Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

15 Şubat 2018 Perşembe

Söz




Nasıl çaresiz nasıl umutsuz nasıl kendimden bi haber günler geçirdim. Elime kağıdı kalemi almak zulümdü. Okumadım, yazmadım, yemedim ihtiyacımdan fazlasını,  yemin ederim bir ssatır şarkı bile mırıldanmadım. 

Hayat bazı zamanlar beni en sevdiklerimle sınıyor.. Gene babam.. Gene bir ambulans sireni.. Gene umutsuz bir bekleyiş.. Ah benim içler acısı çaresizliğim.. Ah benim herkesi teselli edipte kendime sarılamayışım! Ah.. Ne kadar korktum.. Ne kadar çekildi içim.. Nasıl bıraktım bir anda yaşamayı.. Nasıl terk ettim hayatı!!!

Babamın prensesim diyişini duyana dek nefes aldım mı cidden ? Hatırlamıyorum. Ve neyi fark ettim biliyor musun ? Babam yoğun bakımda kapıların ardında lanet olasıca kablolar sayesinde yaşamaya çalışırken, çektiğim herşeyin ama herşeyin aslında o kadar da kıymetli olmadığını anladım. Babam bizi bırakıp gidebilirdi. İstediğinden değil. Kalbi ve beyni artık bu dünyayı kaldıramadığından.. Gidebilirdi. Sevgililer gününde çiçek alamazdı bana artık. Her akşam kapıyı açamazdı. Her sabah uyandırmak için didinemezdi. Beni gördüğünde gülümseyemezdi. İstemediğinden değil.. Ama yapamazdı. Uzaklardan izlerdi belki sadece.. Bu kadar ince bi çizgiydi.. Bu kadardı hayat! Zikzak çizmekten vazgeçen bir monitör akışında yaşam aramaktı.. 

Çok şükür, binlerce kez şükür Tanrı bir kez daha izin verdi. Ve ben anneme verdiğim sözü tutabildim. Ben babamı almadan gitmem burdan demiştim, hastane bahçesinde.. Babamı alıp döndüm.. Onun o gür sesi ile inliyor ev gene.. Meraklı bakışları ve huzurlu kokusuyla yaşıyorum çok şükür.

Yani demem o ki ben bu sene 1 yaş almadım ömrümden belki 10 yaş ve büyük birer göz torbaları aldım. Gergin çizgiler.. 

Ben bi başkasının benim kalbimi kırdığı için üzülmeyeceğim bir daha.

Kendime söz verdim.

Ve ben sözlerimi hep tutarım..

P.S: Bu satırlar babasının horlama sesini ninniye benzeten 30 yaşında bir prenses tatafından yazılmıştır. Ve tüm babaların  prenseslerine büyük bir aşkla sarılmaları umuduna inanılmıştır...


Sevgiler

Öz

26 Ocak 2018 Cuma

Selam olsun yaralarına tuz basanlara..





Mevsimler hızla değişirken, kök salacak bir yer, karanlıkta bir deniz feneri, hüzünlü bir şarkıda ki umut kırıntısına selam olsun... 


Zaman perondan koşarcasına ayrılan bir hız treni gibiydi.. İzlemek sadece başınızı döndürürdü.. Ve o yas hali.. Gidenlerin ve kalanların arasında hiçkimse oluşunuz.. Hiç kimseye benzemeyen haliniz.. Şarkılar hüzünlü ve sahici umutsuzluğunda kendinize sarılmanız.. Çaresizce avunma çabanız.. Can kazaz'ın sesinden yükselen kaçma hissi.. Kaçamamak! Olduğunuz yere çivilenmek , korkudan tabiri caizse donakalmak.. 

Kuru bir dalda çaresizce kalan son yeşil yapraktım ben. Kollarımı kendime sarmak, kendimi teselli etmek zorundaydım. Gece yarısı açılan üstümü kendim örtmeliydim. Hasta çorbamı kendim yapmak ve kendi kendimi naza çekmeliydim. Bazı kırgınlıkların bazı yaralarını kendim kapatmalıydım. Geri gelemeyeceklerin yollarını kendim beklemeliydim. 

Tuz basıp yarama, kırmızı rujumu bir kat fazla sürmeli ve diğer tüm insanların içinde en mutlu ben görünmeliydim..
İyileşemiyorsan eğer iyiymiş rolü yapmayı öğrenmek zorundasın..

