Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

10 Haziran 2018 Pazar

Tüm yokuşları denize çıkar şimdi kalbimin..




Bir denizci hazinesini asla terk etmez.. Seni hiç terk etmeyeceğim..

Yüzümde güller açıyormuş. Gözlerim ela olduğu halde denize benziyormuş. Ellerim yumuşakmış, tenim pürüzsüz.. Tüm kaotik tavırlarım huzur veriyormuş.. Kirpi yavrusunu pamuğum diye sever misali.. Seviliyordum..

Tüm yokuşları denize dökülen Kadıköy gibi.. Yorgun ama hevesli.. Tüm yollarım ona dökülüyor. O kadar aşinayım ki.. Moda'dan rıhtıma yürür gibi.. Tüm kaldırımları, tüm ara sokakları, tüm patikaları bilerek yürüyorum. Evet sokak köpeği hep aynı köşede.. İleride kaldırımda gençler.. İyi bildiğim bir yol bu. Az geride bıraktım huysuz kedi Mukaddes'i.. Akşamcıların çıkmasına 1 saat var belli. Dar patikalar beni denize  yaklaştırıyor. Nasıl da tanıdık bir tuz kokusu bu. Hiçbir gürültü bu anın büyüsünü bozamaz. Duymuyorum. Bir kargaşa var ilerde tanıdık. Birileri yine kızmış birilerine.. Zaten hep birileri diğerlerine kızar.. Dünyanın düzeni, Kadıköy'ün kaderidir buna sahne olmak.. 

Aynı kırık kaldırım taşının üzerinden atlıyorum.. Çizgilere basa basa.. Tüm kurulu düzenlere, kurallara karşı durarak yürüyorum.. Deniz az ötemde.. O kadar yakın.. Çok iyi bilirim bu sokakları ben. Hayatım geçti burada.. Ama hep geçti. Hep bir yerden bir başka yere sürüklenerek.. Oysa şimdi kalıcı bir yuvam var. Haddinden fazla hızlı atan bir kalpte.. Yeni yollarım var.. Yeni yokuşlarım.. Ve yeni bir denizim.. 

Mutlu insanlar yazmaz diyen haklıymış. Bunca yıldır o kadar mutsuzdum ki.. Sürekli yazdım. Şimdi sadece O'na yazmak istiyorum. Tüm kelimelerim, tüm cümlelerim, tüm yazım yanlışlarım, iki noktam.. Hepsi onun olsun istiyorum. 

Affedin. Uzak kalıyorum. Ama ilk kez mutluyum. Alışmaya çalışıyorum. Bencilce.. Biliyorum.  Ben sizin kızkardeşinizim. İhanet etmedim. Sadece bir kez mutluluğun derime nüfuz etmesine izin verdim. 

P.S: Bu şarkı onun şarkıları dinlenilerek yazılmıştır. Denizin dibinden çıkardığı minicik minarelerden denizin sesini duymaya çalışan tüm umutperest kadınlara adanmıştır.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Müttefik..










    Nefes alamıyordum. Ne kadar da zordu yaşama tutunmak! Ellerimden kayıp gidiyordu güzel olan herşey.. Ben sadece izliyordum büyük bir bıkkınlıkla.. O kadar halsiz o kadar çaresizdim ki.. Kendimi sadece yaşadığıma inandırıyordum. Daha önce hiç tam olmadıysanız, eksik olduğunuzu anlamıyorsunuz.. Zamanla doğrusu böyleymiş, başka türlüsü yokmuşçasına yaşıyorsunuz..  Hayal etmekten korkup kabulleniyorsunuz.. Ve en kötüsü duvarlarınız gittikçe kalınlaşıyor... Hergün bir kat daha tuğla örüyorsunuz.. Güvende hissetmenin tek yolu buymuş gibi.. Kimse zor olan yolu seçmez çünkü.. Herkes bir kapı varsa girmeye çalışır içeri.. Ama ya kapı yoksa...

    Kapısı olmayan taş duvardan bir kalenin içinde kendi şarkılarımı söylüyordum. Doyacağım kadar erzağım, yıllardır yeni şarkılar eklemediğim müzik listem, deniz yerine koyup ümitle baktığım bir parça su birikintim vardı. Herşey bana kadardı.. Mutlu değildim ama mutsuz da değildim.. Yaşıyordum işte.. Kimseye değmeden, dokunmadan, sokulmadan.. Sessizce.. Kapının çalmasını beklemeden..

