Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
özlemcelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özlemcelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2018 Cumartesi

Ah..




Hiç ah etmedim! Bazen aklımdan geçti geçmedi diyemem, ama hiç kalbimden geçmedi.. Hiç ah edemedim. En iyisi olsun istedim. En iyisini yaşa! En iyisi çıksın karşına. En güzel sabaha sen uyan en güzel gökyüzüne sen bak. En güzel tesadüfler sana rastlasın. En büyük mucizeler seni bulsun. Tüm duaların kabul olsun. Hep bunu istedim. Hala daha bunca acıya bunca kırgınlığa rağmen sadece bunu istiyorum. Sen mutlu ol. Çünkü biliyorum ki sen mutlu olursan benden vazgeçersin. Ve sen benden vazgeçersen ben iyileşirim. 

Anlamıyorsun beni. Bu acı fazla derin fazla büyük.. Bu acıya tahammül edemiyorum. Ben bunu kaldıramıyorum artık. Ve sen hiç kolaylaştırmıyorsun bunu.. Bir uçurumun kıyısında geziyormuşum gibi.. Son bir nefes hakkım varmış gibi yaşıyorum. Bana ait kalan bir burası var.. Bunu alma benden. Burayı kapatmak zorunda bırakma beni. Buraya ihtiyacım var. Devam edebilmek için yazdıklarımı okuyan bir kaç kırgın kalbin bana yazacağı bir cümleye ihtiyacım var. Burası benim sığınağım. Evim.  Bana sözlerinin dokunmasını  engelleyemediğim bir tek burası kaldı. Mabedimden uzak dur. Kendimi toparlamak için verdiğim mücadelemde beni yalnız bırak. Bırak düzelsin birşeyler. Toprağım dinlensin. Dinlensin ki yeni filizlere gücüm olsun..  Bırak ne olur yaşamak için buraya ihtiyacım var.

Vebalini alma artık ruhumun. Girme günahına bir damla kalmış gururumun.. Bir nefes ötesi yok bende.. Bu kadarcık kaldım işte.. Burası kadar. Bir kaç satır.. Bir kaç imla hatası kadarım.. Yazma artık. Gözünü sevdiğim, gözümden sakındığım yazma.. Bir parça sevgin kaldıysa bana dair yazma artık!

P.S: Bu yazı tam da üzerine alınacak kişiye bile isteye ılık bir Ocak akşamnda Graveyard dinlenilerek sonsuz bir yılgınlıkla yazılmıştır. 

Öz

12 Mart 2015 Perşembe

Ölümsüz değiliz...





Sigarasından derin bir nefes aldı kadın. Gözlerini kısacık bir an yumdu ve başını hafifçe yukarı kaldırıp soluğunu bıraktı. Küçük bir duman bulutu sardı etrafını. Saçlarına sindi sigara kokusu... Anlamış gibi saçını eliyle havalandırdı. Hırçın buklelerinden biri alnına düştü. Aldırmadı. Bir nefes daha çekti... Sonra bir nefes daha... Gözü kapalı olmadığı anlarda denize dönüktü. Durgundu... Koşmadan, sakince yürüyerek denize sarılacak gibiydi. Yanında ki adam da suskundu. O denize veya kadına değil, doğrudan yola bakıyordu. Sanki koşarak bir taksiye atlamak ve binalar arasında kaybolmak ister gibiydi. Ne konuştuklarını duymama gerek yoktu. Herşey açıktı. Kadın karar vermeye çalışıyordu. O bakışı nerede görsem tanırım. Kırgın, yorgun, yaralı ve düşünceli bakış. Adam bir şeyler yapmış olmalıydı. Yoksa o kayalıklarda oturmalarının başka bir sebebi olamazdı. Kadın bir sigara daha yaktı. Ciğerleri bir kez daha dumanla doldu. Saçı bir kez daha alnına düştü. Adam bir kez daha yola baktı. Kadını ordan almak istedim. Onu alıp en güzelinden bir çilekli pasta ısmarlamak ona. Konuşmadan saatlerce susmak! Ona iyi gelmek istedim. Onu iyileştiremeyeceğimi bile bile... İçim acıdı. Ne kadar tanıdıktı o acı! Tanımamayı dilerdim. Tepkisizce geçip gidebilmek yanlarından. O banka çivilenmişim gibi oturmamak isterdim. Kadının canı acımasın isterdim... Canım acımamış olsun isterdim...

...

