Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

9 Ekim 2018 Salı

Sarsak ve aşık bir kadın..





    

     Kalbimde çiçekler açtırıyorsunuz bayım. Her anımı mükemmel kılıyorsunuz. En sıradan günler bile nasıl muazzam. Kalbim bu kadar hızlı çarpmaya alışabilir mi bilmiyorum. Hiç bu kadar hissetmemiştim yaşadığımı.. Hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Elimi ayağımı koyacak yer bulamıyorum. Nasıl geçiyorduk karşıdan karşıya ? Çay nasıl demleniyordu ? Önce soğanları mı kavuruyorduk ? En iyi yaptığım şeyleri yapamıyorum. Ve hiç kızmıyorum buna. Ben yetenekli olmak istemiyorum ya da mükemmel. Hiçbir sıfata ihtiyacım yok. Sen varsın ve ben senin mükemmelinim. Ben seninim. Sen benimsin. Bu dünyanın en güzel hissi..

   Kısacık zamanı sensiz geçiremeyeceğimi nasıl da biliyorsun. Nefes alamayacağımı.. Ağlayacağımı.. Yemek yemeyeceğimi.. Sen dönene dek hiçbir şey yapmak istemeyeceğimi.. Nasıl biliyorsun.. Sen dönene dek her güne bir şarkı düşecek şekilde liste yapıp bana göndermen. Bu kadar zarif olmayı nasıl başarıyorsun inan bilmiyorum.  Benim bir çırpıda hepsini dinleyeceğimi sonra pişman olup tek tek hepsini defalarca dinleyeceğimi biliyorsun değil mi ? Nasıl iyi tanıyorsun beni.. Gizli gizli bunu hazırlayıp.. Ah kalbim kanatlanıp sana doğru uçacak.. Durduramıyorum kendimi.. Koşup gelesim var.. Bütün yolları bitiresim.. Sadece sana bir an sarılmak için.. Bir an kokunu içime çekmek için.. 

    Bütün sarsaklığım, beceriksizliğim ile seni bekliyorum. Ve sen geldiğinde her şey çok daha güzel olacak..  Biliyorum. Az kaldı. Burnumu boynunun kenarında ısıtacağım. Ve sen buna yine güleceksin. Sakalların yüzümde dolaşacak.. Ve ben senin o mükemmel kokunda huzurla uyuyacağım.



    Bekliyorum sevgilim. 

P.S : Bu yazı R.O.D.Y Dünyada - Türkü dinlenilerek yazılmıştır ve aşkın kendisini ele geçirmesine izin veren tüm kadınlara adanmıştır.

Öz

7 Ekim 2018 Pazar

Benim küçük hazinem




   İçim sıkkın. O şarkıyı dinliyorum sabahtan beri.. Tekrar ve tekrar.. İlk kez elimin eline değdiği günün şarkısı.. Bana herşeyin daha güzel olacağını söylediğin o günün. Gözlerini kaçırmadan, hiç kimsenin görmediği yerine baktığın gün kalbimin... Israrla başa aldığım şarkıyı dinliyorum. Gözümün önünde gülümseyişin.. 

   Şiirler geliyor aklıma. Tek kelimesini hatırladığım ve senin uğraşıp bulduğun şiirler..  Her güne ait bir şarkı ile beni mutlu edişlerin.. Her santimini bedenimin ele geçiren o muazzam mutluluğum.. Senin gözlerinde gördüğüm o şevkat. Ellerimizin birbirine kenetlendiği an ki o mükemmel uyum..

   Ah sevgilim.. Herşeyin daha güzel olacağını biliyorum. Herşey daha da güzel olacak onu da biliyorum. Ama insanın içinde bir yer, daha önce orada olduğunu bile bilmediğim bir yer sızlıyor..  Ve bununla nasıl başa çıkacağımı inan bilmiyorum. Sabahtan beri ne saçmalıklarla meşgul ettim kendimi.. Bir yerden sonra hayatın koşturmacası içinde kaybolur, kafam dağılır sandım. 

   Zaman geçmedi. Zaman adildir, hep aynı hızda akar demiştin. Aklıma hep ayaklarımı yere sıkıca bastırırsam dünyanın dönüşünü hissedebileceğime olan inancım geliyor sen öyle dedikçe.. Zaman hep aynı hızla akmıyor.. Ve ben dünyanın döndüğünü sadece senin yanındayken hissedebiliyorum.. Belime sıkıca sardığın kolunu, başımı döndüren gülümsemeni, ben saçma sapan şeyler anlatırken bana uzun uzun bakışını farkedip gülümsediğimde hissediyorum dünyanın döndüğünü.. Seninle nefes alır, aynı anda aynı yöne yürürken ve tabi ki kokunla uyandığım sabahlarda anlıyorum.. Onun dışında kalan her an büyük bir yıkım bende.. Delirmekten korkuyorduk. İlk ben delirdim galiba.. 