    Bir gün nasıl olduğunu anlayamadığım tanıdık bir ses yankılandı duvarlarımda.. Samimi, sıcak, nazik, zarif ve aynı zamanda kırgın, yaralı, ümitsiz.. Tanıdık bir kalp çarpıntısı.. Sanki yıllardır benimleymiş gibi.. Annemin beni uyutmak için söylediği o fransızca ninni gibi.. Sımsıcak gülen gözleri ile karşımda belirdi. Herşeyin daha güzel olacağına ikna oldum o saniye.. Ceketinin iç cebinde sakladığı 3 küçük papatya ile geldi bana.. Her gelişi ayrı muazzam, her gelişi ayrı bir heves.. Korkularımı sildi, endişelerimi, hezeyanlarımı.. Kötü giden ne varsa.. Elinin değdiği herşeyi güzelleştirdi.. Yeni şarkılar verdi bana.. Su birikintimi deniz ile değiştirdi. En derin korkularımı en basit sorunlarmış gibi hissettiren o derin gülümsemesi ile baktı bana her kaçmaya çalıştığımda.. Ellerimi avuç içlerinde büyük bir nezaketle sakladı.. İkna edemediğinde elimi kalbinin üzerine koydu. Kalp atışları yalan söyleyemezdi.. Biliyordum. Yüzüm düştüğünde, başımı yaslamam için omuzu oradaydı. Yükümü paylaşmaya gelmişti, hayat tek başına yaşanılamaycak kadar zordu. Biliyordu, bana da öğretti. 

    Yeniden derin nefesler alabileceğime inanmıyordum. Gülümserken gözlerimin içinin de gülebileceğini.. Tam olmak nasıldır bilmiyordum. Bir insanın bir başkasının kalbini onarmak için çaba sarfedebileceğine de inanmıyordum.. Ah ne güzel şey insanın maskeler takmak zorunda olmaması.. Tamamen sen olduğun için yanında olan bir adam bulabilmek. Huzurlu bir diz, güvenli bir omuz. Ne güzel şey müttefik olmak...

    Ortalık  biraz dağınık biliyorum. Tam bir karmaşayım. Her zaman endişeli ve çokça kırgınım. Vazgeçmek, en kolay yaptığım şey. Tedirginim. Hayatı büyük bir endişe içinde yaşıyorum. Korkularım var.. Atlatamadıklarım.. Tüm bu kaos içinde zamanın donup kaldığı bir'an' hediye etti Tanrı. Ve ne kadar adil olduğunu bir kez daha kanıtladı. 

    Ah.. Umut ne güzel şeysin. Muhakkak sendeleyeceğiz. İki kırık kalpten iyi kimse bilemez bunu.. Ama birlikteyken yenilmez olmak.. Tüm kimliklerin dışında bir olmak.. Biz olabilmek.. Bir yandan nefesimiz kesilirken heyecandan, bir yandan sadece birbirimizin yanında derin nefesler alabilmek.. Ne söylesem az, ne söylesem eksik.. Hangi sonsuz cümleyi kursam yarım kalacak.. 

Hoşgeldin..

P.S: Bu yazı kalbinde çiçekler filizlenen bir kadın tarafından, onun şarkıları listesi sıradan çalarken yazılmıştır. Kapısı olmayan kalelerinde umutsuzca bekleyen tüm  kırgın kadınlara adanmıştır. 

Öz

6 Mayıs 2018 Pazar

Evelyn'e ithafen...




       Uzun zamandır tüm geceler siyahtı.. Uzun zamandır tutamıyordu kendini.. Sinirleri çelik gibi olan kadın değildi artık. Yorgun ve bıkkındı. Hayata dair tüm umutları tüm tezleri büyük bir nezaketsizlik eşliğinde çürütülmüştü.. Elini değdirdiği herşey çirkinleşiyordu. Baharlar yalancıydı, çiçekler ise solgun. Miyop gözleri tüm güzellikleri görmesini engelliyordu. Gözlüklerini kaybetmişti.. Herşey flu, herşey fazlasıyla birbirine geçmişti. 

