Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2018 Cuma

Dilek sigarası




     Uzun zamandır yersiz yağmurların yağdığı bir kentte mahsur kalmıştım. Hep aynı hüzünlü yalnızlık hissi. Yerini asla neşeye bırakmayan bir bıkkınlık. Gülümsemenin büyük bir meziyet olduğu bir dünyaydı. Her saat, her gün, her rüya bir önce ki ile aynıydı. Yağmurun çıkardığı ses bile  aynıydı. Yeni şarkılar yazılmıyordu. Ya da yeni şiirler.. Yeni filmler yoktu. Umut etmeyi sağlayacak hiçbir şey kalmadığında en karanlık zamanında şehrin.. Her şey yağmurla silinip giderken uzun boylu bir adamın yolu şehre düştü. İlk kez güneş göründü bulutların arkasında.. İlk kez gülümsemek acısızdı. İlk kez aynı değildi hiçbir şey.. 

     Bilinen hiçbir kalıba uymuyordu adam. Önceden tahmin edilebilir değildi hareketleri.. Bilinmezdi. Korkutucuydu. Kocaman elleri ile sıkı sıkı tutuyordu. Geniş göğsünde huzurla dinlendiriyordu. Sert sakallarını yüzünde gezdiriyordu. Ve gülümsüyordu. En güzel gülümseme onundu. En tanıdık ama en farklı. Gözlerinin kenarında küçücük samimi çizgiler oluşuyordu gülerken. Asla pes etmiyordu. Sorunlar eğlenceli birer bilmeceydi onun için. Tüm korkular aşılması gereken duvarlardı. Meraklıydı. Ve zeki.. Ve mantıklı.. Kahrolasıca muazzam bir mantık! Tüm kaosu parça parça ele alıp huzurlu bahaneler haline getiren garip mantık... Savaşması imkansız bir adamdı. Sevmeyi seçtim. 

    İyi ki sevdim. Ayaklarım çıplak koşturuyorum yağmurun yorduğu sokaklarda.. Endişe ile yerlere bakıyor cam kırığı kalmış mı diye..  Yeni şarkılar ezberliyorum. Daha çok şarkıyı sevebileyim diye özenle şarkılar arıyor bana.. Bol bol gülüyorum. Bu gülümsemeyi hiçbir şeye değişmem diyor sakince, her defasında.. Şiirler okuyor bana kendi sesinden.. Yeni rüyalar görüyorum, umut dolu.. Kötü rüyalar gördüğümde beni o sakinleştiriyor.. Gece yarısı, gün ortası.. Hiç farketmiyor. Yanımda.. Elini saçlarımın arasında hissediyorum her durgunluğumda.. Kokusunu hissediyorum. Sıcaklığını..

    Nefes almanın yeni bir yolu bu. Yeniyim. Öğrenmeye çalışıyorum. Anlamaya.. Kırmadan, savaşmadan, yormadan yaşamaya, yaşatmaya.. 

    16 seneden fazladır her sigara paketinden bir sigara çıkarıp dilek dileyerek ters koyan ben, artık dilek dilemediğimi farkettim. Ne zamandır çevirmiyordum sigaramı ters, Ne zamandır söylemiyordum aynı cümleleri dua gibi..Sanırım ilk kez güneş bulutların arasından çıktığından beri...

P.S: Bu yazı yann tiersen dinlenilerek, dileğinizin kabul olduğunu farketmeyecek kadar mutlu olmanız dileğiyle yazılmıştır. 

Kızkardeşlikle,

Öz




19 Ağustos 2014 Salı

Sardunya, Cam güzeli, aslanağızı ve sümbül'den özür dilerim...



Beni hiç unutma olur mu ?
Unutmam...


     Söz vermekten neden bu denli korktuğumu sormuştun bana bir keresinde. Tutamayacağım sözü vermekten korkarım ben demiştim. Söz vermenin vebali büyüktür... Eğer birine bir söz verirsem nefesim yettiğince tutarım. Tutamazsam dert olur bana. Acıtır... Annem böyle öğretti... Ben böyle büyüdüm.. 


       Ben sana bir söz verdim. Seni unutmayacağımı söyledim. Unutmayacağım da. 

      Senin hatıran için çok güzel bir oda hazırladım zihnimin zindanlarında. Deniz gören cinsinden... Balkonlu, ferah, güneş alan, güney cephesinden... Bol yağmurlu yerine denk gelmeseydin ömrümün,  balkonuna sardunyalar ekecektim... Cam güzelleri, aslanağızları ve sümbüller... Rengarenk açacaklardı mevsimlere inat...

