Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şarkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2018 Pazar

Benim küçük hazinem




   İçim sıkkın. O şarkıyı dinliyorum sabahtan beri.. Tekrar ve tekrar.. İlk kez elimin eline değdiği günün şarkısı.. Bana herşeyin daha güzel olacağını söylediğin o günün. Gözlerini kaçırmadan, hiç kimsenin görmediği yerine baktığın gün kalbimin... Israrla başa aldığım şarkıyı dinliyorum. Gözümün önünde gülümseyişin.. 

   Şiirler geliyor aklıma. Tek kelimesini hatırladığım ve senin uğraşıp bulduğun şiirler..  Her güne ait bir şarkı ile beni mutlu edişlerin.. Her santimini bedenimin ele geçiren o muazzam mutluluğum.. Senin gözlerinde gördüğüm o şevkat. Ellerimizin birbirine kenetlendiği an ki o mükemmel uyum..

   Ah sevgilim.. Herşeyin daha güzel olacağını biliyorum. Herşey daha da güzel olacak onu da biliyorum. Ama insanın içinde bir yer, daha önce orada olduğunu bile bilmediğim bir yer sızlıyor..  Ve bununla nasıl başa çıkacağımı inan bilmiyorum. Sabahtan beri ne saçmalıklarla meşgul ettim kendimi.. Bir yerden sonra hayatın koşturmacası içinde kaybolur, kafam dağılır sandım. 

   Zaman geçmedi. Zaman adildir, hep aynı hızda akar demiştin. Aklıma hep ayaklarımı yere sıkıca bastırırsam dünyanın dönüşünü hissedebileceğime olan inancım geliyor sen öyle dedikçe.. Zaman hep aynı hızla akmıyor.. Ve ben dünyanın döndüğünü sadece senin yanındayken hissedebiliyorum.. Belime sıkıca sardığın kolunu, başımı döndüren gülümsemeni, ben saçma sapan şeyler anlatırken bana uzun uzun bakışını farkedip gülümsediğimde hissediyorum dünyanın döndüğünü.. Seninle nefes alır, aynı anda aynı yöne yürürken ve tabi ki kokunla uyandığım sabahlarda anlıyorum.. Onun dışında kalan her an büyük bir yıkım bende.. Delirmekten korkuyorduk. İlk ben delirdim galiba.. 

   Zamanın düşmanım olduğunu yeniden bilmenin verdiği yılgınlık.. Hızlıca bitmeyeceğinden adım kadar emin olduğum bir takvim ayı..


P.S: Bu şarkı Kovacs / My love dinlenerek yazılmış ve beklemek zorunda kalan tüm aşık kadınlara adanmıştır. 
 
Öz

27 Temmuz 2018 Cuma

Dilek sigarası




     Uzun zamandır yersiz yağmurların yağdığı bir kentte mahsur kalmıştım. Hep aynı hüzünlü yalnızlık hissi. Yerini asla neşeye bırakmayan bir bıkkınlık. Gülümsemenin büyük bir meziyet olduğu bir dünyaydı. Her saat, her gün, her rüya bir önce ki ile aynıydı. Yağmurun çıkardığı ses bile  aynıydı. Yeni şarkılar yazılmıyordu. Ya da yeni şiirler.. Yeni filmler yoktu. Umut etmeyi sağlayacak hiçbir şey kalmadığında en karanlık zamanında şehrin.. Her şey yağmurla silinip giderken uzun boylu bir adamın yolu şehre düştü. İlk kez güneş göründü bulutların arkasında.. İlk kez gülümsemek acısızdı. İlk kez aynı değildi hiçbir şey.. 

     Bilinen hiçbir kalıba uymuyordu adam. Önceden tahmin edilebilir değildi hareketleri.. Bilinmezdi. Korkutucuydu. Kocaman elleri ile sıkı sıkı tutuyordu. Geniş göğsünde huzurla dinlendiriyordu. Sert sakallarını yüzünde gezdiriyordu. Ve gülümsüyordu. En güzel gülümseme onundu. En tanıdık ama en farklı. Gözlerinin kenarında küçücük samimi çizgiler oluşuyordu gülerken. Asla pes etmiyordu. Sorunlar eğlenceli birer bilmeceydi onun için. Tüm korkular aşılması gereken duvarlardı. Meraklıydı. Ve zeki.. Ve mantıklı.. Kahrolasıca muazzam bir mantık! Tüm kaosu parça parça ele alıp huzurlu bahaneler haline getiren garip mantık... Savaşması imkansız bir adamdı. Sevmeyi seçtim. 

