Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2016 Pazar

Gecenin savaşı...



Gecenin bir körü gene... Nerden aklıma geldi ise Ahmet Kaya açmışım kendimden habersiz. Tok sesi iliklerime işlediğinde farkediyorum.. Nereye gittiği belli olmayan bir uçağın sinsi gürültüsü... Kedimin sağından soluna dönüşü...  Bazı insanların huzurlu uykusunun sessizliği.. Benim uykusuzluğum. Benim kör bıçak uykusuzluğum!!

Penceren bakıp ay'ı gören insanlara özenirim hep. Odamın yansıyan görüntüsünden başkası yok benim penceremde. Az önce yenisini sürerim diye çıkardığım oje lekeli pamukta asetonun tuhaf yakıcı kokusu... Parmak uçlarımda pamuğun kuru hissi. (Bu markayı değiştirmeliyim..) Herşeyi hissettiğim, duyduğum, gördüğüm akşamlardan birindeyim. Fazla düşündüğüm, düşünmekten yorgun düştüğüm akşamlardan. Yorgunluğun göz altlarımda gizli torbalar yarattığına inandığım, burun direğimi sızlatan akşamlardan...Aldığım kararlardan pişman olmam ben. Pişman olmamak için alırım kararlarımı... Kendi pişmanlığımdan kaçıp başkalarını yalnızlığa iterim...

Kızıyorum çoğu şeye... İnsanların kavga etmek, savaşmak için verdiği üstün çabaya... Kırmak dökmek için verdiği mücadeleye şaşırıyorum. Dünya boktan bir yer oldu. Kusuruma bakmayın ama bence bu kadar kötülüğü kaldıramayacak daha fazla... Güneşten kopup soğuyan dünya yeniden ısınıyor... İkarus gibi geldiğimiz yere dönerken parçalanacağız... Çirkinlik diz boyu. Nasıl doluyum. Nasıl kırgınım insanlara... Hepsine... Savaşanlara, savaşı izleyenlere, çanak tutanlara, evimde huzurlu bir halde otururken beni bunları yazmaya zorlayan zihnime kırgınım.. Ahmet Kaya'ya da  kırgınım... Neden bilmiyorum. O da nasibini aldı bu geceden... 

Klavye kahramanlarıyız biz. Kahvemiz, küllükte duran sigaramız, yeni değişmiş çarşaflarda ki yumuşatıcı kokusunda yazan... Dünyayı kurtardığına inanan insanlarız. Bir bok kurtardığımız yok ya neyse... Ben çuvaldızı bu akşam kendime sapladım. Ölen onca insanın haberinden kaçmak için tv izlemeyen, tüm haber portalı aboneliklerini kaldıran, günlerdir gazete okumayan, son dakika yazısı görünce sinirden başı dönen kendime sapladım. Sizde iğneyi kendinize saplayın da bitsin bu iş... 

Mümkünse bu dünyayı kapatın... Diğer gezegenler / yaşam formları denesin şansını... Biz beceremedik...





24 Ocak 2016 Pazar

İyileşti Kadın, temizledi kalbini...



Artık sevmek istemediğiniz, ama sevmekten vazgeçemediklerinize...

Uzun soluklu cümleler kurmayı, uzun yaşamaya tercih ettim hep. İlişkilerim kısa ama tutkulu oldu hep. İçimde en az 3 farklı kadın yaşattığıma yemin edebilirim. Tuhaf şeyler sevdim, tuhaf şeylerden korktum... Mercimek çorbasının yanında beyaz peyniri sevdim mesala. Martılardan korktum hep! Kimse bilmez. Ben seni unuttum mesela. 

