Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2014 Pazar

Gökkuşağı'na verilmiş sözüm var..!






Hızla gelen bir arabanın farına bakarken anlarsın en çok, neden yaşamak istediğini. Yaşam çoğu zorluğa rağmen, gülümseyebilmektir. İnattır. Mücadeledir. Koşturmacadır. Yorulmaktır. Acıdır. Zaman zaman karmaşıktır…
Bazen ise güzeldir. Umut doludur. İnançtır. Geriye dönüp baktığında biriktirdiğin anılardır. Sevdiklerindir. Sana zarar vermeyenlerdir.
Yaşam, bazı zamanlarda babanın 26 yaşında ki prensesi olabilmektir. Adını söylemeyi beceremediğin bir kahveyi sevmektir.  Zaman zaman yolda mendil satan bir çocuğun gözleridir…

Senin dertlerin vardır, çözülmeyeceğine inandığın. Dünyanın tüm yükünü, insanlığın en büyük acısını çektiğini düşünürsün. Yalnız kalmışsındır. Hiçbir hayalin gerçek olmamıştır. Adaletin olmadığına inanmaktasındır. Ve Tanrı’nın seni duymadığına…

Kim bilir belki de ölmeyi düşünüyorsundur. Ölümün soğukluğunu. Ne hissedeceğini. Gözünde kendi cenazeni canlandırıyorsundur boş zamanlarında belki. Geride kalanların gözyaşlarını hayal ediyorsundur. Kimlerin gerçekten üzülüp, kimlerin boş boş bakacağını hesaplıyorsundur. 

Herkes hayatında en az bir kez ölmeyi dilemiştir Tanrı’dan. Sende istemişsindir. Bende istemişimdir.  

Ne var biliyor musun? Bazen dünyanın tüm koşuşturması beni yorsa da güzel bir kahve alıyorum, adını söylemeyi yeni öğrendiğim… Sonra durup insanları izliyorum. Ne kadar hızlı olduklarını ve hep bir yerlere yetişme telaşında olduklarını görüyorum. Gözlerimi kapatıp seslerini dinliyorum. Yavaş aktığı için bol korna sesleri yükselen trafiği, yakınında isem denizi, değilsem gökyüzünü, bazen çocuğunu susturamadığı için mahcup bir annenin dudaklarından dökülen yakarışları, bazen simitçileri… Evet, onları da dinliyorum. Şair doğru demiş biliyor musun? Gözlerin kapalıyken güzeldir İstanbul. Aslında hayal etmeyi bildiğin sürece her şehirde deniz vardır, üzülme. 

Çok canım sıkıldıysa ve eğer yetmiyorsa dinlemek şehrimi, umutsuzluğumdan yükselen sesi bastıramıyorsa o çok sevdiğim sokak müzisyenlerim… Bu kez ilk kez gökkuşağını gördüğüm o gizli anıma gidiyorum.  Kimsenin bilmediği anıma… 22 Mayıs 2005’e gidiyorum. Yağmurun griliği arasında parlayan renkli çizgilere bakıyorum. İlk görüşüm. Birileri ile paylaşmak istiyorum ama o kadar güzel ki ayıramıyorum gözlerimi…

O gün karar veriyorum. Gökkuşağı vazgeçene dek bende vazgeçmeyeceğim yaşamdan. Sen de vazgeçme. 

Hiçbir duygu yaşamın içinde kaybolabilmekten daha güzel değildir, emin ol…



Blogum Dergisi /  Mart 2013 

                                                                                                                      Özlem Çelik
 

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Güzel Adamlar’a Sevgilerle...