    İyi ki sevdim. Ayaklarım çıplak koşturuyorum yağmurun yorduğu sokaklarda.. Endişe ile yerlere bakıyor cam kırığı kalmış mı diye..  Yeni şarkılar ezberliyorum. Daha çok şarkıyı sevebileyim diye özenle şarkılar arıyor bana.. Bol bol gülüyorum. Bu gülümsemeyi hiçbir şeye değişmem diyor sakince, her defasında.. Şiirler okuyor bana kendi sesinden.. Yeni rüyalar görüyorum, umut dolu.. Kötü rüyalar gördüğümde beni o sakinleştiriyor.. Gece yarısı, gün ortası.. Hiç farketmiyor. Yanımda.. Elini saçlarımın arasında hissediyorum her durgunluğumda.. Kokusunu hissediyorum. Sıcaklığını..

    Nefes almanın yeni bir yolu bu. Yeniyim. Öğrenmeye çalışıyorum. Anlamaya.. Kırmadan, savaşmadan, yormadan yaşamaya, yaşatmaya.. 

    16 seneden fazladır her sigara paketinden bir sigara çıkarıp dilek dileyerek ters koyan ben, artık dilek dilemediğimi farkettim. Ne zamandır çevirmiyordum sigaramı ters, Ne zamandır söylemiyordum aynı cümleleri dua gibi..Sanırım ilk kez güneş bulutların arasından çıktığından beri...

P.S: Bu yazı yann tiersen dinlenilerek, dileğinizin kabul olduğunu farketmeyecek kadar mutlu olmanız dileğiyle yazılmıştır. 

Kızkardeşlikle,

Öz




15 Nisan 2018 Pazar

Öğleden sonra





 Hayatın içinde durup dinlenebilirsiniz. Güzel bir şarkıyı onlarca kez dinleyebilirsiniz. Yürürken bir anda dönüp ters istikamete gidebilirsiniz. Hayat olması gerektiği gibi akarken bunu değiştirebilirsiniz. Çorbayı hep aynı yöne karıştırırken hızla ters yöne karıştırdık biz. Karmaşayı da dinginliği de biliriz. Ve kimsenin inanmadığı hayallere sarılmayı, sahiplenmeyi de..


Ve durdu. Bir anda yürürken.. Aniden.. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Arkasında yürüyen adam sinirli bir şekilde söylenerek yanından geçti. Kadın kıpırdamıyordu. Gözleri kapalı, elleri iki yanında açık.. Boynunu melodik bir şekilde sola doğru çevirdi.. Sanki dinlediği şarkının o kısmı hareket etmeden dinlenmeliydi.. Gözlerini açtığında gittiği yönün tam tersi yöne yürümeye başladı. Oturduğum kafenin boş bir masasına oturup koyu bir kahve sipariş etti. Yüzünde huzurlu tuhaf bir gülümseme vardı. Gözlerimi alamıyordum. Kişisel alanına saygı duyup onu rahat bırakmayı çok istedim. Ama o kadar dingin görünüyordu ki yapamadım. Aynı derecede koyu kahvemden büyük bir yudum aldım. Bir sigara yaktı, bende yaktım. Gözlerini arada aralayıp etrafı kararsız bakışlarla süzdü.. Sonra elini boynuna götürüp ensesini ovdu.. Yorgundu. Belli ki kırgındı da.. Ama mücadele etmekten vazgeçmemekte kararlı olduğu her halinden belliydi.. Yüzü an be an değişiyordu. Bir an durgun, bir an kaşları çatık, başka bir anda gülümsüyordu. Anlamaya çalışıyordu birşeyi, belki özümsemeye.. Nasıl yakın, nasıl tanıdık geldi hali.. Aynaya bakıyor gibi baktım kadına.. Telefonunu eline aldı ve zannederim şarkıyı başa sardı. Gözleri yeniden kapandı. Boynu sol tarafına doğru seyirdi. Bu sefer eli kalbinin üzerinde dudaklarını kıpırdattı. Şarkının o kısmı ile kavgası bitmişti. Gülümsedi.

Gözlerini yeniden araladığında beni gördü. Utanarak gözlerimi kahve fincanıma diktim. Beceriksizce bir sigara yaktım. Bir süre kıpırdamadım sanırım. Hareket etmezsem görünmez olacağıma dair çocukluktan kalma bir inancım vardı. Başımı yeniden kaldırdığımda uzaklaştığını gördüm. Ve masasında bir kağıt. Merakıma yenik düşüp kağıda baktım.Ne anlama geldiğini bilmediğim tek bir cümle.. Comptine d'un autre été, I'aprés-midi.. 

Hızla telefonuma yazdım.. Benimle şarkısını paylaşmıştı.. Şarkıyı açtığımda o tanıdık melodiyi duydum.. Piyanonun sert, uyumlu, cesur ve korkak halini.. Aynı yerinde durduğumuza tüm inancımla yemin edebilirim. Aynı yerinde şarkının derin bir nefes aldık. Aynı yerde gözümüzü yumduk.. Aynı yerde elimiz kalbimize gitti.. O öğleden sonra biz bir filmin içinde ki iki kırgın kadındık. Birbirimize iyi gelmek için yönetmen ustaca yollarımızın kesişmesini sağlamıştı.. Ve benim bir hikayem daha olmuştu.. Her nota farklı bir mimikti artık yüzümde..