Bir süre sonra kadın karar vermişçesine hızla kalktı yerinden. Çantasından bir naneli şeker alıp ağzına attı. Adam sigara içmiyordu muhtemelen. Kadın kısa bir suçluluk anı ile şekeri dişlerinin arasında ezdi. Bugün öpüşmeyeceklerdi. Ve bundan sonrada... Adamın yüzüne hiç bakmadan kayalık zemini tırmandı. Adam da arkasından gitti. Yanımdan geçtiler. Kadının gözleri kararsızca dolaştı üzerimde. Sonra neden bilmiyorum minnetle yumdum gözlerimi. Anladığımı, yalnız olmadığını bilsin istedim. Anladık birbirimizi. Ve onun hikayesinin kalan kısmını yazmaya karar verdim. 

...

Kadın o günden sonra bir daha asla görmek istemediği halde görecekti adamı. Çoğuna sonsuzluğu anımsatan bu şehir ikisini bir kez daha bir araya getirecekti. Kadının kırgınlıkları, yaraları geçmemiş olacaktı. Adamın kendinden emin ifadesi kaybolmayacaktı. Adam pişman olmayacak, kadın onu affetmeyecekti. Onlar birbirlerinin hayatında hiç olmamışlar gibi geçip gideceklerdi. Hiç sarılmamış, birbirlerinin kulaklarına sevdiklerini fısıldamamış, elleri birbirine uygun birer yapboz parçası gibi birbirine geçmemiş, 7 parlak yıldızda dilek dilememiş, sinemaya gitmemiş, karşılıklı çay içmemiş, birbirlerinin dizlerinde hiç uyumamış gibi kaybolup gideceklerdi. 

Herkes birbirinin hayatından kaybolur. Ölmek için intihar mektubu bırakmak zorunda değilsindir aslında. Sessizce, derin bir tevazu ile kadın, adamın hissettirdiği herşeyi öldürdü... Ve  adamda kadının hayatında herhangi biri oluverdi birgün...

Ölümsüzlük bir duygu veya bir insana yüklenemez. Ne doğa, ne dünya, ne dünya üzerinde yaşayan insanlar veya duygular ölümsüz değildir.  

Ölümün insanlara ait olmaması gibi...


Öldürmek zorunda kaldığımız tüm aşklara ithaf edilmiştir...

1 Temmuz 2014 Salı

Onun kokusuna başka bir kadının kokusu karıştı...





O gitti...
Benim değil artık. Kimin bilmiyorum. Ne önemi var ki... Artık benim değil..!
Onun kokusuna başka bir kadının kokusu karıştı...
O eller başka bir kadına değdi...
Gözleri başka bir kadın gördü, sesini başka bir kadın duydu..
O artık benim değil!
Kimin bilmiyorum...
Ne önemi var ki.

Sonsuzluk tuhaf bir kavram. Sonsuza dek ait olacağın ruhu bulduğuna inanıyorsun. İçinden yeni bir kimlik çıkıyor. O olmadığı zamanlarda nasıl bir insansan tam tersi oluyorsun bir anda. Mutlu oluyorsun çokça... Ve huzurlu... Herşeyin yeniden şekilleniyor. Umudu öğreniyorsun ve aşkın yeni halini... Gözün kör, kulağın sağır oluyor... Sonra? Sonrası boşluk. Hayat acımasız. Hep derim; dünya insanlar için fazla güzel, insanlar bu dünya için fazla kötü! Hangisini seçersen! Bence; biz kötüyüz, çok kötüyüz... 

Aldattı!
Nasıl yaptı, neden yaptı, ona bunu yapması için ne yaptım, benim rolüm neydi bilmiyorum...
Günah çokta suçlu yok işte!
Tanrı, insanları muazzam bir güzellikle yarattı. Sonra onlara korkunç duygular verdi.
Bir insanın bir başkasına bunu neden yaptığını hiç bir zaman diliminde anlayamayacağım. Kimse bana bunu açıklayamayacak...
Dünyanın hem bu kadar güzel hemde nasıl bu kadar korkunç olduğunu anlayamadan öleceğim!

Yeniden yürümeyi öğreneceğim ama bir eksik!
Çokça kırgın!
Çocukken babamdan ısrarla istediğim ve bana aldığı o oyuncağın kırılmasına alıştığım gibi alışacağm... 
Evden kaçan kedimin yokluğuna alışmam,
Her seferinde dünyaya bir kat daha kırılmam gibi...

Anlayacağın; ne kadar sevsen olmuyor bazen... Dünya bize öğretildiği kadar basit değil..
Biri ile konuşmasam nefes alamazdım. Okuduğunuzu bilmek benim yaşamamı sağlıyor!

Sonsuz Teşekkürlerimle...

19 Haziran 2014 Perşembe

Karanlık





Ben hüzünlü şarkıların hepsini unutalım istemiştim.

