Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
peterpan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peterpan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2016 Pazar

Otuz yaşıma...




Hiçbir şey mükemmel olmak zorunda değil. Hatta hayat daha da zorlayabilir seni... Güvenli bölgende huzuru tercih edebilir ya da gemileri yakabilirsin. Karar senin. Ama her ne yaparsan yap, asla pişman olmayacaksın. Çünkü sen sevmeyi biliyorsun. İyi veya kötü tüm seçimlerini sevdin zamanla... Hayatın sana getirdiklerini, senden esirgediklerini sevdin. Çoğu zaman gücün olmadı bir şeyleri yeniden inşa etmeye... O zamanlarda oduğun yeri sevdin. İnsanların muhteşem şeyler başarma hevesine tuhaf baktın. Evet birileri bir şeyleri çok iyi yapmalıydı. Bir takım buluşlar yapılmalı, keşfedilmemiş şeyler keşfedilmeli, yürünmeyen yollarda yürünmeli, evrenin sırrı çözülmeli, iyi bir şiir yazılmalı, yeni bir film çekilmeliydi... Bunlar olmalıydı. Ama herkes potansiyelinin farkında olmalı. Mükemmel olmak zorunda değilsin. Ünlü, çok güzel, aşırı zayıf, yetenekli veya muhteşem bir sese sahip olmak zorunda değilsin. 

Düşünsene, doğduğun günden bu yaşına dek neleri başardın ? Zorlu eğitim sisteminin içinden bir şekilde başarılı çıktın. Tam öğrenemesen bile bir yabancı dile eğilimin oldu. Kavgalardan, tartışmalardan çıktın... Kitaplar filmler bitirdin. Aşık oldun. Biliyorum oldun. Herkes olur. Bir kediye süt vermiş olmalısın en azından. Küçük kahramanlıklar, büyüklerinden kıymetli olabilir. Düşünsene dünyada ki herkes ama herkes kahraman olsa kimi kurtaracaklardı? Kimsenin bir diğerinin şefkatine veya iyiliğine ihtiyacı olmasa kahraman olmanın ne anlamı var ? Diyeceğim o ki, büyük kahramanlıklar yapanlar aynen devam etsin. Sen gizli kahraman ol. Merhametini kaybetme! Merhamet önemli... Kibirden uzak dur. Kibir çirkin, gereksiz... Egona yenilme. Umutsuzluğa düştüğünde anneni düşün! Aynı anda bir sürü şey yapıp seni sevmeyi unutmayan anneni... 

Sözü açılmışken anne olmayabilirsin... Herkesin biyolojisi buna uygun olmayabilir. Veya bunu istemeyebilirsin... Bu ne senin ne bir başkasının suçu... Bu sadece Tanrı'nın planı ile ilgili... Ve senin isteğinle tabi... Sevdiklerini de kaybedebilirsin. Ölüm değildir insanları cenazede ağlatan... Bir daha onu göremeyecek olmak, kendi ölümlülüğüne ağlamaktır... Bunu unutma. Sevdiklerinle zamanında vedalaşabilmeni dilerim...

Dostlarını yakın tut. Vazgeçme... Kalabılıkları sevmediğini biliyorum.  Çok kalabalık olmasına ihtiyacın yok. Avucun kadarsa gerçekten kalbin, az insanı daha çok sevebilme yeteneğine sahipsin demektir. Sevgini doğru yönlendirmeyi unutma... 

Homofobik olmazsın bu yaştan sonra, ama gene de hatırlatayım. Aynı cinsten birine aşık olmak hastalık değil, histir... Neyi, kime hissediyorsan o senin doğrundur... Herkesi olduğu gibi kabullenmeye devam et. 

30'larında bir kadın olarak, senin hiç değişmemenden gurur duyuyorum. İçinde ki çocuğu öldürmeden, klişelerde boğulmadan, olgunluğun seni sarmasına izin vererek büyüdün. İnsanlar seni hep sevdi. Sen de onları... Adı duyulmamış müzik gruplarını hala sevdiğini umuyorum. Onlardan vazgeçeme iyi çocuklar... Büyümek değişmek değildir her zaman... Nazım'ı, Cemal'i, Edip'i, Can'ı, Turgut'u unutma... Unutturma...

Küçük prens çocuk masalı değil, insanlık öğretisidir... Masal diyenlere karşı onu hep savun. Peter Pan'ı unutma... Karikatür dergilerini ve animasyon filmleri sevdiğini söylemekten çekinme. Burak Aksak'ı, Onur Ünlü'yü hala sevdiğine inanmayı tercih ediyorum... Yaşının  30 olmasının seni Ana britanica okumak zorunda bıraktığına inanma... 

