Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
sigara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sigara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2017 Cumartesi

Ruhumun gezdiği sokaklar...




       Rüyanda gittiğin yerlerde ruhun gezer demiş birileri... Zamanın birinde... Belli ki çok özlemiş onlarda...


      Bir kaç kadehin söyletemeyeceği yoktur. Neden diye sordu bana.  Sakince bir nefes aldım sigaramdan. Bir süre dumanı tuttum içimde. Sanki ciğerlerim bir anda kararsın istedim. Kalbim gibi kararsın. Aldığım son nefesmiş gibi. İçimde tutup bırakmamak için direndim adeta... İnceden bir Sezen şarkısı çalıyordu bir arabanın radyosundan. Kış bahara dönüyordu sakince...Garson her fırsatta elini cebine atıp telefonunu kontrol ediyordu. Arka masada kuvvetli bir maç sonrası tartışması... Bizim masada derin bir sessizlik vardı... Detayların ne önemi var deme. Bilirsin severim ben büyük prodüksüyonları... Kalan nefesi bir hışım bıraktım... Gözlerimi kaldırıma diktim. Sanki herkes bir anda gitti. Tüm insanlar. Tüm sesler... Sadece ben, sigaram ve o kaldırım vardık. 

       Çok sevmenin bedelini ödedim ben dedim. Tanrı, kimi çok seversen alır senden. Hepsi ölecek değil ya... Bazıları toprağa gömülür bazıları kalbe, bazıları şarkılara, bazıları da kelimelere gömülür... İçime ağlıyordum. İnsanın içine nasıl ağladığını ben senden sonra öğrendim... Herkesler bakarken, gözlerini zorladığında damlalar ve seni sevenleri üzmekten utandığında içine içine ağlamayı öğreniyorsun.. Ağladım sessizce.. Bir kaç hınzır damla yanağıma değince anladım.. Kırgınlığımı yenemiyorum. dedim. Geçemiyorum gururumun önüne.. Kalbimi tamir edemedim ben... Edemedim huysuzluğunu ruhumun... Marmaraydan aynı yerde inip, sokak sokak evini aradığımı bilmiyor... Denk gelsekte koşsam ona diyorum. Koşsam. Sarılsam kocaman... Dudağının kenarına yaslasam alnımı... Ruhunu ruhuma katsam... Bilmiyor benim sessizce ölüme terk ettiğimi bedenimi... Yaşamak için yeterince sebebim varken yaşayamamanın ne olduğunu bilmiyor... Ona benzettiğim adamları gizlice izlediğimi, o olsun diye bildiğim tüm duaları bildiğim her dilde ettiğimi bilmiyor. O bilmiyor onu ne kadar sevdiğimi... O hiç bilmedi onu ne kadar sevdiğimi... Tamam sakin ol! demesi ile kendime geldim. Sesimin ne kadar yüksek çıktığını anlamamıştım o ana dek. Kadehi özür mahiyetinde havaya kaldırıp masaya vurdum, bir yudum rakı genzimi yaktı...

    Bir süre sessizlik hakimdi masada... Herkes tekrar silindiğinde, ben sigaram ve kaldırım kaldığımızda çözüldü kelimelerim. Onu rüyamda gördüm 4 gece önce. Kalabalık bir yerdeydik. Yanıma gelip "affet" artık diyordu. Affet ne inadın varmış be. Ne pis inadın varmış. Bak ben inadımı bıraktım affet artık yeter diye bağırıyordu bana. Bir an burnumun ucu sızlayarak ona bakıp sarılıyordum. İnanabiliyor musun ona 2 yıl bilmem kaç ay sonra sarılıyordum. Bu nasıl mucizevi bir şey biliyor musun sen? Bunun ne demek olduğunu biliyor musun? Ruhum tüm zincirlerinden kurtulmuş gibi, bu küçük bir çocuğu güldürmek gibi, bu annenin hayır duasını almak gibi.. Bu ölürken huzuru bulmak, bu kaybolduğunda Tanrı'nın gölgesine sığınmak gibi... Bu uzun zamandır ilk defa nefes almak gibiydi. Sabaha karşı uyandım. Çift kişilik yatağımda tek başıma uyandım! Güneş doğmamış gökyüzüne baktım. Sonra ellerime... Ellerime her baktığımda canım yanıyor benim. Ellerime her baktığımda onu hatırlıyorum ben. Yatakta çaresizce dönüp alarmı bekledim. Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi işe gittim ben. Güldük. En çok ben güldüm... Herkesten çok ben güldüm. İçimde ki sesi bastırmak ister gibi... Çığlıklarımı duymamak için güldüm. 