P.S: Bu yazı Amelia filminin muazzam müziği dinlenerek yazılmıştır. Yaralarını seven, onları olgunlukla kabullenen, büyürken kalbini kirletmeyen, etrafındakilere ışık saçan tüm kadınlara adanmıştır. 

Öz

14 Temmuz 2017 Cuma

Mutlu sondan sonra ki sonra...


Evet bugün cumartesi değil, bugün cuma.. Bugün boktan bir cuma... Ve ben bu Cuma günü hayatım neden tepetaklak gittiğini anlatacağım. Herşeyin peri masalı gibi olmasını beklerken, tuhaf çekingen bir karanlığa bürünmesinden bahsedeceğim.

Tipik hikaye; ona aşık oldum o olmadı. Bunun anlatılacak ne yanı var demeyin..O BANA AŞIK OLMADI.. Sonra... Hani peri masallarında ki mutlu sondan sonra ki sonra... Sonra ne  mi oldu? Başka bir adama denk geldi kalbim, bir yerinde hayatımın...30 yıllık hayatımın herhangi bir yerinde canımı acıttı... İzin verdim canımı acıtmasına, biliyorum izin vermemem lazımdı ama insanoğlu saçma sapan bir varlık işte... İzin veriyorsun. Kalbini açıyorsun, geçmişte ki herşeyi unutmak istiyorsun bir adamla... Canını acıtan onlarca adamın ahını bir adam ile mutlu sona çevirmeye çalışıyorsun. Olmuyor tabi, çoğumuz için hikaye hep aynı. Çoğumuz sadece yalnız kalmaya mahkumuz. 

4 ay 12 gün bir kaç saat sonra.. Sonra o da gitti. Ve başkaları gelip gitti. Hayatım boyunca yaşadığım  tüm pişmanlıklarda, tüm hayal kırıklarında yaptığım gibi ona sığındım. Sende hayatıma girmediğin için, beni sevemediğin için bunları yaşadım dedim. Haklısın,  sevmek zorunda değildin. Neden sevesin ki beni ? Tuhaf kıvırcık kahverengi saçlarımı mı sevecektein ? Yoksa lens takmadan göremediğim uzaklarımı mı ? Ya da daha tuhafı o hiç sevmediğim ayaklarımı mı sevecektin ?

Bilmiyorum. Yani sevmeye kalksan zorlasan, gülüşümü sevebilirdin, bütün erkekler bayılır  gülüşlere! Nasıl komik bir şaka değil mi ? Haklısın! Erkekler ne bildiğine de bakmaz. Sapyoseksüelizm o kadar da popüler değil aslında yani zeka, zeka sevicilik. Sevsen güzel bir zekam vardı benim yer yer komik.. Bilmiyorsun ki hiçbirşeyi.. Hep düşündüm. Sen olsaydın nasıl olacaktı hayat diye.. Sen olsaydın.. 

Hayatın bir yerinde bir hata yaptık biz. Sende mutlu değilsin. Bende mutlu değilim. Birbirimiz ile mutlu olmayı beceremedik. 

Bir cuma günü yazmaya karar verdim. Genelde cumartesileri yazarmışım, öyle dedi birisi. Ama bu cumayı diğerlerinden ayıran  bir yanı var sanırım. Bu cuma boktan bir cuma.. Temmuz'un 14'üne gelmişiz, yatağımın köşesinde kaldırmaya üşendiğim kırış kırış bir yorgan var.. Soğumuyor içim hala. Bunca zaman , bunca göç, bunca yıkım ve bunca yeniden başlama hevesi sonrasında bile.. Soğumuyor...

İyi bir şarkı dinlemek istiyorum ama takıldıklarım klasöründe ki eski şarkıları dinliyorum hala..Yeni herşeye karşıyım. Yeni olanı sevmiyorum. Yeni olan kötü.. Yeni bir film izlemek istemiyorum ya da yeni bir kitap okumak! Ya da yeni bir yazı yazmak istemiyorum. Yazmak bir mecburiyet olmasaydı bırakırdım. Ama nefes almam gerek. Ve nefes almak için de yazmam. Ve ağlamayı bırakmam gerek. Ve çok konuşmayı.. Ama insan alışkanlıklarından vazgeçemiyor, gizli saklı seni hatırlamak gibi..Biz birbirimize iyi gelebilirdik seninle, belki de gelmezdik. Hiç denemedik ki.. Ama sen, bir kalp atışı uzaklığında ki sen.. Bildiğim tüm güzellikleri anımsatan.. Tüm turuncularını hayatın.. Tüm güneş ışınlarını, tüm sıcaklığını, tüm rakı bardaklarını, bütün bar masalarını hatırlatan sen.. 