       Nasıl bu kadar mutlu kalabiliyorsun dedi.Yaralarımı saklamak için her gün bir maske daha taktığımı söyleyemedim ona. O beni görmek istediği gibi gördü. Çok güzel gülüyorsun dedi. Güzel güler miydim, bilmiyorum. Geçmiş zamanın birinde bir arkadaşım “çok lezzetli gülüyorsun” demişti. Ona da gülmüştüm. Gözlerin çok güzel dedi. Güzellerdi belki. Ela göz hep enteresan gelmiştir insanlara. Ona da enteresan gelmişti belli ki. Gözlerini gözlerime dikmekten korkmadan bakıyordu bana. Bir hikâyeye konu olacağını bilemeden. Söylemiştim aslında ben acımı da mutluluğumu da yazarım diye. Bu hangi duyguya girer bilmiyordum. Heyecan galiba. Güneşin doğuşunu izlemek biriyle, yıllar sonra. Geçmişe açılan bir pencere; balkonda oturmuş bir battaniyeyi paylaşan iki insan. Güneş doğsun da uyuyalım diye bekleyen iki genç. Birinin diğerini daha çok sevdiği sıradan bir hikâye, mutlu sonla bitemeyen başka bir masal.  

        Bulutları şekillendiriyoruz. Çocukluğum gözümün önünde. Kadın olmadan önce ki çocukluğum. Özlediğim, özlemini duyduğum herşey. Ürkekliğimi mazur görüp sessizce elimi tutuşu, beni rahatsız etmemeye gayret ederek yanıma uzanışı, gözlerinde ki bakış! Güzel bakan adamlar zararlıdır. Bilirim. Güzel bakan çok adam gördüğümden belki…  Hayatıma giren, girmeye çalışan, teğet geçen…  Beni ben yapan, benden parçalar çalan. Kendimi başka birine daha anlatmak istemeyişim ama yanında dilimin çözülmesi, umuda tuhaf bir yolculuk. Güneşi beklemek beraber,  güneşi doğurmak eskilerin deyimiyle. Birbirine iki ayrı şehir kadar yabancı iki insan... Benim karışık zihnim, her şeye yetişme çabam, düzgün bir adam olmak için verdiğim savaş… Onun beni kendine çeken, elimi koluma bağlayan bakışları. Hayatın acımasız tesadüfler girişimi.

       Yolculuklar hep hüzünlüdür aslında. En az yaz aşkları kadar. Başka bir yerde başka şartlar altında tanışmak deyimi yoldaşın olur. Masallar, efsaneler, şiirler, şarkılar, öyküler, deyimler bilirsin, biriktirirsin ömrün boyunca. Ama bir gün suskunluk gelip oturur içine. Söyleyecek bir sözün olmaz. Bir şeyler karalarsın. Güzel adamların da öyküleri olsun diye. 

Güzel Adamlar’a Sevgilerle…






18.07.2013/ Özlem Çelik/ Antalya- Kemer









27 Nisan 2013 Cumartesi

"Karavana"






Bazı yaralar kapanmaz hiç. Sende benim hiç kapanmayacak yaramsın. Seni götürüyorum gittiğim her yere. Şehir şehir geziyoruz şimdilerde seninle. Dünyayı dolaşma fikri var aklımızda. Beraber düşünüyoruz artık. 
Bir sürü şey geçiyor içimden. Seni öldürmek gibi fikirler çoğu zaman. Madden değil tabi. İnsan zihninde ki bir anıyı nasıl öldürebilir bir öğrensem. Öğrenebilsem.
 Bazen kendimi sahilde buluyorum. Böyle elimde pek sevmediğim simit. Parçalara ayırıp martılara atıyorum. Martıları da sevmem, bilirsin. Onları doyuruyorum kendi açlığımı unutmak için.
Yokluğuna sövüyorum gündüz vakti, utanmadan. Çekinmiyorum insanlardan, ağız dolusu küfrediyorum. Öyle küfürler icat etti ki zihnim yokluğuna dair. Duysan utanırsın.  Ben artık utanmıyorum…
 İstanbul çok kalabalık. İçim çok kalabalık. Sıyrılamıyorum bir türlü insanlardan. İnsanlarımdan. Denizler çağlıyor içimde. Balık tutarcasına olta sallıyorum anılarıma. Bazen gülüşün takılıyor aklıma, bazen unutulmuş bir çizme.
Git. Yüzüne, gülüşüne, sesine, huyuna, suyuna, duruşuna kurban olduğum git. Bırak beni. Bir başkasına musallat ol. Git ne olur. Bu ziyaret çok uzun sürmedi mi sence de?