         İçme daha fazla dedi. İçmedim. İyi insanlarla çevrili düzenimde, yavaş yavaş ölüyorum ben. Kendi cenazemi kaldırıyorum her gün içimden.. Ve en çok ben ağlıyorum kendi arkamdan...

5 Eylül 2016 Pazartesi

Kırıldın ey kalbim, affet beni...



Aynı şarkıya kaç kişi acısını sığdırır? Bi şarkı kaç insana aynı anda merhem olur? Bi kalp tam olarak kaç kırgınlığı kaldırır? Hayat ne zaman adil olur? Ya da bi gün olur mu ? Gerçekten mutluluk mümkün mü? Selami Şahin her devrin adamı olmaktan vazgeçer mi? 

Mutlu olmanın çok kolay olduğunu söyleyen ben, hani akşam yemeğinde Polyanna yemiş gibi gezen kadın. Mutlu olmanın dünyanın en zor şeyi olduğuna inanıyorum aslen. Çünkü bir insanın mutlu olması için huzurunun olması gerek... Mümkün mü bu ?

Hani çok güldük ağlamasak tabiri vardır ya içimizi ürperten... Çok güldüm... Gülmemeliydim... Mutlu sonların sadece peri masallarında olmasına, insanların beş kuruş vermeden savurduğu yargılarına, çirkin ithamlara, kozasından yeni çıkan keleğin yaşayacağı yarım hayatına, bu kadar kırılgan olmama ağız dolusu küfredesim var. Bildiğim, inandığım herşey yıkılıyor camdan bir duvar gibi... Paramparça her yanım. Ama benim suçum. Sonuna kadar benim! 

Dökme demirden duvarlarımı yıktım. Kalbimin camlarını açtım. Bahar renklerine büründüm. Ben kırgınlıklarıma bakmadan sevmeye kalktım. Olur sandım. Canına yandığımın dünyasında bi tanecik Öz, mutlu olur sandım. Benim de payıma güzel bişeyler düşer sandım. Elinden tutup birinin yürüyebilirim sandım. Mutlu sonlardan bir parça da bana kalır sandım. Ben yenilmeye doymadım. Hırpalanmaya... Kaybetmeye... Ben doyamadım mutsuzluğa...

Ben Öz olmaktan yoruldum... Bu kadın bu dünyaya ait değil işte. Satürn'ün halkasında oturup, Küçük Prens'e komşu olmak varken sıkıştım bu dünyaya... Kurtulamıyorum. Bataklık gibi.. İçine çekiyor beni. Nefes alamıyorum. ait değilim bu yaşama. Ruhum acıyor. Ben yoruldum kanamaktan, ağlamaktan... Hıçkıra hıçkıra öleceğim ya. Hıçkıra hıçkıra... Beni bu kadar üzmeye hakkı var mı bu dünyanın? Yemin ediyorum. Tüm samimiyetimle... Yani sahip olduğum en güçlü duyguyla... Nolur beni sevmeyin. Yeter sevilmekten paralandı kalbim. Yama yapmaktan yoruldum. Olmayayım mutlu. Bırakın mutsuzda olmayayım... Kurban olayım bırakın beni... Bırakın ruhum acıyor... Bu dünya başka bir dünyanın cehennemi belli ki... Bende bu dünyaya gelecek kadar kötü bi insansam bırakın beni... Cezası neyse günahımın yalnız çekeyim... Bırakın huzurumla bitmesini bekleyeyim... 