Beni sevmeyen, seni sevdiğim için benden özür dileyen sen.. Ne güzel adamdın...

Şimdi bakıyorum da geceleri yalnız yatıyorum. Ve gündüzleri yalnız yürüyorum işe giden yolda..Ve bazı akşamlar, uykumdan huzursuz uyanıyorum. Gülmüyorum da eskisi kadar.. Öyle diyorlar.. Çiçekleri şemsiyemin altına saklanıp yağmurdan kaçıyorum bazı zamanlar..Ve bazı zamanlar seninle konuştuğumuz günleri hatırlıyorum. Huyum değil ama söyleniyorum bolca.. Sen gittiğinden beri söyleniyorum mütemadiyen...

Çok özledim.. Sahi çok özledim... Herşeyi.. Özlüyorum, hala çok özlüyorum..  (şuan bile)

Düzenli bir insan olmaya çalışıyorum. Herşey yerli yerinde olursa hayatta öyle gider sanıyorum. Hiçbir şey yerinde değil. Yerli yerindeyken de güzel bir hayat değil zaten. Veda mektubu gibi oldu sanırım. Ben sana hiç veda etmedim. 

Çünkü biliyorum ki mandallara takılı bir çarşaf gibi, döne dolaşa rüzgarını paylaşacağım senin. Paylaşacağız aynı rüzgarı, aynı şarkıları.. Aynı dizeleri değil belki ama aynı şarkıları paylaşacağız.. Ve bir gece yarısı içli bir Sezen şarkısını... Bilmeden.. Hissetmeden.. Paylaşacağız...


P: S: Karmakarışık bir ses kaydından zor bela yazıya aktarılmıştır. Duygu geçişleri sırasında bolca ağlanmıştır. Sezen dinlenmiştir. Kedimin bilgisayarın üzerinden kalkması beklenmiştir. Okuyan tüm kadınlara umutlu ömürler dilenmiştir. 

Öz




30 Temmuz 2016 Cumartesi

Mutlu uykular



Yol kenarında ki kafede bol trafik gürültüsünü duymamak için olsa gerek, kulaklığını biraz daha bastırdı kulağına... Hikaye basitti. 1 saati vardı farklı biryerde olabilmek için. Basmakalıp sıkıcı iş hayatından kaçabilmek için... Kahvesini avucunun içine alıp gözlerini yumdu... İnsanları veya ağaçları değil, en sevdiğini 'gökyüzünü' izledi... Azalıyordu. Gittikçe daha hızlı vazgeçiyordu olmak istediğinden... Akıp gidiyordu hayat ve o durdurmak istemiyordu. İçinde bastıramadığı o garip, reankarnasyon inancı ile... Dünyadan vazgeçiyordu başka bir dünyaya geçebilmek için...

İntihara meyilli değildi her zaman. Ama sade bir kahve, ikiye on kala'nın o en sevdiği şarkısı, düyaya duyduğu güvenin sarsılması ve mevsimin yaza denk gelmesi onun suçu değildi... Kaçamıyordu. Çocukluğundan beri içinde bulunduğu ait olamama hissi onu ele geçirmişti. Başını hiç kıpırdatmıyordu. Şiirsel bir görüntü vardı.. Ayaklarını uzattığı karşısında ki koltuğun dibinde uyuyan devasa köpek, hafif rüzgar, elinin yana düşüşü, yazdığı kısacık mektuba kahvesinin dökülüşü, bir kedinin güneşte gerinerek uyanması, onun bir daha asla uyanmayacak olması... 

Gözünün önünden geçen hayat mı güzeldi yoksa ruhu yeni hayatına doğru yola mı çıktı da böyle gülümsedi bilmiyorum. Ama rahatlamıştı. Onun öldüğünü bile bile kıpırdayamadım. Cesaretine hayran kalıp, kaskatı kesilmiştim. Kulaklığının teki düştü. Gidip kulağına geri takmak istedim. Şarkıyı başa almak... Yolculuğunda istediği herşeyin tam olmasını isterdim. ama en küçük bir kıpırtıda herkes onu farkederdi... Sustum, gitmesine izin verdim... Bir süre sonra garson, sonra diğer insanlar farketti onu... Ölmek için kendisini sokak lambasına asan Nerval gibi... Çoğu insan onu düşününce ürperecekti korkuyla... Ben ise onu hep büyük bir saygıyla anacaktım.. 

Ölmek kolay, güzel ölmek yani ölümü güzel hale getirmek zor olan... 