P.S : Bu yazı çift kişilik yatağın ortasında yatan, kendisinden başkasına ihtiyacı kalmamış o çok yaralı kadınların yarasına üflemek için yazılmıştır. Yalnız değilsin!

Kızkardeşlikle,

Öz

6 Ocak 2018 Cumartesi

Ah..




Hiç ah etmedim! Bazen aklımdan geçti geçmedi diyemem, ama hiç kalbimden geçmedi.. Hiç ah edemedim. En iyisi olsun istedim. En iyisini yaşa! En iyisi çıksın karşına. En güzel sabaha sen uyan en güzel gökyüzüne sen bak. En güzel tesadüfler sana rastlasın. En büyük mucizeler seni bulsun. Tüm duaların kabul olsun. Hep bunu istedim. Hala daha bunca acıya bunca kırgınlığa rağmen sadece bunu istiyorum. Sen mutlu ol. Çünkü biliyorum ki sen mutlu olursan benden vazgeçersin. Ve sen benden vazgeçersen ben iyileşirim. 

Anlamıyorsun beni. Bu acı fazla derin fazla büyük.. Bu acıya tahammül edemiyorum. Ben bunu kaldıramıyorum artık. Ve sen hiç kolaylaştırmıyorsun bunu.. Bir uçurumun kıyısında geziyormuşum gibi.. Son bir nefes hakkım varmış gibi yaşıyorum. Bana ait kalan bir burası var.. Bunu alma benden. Burayı kapatmak zorunda bırakma beni. Buraya ihtiyacım var. Devam edebilmek için yazdıklarımı okuyan bir kaç kırgın kalbin bana yazacağı bir cümleye ihtiyacım var. Burası benim sığınağım. Evim.  Bana sözlerinin dokunmasını  engelleyemediğim bir tek burası kaldı. Mabedimden uzak dur. Kendimi toparlamak için verdiğim mücadelemde beni yalnız bırak. Bırak düzelsin birşeyler. Toprağım dinlensin. Dinlensin ki yeni filizlere gücüm olsun..  Bırak ne olur yaşamak için buraya ihtiyacım var.

Vebalini alma artık ruhumun. Girme günahına bir damla kalmış gururumun.. Bir nefes ötesi yok bende.. Bu kadarcık kaldım işte.. Burası kadar. Bir kaç satır.. Bir kaç imla hatası kadarım.. Yazma artık. Gözünü sevdiğim, gözümden sakındığım yazma.. Bir parça sevgin kaldıysa bana dair yazma artık!

P.S: Bu yazı tam da üzerine alınacak kişiye bile isteye ılık bir Ocak akşamnda Graveyard dinlenilerek sonsuz bir yılgınlıkla yazılmıştır. 

Öz

31 Aralık 2017 Pazar

Hoş gel, Koş gel 2018




Ve 2017 yarın gece bitecek.. İnanması zor değil mi ? Hiç bitmeyecek gibiydi. Yaşadığımız her kötülüğü onun üzerine atacağımız bir 2017'miz olmayınca ne yapacağız bilmiyorum.. İyi alışmıştık.

Mucizeler bir gece de olmuyor bunu hepimiz öğrendik.. Bazıları zor bazıları da daha zor yollardan.. Ama insanoğlunu ayakta tutan o en güçlü duygu, umut..Birşeylerin değişeceği inancı ile biletrimizi aldık. Planlar yaptık. Naif dilekler diledik.. Herşeyin daha güzel olacağına inandık. Hepimiz oyunun kurallarını biliyoruz artık..

Yarın gece 12 den sonra yeni ve daha güzel bir hayat kapılarını ardına kadar açıp kucaklamayacak bizi.. Mükemmel bir aşk, çok başarılı olduğumuz bir iş, sonsuz mutluluk olmayacak. Ama ne olacak biliyor musunuz ? Yeni bir yıl olacak. Temiz bir sayfa.. Yepyeni bir soluk. Düşüp kalkacağımız, sevdiklermize sarılacağımız, yeni şeyler öğreneceğimiz, yeni şarkılar dinleyeceğimiz, yeni filmler izleyeceğimiz, yeni heyecanlar yaşayacağımız şaşkın, tuhaf ve yer yer güzel bir yıl olacak..

