacağıma karar verememem..
Şarkımı olmalıyım öykümü bilemedim..
Bu yüzden hiçbirşey olmayı seçtim..
Bir fincan kahvenin yanında iyi sarılmış bir tütün oldum bazen..
Bazen de yazarken ağzımın kenarında unuttuğum sigaranın dumanı oldum..
Bazen sen oldum ama hiç ben olamadım..
Ben kimdim?
Neydim?
Ne işe yarardım bilemedim..
Taştan bir plaktın oysa sen!
Cızırtılı ama net..
Saf, temiz..
Ben bazen gramafon oldum..
Seni duydu kulaklarım..
Bazen gece oldum sesini sakladım derinimde..
Şimdi rüzgar oldum..
Esiyorum çevrende..
Tenine değip, dağılıyorum..
Ağzından doluyorum ciğerlerine..
Sonra bırakınca nefesini, hiç oluyorum..
Ben bazen sen oluyorum!
Sen üşüdüğünde!..

20 Şubat 2011 Pazar

Beyaz ve sen galiba bir de ben!






En çok sana yakışırdı beyaz, bunu sen bile bilmezdin..
Yumuşacık tebessümünün bende yarattığı hissi bilmediğin gibi..
İhtimaller üzerine kurulu bir aşktın sen..
Mesela ben ellerinin hafif sert olduğunu hayal ettim hep.
Dokunduğunda hissettirecek ama acıtmayacak!
Yürüyüşün sık adımlı, aceleci değil ama..
Çayın tek şekerli olmalı ve ekmeğin ucunu seviyor olmalısın..
Maç izlerken heyecanlı,atak ama küfürbaz değil!
Deniz sevmelisin benim gibi..
Ve bir de gazetenin spor sayfasını..
Tenin yumuşak ama gizemliydi benim için..
Kokun uzak ama tanıdık;
Biraz vanilya belki çam..
Sesin ince ama tok olmalıydı..
Konuştuğunda anlamlı bir melodi yayılırcasına..
Dudakların..
Ürkütücü, kırmızıya çalan bir pembe, belki papatya kokuyordur biraz..
Saçmaladım biliyorum ama ben dudaklarının papatya kokma ihtimalinde yüzdüm gecelerce..
Ve gecelerce sana milyarlarca isim içinden isim beğendim..
Senin gerçek olduğuna inanmak ve sana doğru uzun soluklu hayaller kurabilmek için..
Daha derin nefesler alabilmek için..
Ve birgün ihtimallerle dolu dünyamdan gerçek dünyaya doğru yürümeyi başardığımda,
sana seslenebilmek için!
Bir ismin varsa ve ben sana hayal de olsa seslenebiliyorsam,
Sen gerçeksindir..
Gerçek olmalısın..
Öylesin değil mi??

29 Ocak 2011 Cumartesi

Kan

Kanıyorum..
Bu gece uzun zamandır ilk defa delicesine kanıyorum!
Son sargı bezimde kan içinde..
Durduramıyorum
Niye kanadığını bilmediğim yaram acıtıyor beni..

Hülya koşyiğit gibi ayaklarım kıçıma vura vura yatağıma koşup, rimelimi yeni yıkanmış yastık kılıfıma akıtasım var bu gece.. Ve hafızamı sildiresim!Bildiklerimin var olmadığı, yaşadığım acıların yaşanmadığı bir dünyadır, düşüm! Yeni acılar ama birbirine bnezemeyen.. Bunu daha önce de yaşamıştım diye hayıflanmayacağım bir yaşam..
Tüm dileğim, kendime zorla yaşattıklarımın olmadığı bir dünyadır bu gece..

İyi geceler size, dünyanıza..

Çığlık

Çığlıklarımı duyuyorum..
Rüya gibi..
Oradalar..
Dokunuyorum onlara..
Bana gülümseyen çığlıklarım var..
Oh olsun! dercesine..