Severken öldüreceksiniz beni. Bir parça mutluluk için dilenci gibi tüm çirkin bakışları kaldıramam. Kaldıramıyorum. Bu dünya için lanet olasıca ruhum fazla hassas. Fazla kırılgan...Kaldıramıyorum. Kelimelerin beni incitmesini engelleyemiyorum. Huzursuzluğu sindiremiyorum. Ben daha fazla ağlamak, üzülmek istemiyorum... Ben çok yorgunum. Bırakın yorgun kalbimde ne kaldıysa bana kalsın. Bırakın neyim varsa size az gelen ben onunla yetineyim. Ey dünyalılar... Beni bırakın. Bırakın Öz'ü. Özlem olamadığım için affedin beni. Özür dilerim hepinizden. Beklentilerinizi karşılayamadım. Ben size uyamadım. Benim hatam. Tüm sorumluluk benim. Özür dilerim. Hepinizden... Tek tek özür dilerim...

P.S: Bu yazı Selami Şahin'in benden ayrılmaya yeminin mi var? şarkısı dinlenererk, zift gibi bir kahve eşliğinde bol sigara dumanı arasında umutsuzlukla yazılmıştır...

12 Mart 2015 Perşembe

Ölümsüz değiliz...





Sigarasından derin bir nefes aldı kadın. Gözlerini kısacık bir an yumdu ve başını hafifçe yukarı kaldırıp soluğunu bıraktı. Küçük bir duman bulutu sardı etrafını. Saçlarına sindi sigara kokusu... Anlamış gibi saçını eliyle havalandırdı. Hırçın buklelerinden biri alnına düştü. Aldırmadı. Bir nefes daha çekti... Sonra bir nefes daha... Gözü kapalı olmadığı anlarda denize dönüktü. Durgundu... Koşmadan, sakince yürüyerek denize sarılacak gibiydi. Yanında ki adam da suskundu. O denize veya kadına değil, doğrudan yola bakıyordu. Sanki koşarak bir taksiye atlamak ve binalar arasında kaybolmak ister gibiydi. Ne konuştuklarını duymama gerek yoktu. Herşey açıktı. Kadın karar vermeye çalışıyordu. O bakışı nerede görsem tanırım. Kırgın, yorgun, yaralı ve düşünceli bakış. Adam bir şeyler yapmış olmalıydı. Yoksa o kayalıklarda oturmalarının başka bir sebebi olamazdı. Kadın bir sigara daha yaktı. Ciğerleri bir kez daha dumanla doldu. Saçı bir kez daha alnına düştü. Adam bir kez daha yola baktı. Kadını ordan almak istedim. Onu alıp en güzelinden bir çilekli pasta ısmarlamak ona. Konuşmadan saatlerce susmak! Ona iyi gelmek istedim. Onu iyileştiremeyeceğimi bile bile... İçim acıdı. Ne kadar tanıdıktı o acı! Tanımamayı dilerdim. Tepkisizce geçip gidebilmek yanlarından. O banka çivilenmişim gibi oturmamak isterdim. Kadının canı acımasın isterdim... Canım acımamış olsun isterdim...

...

Bir süre sonra kadın karar vermişçesine hızla kalktı yerinden. Çantasından bir naneli şeker alıp ağzına attı. Adam sigara içmiyordu muhtemelen. Kadın kısa bir suçluluk anı ile şekeri dişlerinin arasında ezdi. Bugün öpüşmeyeceklerdi. Ve bundan sonrada... Adamın yüzüne hiç bakmadan kayalık zemini tırmandı. Adam da arkasından gitti. Yanımdan geçtiler. Kadının gözleri kararsızca dolaştı üzerimde. Sonra neden bilmiyorum minnetle yumdum gözlerimi. Anladığımı, yalnız olmadığını bilsin istedim. Anladık birbirimizi. Ve onun hikayesinin kalan kısmını yazmaya karar verdim. 

...