Bir yerinde bu şehrin, kulaklığın kulağında karşıdan karşıya geçiyorsun ellerin cebinde. Bir yerden bir diğerine yetişiyorsun sakince. Koşmadan. Paniklemeden. Fazladan enerji harcamadan yaşıyorsun. Sanki hepimiz çok müsrifmişiz gibi... Sen hayatı tutumlu yaşıyorsun. Aynı yerlerden geçip, ayrı yerlere varıyoruz. Aynı bulutlara bakıp, farklı şekiller görüyoruz. Sen realistsin, ben romantik. Dünyanın ilk kavgası, ilk karşılaşması bizim ki... En eski problem... Değişmeyen şeyleri var dünyanın... Mesela hala biz dönüyoruz güneşin etrafında. Yer bizi inatla çekip, sabitliyor. Hala iyi filmler yapabiliyoruz, birbirine benzemeyen. Hala şaşırabiliyoruz. Merkür'ün gerilemesi bizi hala tedirgin ediyor. Kavgalar bitmiyor. Ölüm bitmiyor. Ayrılıklar bitmiyor. Herşey aynı... Herkes burnundan nefes alıp ağzından veriyor. Ben hariç! 


        Ben herkese inat yaşıyorum. Herkes artık dayanamaz dediği an, dizlerimin üzerinde doğrulup şarkımı mırıldanıyorum. Ben, ben olmaktan vazgeçmiyorum hala! Ne aptalca, ne cüretkar bir girişim! Ben hala savaşıyorum. İçimde ki kadınlarla... Kalbimde eskimiş adamlarla... Baştakiler ile... Sondakiler ile... Beynim, kalbim, çoğu zaman akciğerim ve ara sıra karaciğerimle... 

   Güzel görünen bir şey gördüğümde ( çirkin bile olsa) ben hala mutlu olabiliyorum. Basılmamış yar yığınlarına zıplıyorum utanmadan! Sensiz bir kışı daha sindire sindire yaşıyorum. Ne mutlu bana! Ne mutlu beni, ben yapan afacan kalbime...

Diyeceğim o ki, sen git. Başka bir dünyada başka bir kalbe yerleş... Ben iyiyim. Çok iyiyim. İyileştim. Kar herşeyi temizler derlerdi. Temizledi. İyi olmayı özlemişim...

Hepinizin iyi olması dileğiyle...

P.S: Kalbinizi iyice süpürmeden yeni bir misafir kabul etmeyin. Pişman olursunuz. Kimse bir gölge ile savaşmaktan keyif almaz...

P.S 2: Bence o bulut, düpedüz göte benziyor. Gothe'e değil. Bildiğimiz göte!

Özz

25 Eylül 2015 Cuma

İçim acıdı sadece... bir an... şimdi geçti...


   Şimdi sana anlatacağım hikayeyi ilk defa duymuyorsun. Ben senin kim olduğunu bilmiyorum. Sen beni hiç görmedin. Ama benzer hayatların fragmanlarında arkadan geçen kadını oynuyoruz ikimizde...Aynı şeyleri farklı yaşam formlarında yaşıyoruz. Paralel evrenler gibiyiz...  Aynıyız, aynı hataları yapıp, aynı yollarda kayboluyoruz... Sadece birbirimize rastlamadık henüz... 

***

    Kış bu sene soğuk geçecek diyip duydum kendime... Bir filmde görmüştüm kadın cama dönmüş, dudakları ile buhar yapıp anlamsız şekiller çizerken cama, bunu söylüyordu. Bu kış soğuk geçecek... O kış soğuk geçmiş miydi sahi?

   Aklımı toplayamıyorum. Binlerce bahane binlerce doğru ile savaşıyor içimde. Hiçbirşey yolunda gitmezken ben nasıl doğru karar verdiğime inanabilirim ki? Sanki tepe taklak yuvarlanıyorum. 

   Siyahı sevmiyorum artık. Senin gibi onu da bıraktım. Siyah giyen adamları da hatta siyah giyen adamlarla ilgili o komik filmi de. Will Smith'i de sevmiyorum. Siyah yazan kalemleri ve geceyi de... 

  Gözlerimi kapatıp ayaklarımı yere sıkıca bassam dünyanın döndüğünü hissedeceğime inaırdım çocukken. Seni gördüğüm  gün döndüğünü değil belki ama durduğunu hissettiğime yemin edebilirim. Bana doğru yürüyüşün! Filmlerde ki gibi... Böyle yavaş, böyle sakin... Sanki kilometrelerce yol ve senin sınırsız zamanın varmış gibi... Yetişmek zorunda değilmişsin gibi... Benim seni sonsuza dek bekleyeceğimi bilircesine... Bana doğru yürüdün. Direk bana! Kollarımı iki yana açıp sana sarılmak, seni karşılamak istedim. Hoşgeldin demenin en güzel biçimini düşündüm zihnimde... Hayatıma hoşgeldin. Hoşgeldin hayatıma... Bana geldin. Sen benim olmaya geldin. Benim kalmaya! Bir başkasının hayatından çıkıp benim hayatım olmaya geldin sen... 