24




Hiç bitmeyecek gibi bu yolculuk..
Yürüdüğüm tüm yollar aynı..
Aynı taşa 24.kez takılıp düşüyorum..
Aynı sokağa 24. kez giriyorum..
Pastamın mumlarını 24.kez söndürüyorum..
Yaşlanıyorum
Doğumum gibi ölümüm de sihirli..
Tanrı konuşuyor benimle..
Diyor ki;
Benim yolumdan yürü artık..
İnanma.. Güvenme.. Affet ama..
Kırıl.. Kır.. İyi ol ama..
Saygı duy.. Saygı gör.. Sırtını dayama..
Bir yerlerde var olduğunu bilsinler ama dokunamasınlar..
Duymasınlar..
Görmesinler..
Ama isimleri kadar iyi bilsinler seni..
Herşeyleri ol ama aynı zamanda hiçbirşeyleri de..
Kokun olmasın..
Parmakizin olmasın..
Hiç doğmamışsın gibi..
Bitmeyecek bir kovalamaymış hayat..
Kimden kaçtığımı unutacak kadar uzun süredir koştuğum..
Tanrıysa kaçtığım,o içimde..
Bensem kaçtığım, benliğim nerde?
Eğer oysa kaçtığım, o kim??
Derinim yok dalgam yok Bahar!
24.kez okuyorum bana yazdığın satırları..
Bana adadığın cümlerin altını çiziyorum 24. kez..
Üşüyorum bahar!
Seni anıp, üşüyorum..
Üşüyorum ve bahar gelmiyor içime..
Güneşin sıcağına muhtacım bu ayaz saatlerde..
Keşke bir ışık yansa bir yerlerde ve ben gölgem ile yeniden tanışabilsem..
Belki ondan kaçıyorumdur..
Ve bu yüzdendir tüm karanlıklarım..
Yarım kalmak!
Yarım yamalak!
Öyleyim işte..
Bir deniz kenarında ruhum bu gece..
Demli bir çay içiyor..
Bedenim sözcüklerimin arasında boğuluyor..
Ölüm bu olsa gerek..

26 Ocak 2011 Çarşamba

Bit..


Konuşulan kelimeler üzerime yapışmış adeta
Tüm hakaretler, tüm küfürler..
saçlarımdan bit ayıklarcasına ayıklıyorum sözcüklerini..
Tek tek!
Ne ilacı var ne çözümü..
Her kırdığım kelimenin ardından yenisi dolanıyor parmaklarımın ucuna,
Sonu yokmuş gibi..
Hiç bitmeyecekmiş gibi..
Tırnak aralarıma sinmiş cümlelerini fırçalıyorum şimdi.
Serçe parmağımdan yükselen fısıltıya kulak asmadan;
Seni seviyorum!

16 Ocak 2011 Pazar

Kıyamet!

Tüm sözcüklerinin bittiğini hissedersin ya işte tam o naktadayım.
Cennet mi cehennem mi bilemedim.
Nerdeyim?

Bir bakkalın kelimeleri tükenirse ölür mü?
Ya da bir muhasebecinin?
Bir grafikerin?
Ben ölüyorum.

Kelimelerimin yokluğuna ne kadar daha dayanabilir, kalbim?
Sağır bir müzisyen,
kör bir ressam,
kolları olmayan bir heykeltraş,
dilsiz bir şarkıcı,
telsiz bir gitar,
tuşları olmayan bir daktiloyum şimdi..
Ne görebiliyorum,
ne duyabiliyorum,
ne tutabiliyorum,
ne söyleyebiliyorum,
ne çalabiliyorum,
ne de yazabiliyorum..

Dünyanın sonu için yazılan milyonlarca senaryo ve kehanetten hiçbirine benzemiyor bu son!

Çoğunluğa mı uymalıyım acaba?
Dev dalgaları mı beklemeliyim?
Yoksa kalemimin mürekkebi bitti diye bitirmeli miyim adsız yolculuğumu??
Karar zamanı şimdi...

Yıllarca kalemimle kazdığım çukur ruhumla aynı boyutta şimdi.
İçine girsem, dev dalgalar örter mi üzerimi?
Ya da milyarlarca harf ve noktalama işareti gökten düşer mi üzerime,ben üşümeyeyim diye?

25 Aralık 2010 Cumartesi

Oyun Arkadaş'ıma..





Bugunü hatırlıyor musun acaba?
Bu soru hep delicesine bir merak ile kalacak asılı durduğu yerde..
Cevapsız..
Hep kalıcam sınavlardan..
Cevabını bilemediğim bu soru yakacak içimi!
Belki masal olur da anlatırım birilerine..
Derim ki;
Bundan 6 yıl önce hayatımın en büyük dersini aldım..
O gitti..
Soluksuz kaldım atmosferin derinliklerin de..
İstedim ki seninle beraber kaybolayım..
Oynadığımız en güzel saklambaç olsun ve kimse bulamasın bizi..
Görmeyeyim dedim gidişini..
Körebe olayım..
Çocukluğumuza ait herşeyi yakasım var bu gece..
Senin gidişinin 6. yılında..
Hiç unutmadım ben bugünü..
Hiç eksilmedi acı'm..
Delicesine dosluğuna açı'm..
Hala sana koşmaya çalışan bacaklarım var..
Hala senin omzuna bırakmak istediğim gözyaşlarım..
Lanet Gitsin!
Sen gel!
Ya da gelme..
Hayır gel!
Ego'mu tatmin etmek için değil ama..
Senin gibisi olmadı demek için değil, seni özledim diye değil!
Dün saklambaç oynamışız ve sen beni bugün bulmuşsun gibi, gel!
Adımı unutayım..
Acımı unutayım..
Sen gel..
Rüzgar sarı saçlarında somutlaşsın..
Kıpırdayışını izleyeyim..
Bana gelişini..
Giderken üzerlerine bastığın yaprak sesleri silinsin kulağımdan..
Baharınla gel bana..
Gözlerin kadar mavi, yer yer yeşil bir bahar getir bana, bu kış ortasın da..
Soluğumu getir bana..
Benim olan herşeyi..
Seni getir bana..
Oyun arkadaşımı..
Ve ben yeniden 'Merhaba' diyebileyim sana..