Yeni serilmiş bir çarşafta temiz pijamalarla uyumanın verdiği o huzurlu steril hisse bir geceliğine kavuşacağız. Bir gece olsun hepimiz kral, kraliçe, prens veya prenses olacağız. Sonra ise o müthiş sıradanlığı kucaklayacak hayatın.

Birşeyleri değiştirmeye kendinizden başlayın. Siz değiştikçe hayatınız da değişecek. Herşey çok güzel olmayacak belki ama çok kötü de olmayacak.. Hayattan küçük şeyler isteyip küçük zaferlerin hükümdarı olun. İziniz Sultan Süleyman kadar derin olmasın siz Hazerfen olun. Güzel olun. Mutlu olun.


P.S: Bu yazı mutlu bir geleceğe sahip olmanın hayali ile nefes almaya çalışan tüm insanlara umut dolu hislerle yazılmıştır. Teomanı sevmekten vazgeçmeyen tüm naif ruhlara adanmıştır.



Aşkla,

Öz

22 Aralık 2017 Cuma

Beni hatırla





Ateşler içindeyim. Bu mevsimde hep nükseden garip faranjitime eklenmiş tuhaf tükenmişlik hissi! Engel olamıyorum bazen, bir anda inceden sırtım ağrımaya başlıyor. Sonrasında göz kapaklarım yorgunlukla çöküyor.. Ve peşi sıra.. Domino gibi.. Huzursuz çirkin bir tükenmişlik hissediyorum.. Cem adrian şarkılarının iç parçalayan baslarında.. Kendimi tüketiyorum bazı kış akşamlarında.. Ne yapsam yarım, neye elimi atsam darmadağın.. 

Çok zaman geçmiş, unutmuştur dedi bir arkadaşımın arkadaşı.. Unutmaz dedim. Unutamaz.. Unutamıyoruz.. Biz herşeyi yapıyoruz ama unutamıyoruz.. Keşke gerçek olsa o film. Siliversem aklımda, kalbimde sana dair ne varsa.. Unutuversem bir akşamüstü.. Geçse tüm izler, silinse sesler.. Çok iyi bildiğim bir şeyi yaparken, sarma sararken mesela veya kitap okurken bir anda birşeyin eksikliğini duyumsasam.. Bilemesem ne olduğunu.. Üstüne fazlaca düşmeden geride bıraksam.. 

Ah iki gözümün çiçeği.. Baharım ve kışım. En tanıdık acım. Ben kalabalıkların arasına karışıyorum artık. Kalabalıkların beni sürklemesine izin veriyorum. Ellerm cebimde kimse bana değmeden, ben kimseye dokunmadan geçip gidiyorum sokallar boyu.. 

Sabah uyanıp işe gideceğim. Gergin olacağım her gün olduğu gibi. Biraz huysuz biraz tatlı.. En çok ben çalışacağım. En çok ben tırmalayacağım hayatın basamaklarını. 

Hiç bir şarkının beni anlatamayacağı bir hikayenin içinde arkadan geçen kadını oynamaya devam edeceğim.. Kalbim hiç çarpmamış, parmaklarım uyuşmamış, ürkekçe sana sokulmamışım gibi..  Hayatım boyunca kimseyi sevmemiş, hiç bir hikayenin başrolü olmamış gibi..

Yaşayacağım, sessizce..

Öz 

P. S : Bu yazı Cem Adrian - Beni hatırla dinlenilerek havanın eksilere düştüğü soğuk bir kış gecesi yazılmış ve tükenmişliğin sardığı tüm eski hikayelere adanmıştır. 

9 Aralık 2017 Cumartesi

Rastlaşmamak..








Bunu okuma.. Lütfen..

Taksimden nasıl döneceğimi bilemedim.. Yolları birbirine karıştırmışım.. Bir anda kendimi Yenikapı'da buldum.. Evet.. Aslında yapmam gereken  marmaraya binip gitmekti.. Ama şarkı listem fazla acıklı , aklım fazla dağınıktı.. Sırt çantamı düzelttim..  Haddinden fazla uzamış saçlarımı savurdu rüzgar.. Montumun yakasını kaldırdım. Ellerimi cebime sokup parka doğru yürüdüm. Evet o parka.. Deniz kenarında,  korka korka.. Uzun uzun yürüdüm.. Şarkı listemde ki her şarkıyı en az 3 kez dinleyene, bazılarını ise belki 10 kez dinleyerene dek... Uzakta ki gemilere el salladım.. Bir kaç insan bana baktı yadırgayan gözlerle. .