Kadın o günden sonra bir daha asla görmek istemediği halde görecekti adamı. Çoğuna sonsuzluğu anımsatan bu şehir ikisini bir kez daha bir araya getirecekti. Kadının kırgınlıkları, yaraları geçmemiş olacaktı. Adamın kendinden emin ifadesi kaybolmayacaktı. Adam pişman olmayacak, kadın onu affetmeyecekti. Onlar birbirlerinin hayatında hiç olmamışlar gibi geçip gideceklerdi. Hiç sarılmamış, birbirlerinin kulaklarına sevdiklerini fısıldamamış, elleri birbirine uygun birer yapboz parçası gibi birbirine geçmemiş, 7 parlak yıldızda dilek dilememiş, sinemaya gitmemiş, karşılıklı çay içmemiş, birbirlerinin dizlerinde hiç uyumamış gibi kaybolup gideceklerdi. 

Herkes birbirinin hayatından kaybolur. Ölmek için intihar mektubu bırakmak zorunda değilsindir aslında. Sessizce, derin bir tevazu ile kadın, adamın hissettirdiği herşeyi öldürdü... Ve  adamda kadının hayatında herhangi biri oluverdi birgün...

Ölümsüzlük bir duygu veya bir insana yüklenemez. Ne doğa, ne dünya, ne dünya üzerinde yaşayan insanlar veya duygular ölümsüz değildir.  

Ölümün insanlara ait olmaması gibi...


Öldürmek zorunda kaldığımız tüm aşklara ithaf edilmiştir...

15 Mart 2014 Cumartesi

Bugün biraz karışığım..!





Yapamadım.Bu kez çok yaklaşmıştım. Az kalsın başkasını sevecektim! 

Peter, benim çocuk tarafım. Ben iki ayrı adam sevdim sende. Biri komik, konuşkan, deli dolu, az biraz arsız, çokça mahzun, neyse o... Diğeri kör, sağır, dilsiz, vurdumduymaz, buz gibi, ama yumuşacık, derin, güçlü... Ben birbirinden hiç ayırmadan sevdim sizi...Birinizin hakkı diğerine geçmedi. İzin vermedim. 

Denedim Peter, başkasını sevmeye gayret ettim. Yapamadım. Senin gibi gülmüyordu içten, onunlayken gülmüyordum. Gülmek ne zor şeymiş Peter! Gülemedim hiç... Sen de yoktun... 

Az biraz boynum büyük bugün. Sevmem ben 14 Mart'ı. Sevemem. Nesi var bu tarihin deme. Bazen tarihler sevilmez Peter. Mesela senin gittiğin tarihi hiç sevmeyeceğim.. Dönsen bile... Bugün üşüyorum. Kaç kat giyindim kimbilir. Aklım karışık biraz. Sigaraya yeniden başlama isteğim var. Tükenene dek içmek istiyorum. Bugün çok karışığım Peter. Bugün "gidişlerin, öksüz kalışların, terkedilişlerin" günüydü. Ben bugün biraz daha öle yazdım...

Kızma Peter. Ölmek değil niyetim. Benim ki bir alışma hali. Ellerimi ceplerimin en derininde tutma çabası. Sana yazmamak, seni aramamak, sana ihtiyaç durmamak savaşı..! Sanırım bir sigara yakmalı... Yoksa seni arayacağım...




15 Eylül 2013 Pazar

El değmemiş çerez kasesi 3





Bir yol ayrımındasın kadın. Karar vermen gerek. İçkiyi bıraktın. Sigarayı bıraktın. Sıra onu bırakmakta... 11 senelik alışkanlıktı sigara bırakamam diyordun hani. Ne olmuş iki buçuk senedir aşıksan ona. Ne olmuş yani çok sevdiysen... Bırak onu kadın. Sen tabağına konan bir kaç antep fıstığından kıymetlisin. Bilmiyor işte ne çok sevdiğini. Bilmiyor seni. Bilse üzmez.  Kıyamaz sana. Kıymetlisin onun için. Ama senin istediğin şekilde değil.