Notunda ne yazdığına hiç bakmadım. Dünyevi bir yazı kalbimi kırardı... Şiirselliğini bozmaktan korktum... O sadece gitmeyi seçmişti... Ve gitti...

Mutlu uykular...


24 Ocak 2016 Pazar

İyileşti Kadın, temizledi kalbini...



Artık sevmek istemediğiniz, ama sevmekten vazgeçemediklerinize...

Uzun soluklu cümleler kurmayı, uzun yaşamaya tercih ettim hep. İlişkilerim kısa ama tutkulu oldu hep. İçimde en az 3 farklı kadın yaşattığıma yemin edebilirim. Tuhaf şeyler sevdim, tuhaf şeylerden korktum... Mercimek çorbasının yanında beyaz peyniri sevdim mesala. Martılardan korktum hep! Kimse bilmez. Ben seni unuttum mesela. 

Bir yerinde bu şehrin, kulaklığın kulağında karşıdan karşıya geçiyorsun ellerin cebinde. Bir yerden bir diğerine yetişiyorsun sakince. Koşmadan. Paniklemeden. Fazladan enerji harcamadan yaşıyorsun. Sanki hepimiz çok müsrifmişiz gibi... Sen hayatı tutumlu yaşıyorsun. Aynı yerlerden geçip, ayrı yerlere varıyoruz. Aynı bulutlara bakıp, farklı şekiller görüyoruz. Sen realistsin, ben romantik. Dünyanın ilk kavgası, ilk karşılaşması bizim ki... En eski problem... Değişmeyen şeyleri var dünyanın... Mesela hala biz dönüyoruz güneşin etrafında. Yer bizi inatla çekip, sabitliyor. Hala iyi filmler yapabiliyoruz, birbirine benzemeyen. Hala şaşırabiliyoruz. Merkür'ün gerilemesi bizi hala tedirgin ediyor. Kavgalar bitmiyor. Ölüm bitmiyor. Ayrılıklar bitmiyor. Herşey aynı... Herkes burnundan nefes alıp ağzından veriyor. Ben hariç! 


        Ben herkese inat yaşıyorum. Herkes artık dayanamaz dediği an, dizlerimin üzerinde doğrulup şarkımı mırıldanıyorum. Ben, ben olmaktan vazgeçmiyorum hala! Ne aptalca, ne cüretkar bir girişim! Ben hala savaşıyorum. İçimde ki kadınlarla... Kalbimde eskimiş adamlarla... Baştakiler ile... Sondakiler ile... Beynim, kalbim, çoğu zaman akciğerim ve ara sıra karaciğerimle... 

   Güzel görünen bir şey gördüğümde ( çirkin bile olsa) ben hala mutlu olabiliyorum. Basılmamış yar yığınlarına zıplıyorum utanmadan! Sensiz bir kışı daha sindire sindire yaşıyorum. Ne mutlu bana! Ne mutlu beni, ben yapan afacan kalbime...

Diyeceğim o ki, sen git. Başka bir dünyada başka bir kalbe yerleş... Ben iyiyim. Çok iyiyim. İyileştim. Kar herşeyi temizler derlerdi. Temizledi. İyi olmayı özlemişim...

Hepinizin iyi olması dileğiyle...

P.S: Kalbinizi iyice süpürmeden yeni bir misafir kabul etmeyin. Pişman olursunuz. Kimse bir gölge ile savaşmaktan keyif almaz...

P.S 2: Bence o bulut, düpedüz göte benziyor. Gothe'e değil. Bildiğimiz göte!

Özz

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Bir zaman "her şey" idim, şimdi "hiç" oldum...



Bazen her şey tahmin ve tahammül edilemez bir sürat ile değişir.. 
Bir zaman "her şeyken" "hiç" olursun. 
Ve o hiçliğe öyle çabuk alışırsın ki sanki hayatın boyunca "hiç" olmuşsun gibi...
Bazen hayat bir kelime oyunudur çünkü.
Ve sen her şeyi çözecek o önemli kelimeyi hatırlayamazsın... 
Bulmaca yarım kalır ve sen Hiç olursun...
***

    Bir yıl bitti. Varlığınla sayamadığım ayları, şimdi yıllara tamamlıyorum. Ne kadar kısa ne kadar çabuk geçti seninle iken zaman... Unutmuş sayılmam. Daha çok gece var ağlayacak, daha çok gerçek inkar edilecek! Ne çok bahane üretilecek. Bir sürü kapı var çarpılacak! Bir sürü dua ve beddua... Daha çok şarkı var seni hatırlatacak...

    Unutmuş sayılmam. Literatüre eklenecek bir dolu küfür, çekilecek bir dolu acı var. Birbirini kovalayacak bir sürü mevsim, senin gelmeyeceğin yollar var gözlenecek... Gidenlerin ardından su dökmemeyi öğreneceğim daha. Çok gece var geçmeyecek...

