Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

15 Nisan 2018 Pazar

Öğleden sonra





 Hayatın içinde durup dinlenebilirsiniz. Güzel bir şarkıyı onlarca kez dinleyebilirsiniz. Yürürken bir anda dönüp ters istikamete gidebilirsiniz. Hayat olması gerektiği gibi akarken bunu değiştirebilirsiniz. Çorbayı hep aynı yöne karıştırırken hızla ters yöne karıştırdık biz. Karmaşayı da dinginliği de biliriz. Ve kimsenin inanmadığı hayallere sarılmayı, sahiplenmeyi de..


Ve durdu. Bir anda yürürken.. Aniden.. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Arkasında yürüyen adam sinirli bir şekilde söylenerek yanından geçti. Kadın kıpırdamıyordu. Gözleri kapalı, elleri iki yanında açık.. Boynunu melodik bir şekilde sola doğru çevirdi.. Sanki dinlediği şarkının o kısmı hareket etmeden dinlenmeliydi.. Gözlerini açtığında gittiği yönün tam tersi yöne yürümeye başladı. Oturduğum kafenin boş bir masasına oturup koyu bir kahve sipariş etti. Yüzünde huzurlu tuhaf bir gülümseme vardı. Gözlerimi alamıyordum. Kişisel alanına saygı duyup onu rahat bırakmayı çok istedim. Ama o kadar dingin görünüyordu ki yapamadım. Aynı derecede koyu kahvemden büyük bir yudum aldım. Bir sigara yaktı, bende yaktım. Gözlerini arada aralayıp etrafı kararsız bakışlarla süzdü.. Sonra elini boynuna götürüp ensesini ovdu.. Yorgundu. Belli ki kırgındı da.. Ama mücadele etmekten vazgeçmemekte kararlı olduğu her halinden belliydi.. Yüzü an be an değişiyordu. Bir an durgun, bir an kaşları çatık, başka bir anda gülümsüyordu. Anlamaya çalışıyordu birşeyi, belki özümsemeye.. Nasıl yakın, nasıl tanıdık geldi hali.. Aynaya bakıyor gibi baktım kadına.. Telefonunu eline aldı ve zannederim şarkıyı başa sardı. Gözleri yeniden kapandı. Boynu sol tarafına doğru seyirdi. Bu sefer eli kalbinin üzerinde dudaklarını kıpırdattı. Şarkının o kısmı ile kavgası bitmişti. Gülümsedi.

Gözlerini yeniden araladığında beni gördü. Utanarak gözlerimi kahve fincanıma diktim. Beceriksizce bir sigara yaktım. Bir süre kıpırdamadım sanırım. Hareket etmezsem görünmez olacağıma dair çocukluktan kalma bir inancım vardı. Başımı yeniden kaldırdığımda uzaklaştığını gördüm. Ve masasında bir kağıt. Merakıma yenik düşüp kağıda baktım.Ne anlama geldiğini bilmediğim tek bir cümle.. Comptine d'un autre été, I'aprés-midi.. 

Hızla telefonuma yazdım.. Benimle şarkısını paylaşmıştı.. Şarkıyı açtığımda o tanıdık melodiyi duydum.. Piyanonun sert, uyumlu, cesur ve korkak halini.. Aynı yerinde durduğumuza tüm inancımla yemin edebilirim. Aynı yerinde şarkının derin bir nefes aldık. Aynı yerde gözümüzü yumduk.. Aynı yerde elimiz kalbimize gitti.. O öğleden sonra biz bir filmin içinde ki iki kırgın kadındık. Birbirimize iyi gelmek için yönetmen ustaca yollarımızın kesişmesini sağlamıştı.. Ve benim bir hikayem daha olmuştu.. Her nota farklı bir mimikti artık yüzümde..


P.S: Bu yazı Amelia filminin muazzam müziği dinlenerek yazılmıştır. Yaralarını seven, onları olgunlukla kabullenen, büyürken kalbini kirletmeyen, etrafındakilere ışık saçan tüm kadınlara adanmıştır. 