20 Aralık 2010 Pazartesi

Onu neden sevmedik?

Konuşamayan birinin yanında konuşmak kadar acı hiçbirşey yokmuş meğersem! Nasıl utanıyor kelimelerim.. Nasıl da fısıltılı olmuş çığlıklarım.. Ne kadar acizim.. Ve o ne kadar da cüretkar hayata karşı.. Benim olamadıklarım oluyor, yaşıyor.. Farkında değil!Başına gelecekleri bilemiyor.. Onun yanında kendimi sakat hissediyorum.. Eksik.. Eskinin deyimiyle illetli.. Utanıyorum kendimden delicesine..
O konuşamıyor. Aslında konuşuyor da onun sözleri benim ve benim gibi sığ bakışlı normallerin(!) kulağının süzgecinden geçemiyor. Ona bakınca kendimi bu denli suçlu mu hissetmeliyim?.. Bu çaresizlik korkunç. Kendini normal sanıyor aslında öyle de benden daha normal ve tanıdığım herkesten.. Ama bilmediği şeyler var.. Arada kalmış o. Ne dilsiz ne de konuşma yetisi ile dolu.. Söyledikleri uğultulu bir direniş ile çıkıyor ağzından.. O ne söylediğini biliyor ama ben(!), ben bilmiyorum. Anlamıyorum, Anlatamıyorum ona..Neden o ?
Onun askerlik arkadaşı olmayacak hiç.. Çünkü askere almayacaklar onu.. Almadılar da.. Sevmeyecekler belki.. Arkadaşları olmayacak.. Onu anlayamayacaklar.. Benim gibi.. Utanıyorum sadece.. Ölesiye utanıyorum.. Yerin yedi kat dibinden yazıyorum şimdi.. Cehennemden fax çektim sayın.. Öyle bir utanç işte..
O da evlensin, çocukları olsun.. Torunları.. Onun yaşamaya hakkı olmadığına kim karar veriyor.. Anlamıyorum. En basit ihtiyaçları için bile iletişim yeteneği yok ki konuşsun! Konuştuklarını kulağımda ki süzgeçten geçirip, özümseyebilsem.. Ona onu anladığımı söyleyebilsem.. Şimdi ben ne yapmalıyım? Kuzenim.. Özür dilerim.. Bir uğultu da benden çıktı ne olduğu anlaşılmayan.. Seni her gördüğüm de olduğu gibi..

12 Aralık 2010 Pazar

Tanrı'nın cezası Tesadüfler!!!

Bir çöp kamyonunun üzerinde seyahat ederken, Beethoven dinlemek gibiydi..
İlk melodini duyduğum an..
Yanlış bir yerde yanlış bir şarkı dinlediğimi farketmiştim..

Susmak!
Korkudan yorganın altına sinip,susmaktı tüm yaptığım..
Farketmemiş gibi yapıp, salağa yatmak..
Yanında uyurken , çıplaklığımdan utanmak!
Yaptığım, senin bana her dokunuşunda içime daha çok kapanmak!

Memnun musun?
Tanrı'nın cezası..
Şimdi bir erkeğin gözü değse gözüme..
Çırılçıplak hissediyorum kendimi..
Ve utanıyorum delice,doyasıya!
Diyorum ki giyinebilsem tekrar!
Ne olduğu önemli değil;
Üzerime uyan, benim olduğunu hissettiğim, benim olabilecek, benim lanet çıplaklığımı örtebilecek!

Yanlış şarkı çaldı radyoda o gün..
Falımda ince uzun bir adam çıktı, gizemli..
Gözüm daldığında birisi gelecek dedi, densizin biri..
Sen geldin!
Bana değil ama..
Geçerken çarparcasına yıkıp geçtiğin bir sandalyeydim yolunda..
Belki bir tabak yemek, açlığını bastırmak için!
Tanrı'nın cezası bir filmdi!
Beni bu hale koyan..
Bana utanmadan koyan!
Tesadüflere inanmamı sağlayan!
Ve bir çöp kamyonunda;
Muz kabuğuna basıp, yuvarlanırken duyduğum melodi Beethoven değildi..
Sİlindirler beni kola kutusuna benzetmeden az biraz önce anladım!