   Kendimi nasıl da sana ait hissettim. Oysa benim hayatım bir çeşit reklam arasıymış. Bir başkasının hırpalayıp yorduğu kalbini kısacık bir süre bende dinlendirmek istemişsin. Ben koşulsuzca sana dair planlar yaparken sen reklamın kalan saniyelerini saymışsın. Sen bana bunu neden yaptın? Ben hala bu soruya cevap veremedim. Bazı geceler (şuan ki gibi) sana pijamalarımla yalınayak koşmak istiyorum. Romantik bir yağmur yağmasa veya ayağıma çer çöp batsa bile... Koşmak istiyorum. Senin olmayı o kadar özledim ki... İçimin acısına tahammülüm kalmadı artık... Bitsin diyorum bazen. Bitsin herşey. Tüm acılarım. Bencilliğimi alıp karşıma saatlerce konuşuyorum. Bir çıkar yol bilsem. O güne dönsem mesela... Salağa yatsam. Öğrenmemiş gibi yapsam. Sana sarılıp sahilde uzun uzun yürüsem. Hiç bir yere varmadan. Saatlerce... Senin bana o ilk gün yürüdüğün gibi... Sakince... Yürüsem... Sen ona gitmesen. Kimseye gitmesen. Kimseye gitmesek. Artık kimse olmasa birbirimizden başka! 


   Aldatılan her kadının hayatında pençe izleri olur. Bu izleri de herkes görür. Ürkekliğinden, korkaklığından, yalnızlığından görür... Dünyayı yakıp yıkabilecekken, sarayın Hürremi değil de Mahidevran'ı olursun. Bazen sadece bekleyen ve yalnızlığı kabullenen... 


***
   Hikayeyi tamamladın dimi? Biliyorum. Keşke tamamlamak zorunda kalmasaydın. Keşke bilmediğin bir şey anlatabilseydim sana... Keşke bu kadar tanıdık olmasaydı bu acı, sana!!!

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Alışamamak!



Artık sevmiyorsun beni! İlk defa tutuyorsun bir sözünü ve bu beni öldürüyor! Hergün her saniye yeniden, en baştan öldürüyor!  Birbirimizi sevmemeye söz vermek yaptığımız en aptalca şeydi. Biz sevmeliydik! Herkesten ve herşeyden çok birbirimizi! Tüm dünyaya karşı durup sevmeliydik... Çok sevmeliydik... Biz ayrılmamalıydık. Biz vazgeçmemeliydik! Biz, biz olarak kalmalıydık... Çoğalmalıydık, azalmamalıydık!

Ama affedemiyorum cancağızım. Yemin ederim her sabah ve akşam hatta bazı öğleden sonraları bile seni affetmek için kendime yalanlar söylüyorum.  Olmuyor, yapamıyorum. Ben kırıklarımı süpüremiyorum halı altına. Elime batıyor her toplamaya çalıştığımda bir daha kanıyorum. Seni affedemiyorum ve başlayamıyorum yeni bir hayata. Sevemiyorum ve kimse de sevmiyor beni.. 

Herkeste bir telaş, yalnızlığımı bitirmeye karar vermiş tüm dünya. Sen dışında bir sürü seçenek ile... Adını, yüzünü hatırlamadığm insanlarla tanışıyorum ve en baştan bir daha bir daha anlatıyorum kendimi o adamlara... Ben o adamları tanımak istemiyorum. Ben kimseyi tanımak istemiyorum. Dinlemiyorlar beni. Üzülmemeliymişim artık. Koskoca bir yılı bitirmişim. Geçmeliymiş artık. Son görüştüğüm çocuk çok iyiymiş. Efendiymiş. Bağırmak istiyorum! Çığlık çığlığa! O sen değilsin. Ve bu beni öldürüyor. Ve bunu onlara anlatamıyorum. Senin olmadığın sokaklar, senin olmadığın deniz kenarlarında yürüyorum... Senin olmadığın otobüslere biniyorum. Çantamı koyup yanıma, o koltuk dolu demek istiyorum tüm tıklım tıkışlığına rağmen otobüsün! Orası dolu. O gelecek demek istiyorum.