Onu severken daha iyi bir insan oluyorsun biliyorum. Ama olmuyor işte, sevmiyor seni. Yürümen lazım hatta koşman. Koşarak ondan kaçman. Beklemek fayda vermez artık. Yorulmadın mı hala? Her gün gözyaşlarını içine akıtmaktan. Canın acırken gülümsemekten bıkmadın mı? Dolmadı mı çilen? Kızma bana. Seni en iyi ben anlarım. Üzgünsün. Kırgınsın. Mağlupsun. Kabul et. Demirden değilsin. Parçalanıyorsun. Yeni bir öykü bul kendine. Onu bırak. Bırak ki o da yoluna gitsin. Kendinden vazgeçip ona üzülmekten tükendin. Kimse bilmiyor seni benim gibi. Karikatür okumayı neden sevdiğini? Onunla paylaşmak için komik karikatürleri biriktirdiğini. Bilmiyor kimse ona yazıp yazıp sildiklerini. Onunla yapmak istediklerini bilmiyor kimse. Deniz gören bir yerde oturup onunla piknik yapmak istiyorsun o dizine yatmışken sırtını bir ağaca verip kitabını okumak istiyorsun farkındayım. Ve yürümeyi sevmeyen sen, onunla uzun yürüyüşler yapmak istiyorsun. Sokak çocuklarına gülümsemek beraber bir kediyi sevmek istiyorsun. Ona bakmak istiyorsun biliyorum. Uyurken izlemek uykusu kaçınca uyutmak istiyorsun. Yapma. Düşünme artık. 

Uyu şimdi kadın! Uyu ki derdin azalsın. Uyu ki daha güzel bir yarına uyan. Uyandığın yarını sev. Antep fıstığı yeme artık. Onu hatırlama. Bu yazıyı bitir. Noktayı koy artık. Onu yazma artık. Gölgeni al ve git. Ben hep buradayım. Senin ne zaman canın acısa seninle konuşacağım söz. Ama onu bırak artık. 

Ağlama dur! Kıyamam. Sil gözyaşlarını. Uyu hadi hepsi geçecek...

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak diyarların birinde, çoookk güzel bir prenses varmış. Bu prenses komşu ülkenin prensine aşık olmuş. Prens dünyanın en temiz kalpli, en iyi, en güleryüzlü adamıymış. O gülünce dünya daha güzel bir yer olurmuş. Ama ne var ki prens, prensesi sevememiş.  Kötü kalpli olduğundan değil, bir kaz çobanına aşıkmış prens. Onun daha iyi bir hayat yaşaması için uğraşır durur ama kıymet bilmez çoban prensi hep üzermiş... 

.....

Uyudun mu ? Peki mutlu rüyalar prenses...

18 Nisan 2013 Perşembe

Çok sevdim.





Çok sevdim. O kadar çok ki sana hiç söyleyemedim. İçimde biriken kelimeler boğdu beni aslında. Kendimi duymamak için hep yüksek sesle dinledim şarkıları. Bir şarkım oldu hep, böyle her dinlediğimde içimi dağlayan. 

Çok sevdim seni. O kadar ki sustum hep. Anlamanı bekledim. Karşılıksız olduğunu bile bile direndim. Direnişi yakıştırdım kendime.

Seviyor dedim beni bir şekilde. Benim istediğim gibi değil, belli. Ama seviyor işte o da. Kendince, bildiği gibi. Seviyor beni, arkadaş gibi. 

Başkalarını aldım hayatıma, tiksindim kendimden. Korktum hep. Başkasını yanında göreceğim diye. Görüyorum şimdi. Yanyanasınız ve yakışıyorsunuz da üstelik. Ben ucu yırtık cebimde ellerim, yürüyorum boşluğa. Sigara izmaritleri bırakıyorum peşim sıra. Yerle bir dünyam şimdi. 

Şimdi, soluksuz kalma zamanı. Medet ummalı falcılardan. İnanmalı daha çok Tanrı'ya. Umuda sarılmalı şimdi. Zamanla anlaşmalı. Bitmeli. Bir an önce. Kimse görmeden.

Mevsimlerden aşk'ken sokaklarda, evinde buz gibi ümitsizlikle yanma zamanıdır şimdi.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Siyah düş.