   Zamanın düşmanım olduğunu yeniden bilmenin verdiği yılgınlık.. Hızlıca bitmeyeceğinden adım kadar emin olduğum bir takvim ayı..


P.S: Bu şarkı Kovacs / My love dinlenerek yazılmış ve beklemek zorunda kalan tüm aşık kadınlara adanmıştır. 
 
Öz

27 Temmuz 2018 Cuma

Dilek sigarası




     Uzun zamandır yersiz yağmurların yağdığı bir kentte mahsur kalmıştım. Hep aynı hüzünlü yalnızlık hissi. Yerini asla neşeye bırakmayan bir bıkkınlık. Gülümsemenin büyük bir meziyet olduğu bir dünyaydı. Her saat, her gün, her rüya bir önce ki ile aynıydı. Yağmurun çıkardığı ses bile  aynıydı. Yeni şarkılar yazılmıyordu. Ya da yeni şiirler.. Yeni filmler yoktu. Umut etmeyi sağlayacak hiçbir şey kalmadığında en karanlık zamanında şehrin.. Her şey yağmurla silinip giderken uzun boylu bir adamın yolu şehre düştü. İlk kez güneş göründü bulutların arkasında.. İlk kez gülümsemek acısızdı. İlk kez aynı değildi hiçbir şey.. 

     Bilinen hiçbir kalıba uymuyordu adam. Önceden tahmin edilebilir değildi hareketleri.. Bilinmezdi. Korkutucuydu. Kocaman elleri ile sıkı sıkı tutuyordu. Geniş göğsünde huzurla dinlendiriyordu. Sert sakallarını yüzünde gezdiriyordu. Ve gülümsüyordu. En güzel gülümseme onundu. En tanıdık ama en farklı. Gözlerinin kenarında küçücük samimi çizgiler oluşuyordu gülerken. Asla pes etmiyordu. Sorunlar eğlenceli birer bilmeceydi onun için. Tüm korkular aşılması gereken duvarlardı. Meraklıydı. Ve zeki.. Ve mantıklı.. Kahrolasıca muazzam bir mantık! Tüm kaosu parça parça ele alıp huzurlu bahaneler haline getiren garip mantık... Savaşması imkansız bir adamdı. Sevmeyi seçtim. 

    İyi ki sevdim. Ayaklarım çıplak koşturuyorum yağmurun yorduğu sokaklarda.. Endişe ile yerlere bakıyor cam kırığı kalmış mı diye..  Yeni şarkılar ezberliyorum. Daha çok şarkıyı sevebileyim diye özenle şarkılar arıyor bana.. Bol bol gülüyorum. Bu gülümsemeyi hiçbir şeye değişmem diyor sakince, her defasında.. Şiirler okuyor bana kendi sesinden.. Yeni rüyalar görüyorum, umut dolu.. Kötü rüyalar gördüğümde beni o sakinleştiriyor.. Gece yarısı, gün ortası.. Hiç farketmiyor. Yanımda.. Elini saçlarımın arasında hissediyorum her durgunluğumda.. Kokusunu hissediyorum. Sıcaklığını..

    Nefes almanın yeni bir yolu bu. Yeniyim. Öğrenmeye çalışıyorum. Anlamaya.. Kırmadan, savaşmadan, yormadan yaşamaya, yaşatmaya.. 

    16 seneden fazladır her sigara paketinden bir sigara çıkarıp dilek dileyerek ters koyan ben, artık dilek dilemediğimi farkettim. Ne zamandır çevirmiyordum sigaramı ters, Ne zamandır söylemiyordum aynı cümleleri dua gibi..Sanırım ilk kez güneş bulutların arasından çıktığından beri...

P.S: Bu yazı yann tiersen dinlenilerek, dileğinizin kabul olduğunu farketmeyecek kadar mutlu olmanız dileğiyle yazılmıştır. 

Kızkardeşlikle,

Öz




10 Haziran 2018 Pazar

Tüm yokuşları denize çıkar şimdi kalbimin..




Bir denizci hazinesini asla terk etmez.. Seni hiç terk etmeyeceğim..