Öz

24 Mart 2018 Cumartesi

Bir 'an'





Daha önce sana bu kadar ihtiyaç duymamıştım. Daha önce hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım. Hiç bu kadar korkmamış hiç bu kadar perişan olmamıştım.. Bir şekilde yaşamanın yolunu bulmuştum hep.. Ama şimdi bittim. Bildiğim her yol, her çare çıkmaz sokak. Ah, baharım.. Ah can şenliğim.. Aklım çıkıyor siren seslerinden.. Gece yarısı soluk seslerini dinliyorum.. Hatırlıyor musun ? Bir kez daha buna benzer ama bunun gibi olmayan bir korku yaşamıştım. Karaladığım bir kaç satırdan sonra yazmıştın bana.. Söylememmiştim sana ne kadar iyi geldiğini.. Ama şimdi kimse iyi gelmiyor bana.. Kimseler yetmiyor iyileştirmeye beni.. 

O kadar zamandır uyuyamıyorum ki.. Rüyalarıma gelemiyorsun. En azından orada beni teselli ederdin.. Herkese iyiymiş rolü yapmaktan yoruldum ben. Otomatik yanıtlar vermekten yoruldum. Ben çok yorgunum.. Demokrasi parkında ağaçların arasından yansıyan güneşte gözümü kısmayı özledim.. Dizlerinin rahatsız rahatlığında ki huzuru özledim. Denizin senin yanında daha güzel kokmasını... Çayın her daim tavşan kanı oluşunu özledim. Daha genç ve daha dirayetli halimi özledim. Herşeyi başarabileceğime inandıran o derin gözlerini özledim. 

Ah.. Parmak boğumlarına aşık olduğum.. Benim soğuk, mesafeli ama temiz kalpli sevgilim.. Senden sonra herşeyin tepetaklak gidişini izlemeye mecbur bırakıldım. Sanki hayat birşeylerin öcünü benden almaya karar verdi. Sanki senden vazgeçmemin cezasını sevdiklerimle ödüyorum. Korkuyorum sevgilim. Çok korkuyorum ben. Eskisi gibi gözü kara değilim. Yemin ederim kapı çalışından korkuyorum. Sessizlikten ve gürültüden.. Ve denizin dalgasından.. Korkuyorum herşeyden.. Senden başka kimseye anlatamayacağım şeylerin hergün artmasından korkuyorum.. Aynı kadın olmayışımdan.. Babamın iyileşememesinden, elimden geleni yapamamaktan ve senden vazgeçtim diye onun da benden vazgeçmesinden.. Çok korkuyorum ben.

Keşke göğsüne yaslanıp kalp atışlarını dinleyebileceğim bir 'an' borcu olsa hayatın bana.. Ve denizin en güzel köşesinde bu borcunu ödesen bana.. Keşke bir an olsun korkularımdan, endişelerimden, pervasızlığından hayatın sıyrılabilsem. Bir an dinlenebilse kalbim.. Soluklanabilsem.. Kaldığım yerden devam etmek için güç toplasam..

Keşke hayatın bana bir borcu olsa..

P.S: Bu şarkı tüm korkularını avuçlarında saklayan bir kadın tarafından Sena Şener / Sevmemeliyiz dinlenilerek yazılmıştır. Ümitsizliğe düşen tüm yol arkadaşlarına adanmıştır...


Öz

15 Şubat 2018 Perşembe

Söz




Nasıl çaresiz nasıl umutsuz nasıl kendimden bi haber günler geçirdim. Elime kağıdı kalemi almak zulümdü. Okumadım, yazmadım, yemedim ihtiyacımdan fazlasını,  yemin ederim bir ssatır şarkı bile mırıldanmadım. 

Hayat bazı zamanlar beni en sevdiklerimle sınıyor.. Gene babam.. Gene bir ambulans sireni.. Gene umutsuz bir bekleyiş.. Ah benim içler acısı çaresizliğim.. Ah benim herkesi teselli edipte kendime sarılamayışım! Ah.. Ne kadar korktum.. Ne kadar çekildi içim.. Nasıl bıraktım bir anda yaşamayı.. Nasıl terk ettim hayatı!!!