İlk gördüğüm gündü. Yeniden başlamak  artık o kadar da korkunç görünmüyordu gözüme.. Bir deli cesaretine bürünmüştüm. Bir elimde kalbim, bir elimde ruhum. Sahip olduğum yegane iki şey! Ona doğru gülümsedim. Gülümsememi sevsin istedim. Tanımadığım bir koku vardı. Huzur kokuyordu. Huzur'un bir kokusu olduğunu o gün öğrendim...

Sevdim... Çok sevdim... Ömrümce ilk defa böyle sevdim. Deniz gibi sevdim.. Gökyüzü gibi.. Umut gibi.. Kırlangıçlar gibi... Martılara simit atmak gibi... Uçurtmalara göz kırpmak, gemilere el sallamak kadar sevdim... Çok sevdim...

Gülünce gözlerinin etrafı kırışrığından mıdır bilmem, kırışıklıkları sevdim. Çizgilerini, kısılan gözlerini... Kör oldum! Karanlıkları göremedim... Karanlıktan hep korktum ben zaten... Karanlık kötüydü...

Ben herşeyle mücadele edebilirim, dedim ona. Herşeyle... Parayla, umutsuzlukla, yılgınlıkla... Beni baş edemeyeceğim tek şeyle sınadı Tanrı! Karanlıkla... Bir adım atayım dedim gözüm kör, ayağım boşta.. Yönüm yok! Direndim.. İkinci adımımı attım ürkekçe... Yol yok! İz yok! O yok... Hiç olmamış...

Ben hüzünlü şarkıları bilmeyelim istedim. İçinde acı olan şeyler uzak dursun istedim.. Şimdi ne dinlesem, ne duysam içinde acı var...Dolanmış dilime... Hüznüm 2 beden büyümüş gibi. Oysa sahip olduklarım içinde bir tek hüznüm küçücüktü benim!

Şimdi şaşkın,
Şimdi amaçsız,
Şimdi yorgun!
Şimdi yok!
Yarın yok!

Bir bildiğim dün vardı.
Yalanlarla örülü, masallarla örtülü...


Şimdi ruhumu küçük parçalara ayırıp, ardım sıra atmak istiyorum... Kırlangıçlar doysun, izim kaybolsun diye...


15 Şubat 2014 Cumartesi

Saniye




Geçen gece seni rüyamda gördüm gene. Bazen diyorum ki en azından rüyalar var. Yoksa nasıl olur da yaşardım!


   Peter!!! Seni çok özledim bu gece. Daha dün görmüş olabilirim. Özledim ama. Çok özledim... Elin elime değdi dün. Bir an seni unutmak için atabildiğim yarım yamalak adım, aramıza örmeye çalıştığım duvarın tek tuğlası düşüverdi. Herşey kayboldu... Senin parmaklarının üzerinde ellerim kaldı sadece. Avuçiçimde elinin izi var artık. Kaç saniye sürdü? 3-5 bilemedin 7 saniye.. Saniye ne kadar kısa bir zamandı o ana dek. Ama artık herşey değişti.. Parmak izim parmak izine değdi. Elimin çizgileri elinin çizgilerine karıştı... Ben sana karıştım.. Gözlerine karıştım... Sıcaklığına karıştım.. Bir kaç küçük saniye... Sadece saniye... Tanrı'm!!! Sana dokunmanın bende yarattığı bu korku verici, bu şaşırtıcı, bu afallatan, bu aşık eden, bu yol kaybettiren hissi... Seni sevmek ne güzel ne dehşetengiz bir duygu!

   Sadece elin değmedi elime... Dudakların yanaklarıma da değdi... Yeni traş olmuş yumuşacık yanağına dudaklarım değdi dün! Anlatamıyorum bile...

   Bir de o söz! O ömrümce bir tek senden duymayı istediğim, o şakayla karışık söylediğin, o söylerken gülümsediğin, başını sağ tarafına hafifçe yatırıp gözlerini hafifçe kısarak söylediğin söz... Benimle Evlenir misin? Evet diyememek, şakana ortak olacak cesareti bulamamak, yalnızca gülüp geçmek!!! Yapabildiğim, yapabileceğim tek şey... 

   Ben seni çok seviyorum Peter... Sen ne kadarını anlıyorsun, ne kadarı sana sahici geliyor bilmiyorum... Böyle düşündüğümde hep aklıma o keşkem geliyor. Keşke; içimi açsam, sana işte bu kadar seviyorum diyebilsem... Ah Peter... Ah benim yürek sızım... Ben seni ne zaman bu kadar çok sevdim... Nerde başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir hikaye gibisin. Senden öncesini anımsamıyorum. Ve senden sonrasını da kabul etmiyorum... Kalbimin, lale devrisin sen. Seni hep özlemle anacağız... 

Bugünde seni unutamadım Peter... Özür dilerim...


El değmemiş çerez kasesine ithafen...