     Midemde ki kelebekler canıma batıyor şimdi... Sahi bu kadar çabuk mu tükendi ömürleri?

     Ölesiye kızgınım!!! Ölesiye kırgın!!!

     Sen benim mabedimin duvarlarını siyaha boyadın... Karanlıklara bıraktın beni, kendin güneşli günlerde yürürken... Gitmek veya kalmak değildi mesele... Sevmekti! Bilemedin... 

    
     Sen neden gittin ???

7 Ağustos 2014 Perşembe

Korkuyorum...




   Zamanın bu kadar çabuk geçmesi ne denli korkunç! Daha dün gibi herşey... İçim parçalı bulutlu... Korkuyorum bir an! Kısacık  bir an küçücük bir şeye gözüm takılacak... Şimşekler çakacak içimde gökgürültüsü kaplayacak, korkacağım... Yağacağım gürül gürül... Sel alacak beni... Camları buğu yapacak gözlerimin... Bir şey yazmaya çekineceğim izi kalır diye... Sanki azmış gibi!

...

   İnsan, içinde yeşeren korkuya engel olamıyor. Hayatım boyunca hiç olmadığım kadar korkuyorum. Ne yatağımın altı, ne kapının arkası ne annemin yanı korkmamı engellemiyor ... Çok korkuyorum! İçimde kalan, senin çaldığın, benim hala aradığım birşeyler var...

   Bir şarkı vardı; " Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe" diye başlayan... Dün ve önce ki tüm geceler o şarkıya klip çekiyorum! Bazen gözüm dalıyor yanı başımda ki koltuğa... Seni arıyorum. Diyorum ki o olsaydı çay isterdi. Ona da bir çay söylesem... Beraber içsek gene...Seni çok özlüyorum, cancağızım! Bu korkunç bir his.Ve en korkuncu bu kez kimseye söylemiyorum. Söyleyemiyorum!

   Sadece istiyorum ki canını acıtacak bir şey bulayım! Canın acısın...Ama benim kadar değil... O kadarına dayanamazsın. Azıcık acısın. Ben bu kadar kanarken, senin iyi olman sinmiyor içime! Başka adamların kokusu bedenime işliyor, sana kızdıkça... İntikamımı hayattan alıyorum can yoldaşım... İntikamımı kendimden alıyorum. Ve lanet olsun ki hala sana kıyamıyorum! Hala seni tüketemiyorum, bitiremiyorum...

   Esen her rüzgarı, çalan her şarkıyı, gördüğüm her martıyı, bir damla suyu tutup sana tamamlıyorum... Sonra domino taşları gibi dağılıveriyorum. Ve dağılmak güzel duruyor üzerimde... 

  Tavlaya elimi süremiyorum. Gözlerin aklıma gelecek diye kahve içmiyorum. Ne zaman ürpersem o her daim buz gibi parmakların aklıma düşüyor... Üşüyorum! Saçlarımın dibi acıyor. Ellerine nasıl da bağımlı olmuş bilmeden... Bazen kendi ellerimi geçiriyorum saçlarımın arasından! Gözlerimi kapatıp seni düşlüyorum! O zamanlarda kimse olmuyor yakınımda! Gecenin bir vakti demiyorum, uyanıyorum... Sigara yakıyorum. O yanarken denizin o tuzlu kokusunu çekiyorum, ciğerlerimden. Elimi saçımın boynuma yakın kısmından yavaşça içeri sokuyorum... 

   Sana benzemediği için ellerimden nefret ettiğim anlarım var benim!

   Gittiğin için değil, kalamadığın benim olamadığın için senden nefret ettiğim gecelerim var! 

   Neden sorusunu hazmedeğim akşam üstlerim...

   Ve beni darmadağın eden bir listem var, bir daha yapamayacaklarım listem...

...


19 Ocak 2014 Pazar

Gökkuşağı'na verilmiş sözüm var..!