Herşeyini attım. Geçer sandım böyle. Ama öyle özlüyorum ki. Hani şu çok mutlu olduğum bir fotoğrafımız vardı seninle. Deniz kenarındaydık yine. Ben sana sokulmuşum böyle boynuna yaslanmış burnum. Nasıl doya doya çekiyorum seni içime... Seni içime çekmeyi özledim. Buram buram özledim. Çok özledim. Ben çok yoruldum. Bana bunu neden yaptın! Neden? Nasıl yaptın? Sen benim masalıma bunu neden yaptın!!!

Artık kuşları sevmiyorum çünkü benim bir gökyüzüm yok! Yok  işte... Ve elimden hiçbir şey gelmiyor...

Geçsin diye oturup bir köşesinde hayatın, yarama üflüyorum aynı sabırla... 

Affedemiyorum...

8 Kasım 2014 Cumartesi

Akrep ve Yelkovan'ın ayrılık hikayesi...




Hiç üşenmedim. Oturdum ve saydım. Tamı tamına 3 ay 21 gün 4 saat 17 dakikadır ayrıyız. Ne tuhaf! Zamanın çabuk geçtiğinden yakınırdım. Yetmemesinden... Saat takmaktan nefret ederdim bu yüzden.  Şimdi yelkovan akrebi kovalamıyor. Onlar da küs sanırım. Ve dünya yolu bilmiyormuşçasına, güneşin etrafında daha geniş bir daire çiziyor! İnsanlar eskisi gibi koşturmuyor bir yerlere yetişmek için. 24 saatin az geldiği bünyem şimdi isyan ediyor! Bir terslik var. Bir gariplik! Bulmak lazım.

İçimi temizlemiyorum, nefretten. Öyle kızgınım, öyle kırgınım ki devam edemiyorum. Korkuyorum. Nefretim boğacak beni! Delireceğim! Herkesin bir fikri var, bir kaçış planı... Kendilerine ait yöntemleri. Beni ikna etmeye çalışıyorlar. Dinliyorum onları çoğu zaman. Başkası ile görüş dediler, denedim. Gez, dolaş dediler, gezdim. Yeni bir uğraş bul dediler, buldum. Herşeyi at dediler, attım. Bir düzen kur kendine dediler, kurdum. Acıklı şarkılar dinleme dediler, dinlemedim. Yalnız kalma dediler, kalmadım. Olmadı! En son zamana bırak dediler, şimdi onu deniyorum. Daha kaç saniye gerek, dünya kaç tur daha atmalı güneş etrafında? Kaç adam? Kaç şehir? Kaç yeni uğraş? Kaç anı? Kaç farklı düzen? Daha ne kadar kalabalık olmalıyım ? 

Saplantılıyım sanırım. Yani onu da birileri söyledi bana. Saplanıp kalmışım sana. Oysa senin yalanlarındı içime saplanan, beni dağıtan! Sana kızgınım ve kırgınımda çokça... Hatta nefret ediyorum. Ve tüm o histerik hallerim için de en doğru düzgün olan nefretim. Söz vermiştin. Diğerleri gibi basit olmayacaktın ve kirletmeyecektin benim anılarımı. Bir başka gölge düşmeyecekti üzerimize... 

Zaman düşman, zaman benim bedenimi yorarken,seni anılarımda gencecik tutacak! Sen yaşlanmayacaksın zihnimde. Ve her hatırladığımda bir kez daha aşık olacağım sana... Çaresizce.

1 Temmuz 2014 Salı

Onun kokusuna başka bir kadının kokusu karıştı...





O gitti...
Benim değil artık. Kimin bilmiyorum. Ne önemi var ki... Artık benim değil..!
Onun kokusuna başka bir kadının kokusu karıştı...
O eller başka bir kadına değdi...
Gözleri başka bir kadın gördü, sesini başka bir kadın duydu..
O artık benim değil!
Kimin bilmiyorum...
Ne önemi var ki.