     Aklında çılgın bir fikir yokmuş gibi gülümsüyordu. Ölüm döşeğinde ki hastaların son gün acı çekmemesi gibi.. Gülüyordu.. Sanki vazgeçen o değildi.. Ahh. Nasıl huzurlu nasıl dingindi uzun zaman sonra.. 

    Planını netleştiriyordu. Kansız ve mümkünse zarif olmalıydı. Tarih kadınların ne kadar zarif ölümleri seçtiğini hep yazmıştır. Evelyn gibi.. Ama yükseklik korkusu olan biri o kadar yüksekten kendini boşluğa bırakamazdı. Tüm hayatı koşturmaca ve kaos olan biri kendini bir arabanın önüne atamazdı. Writecutters'ı izlemiş kimse kesemezdi bileklerini. Ama 'Risin' ona en sade en zarif yolu göstermişti. Kimseye mektup yazmayacaktı. Herkes için yaşamış, herkese koşmuş ama sadece kendisi için ölüyordu. Evet üzülecek insanlar vardı. Mesela arkasından uzun duygulu konuşmalar yapacak dostları, yanlış yaptığını düşünen sözde arkadaşları, paramparça olmuş bir aile ve neden yaptığını bilen bir tek kişi kalacaktı. O kişi onun hikayesinin doğru anlatıldığından emin olmak için kalmak zorundaydı. Çünkü bir kişi en azından bilmeliydi. Neden yaptığından ziyade neden hıdırellezi seçtiğini mesela.. Neden kırmızı ayakkabılar giydiğini.. Neden deniz kenarında başkası için dilenmiş dilekleri suya attığını, saçlarını kontrol altına almayı başaramadığı için dağınık bıraktığını, son görmek istediği şeyin deniz olduğunu bilen biri olmalıydı. Yaşadığına şahitlik etmesi için..

     Saatinin dolmasını yapayalnız beklerken Kuleli kıyısında.. Neden yalnız oturuyor bu kadın diye bakan çarpık gözlere aldırmadan Forget what i said'in huzurlu derinliğinde neden kaybolduğunu bilemeyeceklerdi.. Çünkü kimsenin vakti yoktu, durup ince şeyleri anlamaya... 

    Ve zamanları dolduğunda zarifçe terk etmenin nezaketinden yoksunca, yarın yokmuşçasına koşarak büyük bir kaos içinde yaşama azimleri vardı.. Takdir ediyordu. Ama bilge bir adamın zamanın periyodunun dışında kalan bir günde söylediği gibi;  başka seçeneği kalmadığı için gidiyordu.. Seçeneği olanlar devam ederken, o usulca ruhunun bedeninden ayrılışına tanıklık ediyordu.. Gidiyordu ve hiç pişman değildi.. Bir kez aşık olmuş, bir kez olsun sınırsızca gülmüş, bir insana yardım etmiş, bir dost edinmiş, en az bir kez dans etmişti yağmur altında.. Artık  bırakabilirdi savaşı..

     Geride kalan herkes tahmin ettiği gibi davranmıştı. Bir tek kişi neden yaptığını anlamıştı.. Yol arkadaşıydılar. Anlamıştı ama kızgındı .Geride kalan herkes kadar, belki daha çok kızgındı.. Paralel bir evrende Evelyn ile dizdize otururken bile hissediyordu kızgınlığını.. Keşke onun sırtını sıvazlamanın bir yolu olsaydı, rüzgar dışında..

P.S: Bu yazı içinde de özellikle söylendiği üzere Hıdırellez gecesinde, forgat what i said dinlenilerek yazılmıştır. Ve hayattan büyük bir tevazu ile vazgeçen tüm kadınlara adanmıştır..

Öz

29 Nisan 2018 Pazar

Yolculuk


 Yoldan korkmuyorum. 
Görmem gerek, denemem gerek.. 
Derinlerde dönen kıvrımlar ile..         
 Ve herşey güzel olacak...   
Noir Désir / Le vent Nous Portera



   Dibe vurduğunu anlaması çok zaman alıyor insanın.. Ben tek kişilik bir koltukta ayaklarımı göğsüme çekmiş bir sigaramı diğeri ile yakarken, yoldan geçen araçlara dalgın bakarken anlamıştım. Hiçbirşey düşünmeden _herşeyi düşünürken_ bir hafta boyunca üzerinden kalkmadığım koltukla bütünleşirken anlamıştım. Bundan daha kötüsü olamaz, dedim artık. Bundan daha dibini göremem. Muhtemel tüm senaryolar aklımdan akıp giderken, hiçbirinin canımı daha çok yakamayacağını farkettim bir an! Fazlaca dolmuş küllükte izmaritimi bir diğer sigaranın kenarına zorlukla sığdırıp kalktım koltuktan. Dibi kalmış soğuk kahvemi döktüm.. Pijamalarımı çıkarıp çiçekli elbisemi giydim. Çiçekli elbiseleri hep sevmiştim. Valizimi hazırlayıp çıktım..