Yine aynı oyun. 
Başrolde sen varsın birde benim kırılmaktan hiç vazgeçmeyen aptal gururum! 
Gözlerinde kendimi görmeye çabalıyorum sen bana boş boş bakarken. 
Dokunuşunun nasıl olacağını düşlüyorum. 
Parmaklarının parmaklarımın arasından geçişini hayal ediyorum. 
Zorluyorum farkındayım sınırları… 
Ama ne güzel olur diyorum, sigaramdan derin nefesler alırken. 
Parmaklarımın yanışına aldırmadan tüketiyorum ciğerlerimi… 
Uyanmayayım diyorum düşümden. 
Düşeceksek beraber düşelim yükseklerden. 
Yalnızlığımın koynunda bir tek geceye dahi tahammülüm yok! 
Mavilerimi, siyahlarına katık yapayım diyorum yeter ki gel! 
Bırakma bizi! 
Yeniden kaybolmak istemiyorum. 
Kal ne olur biraz daha. 
En azından uyuyana dek düşlerim… 

Ey düşünden, düşüncesinden kopamadığım suret, 
Kal biraz daha gönlüme bir parça aşk serp…

19 Aralık 2012 Çarşamba

Kaçış Planı



Rüzgar senin sokağından geçerken ki kadar sert esse hep duramazdım bu şehirde. 

            Nasıl zor bilemezsin sen, tüm ömrümü bunu anlatmaya adasam bile sen hep aynı kalacaksın. Benim seni sevmeme sebep olan o umursamaz gözlerinle bakacaksın hayata hep. Ve ben seni düşündüğüm için utanacağım kendimden. Bitecek gibi değil bu. Bir insanın kendine en uzak yeri sırtıdır derler ya öylesin şimdi. 

          Dizinde uyuduğum sabahlarım var zihnimin karanlık köşelerinde.. Ellerinin saçlarımın arasında dolaştığı anlarım var. Yağmurdan sığınmak için gölgene sığındığım, ceketinin içinde kaybolduğum zamanlarım var. Bir sürü sen varsın içimde. Aşık, şapşal, onurlu, vurdumduymaz, komik, kötü, en çok kötü senden var içimde. En çok o iz bıraktı. Atlatamadım. Geçmedi. 

           Şimdi benden tavsiye istiyor insanlar, aşk için. Verecek bir tavsiyem yok ki, enkazım ben. Üzerinden geçen zamana karşı bir tek bebek adımı bile atamadım ben. Ben mi tavsiye vereceğim? Ben bir şey verecek olsam sadece kaçış planı verebilirim aşktan. Benim yaptığım gibi. Sıkıldığını mı hissettin senden. Ayrıl! Kimsenin senden ayrılmasına izin verme. Aşık mı oldun? Ayrıl. Aşık olduğunu bilmesine izin verme. Seni sevdiğini mi söyledi, ayrıl! Senden vazgeçtiğini görmeyi kaldıramazsın! 

            Hayal kurma! Çünkü bir sigara içimliktir aşk dediğin. Bırak gitsin…

24 Mart 2012 Cumartesi

Kendimle veda'm..



Göğsümde oturan öküzün seyahat vaktti geldi artık..
Hoşçakal..
Elim, ayağım, inancım..
Çok uğraştım..
Ama artık büyüme vaktimiz geldi..
Canın acıyor biliyorum. Korkma, geçecek..
Bu yazdıklarımı unut.. Yırt,at..
farzet sana çok büyük bir kötülük yaptım..
Unut beni.. Azad et kendini..
Yeni dostlar, yeni aşklar bul!
Yeni bir şiir yaz, bir şarkı öğren..
Bir fotoğraf çektir, bizim çerçevemize koy.
Derin bir nefes al.
Büyük adam olma zamanı şimdi.
Sesimi,adımı unutma zamanı..
Kolay değil biliyorum.
O yüzden bir tarih bul kendine ve o tarihten nefret et.
Ağlama, ağlayacaksın biliyorum ama çok ağlama en azından..
Bilirim ağlayınca gözlerin daha bi güzel olur..
Ama ağlama yine de..
Yeni bir kitaba başla, bir filmi italyanca izle.
Anlama..
Anlamaya çalışma sakın.
Çünkü neden gittiğimi anlayamayacaksın.
Seni tüketecek sorular sorma kendine..
Acıklı şarkılardan uzak dur..
Mektup arkadaşları bul kendine..
Aşık olma hemen..
Hata yaparsın yoksa..
Kimseye bana verdiğin değeri verme, giderler..
Yine sonbaharı sev en çok.
Denizfenerlerini de..
Bir denizfeneri gör mutlaka yakından..
Denizin kokusunu duyamayacağın şehirlere gitme, yolunu kaybedersin..
Barlarda ki çerez tabaklarında antep fıstıklarını ara yine,sadece onları ye.
Sigarayı azalt..
Soru sormadan yaşamaya alıştır kendini.
Herşeyin olabileceğine, herkesin herşeyi yapabileceğine, herkesin gidebileceğine herkesin birilerini öldürmek için gerekli dürtüye sahip olduklarını unutma..
Ayırma kimseyi..
Sadece sev..
Bu veda olmadı say..
Canın daha az acıdığında bir gün beni ara.
Bir kahve içelim beraber.
Sana denizfenerlerinden,sonbahardan bahsedeyim..