Çay alıp oturdum kenarına yolun.. Üst üste bir kaç sigara içtim.. Sonra sen geldin yanıma.. Hayalin bile çatık kaşlı aksi bir adam senin.. Serçe parmağından tuttum.. Uzakta ki hayatlara baktık müzik kesilene dek.. Sonra birisi adını seslendi.. Hayalin kayboldu.. Arkama döndüm hızla.. Allahım dedim ne olur o olmasın.. Ne olur beni burada görmesin.. Ne olur görmeyeyim onu.. Görmedim de.. Ben kabul olan hiçbir duama üzülmemiştim düne kadar..

Altında oturup birbirmize aşkla baktığımız ağacın altına gittim. Çok zaman geçti.. Belki de başka bir ağaçtı.. Emin olamadım.. Ağaca yaslanan sırtının izini silmişti rüzgar.. Dizine yaslanan başımın izini sildiği gibi.. Kırmızı rujumun yanağının kenarında bıraktığı izi sildiği gibi.. Bizi birbirimizin hayatından silen mevsimler gibi.. Biz, birbirimizi başkalarına bıraktık. Tam da bırakamadıkta aslında.. İzlerimiz bir yerlerde duruyor farkındayım. Yeri geliyor ben sirkeci garının adı geçen bir cümlede rastlıyorum sana, belki de sen çılgın kıvırcık saçlara sahip bir kadın gördüğünde denk geliyorsun bana..

Bunları neden yazıyorum, aynı acıdan neden besleniyorum, niye devam etmiyorum dimi ? Devam ediyorum. Hayatı kucaklıyorum. Ama hayatı sevmek sadece güzel yerlerini sevmek olmamalı.. Gülmeyi hep sevdim ve şimdi bundan ötürü kaz ayakları var gözlerimin kenarlarında.. Seni de çok sevdim.. Ve bir sızı var içimde.. Zaman zaman huzurlu, zaman zaman korkutucu.. Ama var..

Hep, aynı gökyüzünün altında olacağız yetmez mi ? Aynı havayı koklamayacak mıyız ? Aynı mevsimler ikimizi de büyütmeyecek mi ? Aynı şarkılara farklı zamanlarda bağlanmayacak mıyız ?
Hep bir yerlerde denk geleceğiz birbirimizin anısına.. Bundan bir an bile gocunmadan..

Sevgiyle

Öz

P.S: Bu yazı yolunu kaybetmiş bir kadının Graveyard şarkısına denk gelip garip huzurlu bir ruha bürünmesiyle yazılmıştır.. Ve devam etmeye çalışan  tüm kadınlara adanmıştır..

18 Kasım 2017 Cumartesi

Anneme..




       Annemle küçücük bir kebapçının kendi kadar küçük sandalyelerine zorla oturmuşuz. Mecburi bir yakınlık hissiyatı sağlar size böyle yerler.. Herşey o kadar küçüktür ki ister istemez dizleriniz değer birbirinize.. O yüzden böyle yerlere sevmediğiniz insanlarla gitmezsiniz farkında  olmadan..

        Anneme hızla bir çay geliyor.. Her zaman gittiğimiz yer, müdavimcilikte zirvedeyiz. Biz sipariş vermeden yemeklerimiz geliyor.. Benim sevdiğim bir iki meze masaya zorla sığdırılıyor.. Garsonlar çekilince hızlıca bir kaç büyük lokma alıyoruz yemeklerimizden.. Annem sever diye pişmiş domateslerimi , tırnak pidemi ona veriyorum. İlk açlığımız duruluyor. Çatallar elimize büyük geliyor.. Oradan buradan konuşuyoruz biraz. Sonra konu derinlere iniyor sakince. Annem sevgisini içinde yaşayan sakin bir kadındır. Ne kadar mücadele etsemde az ve öz söyler sevdiğini.. O yüzden daha kıymetlidir hissettirdikleri..