    Bazen yeniden doğmak için önce öldüğünü hissetmek gerekiyor sanırım.  Herşeyin bittiğini kabullenmek. Kabullenmiştim. Aynı kadın olamayacağımın  verdiği tuhaf tedirginlik ile sokağa bıraktım kendimi.. Yolları yeniden tanıyormuş gibi. Yürümeyi en başından öğreniyormuşçasına.. Evime gidecek otobüse bir bilet aldım. Cam kenarına yerleştim. Hafta içi öğlen saatleri şehirlerarası otobüsler daha bir boştur.. Sessizliği dinledim yol boyu. Tüm yol yeni hayatıma hazırlandım adım adım. Eskisi gibi coşkulu değil belki ama dingin ve huzurlu hayatıma.. Değiştim. Başak Buğday'ın o çok sevdiğim dizelerini hep tekrarladım içimden -"Tamam, yılan farklı ama ısırdığı yer her seferinde aynı ise ahmaklık sende be güzelim" dedi. Yaşlı değildi ya da kızılderili. Sadece anneanneydi. Bence bu kadarı bile yeter.-  Yılana kızmak kolay olandı. Aynı yerden sürekli kırılıyor isem bu benim kabahatim olmaz mıydı? Olurdu elbet. Demek ki en çok orayı korumalıydım insanlardan. Ben o yolculuk boyunca bunu kendime tekrar ettim. Haklıydı Başak.. Hep haklı çıkardı zaten. Terzi kendi söküğünü dikemez sözü yalan değildi. Ben kendimi onun beni anlattığı kadar güzel ifade edemezdim. 

    Otobüs evime geldiğinde deniz farklı kokuyordu. Ben farklı hissediyordum. "İnsan doğduğu yeri memleketi seçer, oradan ayrılamaz demişti" muazzam ve yerinde cümlelere sahip bir eski zaman beyefendisi... Ayrılamıyordum. Haklıydı. Dönüp dolaşıp kendimi bu kalabalık şehrin akışında kaybolmuş buluyordum. Ve bu karmaşanın tuhaf tanıdıklığında..

    Herşeyi en başından öğrenmek keyifliydi. Kendimi en başından tanıdım. Kendim için yaşamam gerektiğini, en doğru kararın benim kararım olduğunu, hayatın, insanların, mutluluğun ve tabi ki mutsuzluğun bir sınırı olduğunu.. Sınırların hayatı daha güvenli kıldığını.. Sonsuzluk kavramının soyutluğunun hiçbirşey kazandırmayacağını öğrendim. Bir yol bir insana hazır olduğunda neler öğretebilirse hepsini öğrendim. Ve yeni Öz ile tanıştım. Daha vakur, daha sert, daha özgür, daha dingin.. 

    Bunu yazmalıydım.. Çünkü bunu hiç anlatmadığımı farkettim. Hep kötü şeyler olmuyordu hayatta.. Bazen bir koltukta bomboş otururken yeni hayat başlıyordu, farketmeden. Kaçman gerektiğinde kaç! Kalman gerektiğinde kal ve savaş! Dibe mi vuracaksın en dibi olsun. Ağlıyor musun en çok sen ağla. Bitti mi diyorsun, artık daha kötüsü olamaz mı sence? O zaman yolculuk zamanın gelmiştir. Bir yolculuğa çık. Cam kenarından bir bilet al. Kimseye kendini anlatmak zorunda değilsin. Yolculuğunun seni büyütmesine izin ver. Korkma! Herşey çok güzel olmayacak belki ama daha kötü de olmayacak..