Sonsuzluk tuhaf bir kavram. Sonsuza dek ait olacağın ruhu bulduğuna inanıyorsun. İçinden yeni bir kimlik çıkıyor. O olmadığı zamanlarda nasıl bir insansan tam tersi oluyorsun bir anda. Mutlu oluyorsun çokça... Ve huzurlu... Herşeyin yeniden şekilleniyor. Umudu öğreniyorsun ve aşkın yeni halini... Gözün kör, kulağın sağır oluyor... Sonra? Sonrası boşluk. Hayat acımasız. Hep derim; dünya insanlar için fazla güzel, insanlar bu dünya için fazla kötü! Hangisini seçersen! Bence; biz kötüyüz, çok kötüyüz... 

Aldattı!
Nasıl yaptı, neden yaptı, ona bunu yapması için ne yaptım, benim rolüm neydi bilmiyorum...
Günah çokta suçlu yok işte!
Tanrı, insanları muazzam bir güzellikle yarattı. Sonra onlara korkunç duygular verdi.
Bir insanın bir başkasına bunu neden yaptığını hiç bir zaman diliminde anlayamayacağım. Kimse bana bunu açıklayamayacak...
Dünyanın hem bu kadar güzel hemde nasıl bu kadar korkunç olduğunu anlayamadan öleceğim!

Yeniden yürümeyi öğreneceğim ama bir eksik!
Çokça kırgın!
Çocukken babamdan ısrarla istediğim ve bana aldığı o oyuncağın kırılmasına alıştığım gibi alışacağm... 
Evden kaçan kedimin yokluğuna alışmam,
Her seferinde dünyaya bir kat daha kırılmam gibi...

Anlayacağın; ne kadar sevsen olmuyor bazen... Dünya bize öğretildiği kadar basit değil..
Biri ile konuşmasam nefes alamazdım. Okuduğunuzu bilmek benim yaşamamı sağlıyor!

Sonsuz Teşekkürlerimle...

13 Nisan 2014 Pazar

Sahi neden?






Çokta fazla uğraşmak zorunda kalmadım. Sadece derin bir nefes aldım. Bir son nefes. Sonra yavaşça kendimi suyun dinginliğine bıraktım. Dibe doğru... Ölmek niyetinde olmadım hiç. Ben daha çok sevmek, bolca görmek, en az bir kez sevilmek ve şeftalili turta yapmayı bilmek istedim. Ben yazın güneşi, kisin kari her mevsim denizi sevdim. Seni sevmek yanlış mevsimde yanlış bir meyveyi aşermek gibiydi. Kisin ortasında canim birden şeftali istemişti.

Seni çok sevdim! Bu oldukça trajikomik çünkü ben aslında bu denli hüzünlü bir kadın değilim. Ama ask beni hep hüzünlendirdi. Dramatik filmleri ve kitapları sevmedim oysa. Ben gülmek istedim hep. Seni sevmek istedim. Aklımda çirkin, bencilce ve biç miktar narsist bir soru var. Beni neden sevmedin??


Biz neden birlikte olamadık! Kahrolasıca dünya bu kadar küçük müydü sığamadık?
Biz mi büyüktük?
Fazla mı çirkindik?
Ya da çok mu güzeldik?

Biz neden birlikte olamadık!!
Sahi bir gün oturup uzun uzun anlatsana bana ya istersen yıllar sürebilir...

1 Şubat 2014 Cumartesi

İnsan bazen..!






Ah! Ne yaptın sen..!

Ben uzun yıllar sonra, perdemin kenarını tutup bir çırpıda güneşe çıkamazdım. Bu yüzden elimde toplayarak yavaş yavaş izin verdim güneş ışıklarına. Sen güneştin. Baba gibiydin. Güveniyordum sana. İnsanlar her şeyi yapabilir. Hayatta insanın başına herşey gelebilir. İnsan en derininden yaralanıp, acımadı ki diyerek gülebilir. İnsan koşturmacadan yorulup dinlenebileceği bir adamın gölgesine saklanmak isteyebilir. İnsan bazen yıllarca uğraştığı hayallerini bir çırpıda atabilir. İnsan bazen sadece sevmek isteyebilir...