Yüzümde güller açıyormuş. Gözlerim ela olduğu halde denize benziyormuş. Ellerim yumuşakmış, tenim pürüzsüz.. Tüm kaotik tavırlarım huzur veriyormuş.. Kirpi yavrusunu pamuğum diye sever misali.. Seviliyordum..

Tüm yokuşları denize dökülen Kadıköy gibi.. Yorgun ama hevesli.. Tüm yollarım ona dökülüyor. O kadar aşinayım ki.. Moda'dan rıhtıma yürür gibi.. Tüm kaldırımları, tüm ara sokakları, tüm patikaları bilerek yürüyorum. Evet sokak köpeği hep aynı köşede.. İleride kaldırımda gençler.. İyi bildiğim bir yol bu. Az geride bıraktım huysuz kedi Mukaddes'i.. Akşamcıların çıkmasına 1 saat var belli. Dar patikalar beni denize  yaklaştırıyor. Nasıl da tanıdık bir tuz kokusu bu. Hiçbir gürültü bu anın büyüsünü bozamaz. Duymuyorum. Bir kargaşa var ilerde tanıdık. Birileri yine kızmış birilerine.. Zaten hep birileri diğerlerine kızar.. Dünyanın düzeni, Kadıköy'ün kaderidir buna sahne olmak.. 

Aynı kırık kaldırım taşının üzerinden atlıyorum.. Çizgilere basa basa.. Tüm kurulu düzenlere, kurallara karşı durarak yürüyorum.. Deniz az ötemde.. O kadar yakın.. Çok iyi bilirim bu sokakları ben. Hayatım geçti burada.. Ama hep geçti. Hep bir yerden bir başka yere sürüklenerek.. Oysa şimdi kalıcı bir yuvam var. Haddinden fazla hızlı atan bir kalpte.. Yeni yollarım var.. Yeni yokuşlarım.. Ve yeni bir denizim.. 

Mutlu insanlar yazmaz diyen haklıymış. Bunca yıldır o kadar mutsuzdum ki.. Sürekli yazdım. Şimdi sadece O'na yazmak istiyorum. Tüm kelimelerim, tüm cümlelerim, tüm yazım yanlışlarım, iki noktam.. Hepsi onun olsun istiyorum. 

Affedin. Uzak kalıyorum. Ama ilk kez mutluyum. Alışmaya çalışıyorum. Bencilce.. Biliyorum.  Ben sizin kızkardeşinizim. İhanet etmedim. Sadece bir kez mutluluğun derime nüfuz etmesine izin verdim. 

P.S: Bu şarkı onun şarkıları dinlenilerek yazılmıştır. Denizin dibinden çıkardığı minicik minarelerden denizin sesini duymaya çalışan tüm umutperest kadınlara adanmıştır.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Müttefik..










    Nefes alamıyordum. Ne kadar da zordu yaşama tutunmak! Ellerimden kayıp gidiyordu güzel olan herşey.. Ben sadece izliyordum büyük bir bıkkınlıkla.. O kadar halsiz o kadar çaresizdim ki.. Kendimi sadece yaşadığıma inandırıyordum. Daha önce hiç tam olmadıysanız, eksik olduğunuzu anlamıyorsunuz.. Zamanla doğrusu böyleymiş, başka türlüsü yokmuşçasına yaşıyorsunuz..  Hayal etmekten korkup kabulleniyorsunuz.. Ve en kötüsü duvarlarınız gittikçe kalınlaşıyor... Hergün bir kat daha tuğla örüyorsunuz.. Güvende hissetmenin tek yolu buymuş gibi.. Kimse zor olan yolu seçmez çünkü.. Herkes bir kapı varsa girmeye çalışır içeri.. Ama ya kapı yoksa...

    Kapısı olmayan taş duvardan bir kalenin içinde kendi şarkılarımı söylüyordum. Doyacağım kadar erzağım, yıllardır yeni şarkılar eklemediğim müzik listem, deniz yerine koyup ümitle baktığım bir parça su birikintim vardı. Herşey bana kadardı.. Mutlu değildim ama mutsuz da değildim.. Yaşıyordum işte.. Kimseye değmeden, dokunmadan, sokulmadan.. Sessizce.. Kapının çalmasını beklemeden..