     P.S: Bu yazı Noir Désir / Le vent Nous Portera tekrar ve tekrar dinlenilerek yazılmıştır. Birbirini gerçekten anlayan, konuşmadan birbirlerini duyan, tam olması gereken zamanda bir anda orada olan, huzur veren tüm insanlara adanmıştır.


 Öz

 

15 Nisan 2018 Pazar

Öğleden sonra





 Hayatın içinde durup dinlenebilirsiniz. Güzel bir şarkıyı onlarca kez dinleyebilirsiniz. Yürürken bir anda dönüp ters istikamete gidebilirsiniz. Hayat olması gerektiği gibi akarken bunu değiştirebilirsiniz. Çorbayı hep aynı yöne karıştırırken hızla ters yöne karıştırdık biz. Karmaşayı da dinginliği de biliriz. Ve kimsenin inanmadığı hayallere sarılmayı, sahiplenmeyi de..


Ve durdu. Bir anda yürürken.. Aniden.. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Arkasında yürüyen adam sinirli bir şekilde söylenerek yanından geçti. Kadın kıpırdamıyordu. Gözleri kapalı, elleri iki yanında açık.. Boynunu melodik bir şekilde sola doğru çevirdi.. Sanki dinlediği şarkının o kısmı hareket etmeden dinlenmeliydi.. Gözlerini açtığında gittiği yönün tam tersi yöne yürümeye başladı. Oturduğum kafenin boş bir masasına oturup koyu bir kahve sipariş etti. Yüzünde huzurlu tuhaf bir gülümseme vardı. Gözlerimi alamıyordum. Kişisel alanına saygı duyup onu rahat bırakmayı çok istedim. Ama o kadar dingin görünüyordu ki yapamadım. Aynı derecede koyu kahvemden büyük bir yudum aldım. Bir sigara yaktı, bende yaktım. Gözlerini arada aralayıp etrafı kararsız bakışlarla süzdü.. Sonra elini boynuna götürüp ensesini ovdu.. Yorgundu. Belli ki kırgındı da.. Ama mücadele etmekten vazgeçmemekte kararlı olduğu her halinden belliydi.. Yüzü an be an değişiyordu. Bir an durgun, bir an kaşları çatık, başka bir anda gülümsüyordu. Anlamaya çalışıyordu birşeyi, belki özümsemeye.. Nasıl yakın, nasıl tanıdık geldi hali.. Aynaya bakıyor gibi baktım kadına.. Telefonunu eline aldı ve zannederim şarkıyı başa sardı. Gözleri yeniden kapandı. Boynu sol tarafına doğru seyirdi. Bu sefer eli kalbinin üzerinde dudaklarını kıpırdattı. Şarkının o kısmı ile kavgası bitmişti. Gülümsedi.

Gözlerini yeniden araladığında beni gördü. Utanarak gözlerimi kahve fincanıma diktim. Beceriksizce bir sigara yaktım. Bir süre kıpırdamadım sanırım. Hareket etmezsem görünmez olacağıma dair çocukluktan kalma bir inancım vardı. Başımı yeniden kaldırdığımda uzaklaştığını gördüm. Ve masasında bir kağıt. Merakıma yenik düşüp kağıda baktım.Ne anlama geldiğini bilmediğim tek bir cümle.. Comptine d'un autre été, I'aprés-midi.. 

Hızla telefonuma yazdım.. Benimle şarkısını paylaşmıştı.. Şarkıyı açtığımda o tanıdık melodiyi duydum.. Piyanonun sert, uyumlu, cesur ve korkak halini.. Aynı yerinde durduğumuza tüm inancımla yemin edebilirim. Aynı yerinde şarkının derin bir nefes aldık. Aynı yerde gözümüzü yumduk.. Aynı yerde elimiz kalbimize gitti.. O öğleden sonra biz bir filmin içinde ki iki kırgın kadındık. Birbirimize iyi gelmek için yönetmen ustaca yollarımızın kesişmesini sağlamıştı.. Ve benim bir hikayem daha olmuştu.. Her nota farklı bir mimikti artık yüzümde..


P.S: Bu yazı Amelia filminin muazzam müziği dinlenerek yazılmıştır. Yaralarını seven, onları olgunlukla kabullenen, büyürken kalbini kirletmeyen, etrafındakilere ışık saçan tüm kadınlara adanmıştır. 