Hızla gelen bir arabanın farına bakarken anlarsın en çok, neden yaşamak istediğini. Yaşam çoğu zorluğa rağmen, gülümseyebilmektir. İnattır. Mücadeledir. Koşturmacadır. Yorulmaktır. Acıdır. Zaman zaman karmaşıktır…
Bazen ise güzeldir. Umut doludur. İnançtır. Geriye dönüp baktığında biriktirdiğin anılardır. Sevdiklerindir. Sana zarar vermeyenlerdir.
Yaşam, bazı zamanlarda babanın 26 yaşında ki prensesi olabilmektir. Adını söylemeyi beceremediğin bir kahveyi sevmektir.  Zaman zaman yolda mendil satan bir çocuğun gözleridir…

Senin dertlerin vardır, çözülmeyeceğine inandığın. Dünyanın tüm yükünü, insanlığın en büyük acısını çektiğini düşünürsün. Yalnız kalmışsındır. Hiçbir hayalin gerçek olmamıştır. Adaletin olmadığına inanmaktasındır. Ve Tanrı’nın seni duymadığına…

Kim bilir belki de ölmeyi düşünüyorsundur. Ölümün soğukluğunu. Ne hissedeceğini. Gözünde kendi cenazeni canlandırıyorsundur boş zamanlarında belki. Geride kalanların gözyaşlarını hayal ediyorsundur. Kimlerin gerçekten üzülüp, kimlerin boş boş bakacağını hesaplıyorsundur. 

Herkes hayatında en az bir kez ölmeyi dilemiştir Tanrı’dan. Sende istemişsindir. Bende istemişimdir.  

Ne var biliyor musun? Bazen dünyanın tüm koşuşturması beni yorsa da güzel bir kahve alıyorum, adını söylemeyi yeni öğrendiğim… Sonra durup insanları izliyorum. Ne kadar hızlı olduklarını ve hep bir yerlere yetişme telaşında olduklarını görüyorum. Gözlerimi kapatıp seslerini dinliyorum. Yavaş aktığı için bol korna sesleri yükselen trafiği, yakınında isem denizi, değilsem gökyüzünü, bazen çocuğunu susturamadığı için mahcup bir annenin dudaklarından dökülen yakarışları, bazen simitçileri… Evet, onları da dinliyorum. Şair doğru demiş biliyor musun? Gözlerin kapalıyken güzeldir İstanbul. Aslında hayal etmeyi bildiğin sürece her şehirde deniz vardır, üzülme. 

Çok canım sıkıldıysa ve eğer yetmiyorsa dinlemek şehrimi, umutsuzluğumdan yükselen sesi bastıramıyorsa o çok sevdiğim sokak müzisyenlerim… Bu kez ilk kez gökkuşağını gördüğüm o gizli anıma gidiyorum.  Kimsenin bilmediği anıma… 22 Mayıs 2005’e gidiyorum. Yağmurun griliği arasında parlayan renkli çizgilere bakıyorum. İlk görüşüm. Birileri ile paylaşmak istiyorum ama o kadar güzel ki ayıramıyorum gözlerimi…

O gün karar veriyorum. Gökkuşağı vazgeçene dek bende vazgeçmeyeceğim yaşamdan. Sen de vazgeçme. 

Hiçbir duygu yaşamın içinde kaybolabilmekten daha güzel değildir, emin ol…



Blogum Dergisi /  Mart 2013 

                                                                                                                      Özlem Çelik
 

14 Mayıs 2013 Salı

Saklambaç

       




           Nerede kaldın?  O kadar uzun zamandır bekliyorum ki seni, neden beklediğimi unutmak üzereydim. Hoşgeldin. Beni hatırlamıyorsun. Haklısın. Bir sonbahar günü bir kadeh rakını içmişliğim var sadece. Bir parça beyaz peynirini tırtıklamıştım hepsi o. One more cup a coffea ikimizin de en sevdiği şarkıysa ne olmuş yani. Anımsamak zorunda değilsin beni. Altı üstü sana bakarken yarım yamalak gülümsedim sadece. Bir gün yağmurun içinden geçmişizdir kolkola belki.. Hatırlamaman normal. Kızma kendine. Alt tarafı aynı hayali başka insanlarla kurmuşuzdur ne olacak yani. Sen başkasını sevmişsindir ben seni beklemişimdir. Dünyanın düzeni değil mi bu zaten. Bundan bir anlam çıkarmak zorunda değiliz. 

       Mahçup mahçup bakma bana. Suçun yok. Sen sadece benim seni ne kadar sevdiğimi anlamadın. Ben de başkalarının aşkını anlamadım daha önce. Çok ah almıştım karşına çıkana dek. Hayat dediğin kocaman bir oyun bahçesi. Bir gün sen benim saçımı çektin, ben sana silgimi attım. Bahçede kovaladın diye düştüm. Farzet biz saklambaç oynadık sen ebeydin. Ve ben iyi saklanmıştım. İkimizde çocuktuk. Anlam yüklemenin faydası yok.  

