Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2015 Perşembe

Yaşam dalgalı bir deniz...




Arasına karbon kağıdı koymuşçasına aynı günler yaşıyorum. Oysa değişim iyiydi. Güzeldi... Olmak zorundaydı.. Zamanı gelmişti...Birlikte olamadığımız tüm günler düşman olmuş, uyutmuyor beni şimdi... Kırgınlıklarımdan duvarlar ördüm etrafıma, kimsecikleri yanaştırmıyorum kendime... Bir yerlerde kırmızı, mor çiçekler açıyor. Kuşların göç yolunda ki sıcak şehirler kanat sesleri ile inliyor... Dünyanın bir tarafı yazı yaşıyor, ben kışa hapsoldum. Kar yağıyor sürekli... O kadar çok yağıyor ki kızıyorum ona. Birbirine kar topu atanları, kar fotoğrafı çekenleri sevmiyorum. Yapamadıklarımızı sevmiyorum. Tutulmayan sözleri, yarım kalmışlıkları, acı çekerken gülümsemeyi sevmiyorum.. Umudumu kaybetmeyi sevmiyorum. Çiçeklerin ve ılık güneşin olmadığı havaları sevmiyorum... Bahçemizde ki incir ağacının yapraklarını dökmüş halini sevmiyorum. Seni her hatırladığımda sol gözümün kenarında biriken yaşı sevmiyorum. Çizgi filmleri, battaniyemi, ıhlamur kokusunu sevmiyorum... Gülümsememin kenarına yerleşen o kırgınlığı sevmiyorum. 

Bu halimi sevmiyorum. Toparlanmayı, iyileşmeyi istemiyorum. Dalgaların beni sarıp sarmaladığı huzurlu düşler kuruyorum sadece... Rüzgarın bir kez olsun doğru estiği, saçlarımın ahenkle havalandığı düşler kuruyorum... Suyun ılık olduğunu, şanslıysam deniz kızlarından birinin beni almaya geleceği.... 

Neyse, kendime verdiğim sözü hatırlamak gerek böyle zamanlarda! Yaşlanmış halimi görmek için can atıyorum. Gözümün kenarında ki kırışıkları, yaşanmışlıkları görecek olmak beni heyecanlandırıyor... Suyu ve o huzuru çıkarmalıyım aklımdan... Sadece yaşlanmalıyım...  

Yaşam huzurlu ve dalgalı bir deniz değil midir özünde?


15 Mart 2014 Cumartesi

Bugün biraz karışığım..!





Yapamadım.Bu kez çok yaklaşmıştım. Az kalsın başkasını sevecektim! 

Peter, benim çocuk tarafım. Ben iki ayrı adam sevdim sende. Biri komik, konuşkan, deli dolu, az biraz arsız, çokça mahzun, neyse o... Diğeri kör, sağır, dilsiz, vurdumduymaz, buz gibi, ama yumuşacık, derin, güçlü... Ben birbirinden hiç ayırmadan sevdim sizi...Birinizin hakkı diğerine geçmedi. İzin vermedim. 

Denedim Peter, başkasını sevmeye gayret ettim. Yapamadım. Senin gibi gülmüyordu içten, onunlayken gülmüyordum. Gülmek ne zor şeymiş Peter! Gülemedim hiç... Sen de yoktun... 

Az biraz boynum büyük bugün. Sevmem ben 14 Mart'ı. Sevemem. Nesi var bu tarihin deme. Bazen tarihler sevilmez Peter. Mesela senin gittiğin tarihi hiç sevmeyeceğim.. Dönsen bile... Bugün üşüyorum. Kaç kat giyindim kimbilir. Aklım karışık biraz. Sigaraya yeniden başlama isteğim var. Tükenene dek içmek istiyorum. Bugün çok karışığım Peter. Bugün "gidişlerin, öksüz kalışların, terkedilişlerin" günüydü. Ben bugün biraz daha öle yazdım...

Kızma Peter. Ölmek değil niyetim. Benim ki bir alışma hali. Ellerimi ceplerimin en derininde tutma çabası. Sana yazmamak, seni aramamak, sana ihtiyaç durmamak savaşı..! Sanırım bir sigara yakmalı... Yoksa seni arayacağım...