Babamın prensesim diyişini duyana dek nefes aldım mı cidden ? Hatırlamıyorum. Ve neyi fark ettim biliyor musun ? Babam yoğun bakımda kapıların ardında lanet olasıca kablolar sayesinde yaşamaya çalışırken, çektiğim herşeyin ama herşeyin aslında o kadar da kıymetli olmadığını anladım. Babam bizi bırakıp gidebilirdi. İstediğinden değil. Kalbi ve beyni artık bu dünyayı kaldıramadığından.. Gidebilirdi. Sevgililer gününde çiçek alamazdı bana artık. Her akşam kapıyı açamazdı. Her sabah uyandırmak için didinemezdi. Beni gördüğünde gülümseyemezdi. İstemediğinden değil.. Ama yapamazdı. Uzaklardan izlerdi belki sadece.. Bu kadar ince bi çizgiydi.. Bu kadardı hayat! Zikzak çizmekten vazgeçen bir monitör akışında yaşam aramaktı.. 

Çok şükür, binlerce kez şükür Tanrı bir kez daha izin verdi. Ve ben anneme verdiğim sözü tutabildim. Ben babamı almadan gitmem burdan demiştim, hastane bahçesinde.. Babamı alıp döndüm.. Onun o gür sesi ile inliyor ev gene.. Meraklı bakışları ve huzurlu kokusuyla yaşıyorum çok şükür.

Yani demem o ki ben bu sene 1 yaş almadım ömrümden belki 10 yaş ve büyük birer göz torbaları aldım. Gergin çizgiler.. 

Ben bi başkasının benim kalbimi kırdığı için üzülmeyeceğim bir daha.

Kendime söz verdim.

Ve ben sözlerimi hep tutarım..

P.S: Bu satırlar babasının horlama sesini ninniye benzeten 30 yaşında bir prenses tatafından yazılmıştır. Ve tüm babaların  prenseslerine büyük bir aşkla sarılmaları umuduna inanılmıştır...


Sevgiler

Öz

26 Ocak 2018 Cuma

Selam olsun yaralarına tuz basanlara..





Mevsimler hızla değişirken, kök salacak bir yer, karanlıkta bir deniz feneri, hüzünlü bir şarkıda ki umut kırıntısına selam olsun... 


Zaman perondan koşarcasına ayrılan bir hız treni gibiydi.. İzlemek sadece başınızı döndürürdü.. Ve o yas hali.. Gidenlerin ve kalanların arasında hiçkimse oluşunuz.. Hiç kimseye benzemeyen haliniz.. Şarkılar hüzünlü ve sahici umutsuzluğunda kendinize sarılmanız.. Çaresizce avunma çabanız.. Can kazaz'ın sesinden yükselen kaçma hissi.. Kaçamamak! Olduğunuz yere çivilenmek , korkudan tabiri caizse donakalmak.. 

Kuru bir dalda çaresizce kalan son yeşil yapraktım ben. Kollarımı kendime sarmak, kendimi teselli etmek zorundaydım. Gece yarısı açılan üstümü kendim örtmeliydim. Hasta çorbamı kendim yapmak ve kendi kendimi naza çekmeliydim. Bazı kırgınlıkların bazı yaralarını kendim kapatmalıydım. Geri gelemeyeceklerin yollarını kendim beklemeliydim. 

Tuz basıp yarama, kırmızı rujumu bir kat fazla sürmeli ve diğer tüm insanların içinde en mutlu ben görünmeliydim..
İyileşemiyorsan eğer iyiymiş rolü yapmayı öğrenmek zorundasın..

P.S : Bu yazı çift kişilik yatağın ortasında yatan, kendisinden başkasına ihtiyacı kalmamış o çok yaralı kadınların yarasına üflemek için yazılmıştır. Yalnız değilsin!

Kızkardeşlikle,

Öz

6 Ocak 2018 Cumartesi

Ah..




Hiç ah etmedim! Bazen aklımdan geçti geçmedi diyemem, ama hiç kalbimden geçmedi.. Hiç ah edemedim. En iyisi olsun istedim. En iyisini yaşa! En iyisi çıksın karşına. En güzel sabaha sen uyan en güzel gökyüzüne sen bak. En güzel tesadüfler sana rastlasın. En büyük mucizeler seni bulsun. Tüm duaların kabul olsun. Hep bunu istedim. Hala daha bunca acıya bunca kırgınlığa rağmen sadece bunu istiyorum. Sen mutlu ol. Çünkü biliyorum ki sen mutlu olursan benden vazgeçersin. Ve sen benden vazgeçersen ben iyileşirim. 