Sen herp burnunun dikine gittin. Gene git. Yaşamak istediğin şekilde yaşamak senin hakkın. Tercihlerin ve kararların senin yansıman. Ferrari'ni satmana gerek yok bilge olmak için. Kendi dünyanın Sokrates'i ol sen. Bırak diğerleri ne halt ederse etsin...

Ne kadar paran olursa olsun, insanlara samimiyetsiz hediyeler gönderme... Düşünülmüş özel hediyelerin kıymetini unutma... 

Göz altı kremlerin yaşanmışlıklarını silemeyecek... Uğraşma... 

Doğru yolda yürümek zorunda değilsin. Kendi zikzaklarını çizmekten korkma... 

Kalan ömründen keyif almanı dilerim...

Sevgiler

Öz

26 Aralık 2015 Cumartesi

Merry Christmas



     Herşeye rağmen Merry Christmas canlar... Kim ne derse desin yeni yıl iyidir_ ki 2015 pek te süper bir yıl olmadı bizim için. Biliyorum seni de darladı. Bitse de kurtulsak diyorsun. Hatta 'ben bu sene yeni yıla girmeyeceğim' geyiğinin yanından bile geçmiyorsun. Geçmiyorsun değil mi ?? Koşarak, ayakların neticene vura vura yeni yıla girmek istiyorsun. Girelim lan! 2016 güzel olsun. Sonuçta yeni yıl iyidir ya. Bişeylerini çıkartmadığın sürece. (Bişeylerin ne olduğu biliyorsun)

     2015'te genel olarak üzüldük. Yerimiz kalmadı diyebiliriz sanırım. Kazık yiyecek yani. Benim için 2015 sanırım ayrılık ve korku ile doluydu. İşten ayrıldım. Şehirden ayrıldım. Sonra geri döndüm, şehre yani. Yayınevimden ayrıldım. Boşluğa düştüm. Uludağ'ı gördüm. ( Bi halt yok bence) İşsizlik maaşı ile keyif yaparken babamın kalbi bize şaka yaptı. Hayatımın en korku dolu döneminden geçtim.  Şükür iyileşti. Yollarımı ayırdığım insanlar oldu. Dayanamayıp döndüklerim, dönmeden de yaşayabileceğimi öğrendiklerim... Yeni arkadaşlarım ve yeni bir işim oldu. Star wars'u yeniden izledim. 1977'den itibaren. Bir sürü kitap okudum. Çıkan tüm filmleri izledim nerdeyse. En az bir insanı gülümsettiğime kalıbımı basarım. İşaret dili öğrenmeye çalıştım. Yeni dövmeler yaptırdım. Küçük Prens koleksiyonumu büyüttüm. Beşiktaş'ımın maçlarını izledim. Sonra kalbi kocaman birini daha kaybettim... Yani 2015 benim kayıplarla mücadele yılımdı... Ve neyse ki bitti. Bitti değil mi ?

     Senin yılında muhteşem olmadı biliyorum. Sanırım milenyum kurbanlarıyız. Oysa falcının dediğine göre 2015 benim yılım olacaktı. Biri yılımı çaldı. Eminim bundan. Olsun bizde umut bitmez gençler. 2016 benim yılım olur, genciz daha ya hallederiz. Tamam senin de yılın olsun. Paylaşmak iyidir. Ama kötü kısımları kesip atalım mümkünse. Hayallerimizi çeyrek bilete endekslemeyelim mesela. Amorti çıkarsa sevinmeyi bilelim. Noel Baba'yı koruyalım. O da büyüğümüz sonuçta. Hepimiz Pinokyo , Peter Pan, Kibritçi Kız, Hansel ile Gretel ile büyümedik mi ? O da bir masal kahramanı sonuçta... Azcık yaşlı bi de geyiklerini uçurmakla ilgili tuhaf fantazileri var ama özünde iyi adam, çocuklara hediye vermek için uğraşıyor. İyi adam yani. Yeter kötüleri sevdiğimiz ya. Biraz da iyileri kollayalım. Kadınlara, çocuklara iyi bakalım. Destek olalım. Kalp kırmayalım. Kol bacakta kırmayalım. Şiddetin her türlüsüne karşıyız sonuçta. (Kamu spotu :Yaşasın dünya barışı ) Poyraz Karayel, Leyla ile Mecnun sevelim. Sevdirelim.. Behzat Komseri unutmayalım... Jehan Barbur'u, Birsen Tezer'i dinlerken Yok öyle kararlı şeyleri, Son feci bisikleti, Yüzyüzeylen Konuşuruz'u unutmayalım.. Kafa adamlardır. Seversiniz. Kıymet bilelim. 