Sahi ne zaman 30 oldum ben anne diyorum.. Gözleri parlayarak bakıyor bana.. Belli gurur duyuyor o an benimle. Uzaktan büyük bir metanetle seviyor.. Minicik şeylerle mutlu olurdun çocukkende.. Seni mutlu etmek çok kolaydı.. Zorlukların üstesinden geldin hep. Çok şey yaşadın. Hepsini içinde yaşadın.. Gizli gizli ağladın hep, çaresiz kaldığında umudunu hiç kaybetmedin. Ve iyileştin kızım dedi. Sonunda iyileştiğini hissedebiliyorum.  Bir an önce çayından büyük bir yudum alırken, nefes alır gibi bir çırpıda söyleyiverdi.. Sonra domatesinden büyük bir parça kopardı. Ne kadar yaşlanmıştı.. Hayat hiçte adil davranmamıştı ona.. Benim dertlerimi kendi derdinden ayırmadan nasıl da sahiplenmişti.. Sarılmak geliyor içimden tutuyorum kendimi.. Sessizce bakıyoruz birbirmize.. Gözlerini kaçırıyor garson boşları alırken.. Şükrediyorum ona sahip olduğum için..

Kediler geliyor masamın etrafına koşarak.. Onlarda benim müdavimlerim.. Tavuklarımı didikleyip gizlice besliyorum hepsini.. Annem şakayla karışık aç kaldın gene diyor.. Eskiden onun eline küçük gelirken ellerim, şimdi onun ellerini kavrıyor sıkıca ..  Dar sokaklardan muzur bir mutlulukla geçip evimize gidiyoruz..

P.S : Bu öykü bir cumartesi huzurunda annem akşam şekerlemesini yaparken, asla eve sokmam dediği kedim kucağımda oynarken yazılmış ve anne kıymeti bilen herkese adanmıştır..

Öz

28 Ekim 2017 Cumartesi

Zaman hep aynı hızda akar..




Bazı şeylerden vazgeçmek zordur..

Geçen hafta. Günlerden pazardı. Eski bir dostumdan hatıra bir film afişini söktüm duvardan.. Sonra başka bir anıyı daha.. Neden yaptığımı bilmeden. Söktüm sadece.. Hepsinden kurtulana dek.. izleri kaldı. Cifle temizlemek için saatlerimi harcadım. Temizledim de.. Hiç olmamışlar gibi..  Sanki bir zamanlar bu duvara hevesle asmamışım gibi.. Sonra nereden geldiği belli olmayan bir toparlama dürtüsü ile kutuları döktüm ortalığa.. İlerde kesin lazım olur dediğim saçma sapan herşeyi.. Artık bana saçma gelen herşeyi..

   Mektup kutumda nasibini aldı tabi bu hırçınlıktan.. Hala mektup gönderen var mı demeyin, var.. Mektuplarını özenle saklayanlarda.. Okursam atamam diye el çabukluğu ile poşete tıkıştırdım.. Evde tutarsam dayanamam diye koşa koşa karşı kaldırımda ki konteynıra attım. Ben geçen hafta beni bir zamanlar ben yapmış olan şeyleri hayatımdan çıkardım. Belki bir parça buruklukla.. Ve şuan ne kadar kolay alıştığımı farkettim yokluklarına. Bana yakın bir yerlerde durmalarının verdiği şaşırtıcı huzur yerini küçük bir rahatlamaya bıraktı. Duvarlarım tertemiz,  kutular boş ama ben huzurluyum.

Bunları neden yazdığımı soruyorsunuz kendinize.. Ben yüklerimden kurtuldum. Geçmişe saplanıp kalmaktan vazgeçtim. Devam ediyorum. Ama devam ettiğimi bir tek benim bilmem yetmiyor herkesin bilmesini istiyorum. Güçlenerek daha sert ve daha kararlı büyüyorum. Ben küllerimi süpürdüm.. Vazgeçmek erdem mi değil mi bilemem. Ama hayatından birlerni çıkarmadan yenilerini sığdıramadığını bilecek kadar yaşadım sanırım.

Semtleri çıkardım hayatımdan başkalarını eklemek için.. Aynı anda iki farklı yerde olamazdım. Aynı anda hem baharı hem karı bulamazdım. Farklı hayatları aynı anda yaşayamazdım. Farklı şarkıları aynı anda dinleyemezdim.. Vadesi dolanları geride bıraktım. Zorundaydım. Zorundasınız. Hayata devam etmek zorundasınız..