10 Şubat 2010 Çarşamba

kıskançlık dolu bir parodi, ölüm..!

Kapının arkasında daha ne kadar durabilirim..! Daha ne kadar dayanabilirim bu işkeceye..! Nefes alışlarını duyuyorum.. Ve oluk oluk kanıyorum..! Sözcüklerim yetmiyor yardım dilenmeye..! O filmi hatırlıyor musun..? 'bilek kesenler'.. Hani intihar edenlerin arafta sıkışan ruhlarını anlatıyordu.. Gülümseyemiyordu hiçbiri..! Şimdi bende oraya mı gideceğim..? Bir daha gülümseyemeyecek miyim ? Ben severdim gülümsemeyi bilirsin..! 'Yüzümde kocaman bir yarım ay'..! Artık olmayacak mı? Artık her doğan güneşe gülümseyemeyecek miyim? Ya da doğan güneşi görebilecek miyim?

Ben hayattan çok şey (!) bekleyen, basit bir insandım.. Herkes kadar insan ,Herkes kadar karanlıktım.. Sürünün parçası(!).. Sessizliği ilk bozan... Konuşacak çok şeyi olan.. İnsanları güldüren.. Onlara umut veren.. Hatta bir ikisinin yaşama tutunma sebebi.. Ben! Tutunamıyorum şimdi yaşama..

İçimden birşeyler çekiliyor.. RUHUMU ayağından yakaladım ama parmaklarım çözülmek üzere..

Çalma kapıyı artık..! Bu dünyada değiliz, ruhum ve ben.. Lütfen sinyal sesinden sonra bir mucize dileyiniz...!

Git burdan be adam..! Kan göllerimde tek başıma boğulasım var.. Git! Bu defa sadece kendimi güldürmek istiyorum.. Ölüm ;komik çünkü..! Kıskançlık dolu bir parodi.. Saçma..!

Yarın sabah uyanmayacağım evet.. Umurumda mı..? Yıldızları görmek zorunda değilim bir daha.. Ve denizin kokusu umurumda değil..

Bak gidiyor ruhum... Bitti artık... Bütün kavgalar..

Ruhum ile göz göze geldik en son.. Bir merdivenden yukarı çıkıyordu.. O sıra inatçı adam kapıyı açtı.. Beni gördü.. Bileklerime sıkıca bastırıyordu.. Ruhum; ağır ağır çıkıyordu merdivenlerden.. Daha çabuk çık diyordum içimde bir yerlerde.. Seni bu vücuda bir defa daha hapsedecekler..

Adam ağlıyordu..! Cinsiyeti yüzünden bu adlandırmaya maruz kalmış bir bedendi o..! Adam değildi aslında ya, neyse bir önemi yoktu artık.. İşte son basamak..! Başardın..!

Gittiğim yerde en çok sade kahvemi ve sigaramı özleyeceğim..!

.....................................................................................

Şey pardon..! Burası neresi..?

Araf....

Tamam doğru yerdeyim o zaman..

Ben sigara ve kahve bulabileceğim bir yer var mı acaba.... diye merak ediyordum..!

Hemen şu köşede starbucks olacak..

Vay be burada da mı..? Neyse Teşekkür ederim..

.....................................................................................

.... Sade bir kahve lütfen....