Anlamıyorsun beni. Bu acı fazla derin fazla büyük.. Bu acıya tahammül edemiyorum. Ben bunu kaldıramıyorum artık. Ve sen hiç kolaylaştırmıyorsun bunu.. Bir uçurumun kıyısında geziyormuşum gibi.. Son bir nefes hakkım varmış gibi yaşıyorum. Bana ait kalan bir burası var.. Bunu alma benden. Burayı kapatmak zorunda bırakma beni. Buraya ihtiyacım var. Devam edebilmek için yazdıklarımı okuyan bir kaç kırgın kalbin bana yazacağı bir cümleye ihtiyacım var. Burası benim sığınağım. Evim.  Bana sözlerinin dokunmasını  engelleyemediğim bir tek burası kaldı. Mabedimden uzak dur. Kendimi toparlamak için verdiğim mücadelemde beni yalnız bırak. Bırak düzelsin birşeyler. Toprağım dinlensin. Dinlensin ki yeni filizlere gücüm olsun..  Bırak ne olur yaşamak için buraya ihtiyacım var.

Vebalini alma artık ruhumun. Girme günahına bir damla kalmış gururumun.. Bir nefes ötesi yok bende.. Bu kadarcık kaldım işte.. Burası kadar. Bir kaç satır.. Bir kaç imla hatası kadarım.. Yazma artık. Gözünü sevdiğim, gözümden sakındığım yazma.. Bir parça sevgin kaldıysa bana dair yazma artık!

P.S: Bu yazı tam da üzerine alınacak kişiye bile isteye ılık bir Ocak akşamnda Graveyard dinlenilerek sonsuz bir yılgınlıkla yazılmıştır. 

Öz

31 Aralık 2017 Pazar

Hoş gel, Koş gel 2018




Ve 2017 yarın gece bitecek.. İnanması zor değil mi ? Hiç bitmeyecek gibiydi. Yaşadığımız her kötülüğü onun üzerine atacağımız bir 2017'miz olmayınca ne yapacağız bilmiyorum.. İyi alışmıştık.

Mucizeler bir gece de olmuyor bunu hepimiz öğrendik.. Bazıları zor bazıları da daha zor yollardan.. Ama insanoğlunu ayakta tutan o en güçlü duygu, umut..Birşeylerin değişeceği inancı ile biletrimizi aldık. Planlar yaptık. Naif dilekler diledik.. Herşeyin daha güzel olacağına inandık. Hepimiz oyunun kurallarını biliyoruz artık..

Yarın gece 12 den sonra yeni ve daha güzel bir hayat kapılarını ardına kadar açıp kucaklamayacak bizi.. Mükemmel bir aşk, çok başarılı olduğumuz bir iş, sonsuz mutluluk olmayacak. Ama ne olacak biliyor musunuz ? Yeni bir yıl olacak. Temiz bir sayfa.. Yepyeni bir soluk. Düşüp kalkacağımız, sevdiklermize sarılacağımız, yeni şeyler öğreneceğimiz, yeni şarkılar dinleyeceğimiz, yeni filmler izleyeceğimiz, yeni heyecanlar yaşayacağımız şaşkın, tuhaf ve yer yer güzel bir yıl olacak..

Yeni serilmiş bir çarşafta temiz pijamalarla uyumanın verdiği o huzurlu steril hisse bir geceliğine kavuşacağız. Bir gece olsun hepimiz kral, kraliçe, prens veya prenses olacağız. Sonra ise o müthiş sıradanlığı kucaklayacak hayatın.

Birşeyleri değiştirmeye kendinizden başlayın. Siz değiştikçe hayatınız da değişecek. Herşey çok güzel olmayacak belki ama çok kötü de olmayacak.. Hayattan küçük şeyler isteyip küçük zaferlerin hükümdarı olun. İziniz Sultan Süleyman kadar derin olmasın siz Hazerfen olun. Güzel olun. Mutlu olun.