Mevsimler değişecek sesten hızlı bir şekilde.. Olmak istediğiniz yerde olun. Sevmek istediğiniz insanı sevin. Kendinizi durdurmayın ve pişman olmayın.

Zaman mutluyken hızlı, mutsuzken yavaş akmaz.. Zaman hep aynı hızda akar.. Size nasıl hissettireceğini siz seçin ve umutlu kalın.



Sevgiler

Öz


22 Ekim 2017 Pazar

Hayat ne güzelsin..




                                  


İnsan kendisini affedince yoluna giriyormuş herşey.. 


Meğer tüm bu tantana insanın kendisi ile savaşındanmış.. Ben kazandım. Nasıl kazandığım kısmı çok iç açıcı değil ama kazandım. Kendimi affettim. Kabul ettim. Eskiden kendime söylediğim o kutsal sözü hatırladım. "Aşkın acısı bile ayrı güzel".. Gözlerimi açtım yeniden. İnsanları, hayatı kucakladım. Sigarayı ve karbonhidratı azalttım. Kırmızıları bıraktım daha toprak tonlarında daha sofr renkler keşfettim. Fazla iddialı yaşayınca fazla acı çektiğimi anladım. Sınırlarımı öğrendim. Sınırlarımın kıyısında dolaşmanın güvenli huzurunu tanıdım. Ne kadar sürede başardım, ne kadar hata yaptım ve ne çok yanıldım kimbilir.. Ama şimdi gülümsemenin farklı bir yolunu buldum. Şuh kahkahalarımın yerine tebessümler koydum. Bardaktan boşalırcasına değil daha dingin yaşamayı öğrendim. Hayatın koşturmacasına bıraktım kendimi.. En fazlasını değil yeteri kadarını almayı öğrendim. Bağıra çağıra şarkı söylemekten vazgeçip, mırıldanmayı seçtim..  Şarkıların sözlerinde acı çekmekten bıkıp müziğinde dans etmeyi öğrendim.. Meğer geceler o kadar da karanlık değilmiş. Yıldızları sevdim. Havayı tahmin etmeye çalışmanın beceriksiz komedisine kaptırdım kendimi.. Aldığım her kararın doğru olma zorunluluğu ne yormuş beni, yanlış kararlarımı, yanlış yollarımı , yanlış eşleşmiş çoraplarımı, kalabalıklarımı sevdim. Dünyanın en mendebur kedisine sahip olmayı, yılışık bir kediye sahip olmaya tercih ettim. Hayatın verdiklerini, verdiği haliyle değiştirmeden aldım, sevdim. Mutlu olmak bu kadar basitmiş meğer.. 

Haklısınız eksikleri var yaşamın. Ama mevcut hali sımsıcak, sevgi doluymuş. Ekmeğin ucu, yeni açılmış salçanın taze kokusu, kinderden çıkan gargamel, kazı kazanda 1 liradan fazla kazanmak, eski bir dostu kucaklamak, kötü bir şakaya doyasıya gülmekmiş hayat. Verdiği kadar.. Hak ettiğimden az değil. Tam hakkım olanı.. 

Ne güzelsin hayat.. Çocuk gözlerimde bir mucize olan pinokyo bisikletim gibi.. İlk düşüşüm, haylazlığım, hayallerim, tercihlerim, olmak istediklerim ve olamadıklarım, sevdiğim herkes ve beni sevenler, dinlediğim o muhteşem şarkılar, izlediğim tüm denizler, hevesle aldığım tüm nefesler için sana şükürler olsun..

Şimdi derin bir nefes alın. Ve hayatın ne kadar kısa ve ne kadar mükemmel olduğunu bir kez daha hatırlayın. Ve nefes almayı unutmayın... 

Mutlu kalın. 

P.S: Manuş baba dinlenerek, kedim telefonumun kablosunu kemirirken gülümseyerek yazılmış ve   yeni başlangıçlara adım atan tüm kadınlara adanmıştır.. 


Sevgiler

Öz 

21 Eylül 2017 Perşembe

En tanıdık acım..



 

 Ben, bende yaralar açacak bir adam istemiyorum artık. 
                                                                    Ben yaralarımı saracak birini istiyorum...