     Yılbaşını sevmeyenler var biliyorum. Kutlayanlara kızanlar. Kınayanlar. Ama benim gibi herşeyi ve herkesi olduğu gibi sevmeye çalışanlarda var. Empati yapmak zorunda hissetmeden, ayırmadan, bölmeden,çarpmadan, kırmadan sevenler.. Siz ve ben bu koca dünya içinde küçücüğüz ama çok güzeliz. İyiyiz ya. Muhteşem şeyler yaşamıyoruz belki ama kalbimizi kirketmiyoruz da... Kibirden, nefretten uzak durun. Aynı fabrika ürünü insanlar olmayın gençler. Olmayalım. Fark'ı sevin. Farklı olduğu için sevilmeyenleri de...

     Kalbiniz, annenizin yeni yıkadığı perdelere bakarken ki gülümseyişi kadar temiz olsun gençler...

     Hepinizi çok seviyorum. 

     Öpüldünüz. 

     P.S: Seneye görüşürüz şakası yapan olursa ölü taklidi yapmayı unutmayın :)
  
     Ho ho hooow

     Öz.







4 Ekim 2015 Pazar

Mutlu güzel yaşlara...




Bu hayata yenilmeyen bir başka kadına doğum günü hediyesidir...

Döner satan küçük bir büfenin, kendi kadar küçük masasında plastikten bozma bir vazonun içinde ki yapay sarı lalelere bakıyordum. Kulaklığımda o herkeslerden çok sevdiğim gruplardan, yok öyle kararlı şeyler çalıyor. Sandalye demeye bin şahit isteyen hasır topağının üzerine yerleşmeye çalışıyorum bir kez daha. Ve bir kez daha kendime yenilmeme sözü veriyorum... Onun gibi... Diğer binlerce kadın gibi... İçimle konuşuyorum sessizce...

***

Bundan epey zaman önce ne giyileceğinin şaşırıldığı tipik bir Ekim ayında doğmuştu. Muhtemelen de büyük bir sevinçle karşılanmıştı. Güzel bir bebek, büyüyüp güzel bir kadın olacaktı... Güzel şeyler yapacaktı. Güzel bir hayat yaşayacaktı. Tüm güzellikler onu bulacaktı... Kulağına adı okundu 3 defa... Senin adın Gözde... Senin adın Gözde... Senin adın Gözde... Minik bedeni annesinin göğsüne bastırmaya kıyamayacağı kadar narindi... Babası bıyıkları ona batmasın diye yanakları ile öpüyordu onu. Büyüyordu. İlk aşkını yaşaması ve ilk yarasını alması uzun sürmedi. Yaşam adı altında bitirene madalya verilmeyen maratonun içinde koşarken buldu kendini... Herkes gibi o da mücadeleye başladı. Herkes gibi o da kanadı, yaralandı, mutluluğa alışmaktan korktu, yaşı 17 olduğunda bir sene boyunca Teoman'ın 17 yaşında ki tüm kadınlara yazdığı "daha 17" şarkısını dinledi... 19'unda ise Nev eşlik edecek ona 1 yıl boyunca... Ama o aralarında bir yerinde hayatının daha karanlık şarkılar dinleyecek. Elinde değil.. 

Mesela bir kaç gün sonra en büyük savaşlarından birini verecek... Sevdiği adama onu artık sevemeyeceğini söyleyecek! Seni sevemem diyor içten içe! Nereden biliyorsun tüm bunları deme! Sende biliyorsun. Diğer kadınlar da... Bu hepimizin öyküsü. Ne diyorduk; aynı hayatların farklı fragmanlarında arkadan geçen kadını oynuyoruz hepimiz...

Şimdi beni dinle. Bu sana bir abla, bir kardeş, bir anne, bir yabancı öğüdü değil! Buna kadın dayanışması, duyarlılık yada başka bir isim bulma. Bu sadece seninle ilgili...