P.S: Bu yazı mutlu bir geleceğe sahip olmanın hayali ile nefes almaya çalışan tüm insanlara umut dolu hislerle yazılmıştır. Teomanı sevmekten vazgeçmeyen tüm naif ruhlara adanmıştır.



Aşkla,

Öz

22 Aralık 2017 Cuma

Beni hatırla





Ateşler içindeyim. Bu mevsimde hep nükseden garip faranjitime eklenmiş tuhaf tükenmişlik hissi! Engel olamıyorum bazen, bir anda inceden sırtım ağrımaya başlıyor. Sonrasında göz kapaklarım yorgunlukla çöküyor.. Ve peşi sıra.. Domino gibi.. Huzursuz çirkin bir tükenmişlik hissediyorum.. Cem adrian şarkılarının iç parçalayan baslarında.. Kendimi tüketiyorum bazı kış akşamlarında.. Ne yapsam yarım, neye elimi atsam darmadağın.. 

Çok zaman geçmiş, unutmuştur dedi bir arkadaşımın arkadaşı.. Unutmaz dedim. Unutamaz.. Unutamıyoruz.. Biz herşeyi yapıyoruz ama unutamıyoruz.. Keşke gerçek olsa o film. Siliversem aklımda, kalbimde sana dair ne varsa.. Unutuversem bir akşamüstü.. Geçse tüm izler, silinse sesler.. Çok iyi bildiğim bir şeyi yaparken, sarma sararken mesela veya kitap okurken bir anda birşeyin eksikliğini duyumsasam.. Bilemesem ne olduğunu.. Üstüne fazlaca düşmeden geride bıraksam.. 

Ah iki gözümün çiçeği.. Baharım ve kışım. En tanıdık acım. Ben kalabalıkların arasına karışıyorum artık. Kalabalıkların beni sürklemesine izin veriyorum. Ellerm cebimde kimse bana değmeden, ben kimseye dokunmadan geçip gidiyorum sokallar boyu.. 

Sabah uyanıp işe gideceğim. Gergin olacağım her gün olduğu gibi. Biraz huysuz biraz tatlı.. En çok ben çalışacağım. En çok ben tırmalayacağım hayatın basamaklarını. 

Hiç bir şarkının beni anlatamayacağı bir hikayenin içinde arkadan geçen kadını oynamaya devam edeceğim.. Kalbim hiç çarpmamış, parmaklarım uyuşmamış, ürkekçe sana sokulmamışım gibi..  Hayatım boyunca kimseyi sevmemiş, hiç bir hikayenin başrolü olmamış gibi..

Yaşayacağım, sessizce..

Öz 

P. S : Bu yazı Cem Adrian - Beni hatırla dinlenilerek havanın eksilere düştüğü soğuk bir kış gecesi yazılmış ve tükenmişliğin sardığı tüm eski hikayelere adanmıştır. 

9 Aralık 2017 Cumartesi

Rastlaşmamak..








Bunu okuma.. Lütfen..

Taksimden nasıl döneceğimi bilemedim.. Yolları birbirine karıştırmışım.. Bir anda kendimi Yenikapı'da buldum.. Evet.. Aslında yapmam gereken  marmaraya binip gitmekti.. Ama şarkı listem fazla acıklı , aklım fazla dağınıktı.. Sırt çantamı düzelttim..  Haddinden fazla uzamış saçlarımı savurdu rüzgar.. Montumun yakasını kaldırdım. Ellerimi cebime sokup parka doğru yürüdüm. Evet o parka.. Deniz kenarında,  korka korka.. Uzun uzun yürüdüm.. Şarkı listemde ki her şarkıyı en az 3 kez dinleyene, bazılarını ise belki 10 kez dinleyerene dek... Uzakta ki gemilere el salladım.. Bir kaç insan bana baktı yadırgayan gözlerle. .

Çay alıp oturdum kenarına yolun.. Üst üste bir kaç sigara içtim.. Sonra sen geldin yanıma.. Hayalin bile çatık kaşlı aksi bir adam senin.. Serçe parmağından tuttum.. Uzakta ki hayatlara baktık müzik kesilene dek.. Sonra birisi adını seslendi.. Hayalin kayboldu.. Arkama döndüm hızla.. Allahım dedim ne olur o olmasın.. Ne olur beni burada görmesin.. Ne olur görmeyeyim onu.. Görmedim de.. Ben kabul olan hiçbir duama üzülmemiştim düne kadar..