    Bir gün nasıl olduğunu anlayamadığım tanıdık bir ses yankılandı duvarlarımda.. Samimi, sıcak, nazik, zarif ve aynı zamanda kırgın, yaralı, ümitsiz.. Tanıdık bir kalp çarpıntısı.. Sanki yıllardır benimleymiş gibi.. Annemin beni uyutmak için söylediği o fransızca ninni gibi.. Sımsıcak gülen gözleri ile karşımda belirdi. Herşeyin daha güzel olacağına ikna oldum o saniye.. Ceketinin iç cebinde sakladığı 3 küçük papatya ile geldi bana.. Her gelişi ayrı muazzam, her gelişi ayrı bir heves.. Korkularımı sildi, endişelerimi, hezeyanlarımı.. Kötü giden ne varsa.. Elinin değdiği herşeyi güzelleştirdi.. Yeni şarkılar verdi bana.. Su birikintimi deniz ile değiştirdi. En derin korkularımı en basit sorunlarmış gibi hissettiren o derin gülümsemesi ile baktı bana her kaçmaya çalıştığımda.. Ellerimi avuç içlerinde büyük bir nezaketle sakladı.. İkna edemediğinde elimi kalbinin üzerine koydu. Kalp atışları yalan söyleyemezdi.. Biliyordum. Yüzüm düştüğünde, başımı yaslamam için omuzu oradaydı. Yükümü paylaşmaya gelmişti, hayat tek başına yaşanılamaycak kadar zordu. Biliyordu, bana da öğretti. 

    Yeniden derin nefesler alabileceğime inanmıyordum. Gülümserken gözlerimin içinin de gülebileceğini.. Tam olmak nasıldır bilmiyordum. Bir insanın bir başkasının kalbini onarmak için çaba sarfedebileceğine de inanmıyordum.. Ah ne güzel şey insanın maskeler takmak zorunda olmaması.. Tamamen sen olduğun için yanında olan bir adam bulabilmek. Huzurlu bir diz, güvenli bir omuz. Ne güzel şey müttefik olmak...

    Ortalık  biraz dağınık biliyorum. Tam bir karmaşayım. Her zaman endişeli ve çokça kırgınım. Vazgeçmek, en kolay yaptığım şey. Tedirginim. Hayatı büyük bir endişe içinde yaşıyorum. Korkularım var.. Atlatamadıklarım.. Tüm bu kaos içinde zamanın donup kaldığı bir'an' hediye etti Tanrı. Ve ne kadar adil olduğunu bir kez daha kanıtladı. 

    Ah.. Umut ne güzel şeysin. Muhakkak sendeleyeceğiz. İki kırık kalpten iyi kimse bilemez bunu.. Ama birlikteyken yenilmez olmak.. Tüm kimliklerin dışında bir olmak.. Biz olabilmek.. Bir yandan nefesimiz kesilirken heyecandan, bir yandan sadece birbirimizin yanında derin nefesler alabilmek.. Ne söylesem az, ne söylesem eksik.. Hangi sonsuz cümleyi kursam yarım kalacak.. 

Hoşgeldin..

P.S: Bu yazı kalbinde çiçekler filizlenen bir kadın tarafından, onun şarkıları listesi sıradan çalarken yazılmıştır. Kapısı olmayan kalelerinde umutsuzca bekleyen tüm  kırgın kadınlara adanmıştır. 

Öz

6 Mayıs 2018 Pazar

Evelyn'e ithafen...




       Uzun zamandır tüm geceler siyahtı.. Uzun zamandır tutamıyordu kendini.. Sinirleri çelik gibi olan kadın değildi artık. Yorgun ve bıkkındı. Hayata dair tüm umutları tüm tezleri büyük bir nezaketsizlik eşliğinde çürütülmüştü.. Elini değdirdiği herşey çirkinleşiyordu. Baharlar yalancıydı, çiçekler ise solgun. Miyop gözleri tüm güzellikleri görmesini engelliyordu. Gözlüklerini kaybetmişti.. Herşey flu, herşey fazlasıyla birbirine geçmişti. 

     Aklında çılgın bir fikir yokmuş gibi gülümsüyordu. Ölüm döşeğinde ki hastaların son gün acı çekmemesi gibi.. Gülüyordu.. Sanki vazgeçen o değildi.. Ahh. Nasıl huzurlu nasıl dingindi uzun zaman sonra.. 