İlk savaşın değil, son da olmayacak... Muhteşem bir hayat vermeyecek Tanrı sana. Mantık hatalarına gülmeyi öğrenmelisin. Hayatı güzel yapacak olan sensin. Şarkıları sev. Şiirleri, denizi (ne kadar uzak olduğun önemli değil), martıları görmek zorunda değilsin sevmek için... Kimsenin sevmediklerini sev içten içe... En az bir insanın hayatnda kıymetli ol! Kıymet yarat. Meraklı ol ve mücadeleci. Zoru başar demiyorum. Zor olanla dalga geçmeyi öğren. Küçük Prens'in ülkesinin adını, Peter Pan'ın neden çocuk kalmak istediğini unutma! Masal okumaktan korkma. Herkes unutsa da Nazım'ı sen sev. Renkli ojeleri, kedileri ve çocukları da... İnananları ve inanmayanları.. Hislerine karşı koyamayanları, hissettiklerinden korkmayanları, toplumun dayattığı hayatı yaşamak zorunda kalanları... Yargılayıcı olma. Yargıç olmak zordur. Garip grup isimleri olan adamları dinle. Yok öyle kararlı şeyler'i, yüzyüzeyken konuşuruz'u, son feci bisiklet'i mesela... Noktalardan çok virgülleri sev. Düz yollardan ziyade rampaları... Birşeyler biriktir. Anıların olsun. Benim biriktirdiğim bardak altlıkları gibi... Oyuncak ayıya sarılıp uyumak istiyorsan, sarıl. Kimin ne dediğinin hiç bir önemi yok! Her zaman güzel adamlara rastlamayacaksın. Bak burası önemli! Sen Gepetto değilsin. Odundan bir insan yaratamazsın. Odun olduğunu anladığında koşarak uzaklaş! Kimsenin ilacı olmak zorunda değilsin. Ama birilerine iyi gelmek, seni de iyileştirecektir. 

Yorulduğunda veya kimsesiz kaldığında gözlerini yum. Güzel bir şarkının içinde kaybol. Ağlamak istediğinde ağla ve gülmek istediğinde gül. Nasıl yaşaman gerektiğini sana dayatmalarına izin verme! Unutma sakın; "Hiçbir duygu yaşamın içinde kaybolabilmekten daha güzel değildir." Yaşamın seni şekillendirmesine, seni kabullenmesine ve sana sunduklarına sevinmekten vazgeçme. Kibirden uzak dur. Egon kafi miktarda dursun. Sen koskaca bir evrende bir toz tanesisin. Bir sürü küçük hücrenin birleşmesi ve bir ruha sahip olması ile dünyaya geldin. Birilerinin yaşayamadığı hayatı senin üzerinden yaşama hazzını verme onlara. Sen kendi hayatında kendi doğru ve yanlışlarınla yaşamalısın. Kendi sevap ve günahlarının sonucuna katlanmayı öğrenmelisin... Hata yapmaktan korkma. Hatalar seni olgunlaştıracaktır. Bazen duymak istediklerini söyleyecekler sana. Gerçeklerden kaçma...

Şimdi gözlerini aç. Yepyeni bir hayatın var. Kocaman bir dünya, alınmayı bekleyen bir sürü saçma sapan karar, bir yığın hata ve tıka basa mutluluk seni bekliyor. Yürürken hep karşıya bak. Yere veya gökyüzüne değil. Sen mutlu olacaksın. Ve bunu kimse senin elinden alamayacak...

Mutlu güzel yaşlara...

25 Ocak 2015 Pazar

Şiir burada, Sen nerdesin ?




Yok işte! Tüm sokakları gezsem bile senden bir iz yok! Yoksun ve o kadar yoksun ki ben varlığını görsem tanımam... Ne çakıl taşları ne ekmek kırıntıları ne sokak tabelaları! Sana gelen yolu göstermiyor hiç biri... Şiirler topluyorum kaldırım taşlarından, duvarlardan, yerlerden... Sokaklardan şiirler toplayarak yürüyorum, bomboş! Ne güzel şeyler yazmışlar diyorum... Bende yazmıştım güzel şeyler... Bir taşın üzerine sevdiğimi yazmıştım... Bulamıyorum yerini... Daha çok bardak altlığı biriktiriyorum gittiğim barlardan... Daha çok içiyorum... Seni bulamayacağım yerlerde arıyorum... 

Korkunç birşey bu... İçimi görsen nasıl gürültülü... Ne büyük bir kavga! Sakinliği özledim. Sessizliği... Sonsuz gibi görünen o masmavi gökyüzünü... Şiirlerin acıtmadığı zamanları özledim. Cemal'e, Edip'e, Turgut'a kızmadığım günlerimi özledim. Kelimelerin bu kadar yakıcı olmadığı, sokak kedilerinin kendilerini sevdirmeye çalıştıkları günleri özledim. 