Öz

24 Mart 2018 Cumartesi

Bir 'an'





Daha önce sana bu kadar ihtiyaç duymamıştım. Daha önce hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım. Hiç bu kadar korkmamış hiç bu kadar perişan olmamıştım.. Bir şekilde yaşamanın yolunu bulmuştum hep.. Ama şimdi bittim. Bildiğim her yol, her çare çıkmaz sokak. Ah, baharım.. Ah can şenliğim.. Aklım çıkıyor siren seslerinden.. Gece yarısı soluk seslerini dinliyorum.. Hatırlıyor musun ? Bir kez daha buna benzer ama bunun gibi olmayan bir korku yaşamıştım. Karaladığım bir kaç satırdan sonra yazmıştın bana.. Söylememmiştim sana ne kadar iyi geldiğini.. Ama şimdi kimse iyi gelmiyor bana.. Kimseler yetmiyor iyileştirmeye beni.. 

O kadar zamandır uyuyamıyorum ki.. Rüyalarıma gelemiyorsun. En azından orada beni teselli ederdin.. Herkese iyiymiş rolü yapmaktan yoruldum ben. Otomatik yanıtlar vermekten yoruldum. Ben çok yorgunum.. Demokrasi parkında ağaçların arasından yansıyan güneşte gözümü kısmayı özledim.. Dizlerinin rahatsız rahatlığında ki huzuru özledim. Denizin senin yanında daha güzel kokmasını... Çayın her daim tavşan kanı oluşunu özledim. Daha genç ve daha dirayetli halimi özledim. Herşeyi başarabileceğime inandıran o derin gözlerini özledim. 

Ah.. Parmak boğumlarına aşık olduğum.. Benim soğuk, mesafeli ama temiz kalpli sevgilim.. Senden sonra herşeyin tepetaklak gidişini izlemeye mecbur bırakıldım. Sanki hayat birşeylerin öcünü benden almaya karar verdi. Sanki senden vazgeçmemin cezasını sevdiklerimle ödüyorum. Korkuyorum sevgilim. Çok korkuyorum ben. Eskisi gibi gözü kara değilim. Yemin ederim kapı çalışından korkuyorum. Sessizlikten ve gürültüden.. Ve denizin dalgasından.. Korkuyorum herşeyden.. Senden başka kimseye anlatamayacağım şeylerin hergün artmasından korkuyorum.. Aynı kadın olmayışımdan.. Babamın iyileşememesinden, elimden geleni yapamamaktan ve senden vazgeçtim diye onun da benden vazgeçmesinden.. Çok korkuyorum ben.

Keşke göğsüne yaslanıp kalp atışlarını dinleyebileceğim bir 'an' borcu olsa hayatın bana.. Ve denizin en güzel köşesinde bu borcunu ödesen bana.. Keşke bir an olsun korkularımdan, endişelerimden, pervasızlığından hayatın sıyrılabilsem. Bir an dinlenebilse kalbim.. Soluklanabilsem.. Kaldığım yerden devam etmek için güç toplasam..

Keşke hayatın bana bir borcu olsa..

P.S: Bu şarkı tüm korkularını avuçlarında saklayan bir kadın tarafından Sena Şener / Sevmemeliyiz dinlenilerek yazılmıştır. Ümitsizliğe düşen tüm yol arkadaşlarına adanmıştır...


Öz

15 Şubat 2018 Perşembe

Söz




Nasıl çaresiz nasıl umutsuz nasıl kendimden bi haber günler geçirdim. Elime kağıdı kalemi almak zulümdü. Okumadım, yazmadım, yemedim ihtiyacımdan fazlasını,  yemin ederim bir ssatır şarkı bile mırıldanmadım. 

Hayat bazı zamanlar beni en sevdiklerimle sınıyor.. Gene babam.. Gene bir ambulans sireni.. Gene umutsuz bir bekleyiş.. Ah benim içler acısı çaresizliğim.. Ah benim herkesi teselli edipte kendime sarılamayışım! Ah.. Ne kadar korktum.. Ne kadar çekildi içim.. Nasıl bıraktım bir anda yaşamayı.. Nasıl terk ettim hayatı!!!