    Planını netleştiriyordu. Kansız ve mümkünse zarif olmalıydı. Tarih kadınların ne kadar zarif ölümleri seçtiğini hep yazmıştır. Evelyn gibi.. Ama yükseklik korkusu olan biri o kadar yüksekten kendini boşluğa bırakamazdı. Tüm hayatı koşturmaca ve kaos olan biri kendini bir arabanın önüne atamazdı. Writecutters'ı izlemiş kimse kesemezdi bileklerini. Ama 'Risin' ona en sade en zarif yolu göstermişti. Kimseye mektup yazmayacaktı. Herkes için yaşamış, herkese koşmuş ama sadece kendisi için ölüyordu. Evet üzülecek insanlar vardı. Mesela arkasından uzun duygulu konuşmalar yapacak dostları, yanlış yaptığını düşünen sözde arkadaşları, paramparça olmuş bir aile ve neden yaptığını bilen bir tek kişi kalacaktı. O kişi onun hikayesinin doğru anlatıldığından emin olmak için kalmak zorundaydı. Çünkü bir kişi en azından bilmeliydi. Neden yaptığından ziyade neden hıdırellezi seçtiğini mesela.. Neden kırmızı ayakkabılar giydiğini.. Neden deniz kenarında başkası için dilenmiş dilekleri suya attığını, saçlarını kontrol altına almayı başaramadığı için dağınık bıraktığını, son görmek istediği şeyin deniz olduğunu bilen biri olmalıydı. Yaşadığına şahitlik etmesi için..

     Saatinin dolmasını yapayalnız beklerken Kuleli kıyısında.. Neden yalnız oturuyor bu kadın diye bakan çarpık gözlere aldırmadan Forget what i said'in huzurlu derinliğinde neden kaybolduğunu bilemeyeceklerdi.. Çünkü kimsenin vakti yoktu, durup ince şeyleri anlamaya... 

    Ve zamanları dolduğunda zarifçe terk etmenin nezaketinden yoksunca, yarın yokmuşçasına koşarak büyük bir kaos içinde yaşama azimleri vardı.. Takdir ediyordu. Ama bilge bir adamın zamanın periyodunun dışında kalan bir günde söylediği gibi;  başka seçeneği kalmadığı için gidiyordu.. Seçeneği olanlar devam ederken, o usulca ruhunun bedeninden ayrılışına tanıklık ediyordu.. Gidiyordu ve hiç pişman değildi.. Bir kez aşık olmuş, bir kez olsun sınırsızca gülmüş, bir insana yardım etmiş, bir dost edinmiş, en az bir kez dans etmişti yağmur altında.. Artık  bırakabilirdi savaşı..

     Geride kalan herkes tahmin ettiği gibi davranmıştı. Bir tek kişi neden yaptığını anlamıştı.. Yol arkadaşıydılar. Anlamıştı ama kızgındı .Geride kalan herkes kadar, belki daha çok kızgındı.. Paralel bir evrende Evelyn ile dizdize otururken bile hissediyordu kızgınlığını.. Keşke onun sırtını sıvazlamanın bir yolu olsaydı, rüzgar dışında..

P.S: Bu yazı içinde de özellikle söylendiği üzere Hıdırellez gecesinde, forgat what i said dinlenilerek yazılmıştır. Ve hayattan büyük bir tevazu ile vazgeçen tüm kadınlara adanmıştır..

Öz

29 Nisan 2018 Pazar

Yolculuk


 Yoldan korkmuyorum. 
Görmem gerek, denemem gerek.. 
Derinlerde dönen kıvrımlar ile..         
 Ve herşey güzel olacak...   
Noir Désir / Le vent Nous Portera



   Dibe vurduğunu anlaması çok zaman alıyor insanın.. Ben tek kişilik bir koltukta ayaklarımı göğsüme çekmiş bir sigaramı diğeri ile yakarken, yoldan geçen araçlara dalgın bakarken anlamıştım. Hiçbirşey düşünmeden _herşeyi düşünürken_ bir hafta boyunca üzerinden kalkmadığım koltukla bütünleşirken anlamıştım. Bundan daha kötüsü olamaz, dedim artık. Bundan daha dibini göremem. Muhtemel tüm senaryolar aklımdan akıp giderken, hiçbirinin canımı daha çok yakamayacağını farkettim bir an! Fazlaca dolmuş küllükte izmaritimi bir diğer sigaranın kenarına zorlukla sığdırıp kalktım koltuktan. Dibi kalmış soğuk kahvemi döktüm.. Pijamalarımı çıkarıp çiçekli elbisemi giydim. Çiçekli elbiseleri hep sevmiştim. Valizimi hazırlayıp çıktım..