   Deniz kenarına gideceğim birazdan. Senin beni her gün aldığın yamuk uzayan ağacın gölgesinde oturup döneceğim. Ve kimse görmeyecek beni. Fark etmeyecekler... Ben kalabalığa karışıp kaybolmayı öğrendim. Görünmez oldum ben...








2 Mayıs 2014 Cuma

Yeniden başlama rehberi (Evet yürümeyi yeniden öğreniyorum)






 Bazen acılar hiç geçmez zannedersiniz! Bir şeylere tutunma ihtiyacı ile hep bir arayıştasınızdır. İçiniz de büyüyen kocaman yapayalnız bir sevgi vardır. Paylaşmak istersiniz. Ama kimse sizi görmez! Siz kimseye kendinizi göstermezsiniz. Sonra o gelir… Kim olduğunu bilmediğiniz, ama “kim olacağını” bildiğiniz!

Hafızanızı silmek istediğiniz o hiç bitmeyen geceleri anımsamakta zorlanırsınız. Bazılarının buna aşk, bazılarının ise huzur dediğini duyarsınız. İsim vermeye korktuğunuzdan sessizce kabullenirsiniz. Cesaretiniz kırılmıştır! Yalpalayarak yürüyorsunuzdur yollarda! O ana dek! Bir şaka arar zihniniz. Komik olmak için değil! Onun gülümsemesini görmek için. Çünkü güzel gülen adamlar zarar veremez, bilirsiniz.

Gülmek bir devrimdir ve sizi devrimden başka hiç bir şey kurtaramayacaktır… O sevdiğiniz filmler gözünüzün önünden bir bir geçer! Üzülmezsiniz, daha önce hıçkırarak ağladığınız sahnelere… Pişman olursunuz sadece, tüketmiş olmaktan, tükenmiş olmaktan. Aynı aşk ile izleyemeyeceğinizi düşünmekten! Aynı aşk ile yaşayamama korkusundan!

Geç kalmak korkutucu bir eylemdir! Bu yüzden saatim diğer insanlara göre 10 dakika ileridir her daim.
Biliyorum sende benim gibisin. Bugün sana bir sır vereceğim. En sevdiğin filmin dvd’sini al! ( İzleyemediğiniz tüm filmler için) Güzel bir mektup yaz! (çektiğiniz tüm özlemler için) İki poşet çay al! (içemediğiniz tüm çaylar için) Kum saati al! (beraber geçiremediğiniz tüm saatler için) Boş bir çerçeve al! (çekilemediğiniz tüm fotoğraflar için) Bir atkı ör! ( geçiremediğiniz tüm kışlar için) Bir şiir ezberle! (beraber sevemediğiniz tüm şairler için), Bir müzik cd'si hazırla! ( çıkamadığınız tüm yolculuklar için) Onun için bir kutu yap… Bu kutuya umut adını koy… Sonra yapamadıklarını biriktir. O gelene dek… Sonrasını biliyorsun.

Onu deniz kenarına götür. İki çay söyleyin tavşan kanı… Sonra umudunu ona ver! Gerisi kolay…

Karşılıklı çay içmeyen sevgili mi olurmuş? Hiç!

Sevgiler,




3 Mart 2014 Pazartesi

Boğazıma oturan öküz'e ithafen..!






       Hayat gariptir. Bir gün hiç beklemediğin bir anda, o lanet şarkı radyoda ince ince çalar. Oysa sen mavilerini giymişsindir ve deniz kokunu sürmüşsündür... Sen vazgeçtiğini kendine ispat etmek için dişlerini sıkarken... O şarkı çalar. Sadece bir şarkıdır. Önemsizdir. Ve hatta mantıksızdır sözleri. Ama onun sevdiği düşer aklına... O an..! Yaşamla ölüm arasında ki o ince çizgide dişlerini sıkmaktan çenen ağrımışken bir damla düşer gözünden. O kopacak fırtınanın habercisidir. Nefesini tutup insanlardan uzaklaşırsın. Ve ağlarsın. Ağlamak sana yakışmasada... 

Sadece bir şarkı dersin kendini kandırmak için..! Altı üstü bir şarkı...

Neden bu denli çok sevdiğini bilemediğim bir şarkı...


Hoşçakal Peter...

Şarkı bitti...!





17 Kasım 2013 Pazar

Yol Arkadaşım'a Sevgilerimle...