Babamın prensesim diyişini duyana dek nefes aldım mı cidden ? Hatırlamıyorum. Ve neyi fark ettim biliyor musun ? Babam yoğun bakımda kapıların ardında lanet olasıca kablolar sayesinde yaşamaya çalışırken, çektiğim herşeyin ama herşeyin aslında o kadar da kıymetli olmadığını anladım. Babam bizi bırakıp gidebilirdi. İstediğinden değil. Kalbi ve beyni artık bu dünyayı kaldıramadığından.. Gidebilirdi. Sevgililer gününde çiçek alamazdı bana artık. Her akşam kapıyı açamazdı. Her sabah uyandırmak için didinemezdi. Beni gördüğünde gülümseyemezdi. İstemediğinden değil.. Ama yapamazdı. Uzaklardan izlerdi belki sadece.. Bu kadar ince bi çizgiydi.. Bu kadardı hayat! Zikzak çizmekten vazgeçen bir monitör akışında yaşam aramaktı.. 

Çok şükür, binlerce kez şükür Tanrı bir kez daha izin verdi. Ve ben anneme verdiğim sözü tutabildim. Ben babamı almadan gitmem burdan demiştim, hastane bahçesinde.. Babamı alıp döndüm.. Onun o gür sesi ile inliyor ev gene.. Meraklı bakışları ve huzurlu kokusuyla yaşıyorum çok şükür.

Yani demem o ki ben bu sene 1 yaş almadım ömrümden belki 10 yaş ve büyük birer göz torbaları aldım. Gergin çizgiler.. 

Ben bi başkasının benim kalbimi kırdığı için üzülmeyeceğim bir daha.

Kendime söz verdim.

Ve ben sözlerimi hep tutarım..

P.S: Bu satırlar babasının horlama sesini ninniye benzeten 30 yaşında bir prenses tatafından yazılmıştır. Ve tüm babaların  prenseslerine büyük bir aşkla sarılmaları umuduna inanılmıştır...


Sevgiler

Öz

26 Ocak 2018 Cuma

Selam olsun yaralarına tuz basanlara..





Mevsimler hızla değişirken, kök salacak bir yer, karanlıkta bir deniz feneri, hüzünlü bir şarkıda ki umut kırıntısına selam olsun... 


Zaman perondan koşarcasına ayrılan bir hız treni gibiydi.. İzlemek sadece başınızı döndürürdü.. Ve o yas hali.. Gidenlerin ve kalanların arasında hiçkimse oluşunuz.. Hiç kimseye benzemeyen haliniz.. Şarkılar hüzünlü ve sahici umutsuzluğunda kendinize sarılmanız.. Çaresizce avunma çabanız.. Can kazaz'ın sesinden yükselen kaçma hissi.. Kaçamamak! Olduğunuz yere çivilenmek , korkudan tabiri caizse donakalmak.. 

Kuru bir dalda çaresizce kalan son yeşil yapraktım ben. Kollarımı kendime sarmak, kendimi teselli etmek zorundaydım. Gece yarısı açılan üstümü kendim örtmeliydim. Hasta çorbamı kendim yapmak ve kendi kendimi naza çekmeliydim. Bazı kırgınlıkların bazı yaralarını kendim kapatmalıydım. Geri gelemeyeceklerin yollarını kendim beklemeliydim. 

Tuz basıp yarama, kırmızı rujumu bir kat fazla sürmeli ve diğer tüm insanların içinde en mutlu ben görünmeliydim..
İyileşemiyorsan eğer iyiymiş rolü yapmayı öğrenmek zorundasın..

P.S : Bu yazı çift kişilik yatağın ortasında yatan, kendisinden başkasına ihtiyacı kalmamış o çok yaralı kadınların yarasına üflemek için yazılmıştır. Yalnız değilsin!

Kızkardeşlikle,

Öz

6 Ocak 2018 Cumartesi

Ah..




Hiç ah etmedim! Bazen aklımdan geçti geçmedi diyemem, ama hiç kalbimden geçmedi.. Hiç ah edemedim. En iyisi olsun istedim. En iyisini yaşa! En iyisi çıksın karşına. En güzel sabaha sen uyan en güzel gökyüzüne sen bak. En güzel tesadüfler sana rastlasın. En büyük mucizeler seni bulsun. Tüm duaların kabul olsun. Hep bunu istedim. Hala daha bunca acıya bunca kırgınlığa rağmen sadece bunu istiyorum. Sen mutlu ol. Çünkü biliyorum ki sen mutlu olursan benden vazgeçersin. Ve sen benden vazgeçersen ben iyileşirim. 