    Bazen yeniden doğmak için önce öldüğünü hissetmek gerekiyor sanırım.  Herşeyin bittiğini kabullenmek. Kabullenmiştim. Aynı kadın olamayacağımın  verdiği tuhaf tedirginlik ile sokağa bıraktım kendimi.. Yolları yeniden tanıyormuş gibi. Yürümeyi en başından öğreniyormuşçasına.. Evime gidecek otobüse bir bilet aldım. Cam kenarına yerleştim. Hafta içi öğlen saatleri şehirlerarası otobüsler daha bir boştur.. Sessizliği dinledim yol boyu. Tüm yol yeni hayatıma hazırlandım adım adım. Eskisi gibi coşkulu değil belki ama dingin ve huzurlu hayatıma.. Değiştim. Başak Buğday'ın o çok sevdiğim dizelerini hep tekrarladım içimden -"Tamam, yılan farklı ama ısırdığı yer her seferinde aynı ise ahmaklık sende be güzelim" dedi. Yaşlı değildi ya da kızılderili. Sadece anneanneydi. Bence bu kadarı bile yeter.-  Yılana kızmak kolay olandı. Aynı yerden sürekli kırılıyor isem bu benim kabahatim olmaz mıydı? Olurdu elbet. Demek ki en çok orayı korumalıydım insanlardan. Ben o yolculuk boyunca bunu kendime tekrar ettim. Haklıydı Başak.. Hep haklı çıkardı zaten. Terzi kendi söküğünü dikemez sözü yalan değildi. Ben kendimi onun beni anlattığı kadar güzel ifade edemezdim. 

    Otobüs evime geldiğinde deniz farklı kokuyordu. Ben farklı hissediyordum. "İnsan doğduğu yeri memleketi seçer, oradan ayrılamaz demişti" muazzam ve yerinde cümlelere sahip bir eski zaman beyefendisi... Ayrılamıyordum. Haklıydı. Dönüp dolaşıp kendimi bu kalabalık şehrin akışında kaybolmuş buluyordum. Ve bu karmaşanın tuhaf tanıdıklığında..

    Herşeyi en başından öğrenmek keyifliydi. Kendimi en başından tanıdım. Kendim için yaşamam gerektiğini, en doğru kararın benim kararım olduğunu, hayatın, insanların, mutluluğun ve tabi ki mutsuzluğun bir sınırı olduğunu.. Sınırların hayatı daha güvenli kıldığını.. Sonsuzluk kavramının soyutluğunun hiçbirşey kazandırmayacağını öğrendim. Bir yol bir insana hazır olduğunda neler öğretebilirse hepsini öğrendim. Ve yeni Öz ile tanıştım. Daha vakur, daha sert, daha özgür, daha dingin.. 

    Bunu yazmalıydım.. Çünkü bunu hiç anlatmadığımı farkettim. Hep kötü şeyler olmuyordu hayatta.. Bazen bir koltukta bomboş otururken yeni hayat başlıyordu, farketmeden. Kaçman gerektiğinde kaç! Kalman gerektiğinde kal ve savaş! Dibe mi vuracaksın en dibi olsun. Ağlıyor musun en çok sen ağla. Bitti mi diyorsun, artık daha kötüsü olamaz mı sence? O zaman yolculuk zamanın gelmiştir. Bir yolculuğa çık. Cam kenarından bir bilet al. Kimseye kendini anlatmak zorunda değilsin. Yolculuğunun seni büyütmesine izin ver. Korkma! Herşey çok güzel olmayacak belki ama daha kötü de olmayacak..

     P.S: Bu yazı Noir Désir / Le vent Nous Portera tekrar ve tekrar dinlenilerek yazılmıştır. Birbirini gerçekten anlayan, konuşmadan birbirlerini duyan, tam olması gereken zamanda bir anda orada olan, huzur veren tüm insanlara adanmıştır.


 Öz

 

15 Nisan 2018 Pazar

Öğleden sonra





 Hayatın içinde durup dinlenebilirsiniz. Güzel bir şarkıyı onlarca kez dinleyebilirsiniz. Yürürken bir anda dönüp ters istikamete gidebilirsiniz. Hayat olması gerektiği gibi akarken bunu değiştirebilirsiniz. Çorbayı hep aynı yöne karıştırırken hızla ters yöne karıştırdık biz. Karmaşayı da dinginliği de biliriz. Ve kimsenin inanmadığı hayallere sarılmayı, sahiplenmeyi de..