        



         Kalabalıktan kurtulup denize doğru yürüme isteğim sebep oldu seninle tanışmama. Belki o gün beklemem gereken güzergahta bekleseydim binmem gereken aracı, seni tanıyamayacaktım. Yani sıradanlığa mahkûm bir karakterim olsaydı, seçenekleri düşünmeyen biri olsaydım... Olasılıkları olmayan... İçimde denizi görmek için bu kadar tutkulu bir his doğmasaydı, yorgunluğumu bastırmasaydı bu istek seni göremeyecektim. Bazen mucizeler olur hayatta. İnsan hiç yapmayacağı şeyler yapar. Bir adama yol sorar, o adam ona gülümsediğinde gülümsemeyle karşılık verir gülümsemesine, yalnızlığını ve belki de bir fincan kahveyi paylaşmak ister onunla. Yemek yemeye karar verirler bazen. İlk görüşme için fazla olan kararlar alırlar. Göz göze gelmekten korkmazlar... Kadın, sırlarını anlatır, adam dinler bazen. Hayat, bir mucize verir, kadının yorgun kalbi yumuşar, adamın ön yargıları kırılır... 

           Adamın gamzesi vardır bazen, kadının çapkın bir gülümseyişi... 

         Kadın, denizini anlatır adama. Sırdaşını... Onu herkesten ve herşeyden ayrı ne çok sevdiğini... Adam anlar onu. Kadın, anlaşılmanın ne olduğunu unuttuğundan belki de şaşırır. Bir sürü karar alır bir gece içinde. Yol arkadaşı ona farkında olmadan bir sürü şey öğretmiştir. O bilmese de minnettardır kadın aslında. Senelerdir ne idüğü belirsiz bir aşk için paraladığı kalbini çürümekte olan o mahzenden çıkartmaya karar verir mesela, umutsuzluk kırıntılarını içinde barındırmayacağına söz verir ve en çok da mucizelere olan inancını kaybetmemek için hayata daha sıkı sarılacağını tekrarlar içinden mesela. 

           Adam kadına bir şarkı öğretir, kadın adama denizi sevmeyi...

        Biz'li cümlelerden Ben'li cümlelere geçilir bir süre sonra. Adam kadına su gibisin der, kadın su gibi olmayı sever. Gelecekten konuşulur en çok. Geçmiş bulutlu ve önemsiz bir ayrıntı oluverir bir anda. Kadın Sindirella'dır o gece. Son motorla birlikte balkabağına dönüşecek bir hayaldir yaşadığı... Hayattan hep daha fazlasını bekleyen kadın, o gece verilenle yetinmeyi öğrenir. Ona bir şans verilmiştir. Külkedisine verildiği gibi... Bir pencere açılmış ve oradan kendini soyutladığı o eğlenceli, sürprizler ile dolu dünyaya bakmasını sağlamıştır evren. Ve kadın müteşekkirdir. İlk kez belki de gökten düşecek elmaların ve çıkılacak kerevetlerin hesabını tutmaz... 

         Adam, beyaz atlı prens olmak için biraz esmer, kadın Sindirella olmak için biraz fazla iridir. Masal , son motor kalkana kadardır. 

       "Bazı insanlar iyileşmek için C vitaminine ihtiyaç duyar, bazıları ilgiye, anne kuzuları tavuk suyuna yapılmış çorbaya, benim gibiler ise denize ihtiyaç duyar... Denizi göresim, seni yazasım geldi..."

Yol Arkadaşım'a Sevgilerimle...


Özlem Çelik

Kasım 2013


20 Temmuz 2013 Cumartesi

Güzel Adamlar’a Sevgilerle...



       Nasıl bu kadar mutlu kalabiliyorsun dedi.Yaralarımı saklamak için her gün bir maske daha taktığımı söyleyemedim ona. O beni görmek istediği gibi gördü. Çok güzel gülüyorsun dedi. Güzel güler miydim, bilmiyorum. Geçmiş zamanın birinde bir arkadaşım “çok lezzetli gülüyorsun” demişti. Ona da gülmüştüm. Gözlerin çok güzel dedi. Güzellerdi belki. Ela göz hep enteresan gelmiştir insanlara. Ona da enteresan gelmişti belli ki. Gözlerini gözlerime dikmekten korkmadan bakıyordu bana. Bir hikâyeye konu olacağını bilemeden. Söylemiştim aslında ben acımı da mutluluğumu da yazarım diye. Bu hangi duyguya girer bilmiyordum. Heyecan galiba. Güneşin doğuşunu izlemek biriyle, yıllar sonra. Geçmişe açılan bir pencere; balkonda oturmuş bir battaniyeyi paylaşan iki insan. Güneş doğsun da uyuyalım diye bekleyen iki genç. Birinin diğerini daha çok sevdiği sıradan bir hikâye, mutlu sonla bitemeyen başka bir masal.  