Altında oturup birbirmize aşkla baktığımız ağacın altına gittim. Çok zaman geçti.. Belki de başka bir ağaçtı.. Emin olamadım.. Ağaca yaslanan sırtının izini silmişti rüzgar.. Dizine yaslanan başımın izini sildiği gibi.. Kırmızı rujumun yanağının kenarında bıraktığı izi sildiği gibi.. Bizi birbirimizin hayatından silen mevsimler gibi.. Biz, birbirimizi başkalarına bıraktık. Tam da bırakamadıkta aslında.. İzlerimiz bir yerlerde duruyor farkındayım. Yeri geliyor ben sirkeci garının adı geçen bir cümlede rastlıyorum sana, belki de sen çılgın kıvırcık saçlara sahip bir kadın gördüğünde denk geliyorsun bana..

Bunları neden yazıyorum, aynı acıdan neden besleniyorum, niye devam etmiyorum dimi ? Devam ediyorum. Hayatı kucaklıyorum. Ama hayatı sevmek sadece güzel yerlerini sevmek olmamalı.. Gülmeyi hep sevdim ve şimdi bundan ötürü kaz ayakları var gözlerimin kenarlarında.. Seni de çok sevdim.. Ve bir sızı var içimde.. Zaman zaman huzurlu, zaman zaman korkutucu.. Ama var..

Hep, aynı gökyüzünün altında olacağız yetmez mi ? Aynı havayı koklamayacak mıyız ? Aynı mevsimler ikimizi de büyütmeyecek mi ? Aynı şarkılara farklı zamanlarda bağlanmayacak mıyız ?
Hep bir yerlerde denk geleceğiz birbirimizin anısına.. Bundan bir an bile gocunmadan..

Sevgiyle

Öz

P.S: Bu yazı yolunu kaybetmiş bir kadının Graveyard şarkısına denk gelip garip huzurlu bir ruha bürünmesiyle yazılmıştır.. Ve devam etmeye çalışan  tüm kadınlara adanmıştır..

18 Kasım 2017 Cumartesi

Anneme..




       Annemle küçücük bir kebapçının kendi kadar küçük sandalyelerine zorla oturmuşuz. Mecburi bir yakınlık hissiyatı sağlar size böyle yerler.. Herşey o kadar küçüktür ki ister istemez dizleriniz değer birbirinize.. O yüzden böyle yerlere sevmediğiniz insanlarla gitmezsiniz farkında  olmadan..

        Anneme hızla bir çay geliyor.. Her zaman gittiğimiz yer, müdavimcilikte zirvedeyiz. Biz sipariş vermeden yemeklerimiz geliyor.. Benim sevdiğim bir iki meze masaya zorla sığdırılıyor.. Garsonlar çekilince hızlıca bir kaç büyük lokma alıyoruz yemeklerimizden.. Annem sever diye pişmiş domateslerimi , tırnak pidemi ona veriyorum. İlk açlığımız duruluyor. Çatallar elimize büyük geliyor.. Oradan buradan konuşuyoruz biraz. Sonra konu derinlere iniyor sakince. Annem sevgisini içinde yaşayan sakin bir kadındır. Ne kadar mücadele etsemde az ve öz söyler sevdiğini.. O yüzden daha kıymetlidir hissettirdikleri..

Sahi ne zaman 30 oldum ben anne diyorum.. Gözleri parlayarak bakıyor bana.. Belli gurur duyuyor o an benimle. Uzaktan büyük bir metanetle seviyor.. Minicik şeylerle mutlu olurdun çocukkende.. Seni mutlu etmek çok kolaydı.. Zorlukların üstesinden geldin hep. Çok şey yaşadın. Hepsini içinde yaşadın.. Gizli gizli ağladın hep, çaresiz kaldığında umudunu hiç kaybetmedin. Ve iyileştin kızım dedi. Sonunda iyileştiğini hissedebiliyorum.  Bir an önce çayından büyük bir yudum alırken, nefes alır gibi bir çırpıda söyleyiverdi.. Sonra domatesinden büyük bir parça kopardı. Ne kadar yaşlanmıştı.. Hayat hiçte adil davranmamıştı ona.. Benim dertlerimi kendi derdinden ayırmadan nasıl da sahiplenmişti.. Sarılmak geliyor içimden tutuyorum kendimi.. Sessizce bakıyoruz birbirmize.. Gözlerini kaçırıyor garson boşları alırken.. Şükrediyorum ona sahip olduğum için..