Ve durdu. Bir anda yürürken.. Aniden.. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Arkasında yürüyen adam sinirli bir şekilde söylenerek yanından geçti. Kadın kıpırdamıyordu. Gözleri kapalı, elleri iki yanında açık.. Boynunu melodik bir şekilde sola doğru çevirdi.. Sanki dinlediği şarkının o kısmı hareket etmeden dinlenmeliydi.. Gözlerini açtığında gittiği yönün tam tersi yöne yürümeye başladı. Oturduğum kafenin boş bir masasına oturup koyu bir kahve sipariş etti. Yüzünde huzurlu tuhaf bir gülümseme vardı. Gözlerimi alamıyordum. Kişisel alanına saygı duyup onu rahat bırakmayı çok istedim. Ama o kadar dingin görünüyordu ki yapamadım. Aynı derecede koyu kahvemden büyük bir yudum aldım. Bir sigara yaktı, bende yaktım. Gözlerini arada aralayıp etrafı kararsız bakışlarla süzdü.. Sonra elini boynuna götürüp ensesini ovdu.. Yorgundu. Belli ki kırgındı da.. Ama mücadele etmekten vazgeçmemekte kararlı olduğu her halinden belliydi.. Yüzü an be an değişiyordu. Bir an durgun, bir an kaşları çatık, başka bir anda gülümsüyordu. Anlamaya çalışıyordu birşeyi, belki özümsemeye.. Nasıl yakın, nasıl tanıdık geldi hali.. Aynaya bakıyor gibi baktım kadına.. Telefonunu eline aldı ve zannederim şarkıyı başa sardı. Gözleri yeniden kapandı. Boynu sol tarafına doğru seyirdi. Bu sefer eli kalbinin üzerinde dudaklarını kıpırdattı. Şarkının o kısmı ile kavgası bitmişti. Gülümsedi.

Gözlerini yeniden araladığında beni gördü. Utanarak gözlerimi kahve fincanıma diktim. Beceriksizce bir sigara yaktım. Bir süre kıpırdamadım sanırım. Hareket etmezsem görünmez olacağıma dair çocukluktan kalma bir inancım vardı. Başımı yeniden kaldırdığımda uzaklaştığını gördüm. Ve masasında bir kağıt. Merakıma yenik düşüp kağıda baktım.Ne anlama geldiğini bilmediğim tek bir cümle.. Comptine d'un autre été, I'aprés-midi.. 

Hızla telefonuma yazdım.. Benimle şarkısını paylaşmıştı.. Şarkıyı açtığımda o tanıdık melodiyi duydum.. Piyanonun sert, uyumlu, cesur ve korkak halini.. Aynı yerinde durduğumuza tüm inancımla yemin edebilirim. Aynı yerinde şarkının derin bir nefes aldık. Aynı yerde gözümüzü yumduk.. Aynı yerde elimiz kalbimize gitti.. O öğleden sonra biz bir filmin içinde ki iki kırgın kadındık. Birbirimize iyi gelmek için yönetmen ustaca yollarımızın kesişmesini sağlamıştı.. Ve benim bir hikayem daha olmuştu.. Her nota farklı bir mimikti artık yüzümde..


P.S: Bu yazı Amelia filminin muazzam müziği dinlenerek yazılmıştır. Yaralarını seven, onları olgunlukla kabullenen, büyürken kalbini kirletmeyen, etrafındakilere ışık saçan tüm kadınlara adanmıştır. 

Öz

24 Mart 2018 Cumartesi

Bir 'an'





Daha önce sana bu kadar ihtiyaç duymamıştım. Daha önce hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım. Hiç bu kadar korkmamış hiç bu kadar perişan olmamıştım.. Bir şekilde yaşamanın yolunu bulmuştum hep.. Ama şimdi bittim. Bildiğim her yol, her çare çıkmaz sokak. Ah, baharım.. Ah can şenliğim.. Aklım çıkıyor siren seslerinden.. Gece yarısı soluk seslerini dinliyorum.. Hatırlıyor musun ? Bir kez daha buna benzer ama bunun gibi olmayan bir korku yaşamıştım. Karaladığım bir kaç satırdan sonra yazmıştın bana.. Söylememmiştim sana ne kadar iyi geldiğini.. Ama şimdi kimse iyi gelmiyor bana.. Kimseler yetmiyor iyileştirmeye beni.. 

O kadar zamandır uyuyamıyorum ki.. Rüyalarıma gelemiyorsun. En azından orada beni teselli ederdin.. Herkese iyiymiş rolü yapmaktan yoruldum ben. Otomatik yanıtlar vermekten yoruldum. Ben çok yorgunum.. Demokrasi parkında ağaçların arasından yansıyan güneşte gözümü kısmayı özledim.. Dizlerinin rahatsız rahatlığında ki huzuru özledim. Denizin senin yanında daha güzel kokmasını... Çayın her daim tavşan kanı oluşunu özledim. Daha genç ve daha dirayetli halimi özledim. Herşeyi başarabileceğime inandıran o derin gözlerini özledim. 