       Şimdi içinden yüze kadar say. Ben saklanmaya gidiyorum yine. Aşk her bedende farklı bir dil değil mi zaten?


1 Mayıs 2013 Çarşamba

Parmakuçlarım ile sevdim seni...




Sen ne güzel bir düştün. Ne güzel bakıyordun. Ve güzel de gülüyordun çoğu zaman. Bir sürü komik hikayen vardı senin.. Ne zaman canım sıkkın olsa fark eder,  güldürmeye çalışırdın beni. Senden sonra kimse güldürmeye çalışmadı. Umutsuzca seni bekledim. Beklemeyi ne kadar severim bilirsin. Vazgeçmek hiç bana göre değildi. Muazzam acılar yaşadım ama hiç vazgeçmedim. 

Seni en özel yeri ile sevdim bedenimin. Parmak uçlarımla. Sana dokunmak için türlü bahaneler bulan parmak uçlarımla. Sen ise beni hiç sevemedin. Anlıyorum seni. Çünkü ben de başkalarını sevememiştim saha önce. Çok kişiyi bırakıp gittim ardımda. Sonra sana rastladım. Kırdığım tüm kalplerin, aldığım tüm ahların işlediğim her günahın bedelini seninle aldı hayat benden. Tanrı’nın adalet anlayışına hayran kaldım yine. Aşk adına işlediğim her günahın acısını aşkla ödedim. Suçumun bilincindeyim bu yüzden itiraz etmeden bekliyorum. 

             Bitecek, herşey biter. Değişir. Melodiler değişir, sözler değişir, kelimeler değişir, mevsimler değişir, yağmurun tadı, denizin rengi değişir. Senin gülüşün değişir. Benim bakışım değişir. Aşk değişir. Farklı bir isim verirler ona. Acıtmayacağına inanırlar. İnançlar değişir...



Bir gün o hayalinden kurtulamadığım kırmızı Vosvos’u alacağım.
Sonra seninle yeni bir yerler keşfetmeye gideceğiz.
Senin haberin olmayacak!
Günün birinde kırmızı bir vosvos göreceksin.
 İçinde kimse olmayacak…
 

26 Mart 2013 Salı

Mutlu Olmalısın...




       Yağmuru duyuyorum. Pencereme çarpıyor. Bu kadar hüzünlü olmak zorunda değil dünya. Ben bu kadar acı çekmek zorunda değilim. Yeni başlangıçlarım olsun istiyorum. Çabalıyorumda. İnan bana. Daha az sigara içiyorum. Pek karıştırmıyorum eskileri ne zamandır. Güzel resimler asıyorum duvarlarıma. Çiçekler kurutuyorum. İnadına renkli giyiniyorum. Daha çok insanla tanışıp, daha çok hayat paylaşmaya çalışıyorum. 

       Yaşam bu ya inanmak zorundaymışım gibi geliyor. Her sabah aynanın karşısında dikilip tam bir dakika boyunca kendimi kandırıyorum; "Mutlu olacaksın" diyorum kendime. Mutlu olmak zorundasın. Mutlu olmalısın. Mutlu ol! 

    Biliyorum hayat o kadar kısa ki. Gözümü yeniden açtığımda bitmiş olacak ve hayıflanacağım geçmişime.. Çokça da kızacağım kendime. Ama yağmur yağıyor ya böyle hüzünlü, gözlerim dalıyor belirsizliğe... Anılar geliyor gözlerimin önüne. Keşke diyorum biri çıksa, çıksa da beni kurtarsa bu yalnızlıktan. Hüzünlerimi alıp yerine mutluluklar koysa. Gülsek beraber. Yeni anılarımız olsa mesela. Yağmur yağınca hüzünlenmesek. Komik bir ikili olsak. Çünkü hüzünlü olmak çok yordu beni. 

     Biliyorum bir yerlerde beni gülümsetmek için bekliyorsun. İnanıyorum. Yoksa yaşayamam. Ama biliyor musun acele etmen gerek. Çünkü inancım yağmurda eriyor artık yavaş yavaş. Çık gel neredeysen yabancı'm...

4 Mart 2013 Pazartesi

Sevmek en zorudur yaşam biçimlerinin.