Kediler geliyor masamın etrafına koşarak.. Onlarda benim müdavimlerim.. Tavuklarımı didikleyip gizlice besliyorum hepsini.. Annem şakayla karışık aç kaldın gene diyor.. Eskiden onun eline küçük gelirken ellerim, şimdi onun ellerini kavrıyor sıkıca ..  Dar sokaklardan muzur bir mutlulukla geçip evimize gidiyoruz..

P.S : Bu öykü bir cumartesi huzurunda annem akşam şekerlemesini yaparken, asla eve sokmam dediği kedim kucağımda oynarken yazılmış ve anne kıymeti bilen herkese adanmıştır..

Öz

28 Ekim 2017 Cumartesi

Zaman hep aynı hızda akar..




Bazı şeylerden vazgeçmek zordur..

Geçen hafta. Günlerden pazardı. Eski bir dostumdan hatıra bir film afişini söktüm duvardan.. Sonra başka bir anıyı daha.. Neden yaptığımı bilmeden. Söktüm sadece.. Hepsinden kurtulana dek.. izleri kaldı. Cifle temizlemek için saatlerimi harcadım. Temizledim de.. Hiç olmamışlar gibi..  Sanki bir zamanlar bu duvara hevesle asmamışım gibi.. Sonra nereden geldiği belli olmayan bir toparlama dürtüsü ile kutuları döktüm ortalığa.. İlerde kesin lazım olur dediğim saçma sapan herşeyi.. Artık bana saçma gelen herşeyi..

   Mektup kutumda nasibini aldı tabi bu hırçınlıktan.. Hala mektup gönderen var mı demeyin, var.. Mektuplarını özenle saklayanlarda.. Okursam atamam diye el çabukluğu ile poşete tıkıştırdım.. Evde tutarsam dayanamam diye koşa koşa karşı kaldırımda ki konteynıra attım. Ben geçen hafta beni bir zamanlar ben yapmış olan şeyleri hayatımdan çıkardım. Belki bir parça buruklukla.. Ve şuan ne kadar kolay alıştığımı farkettim yokluklarına. Bana yakın bir yerlerde durmalarının verdiği şaşırtıcı huzur yerini küçük bir rahatlamaya bıraktı. Duvarlarım tertemiz,  kutular boş ama ben huzurluyum.

Bunları neden yazdığımı soruyorsunuz kendinize.. Ben yüklerimden kurtuldum. Geçmişe saplanıp kalmaktan vazgeçtim. Devam ediyorum. Ama devam ettiğimi bir tek benim bilmem yetmiyor herkesin bilmesini istiyorum. Güçlenerek daha sert ve daha kararlı büyüyorum. Ben küllerimi süpürdüm.. Vazgeçmek erdem mi değil mi bilemem. Ama hayatından birlerni çıkarmadan yenilerini sığdıramadığını bilecek kadar yaşadım sanırım.

Semtleri çıkardım hayatımdan başkalarını eklemek için.. Aynı anda iki farklı yerde olamazdım. Aynı anda hem baharı hem karı bulamazdım. Farklı hayatları aynı anda yaşayamazdım. Farklı şarkıları aynı anda dinleyemezdim.. Vadesi dolanları geride bıraktım. Zorundaydım. Zorundasınız. Hayata devam etmek zorundasınız..

Mevsimler değişecek sesten hızlı bir şekilde.. Olmak istediğiniz yerde olun. Sevmek istediğiniz insanı sevin. Kendinizi durdurmayın ve pişman olmayın.

Zaman mutluyken hızlı, mutsuzken yavaş akmaz.. Zaman hep aynı hızda akar.. Size nasıl hissettireceğini siz seçin ve umutlu kalın.



Sevgiler

Öz