         Suskunluğum çaresiz.. Ben de bir o kadar yenik ve çaresizim. Hayatımda ilk defa susmayı seçtim.. Ve sen hiç olmadığın kadar çok konuşmayı...  Ben yolumda ki çalı çırpıyı temizleyip, devam etmeye çalışıyorum. Çünkü seninle ben diye bir şey yok. Artık yok. 3 yıl önce  bittik biz. Lanet olasıca temmuz ayında bittik. 

         Olmayacak duaya amin dememeyi öğreniyor insan zamanla.. O kadar başka biriyim, o kadar başka bir dünyadayım ki artık.. O kadar ben gibi değilim ki.. Avuçlarından su içen kıpır kıpır kadın gülhanenin arnavut kaldırımlarında kayboldu sevgilim, bu kadın bambaşka.. Ben bile zor tanıyorum kendimi.. Bilmediğim  yeni huylarım çıkıveriyor aniden. Kendimi temize çekmeye çalışıyorum. Yeni kararlar, yeni bir hayat ve en temizinden yeni bir başlangıç istiyorum. Ben iyileşmek istiyorum. Yeniden başlamak istiyorum. Seni geride bırakma zamanım geldi artık. Bu hastalıklı halden kurtulmam gerek.Yaşamak için.. Senden vazgeçmeliyim..

      Biz bir büyünün içindeydik. Herşey olması gerekenden çok daha güzeldi. İnsanın hayatında başına bir kez gelir muhtemelen bu.. Biz çok güzel bir şey yaşadık. Seni severken kabına sığmayan deli halim, hergün aynı heyecan, aynı kalp çarpıntısı, aynı aşk.. En çok o aşkı özlüyorum. Seni severken en güzel halimi gördüm ben. En güzel anılarım sana dair. Bugüne dek canımı acıtan anılarım ile barışmaya karar verdim. Artık sana kızmıyorum. Kimseye kızmıyorum. Barıştım. Önce kendimle sonra hayatla.. 

         Tanrı'nın bir planı olmalıydı.. Annemin hep dediği gibi oldu sanırım.. "Kimse için o olmazsa yaşayamam deme, Tanrı onu senden alır" Yaşayamam der ama yaşarsın, Tanrı sana onsuz yaşamayı öğretir".. Sanırım ben bunu çok acı bir şekilde deneyimledim. O yüzden yoluma devam etmem gerek. Yasımı tuttum, kızdım, saçmaladım, kendimce intikam aldım, başkaları ile tanıştım, kendimi eve kapattım, yaşadığım şehri değiştirdim, sonra geri geldim. Ağladım, çok ağladım. Yemek yerken, duş alırken, yürürken, sinemada, sokakta veya dolmuşta. durup dururken, bardaktan boşanırcasına.. Kayboldum. Kendimi kaybettim. Evimin yolunu kaybettim. En sevdiğim kolyemi kaybettim. Sağlığımı kaybettim. 

      Ama sonra güneşin doğuşunu anımsadım bir gün. Havanın ılık serinliğini.. Deniz kokusunu hatırladım.. Denizin o geniz yakan mis gibi kokusunu.. Uzun günler boyu sadece denize baktım.. Bomboş.. Deniz beni iyileştirdi.. Anlamamı sağladı, sessizliği.. Seni affettim. Kendimi de affediyorum. 

Bu acı dolu ruh halinden çıkıyorum artık. Sende çık. Gez, dolaş, yeni yeni şehirler gör. Bol bol fotoğraf çek.. En güzel karelerini yakala hayatın. Gülümseyerek bak insanlara.. Kabullen.. Devam et. Başkalarının rüyalarına tanıklık et. Biz uyandık belki ama hayat akmaya devam ediyor. Kaçırma..

Yeni yolumuz aydınlık olsun, canşenliğim.. Kalbin temiz, umudun bol, huzurun sonsuz olsun...



P.S: Manuş Baba'dan Aşkın Kederi dinlenilerek, uzun zaman sonra ilk kez giydiğim çiçekli elbisemin gururlu maviliğinde , ağlamakla karışık bir gülümseme eşliğinde yazılmıştır. İlk ve son kez sadece ama sadece O'na adanmıştır...

 Özz