       


           Geçecek diyorlar. Her acı geçermiş. Oysa ben senin acının derinlere gömüleceğini ve zaman zaman mezarından çıkıp beni korkutacağını o kadar iyi biliyorum ki. Sen başka bir kadını sevdiğini söyledin gözlerimin içine gözlerini dikip. Derin sayılabilecek bir nefes alıp, yüzüne boş bir ifade takıp onu sevdiğini söyledin. Oysa ben sana gelmiştim. Onca yıl sonra cesaretimi ceketimin cebine sığdırıp, sana gelmiştim. Biliyorum çok geç kalır bazen insanlar. 

              Ama sen de bilmelisin ki sevmek en zorudur yaşam biçimlerinin...

        İçimde titreyen bir yer var. Elimde olsa sarıp sarmalayacağım hala sakladığım bebeklik battaniyeme... Elimden gelse üşümesin diye soba kuracağım içime. Bulsam nerenin sızladığını... O kadar yabancı ki. Hiç böyle olmamıştı. Şimdi karşıma geçiyor insanlar sırayla. Geçecek diyorlar sürekli. Geçecek... Bitecek... Unutacaksın...

         Bitmeyecek diyorum, karamsar diyorlar bana. Oysa karamsarlık değil bu, bilinçli bir önsezi. Hani yumurta haşlarken piştiğini anlaman gibi zamanla. Ya da yıldızlı bir gecenin sabahında havanın güzel olacağını bilmek gibi. Yağmurdan sonra bazı insanlara gökkuşağının görüneceğini bilmek gibi. Bu çalışmadığın bir dersten kalacağını, evrim teorisini ne kadar uğraşsalarda çürütemeyeceğini, Tanrı'yı hiçbir zaman göremeyeceğini anlamak gibi...

         Söyle bana sen şimdi. Hayatım boyunca kimseye onu sevdiğimi söylememiştim. Gözlerine bakıp sana, senin mutlu olmanı herşeyden çok isterim derken seni sevdiğimi söylüyordum aslında. Çünkü sen mutlu olmalıydın. Bazı insanlar hayata mutlu olmak için gelir. Bazıları ise onların  mutlu olmasını dilemek için... 

            Sana geç kaldığımı bilmek her yere vaktinden önce gitmemi sağlayacak artık..

Hoşçakal Komik Adam...

     

13 Ocak 2013 Pazar

Yaşasın İnsanlık







Kötü bir dünya burası… İnsanların soğuktan donarak öldüğü, karşıdan karşıya geçen çocuklara arabaların çarptığı, insanların birbirini aldattığı, yalanlar söylediği, saklandıkları, bulunmak istemedikleri, her güne yeni bir maske ile başladıkları çirkin bir dünya. Benim umudumu kaybetmemek için bebeklik battaniyeme sarılıp uyuduğum ve her sabah gözlerimi açtığımda yeni yalanlar yeni savaşlar duyduğum dünya. Küçücük dertlerimi içime attığım insanlığın her gün bir kez daha yenildiği dünya.
Oysa sadece gülümsemek ile değiştirebilsem evreni. Bu kirlenmişliği, bu yılgınlığı, bu sığlığı delip geçebilsem… İnsanlığa umut verebilsem… Hayal etmeyi öğretebilsem… Yağmurdan sonra gökkuşağını görmek için sokağa çıkarabilsem onları. Penguenlerin olduğu komik bir animasyon izletebilsem çocuklara… İnatlaşmayı öğretebilsem.  Paylaşmayı, tokgözlü olmayı, umudu…
Tüm dünyanın yükü omuzumda gibi. Bu gece bir ölüm haberi daha verdi haber kanalları. Ben ise telefonuma mail kurmak ile uğraştım… Kirlenmiş insanlığıma bir methiyedir yazdıklarım…
Bu gece onarılamayacak bir acı doğdu bir annenin göğsünde. Ve ben yarın sabah beş dakika daha uyumak için babamın hazırladığı kahvaltıyı es geçeceğim. Hava soğuk diye söylenip, süslü kıyafetlerimi giyip bir fincan kahveye 10 TL vereceğim çocuklar dünyanın diğer tarafında açlıktan ölürken.  Beğenmeyip yarısında bırakacağım.  Akşam olduğunda içim sızlayarak haberleri izleyeceğim. Üzüleceğim herkes kadar. Yazacağım yine ve okuyacak birileri. Hak vererek veya yadırgayarak….
Ben sigaramdan derin nefesler alarak sıcak evimde uzanırken, bazıları insanlığım ile ilgili güzel sözler söyleyecek! Ben utanamayacağım…