        Bulutları şekillendiriyoruz. Çocukluğum gözümün önünde. Kadın olmadan önce ki çocukluğum. Özlediğim, özlemini duyduğum herşey. Ürkekliğimi mazur görüp sessizce elimi tutuşu, beni rahatsız etmemeye gayret ederek yanıma uzanışı, gözlerinde ki bakış! Güzel bakan adamlar zararlıdır. Bilirim. Güzel bakan çok adam gördüğümden belki…  Hayatıma giren, girmeye çalışan, teğet geçen…  Beni ben yapan, benden parçalar çalan. Kendimi başka birine daha anlatmak istemeyişim ama yanında dilimin çözülmesi, umuda tuhaf bir yolculuk. Güneşi beklemek beraber,  güneşi doğurmak eskilerin deyimiyle. Birbirine iki ayrı şehir kadar yabancı iki insan... Benim karışık zihnim, her şeye yetişme çabam, düzgün bir adam olmak için verdiğim savaş… Onun beni kendine çeken, elimi koluma bağlayan bakışları. Hayatın acımasız tesadüfler girişimi.

       Yolculuklar hep hüzünlüdür aslında. En az yaz aşkları kadar. Başka bir yerde başka şartlar altında tanışmak deyimi yoldaşın olur. Masallar, efsaneler, şiirler, şarkılar, öyküler, deyimler bilirsin, biriktirirsin ömrün boyunca. Ama bir gün suskunluk gelip oturur içine. Söyleyecek bir sözün olmaz. Bir şeyler karalarsın. Güzel adamların da öyküleri olsun diye. 

Güzel Adamlar’a Sevgilerle…






18.07.2013/ Özlem Çelik/ Antalya- Kemer









24 Mayıs 2013 Cuma

İlmek...

         

        


       Hiç kimse seni benim gördüğüm gibi göremeyecek ne yazık! Söylediklerini anlamayacaklar. Söylemek istediklerini de. Ya da bakışlarınla anlattıklarını. Bir tek ben bileceğim. Küçük komikliklerine gülmeyecekler. Hüzünlendiğinde suskunluğunu anlayamayacaklar. Sevdiğin şarkıları yalnızca kendine sakladığını bilemeyecekler. Heyecanla ellerini birbirine çarpıp kendi etrafında dans ettiğini göremeyecekler...

        Bir de durmuş son bir gayret kendini anlatmaya çalışıyorsun onlara. Yapma! Bırak onlar senin midyeyle tanışmanın 25 yaşına denk geldiğini bilmesinler. Bırak rakına buz koysunlar, sen sevmesende. Sevdiğini sandıkları şarkıları söyle onlara, onların şarkılarını. Hepsi senin dostun saysın kendisini. Sen yalnızlığını sev, yani beni.  Sen güzel gülen bir kadınsın bunu bil...

      Şimdi boynuna geçir ilmeği. Hadi bir gayret savur kendini. İntihar notuna gerek yok. Seni yaşarken anlamayanlar, ölünce mi anlayacak yani. Yapma! Kandırma kendini. Hadi gülüşü güzel kadın, rüzgarlarla buluşma vakti...

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Parmakuçlarım ile sevdim seni...




Sen ne güzel bir düştün. Ne güzel bakıyordun. Ve güzel de gülüyordun çoğu zaman. Bir sürü komik hikayen vardı senin.. Ne zaman canım sıkkın olsa fark eder,  güldürmeye çalışırdın beni. Senden sonra kimse güldürmeye çalışmadı. Umutsuzca seni bekledim. Beklemeyi ne kadar severim bilirsin. Vazgeçmek hiç bana göre değildi. Muazzam acılar yaşadım ama hiç vazgeçmedim. 

Seni en özel yeri ile sevdim bedenimin. Parmak uçlarımla. Sana dokunmak için türlü bahaneler bulan parmak uçlarımla. Sen ise beni hiç sevemedin. Anlıyorum seni. Çünkü ben de başkalarını sevememiştim saha önce. Çok kişiyi bırakıp gittim ardımda. Sonra sana rastladım. Kırdığım tüm kalplerin, aldığım tüm ahların işlediğim her günahın bedelini seninle aldı hayat benden. Tanrı’nın adalet anlayışına hayran kaldım yine. Aşk adına işlediğim her günahın acısını aşkla ödedim. Suçumun bilincindeyim bu yüzden itiraz etmeden bekliyorum. 

             Bitecek, herşey biter. Değişir. Melodiler değişir, sözler değişir, kelimeler değişir, mevsimler değişir, yağmurun tadı, denizin rengi değişir. Senin gülüşün değişir. Benim bakışım değişir. Aşk değişir. Farklı bir isim verirler ona. Acıtmayacağına inanırlar. İnançlar değişir...



Bir gün o hayalinden kurtulamadığım kırmızı Vosvos’u alacağım.
Sonra seninle yeni bir yerler keşfetmeye gideceğiz.
Senin haberin olmayacak!
Günün birinde kırmızı bir vosvos göreceksin.
 İçinde kimse olmayacak…