Ah.. Parmak boğumlarına aşık olduğum.. Benim soğuk, mesafeli ama temiz kalpli sevgilim.. Senden sonra herşeyin tepetaklak gidişini izlemeye mecbur bırakıldım. Sanki hayat birşeylerin öcünü benden almaya karar verdi. Sanki senden vazgeçmemin cezasını sevdiklerimle ödüyorum. Korkuyorum sevgilim. Çok korkuyorum ben. Eskisi gibi gözü kara değilim. Yemin ederim kapı çalışından korkuyorum. Sessizlikten ve gürültüden.. Ve denizin dalgasından.. Korkuyorum herşeyden.. Senden başka kimseye anlatamayacağım şeylerin hergün artmasından korkuyorum.. Aynı kadın olmayışımdan.. Babamın iyileşememesinden, elimden geleni yapamamaktan ve senden vazgeçtim diye onun da benden vazgeçmesinden.. Çok korkuyorum ben.

Keşke göğsüne yaslanıp kalp atışlarını dinleyebileceğim bir 'an' borcu olsa hayatın bana.. Ve denizin en güzel köşesinde bu borcunu ödesen bana.. Keşke bir an olsun korkularımdan, endişelerimden, pervasızlığından hayatın sıyrılabilsem. Bir an dinlenebilse kalbim.. Soluklanabilsem.. Kaldığım yerden devam etmek için güç toplasam..

Keşke hayatın bana bir borcu olsa..

P.S: Bu şarkı tüm korkularını avuçlarında saklayan bir kadın tarafından Sena Şener / Sevmemeliyiz dinlenilerek yazılmıştır. Ümitsizliğe düşen tüm yol arkadaşlarına adanmıştır...


Öz

15 Şubat 2018 Perşembe

Söz




Nasıl çaresiz nasıl umutsuz nasıl kendimden bi haber günler geçirdim. Elime kağıdı kalemi almak zulümdü. Okumadım, yazmadım, yemedim ihtiyacımdan fazlasını,  yemin ederim bir ssatır şarkı bile mırıldanmadım. 

Hayat bazı zamanlar beni en sevdiklerimle sınıyor.. Gene babam.. Gene bir ambulans sireni.. Gene umutsuz bir bekleyiş.. Ah benim içler acısı çaresizliğim.. Ah benim herkesi teselli edipte kendime sarılamayışım! Ah.. Ne kadar korktum.. Ne kadar çekildi içim.. Nasıl bıraktım bir anda yaşamayı.. Nasıl terk ettim hayatı!!!

Babamın prensesim diyişini duyana dek nefes aldım mı cidden ? Hatırlamıyorum. Ve neyi fark ettim biliyor musun ? Babam yoğun bakımda kapıların ardında lanet olasıca kablolar sayesinde yaşamaya çalışırken, çektiğim herşeyin ama herşeyin aslında o kadar da kıymetli olmadığını anladım. Babam bizi bırakıp gidebilirdi. İstediğinden değil. Kalbi ve beyni artık bu dünyayı kaldıramadığından.. Gidebilirdi. Sevgililer gününde çiçek alamazdı bana artık. Her akşam kapıyı açamazdı. Her sabah uyandırmak için didinemezdi. Beni gördüğünde gülümseyemezdi. İstemediğinden değil.. Ama yapamazdı. Uzaklardan izlerdi belki sadece.. Bu kadar ince bi çizgiydi.. Bu kadardı hayat! Zikzak çizmekten vazgeçen bir monitör akışında yaşam aramaktı.. 

Çok şükür, binlerce kez şükür Tanrı bir kez daha izin verdi. Ve ben anneme verdiğim sözü tutabildim. Ben babamı almadan gitmem burdan demiştim, hastane bahçesinde.. Babamı alıp döndüm.. Onun o gür sesi ile inliyor ev gene.. Meraklı bakışları ve huzurlu kokusuyla yaşıyorum çok şükür.

Yani demem o ki ben bu sene 1 yaş almadım ömrümden belki 10 yaş ve büyük birer göz torbaları aldım. Gergin çizgiler.. 

Ben bi başkasının benim kalbimi kırdığı için üzülmeyeceğim bir daha.

Kendime söz verdim.

Ve ben sözlerimi hep tutarım..

P.S: Bu satırlar babasının horlama sesini ninniye benzeten 30 yaşında bir prenses tatafından yazılmıştır. Ve tüm babaların  prenseslerine büyük bir aşkla sarılmaları umuduna inanılmıştır...


Sevgiler

Öz