İnancım kırıldı. Hayata dair. Bu bazı şeylerin geri alınamayacağının kanıtı. Geçen günlerin, harcanan saatlerin, söylenmiş sözlerin. Zamansızlığın. Kırgınlığın... 

Çok kırgınım. Herkesin mutluluğu için delice bir koşturma içindeydim hep. Hayatım boyunca. Başkalarına bakarak bir yapboz gibi, karşımda ki parçaya uyabilmek için şekil değiştirdim. Taviz verdim. Kendimden vazgeçtim. Elime ne geçti?

Kocaman,  devasa kırgınlıklar... Kırdığının farkında olmayan insanlar... Umursamaz haller, tavırlar... Çirkinlik!!! Alabildiğine çirkinlik... Dünya  çok çirkin bir yer. Ve beni güzel olduğuna inandıramayacak artık kimse... Ben son inancımı geçenlerde tükettim sanırım. 

Artık size daha uzak daha farkında gözler ile bakıyorum. Aranızda değilim. Beni kavganıza dahil etmeyin..! Ben minik bir yapboz parçası olmaktan çok daha öteyim artık...



14 Mayıs 2013 Salı

Saklambaç

       




           Nerede kaldın?  O kadar uzun zamandır bekliyorum ki seni, neden beklediğimi unutmak üzereydim. Hoşgeldin. Beni hatırlamıyorsun. Haklısın. Bir sonbahar günü bir kadeh rakını içmişliğim var sadece. Bir parça beyaz peynirini tırtıklamıştım hepsi o. One more cup a coffea ikimizin de en sevdiği şarkıysa ne olmuş yani. Anımsamak zorunda değilsin beni. Altı üstü sana bakarken yarım yamalak gülümsedim sadece. Bir gün yağmurun içinden geçmişizdir kolkola belki.. Hatırlamaman normal. Kızma kendine. Alt tarafı aynı hayali başka insanlarla kurmuşuzdur ne olacak yani. Sen başkasını sevmişsindir ben seni beklemişimdir. Dünyanın düzeni değil mi bu zaten. Bundan bir anlam çıkarmak zorunda değiliz. 

       Mahçup mahçup bakma bana. Suçun yok. Sen sadece benim seni ne kadar sevdiğimi anlamadın. Ben de başkalarının aşkını anlamadım daha önce. Çok ah almıştım karşına çıkana dek. Hayat dediğin kocaman bir oyun bahçesi. Bir gün sen benim saçımı çektin, ben sana silgimi attım. Bahçede kovaladın diye düştüm. Farzet biz saklambaç oynadık sen ebeydin. Ve ben iyi saklanmıştım. İkimizde çocuktuk. Anlam yüklemenin faydası yok.  

       Şimdi içinden yüze kadar say. Ben saklanmaya gidiyorum yine. Aşk her bedende farklı bir dil değil mi zaten?


27 Nisan 2013 Cumartesi

"Karavana"






Bazı yaralar kapanmaz hiç. Sende benim hiç kapanmayacak yaramsın. Seni götürüyorum gittiğim her yere. Şehir şehir geziyoruz şimdilerde seninle. Dünyayı dolaşma fikri var aklımızda. Beraber düşünüyoruz artık. 
Bir sürü şey geçiyor içimden. Seni öldürmek gibi fikirler çoğu zaman. Madden değil tabi. İnsan zihninde ki bir anıyı nasıl öldürebilir bir öğrensem. Öğrenebilsem.
 Bazen kendimi sahilde buluyorum. Böyle elimde pek sevmediğim simit. Parçalara ayırıp martılara atıyorum. Martıları da sevmem, bilirsin. Onları doyuruyorum kendi açlığımı unutmak için.
Yokluğuna sövüyorum gündüz vakti, utanmadan. Çekinmiyorum insanlardan, ağız dolusu küfrediyorum. Öyle küfürler icat etti ki zihnim yokluğuna dair. Duysan utanırsın.  Ben artık utanmıyorum…
 İstanbul çok kalabalık. İçim çok kalabalık. Sıyrılamıyorum bir türlü insanlardan. İnsanlarımdan. Denizler çağlıyor içimde. Balık tutarcasına olta sallıyorum anılarıma. Bazen gülüşün takılıyor aklıma, bazen unutulmuş bir çizme.
Git. Yüzüne, gülüşüne, sesine, huyuna, suyuna, duruşuna kurban olduğum git. Bırak beni. Bir başkasına musallat ol. Git ne olur. Bu ziyaret çok uzun sürmedi mi sence de? 