Anlamıyorsun beni. Bu acı fazla derin fazla büyük.. Bu acıya tahammül edemiyorum. Ben bunu kaldıramıyorum artık. Ve sen hiç kolaylaştırmıyorsun bunu.. Bir uçurumun kıyısında geziyormuşum gibi.. Son bir nefes hakkım varmış gibi yaşıyorum. Bana ait kalan bir burası var.. Bunu alma benden. Burayı kapatmak zorunda bırakma beni. Buraya ihtiyacım var. Devam edebilmek için yazdıklarımı okuyan bir kaç kırgın kalbin bana yazacağı bir cümleye ihtiyacım var. Burası benim sığınağım. Evim.  Bana sözlerinin dokunmasını  engelleyemediğim bir tek burası kaldı. Mabedimden uzak dur. Kendimi toparlamak için verdiğim mücadelemde beni yalnız bırak. Bırak düzelsin birşeyler. Toprağım dinlensin. Dinlensin ki yeni filizlere gücüm olsun..  Bırak ne olur yaşamak için buraya ihtiyacım var.

Vebalini alma artık ruhumun. Girme günahına bir damla kalmış gururumun.. Bir nefes ötesi yok bende.. Bu kadarcık kaldım işte.. Burası kadar. Bir kaç satır.. Bir kaç imla hatası kadarım.. Yazma artık. Gözünü sevdiğim, gözümden sakındığım yazma.. Bir parça sevgin kaldıysa bana dair yazma artık!

P.S: Bu yazı tam da üzerine alınacak kişiye bile isteye ılık bir Ocak akşamnda Graveyard dinlenilerek sonsuz bir yılgınlıkla yazılmıştır. 

Öz

31 Aralık 2017 Pazar

Hoş gel, Koş gel 2018




Ve 2017 yarın gece bitecek.. İnanması zor değil mi ? Hiç bitmeyecek gibiydi. Yaşadığımız her kötülüğü onun üzerine atacağımız bir 2017'miz olmayınca ne yapacağız bilmiyorum.. İyi alışmıştık.

Mucizeler bir gece de olmuyor bunu hepimiz öğrendik.. Bazıları zor bazıları da daha zor yollardan.. Ama insanoğlunu ayakta tutan o en güçlü duygu, umut..Birşeylerin değişeceği inancı ile biletrimizi aldık. Planlar yaptık. Naif dilekler diledik.. Herşeyin daha güzel olacağına inandık. Hepimiz oyunun kurallarını biliyoruz artık..

Yarın gece 12 den sonra yeni ve daha güzel bir hayat kapılarını ardına kadar açıp kucaklamayacak bizi.. Mükemmel bir aşk, çok başarılı olduğumuz bir iş, sonsuz mutluluk olmayacak. Ama ne olacak biliyor musunuz ? Yeni bir yıl olacak. Temiz bir sayfa.. Yepyeni bir soluk. Düşüp kalkacağımız, sevdiklermize sarılacağımız, yeni şeyler öğreneceğimiz, yeni şarkılar dinleyeceğimiz, yeni filmler izleyeceğimiz, yeni heyecanlar yaşayacağımız şaşkın, tuhaf ve yer yer güzel bir yıl olacak..

Yeni serilmiş bir çarşafta temiz pijamalarla uyumanın verdiği o huzurlu steril hisse bir geceliğine kavuşacağız. Bir gece olsun hepimiz kral, kraliçe, prens veya prenses olacağız. Sonra ise o müthiş sıradanlığı kucaklayacak hayatın.

Birşeyleri değiştirmeye kendinizden başlayın. Siz değiştikçe hayatınız da değişecek. Herşey çok güzel olmayacak belki ama çok kötü de olmayacak.. Hayattan küçük şeyler isteyip küçük zaferlerin hükümdarı olun. İziniz Sultan Süleyman kadar derin olmasın siz Hazerfen olun. Güzel olun. Mutlu olun.


P.S: Bu yazı mutlu bir geleceğe sahip olmanın hayali ile nefes almaya çalışan tüm insanlara umut dolu hislerle yazılmıştır. Teomanı sevmekten vazgeçmeyen tüm naif ruhlara adanmıştır.



Aşkla,

Öz