10 Kasım 2013 Pazar

Nefes Al.

 


Gözbebeğinin üzerinde titreyen yaslar ile bana bakıyordun. Bir şeylersöylemeliydim sana. Daha iyi olacağına dair bir şeyler. Mesela iyileşeceğinitüm bu acınınbiteceğiniher şeyin yeniden anlam kazanacağını ve  beni unutacağını. Ama hepsi boştu. Senin o mağrur ama acı dolu duruşunu mükemmelleştirmek için gözlerini diktiğin karanlık kadar bostu. Oturmak içinyanına kadar yürüdüğümüz ama oturmak yerine önünde dikildiğimiz bank kadar boş.

Tüm bunlar yerine sana; Sarhoş olup beni arayacaksın, arama dedim. Beraber gittiğimiz yerlere yeniden gideceksin, gitme. En acılı şarkıları dinlemek isteyeceksin, dinleme. Beni gözünün önüne getirme. Benimle ilgili herhangi bir duygu hissetmeye çalışma, nefret bile olsa. Ben hiç olmamışım gibi davranmaya çalışacaksın bunun da bir faydası olmaz, yorulma. Sadece bir yere otur ve geçmesini bekle. Geçecek, ama biraz sancılı olacak canını acıtarak seni kanatarak geçecek. Midende uçuşan kelebeklerin yerini gemici düğümleri alacak. Yemek istemeyeceksin veya sevmek. Ye, biraz geçmesini bekle ve sonra yine sev. Ağla ama yıkılma. Bana nedenlerini sormaya çalışacaksın biraz kendine geldiğinde, söyleyeceğim her şey veya söylemeyeceklerim seni yeniden uçurumlara itecek. 

Simdi içinden ondan geriye doğru say,sıfıra geldiğinde ben burada olmayacağım. Sakın gözlerini açma. Eğer açarsan gidişim zihninde acı verici bir resim olarak asılı kalacak. Biraz sarsak adımlarla yürüyeceksin bir süre, buna alış. Korkacaksın. Herkes seni terk edebilir gibi gelecek. Ama sakın umudunu kaybetme. Hiçbir duygu yaşamın içinde kaybolabilmekten daha güzel değildir, emin ol. İyi dinle bak, doğanın sesine odaklan, adımlarımın ne yöne gittiğine değil. Gökyüzünü dinle, toprağı, ağaçları, uzakta ki caddenin sesini dinle, ayak seslerimi değil!

Sesim sana boğuk geliyor şu an farkındayım. Çünkü ağlamamak için kendini o denli sıkıyorsun ki kulakların uğulduyor. Sesler yabancılaşıyor biliyorum. Kendi bedeninden sıyrılıp uzaktan bakıyorsun ikimize. Gitme demek istiyorsun ama gururlusun biliyorum. Susman en iyisi, ikimiz içinde. Her veda zaten tek başına yeterince zordur. Ama bil ki eskiler çekip gitmedikçe yenilere yer açılamaz kalbinde. Sana bunları yaşatmak zorunda olduğum için üzgünüm.

 Gitmek mi zor kalmak mı deyiminde kendi rolünün en zor olduğuna inanacaksın sende herkes gibi. Haklısın. Herkesin acısı kendine büyüktür. Ama emin ol her ikisi de zordur. Zor olsaydı gitmezdin diyorsun değil mi? Yine giderdim. İnsanoğlu garip bir yaratık.  Baş etmesi imkansız…

Tüm bunları bilerek nasıl seni bıraktığımı düşünüyorsun biliyorum. Sen boşver her şeyi gözlerini sıkıca kapat şimdi. Gökyüzünü düşün. Derin bir nefes al. Ve yavaşça bırak. Sonra daha küçük bir nefes alıp onu da bırak. Nefesine odaklan. Nefes almak zorundasın. Nefes al, nefes ver. İşte böyle. Şimdi kendin tekrarla bunu. Nefes al, nefes ver. Nefes al… Nefes ver… Nefes al…



Kasım 2012/ Blogum Dergisi