18 Nisan 2013 Perşembe

Çok sevdim.





Çok sevdim. O kadar çok ki sana hiç söyleyemedim. İçimde biriken kelimeler boğdu beni aslında. Kendimi duymamak için hep yüksek sesle dinledim şarkıları. Bir şarkım oldu hep, böyle her dinlediğimde içimi dağlayan. 

Çok sevdim seni. O kadar ki sustum hep. Anlamanı bekledim. Karşılıksız olduğunu bile bile direndim. Direnişi yakıştırdım kendime.

Seviyor dedim beni bir şekilde. Benim istediğim gibi değil, belli. Ama seviyor işte o da. Kendince, bildiği gibi. Seviyor beni, arkadaş gibi. 

Başkalarını aldım hayatıma, tiksindim kendimden. Korktum hep. Başkasını yanında göreceğim diye. Görüyorum şimdi. Yanyanasınız ve yakışıyorsunuz da üstelik. Ben ucu yırtık cebimde ellerim, yürüyorum boşluğa. Sigara izmaritleri bırakıyorum peşim sıra. Yerle bir dünyam şimdi. 

Şimdi, soluksuz kalma zamanı. Medet ummalı falcılardan. İnanmalı daha çok Tanrı'ya. Umuda sarılmalı şimdi. Zamanla anlaşmalı. Bitmeli. Bir an önce. Kimse görmeden.

Mevsimlerden aşk'ken sokaklarda, evinde buz gibi ümitsizlikle yanma zamanıdır şimdi.

13 Ocak 2013 Pazar

Yaşasın İnsanlık







Kötü bir dünya burası… İnsanların soğuktan donarak öldüğü, karşıdan karşıya geçen çocuklara arabaların çarptığı, insanların birbirini aldattığı, yalanlar söylediği, saklandıkları, bulunmak istemedikleri, her güne yeni bir maske ile başladıkları çirkin bir dünya. Benim umudumu kaybetmemek için bebeklik battaniyeme sarılıp uyuduğum ve her sabah gözlerimi açtığımda yeni yalanlar yeni savaşlar duyduğum dünya. Küçücük dertlerimi içime attığım insanlığın her gün bir kez daha yenildiği dünya.
Oysa sadece gülümsemek ile değiştirebilsem evreni. Bu kirlenmişliği, bu yılgınlığı, bu sığlığı delip geçebilsem… İnsanlığa umut verebilsem… Hayal etmeyi öğretebilsem… Yağmurdan sonra gökkuşağını görmek için sokağa çıkarabilsem onları. Penguenlerin olduğu komik bir animasyon izletebilsem çocuklara… İnatlaşmayı öğretebilsem.  Paylaşmayı, tokgözlü olmayı, umudu…
Tüm dünyanın yükü omuzumda gibi. Bu gece bir ölüm haberi daha verdi haber kanalları. Ben ise telefonuma mail kurmak ile uğraştım… Kirlenmiş insanlığıma bir methiyedir yazdıklarım…
Bu gece onarılamayacak bir acı doğdu bir annenin göğsünde. Ve ben yarın sabah beş dakika daha uyumak için babamın hazırladığı kahvaltıyı es geçeceğim. Hava soğuk diye söylenip, süslü kıyafetlerimi giyip bir fincan kahveye 10 TL vereceğim çocuklar dünyanın diğer tarafında açlıktan ölürken.  Beğenmeyip yarısında bırakacağım.  Akşam olduğunda içim sızlayarak haberleri izleyeceğim. Üzüleceğim herkes kadar. Yazacağım yine ve okuyacak birileri. Hak vererek veya yadırgayarak….
Ben sigaramdan derin nefesler alarak sıcak evimde uzanırken, bazıları insanlığım ile ilgili güzel sözler söyleyecek! Ben utanamayacağım…