Peter Pan'ı bir daha okuyamayacağım.... İnancımı kaybettim çünkü... Varolmayan ülkenin anahtarını kaybettim... Biri bitmeden közüyle diğerini yaktığım sigaraların dumanlarından boğuluyorum... Ben direnemiyorum. Zor... Gitmek ne zor! Arkana bakmaman lazım. Bakarsan gidemezsin çünkü. Ama için yangın yeri. Affedememek! En korkuncu gitmek zorunda olmak! İnsan kendiyle girdiği hiçbir savaşı kazanamaz! Hiç bitmeyecek bir savaşın kaybedeniyim. Kendimi affedemeyeceğim.

Sokaklar şiir dolu... Şiirlere basarak, mavileri kirleterek yürüyorum... 









30 Kasım 2014 Pazar

Dilek Sigarası....




Pencereden dışarı baktım bugün filmlerde ki gibi. Üzerimde bana en az iki beden büyük gelen salaş kazağım, dağınık toplanmış saçlarım, içinde içmeyi unuttuğum kahvemle fincanım... Bugün yokluğu'm'un bilmem kaçıncı gününü kutladım yalnız! Mucize olmasını beklemek için fazla büyümüşüm sanırım. Bir yerlerde bir hata olmalı. Bunca savaş, bunca karmaşa, bu kaos! Herkesin içinde, derininde bir mucize dileği! Tanrı'dan bu kadar çok şey istemek fazla değil mi ?

Mesela ben, bir şeyler istemeyi bıraktım. Oysa uyumaya vaktim kalmazdı dileklerimi sıralamaktan... Ne zaman vazgeçtim ben 12 yıldır mütemadiyen her yeni  pakette ters çevirip, en son içersem kabul olacağına inandığım dilek sigaramdan! Ben ne zaman bu kadar umutsuz oldum? Peter Pan'ın kayıp dünyasına inanırken mucizelerimden ne zaman vazgeçtim! Sığınağımdan çıkmak hataydı. Biliyorum. Aynı şarkıyı dinlemek her gün, sıradan ama güvenliydi. Kabuğumun altında sıcak ve huzurluydum. Yanlış kararlar, yanlış insanlar... Doğru olan neydi bilmiyorum. Şuan herşey yanlış geliyor. Mevsimlerin değişimi, havanın birden soğuması, senin gitmen, babamın her sene başında grip olması, Cem Adrian'ın bu kadar güzel şarkılar yapması, seni özlemem, kinder'in artık şirin oyuncağı vermemesi... Bunlar sadece bir kaçı... 

Birşeyleri sihirli değneği olan veya olmayan birileri düzeltene dek yatağımın altına saklanacağım sanırım... İstanbul'dan gitme vakti yaklaşıyor... Yatağımın altı; benim çorak topraklarım, benim kasvetli şehrim... Geri dönüyorum...

15 Mart 2014 Cumartesi

Bugün biraz karışığım..!





Yapamadım.Bu kez çok yaklaşmıştım. Az kalsın başkasını sevecektim! 

Peter, benim çocuk tarafım. Ben iki ayrı adam sevdim sende. Biri komik, konuşkan, deli dolu, az biraz arsız, çokça mahzun, neyse o... Diğeri kör, sağır, dilsiz, vurdumduymaz, buz gibi, ama yumuşacık, derin, güçlü... Ben birbirinden hiç ayırmadan sevdim sizi...Birinizin hakkı diğerine geçmedi. İzin vermedim. 

Denedim Peter, başkasını sevmeye gayret ettim. Yapamadım. Senin gibi gülmüyordu içten, onunlayken gülmüyordum. Gülmek ne zor şeymiş Peter! Gülemedim hiç... Sen de yoktun... 

Az biraz boynum büyük bugün. Sevmem ben 14 Mart'ı. Sevemem. Nesi var bu tarihin deme. Bazen tarihler sevilmez Peter. Mesela senin gittiğin tarihi hiç sevmeyeceğim.. Dönsen bile... Bugün üşüyorum. Kaç kat giyindim kimbilir. Aklım karışık biraz. Sigaraya yeniden başlama isteğim var. Tükenene dek içmek istiyorum. Bugün çok karışığım Peter. Bugün "gidişlerin, öksüz kalışların, terkedilişlerin" günüydü. Ben bugün biraz daha öle yazdım...

Kızma Peter. Ölmek değil niyetim. Benim ki bir alışma hali. Ellerimi ceplerimin en derininde tutma çabası. Sana yazmamak, seni aramamak, sana ihtiyaç durmamak savaşı..! Sanırım bir sigara yakmalı... Yoksa seni arayacağım...




3 Mart 2014 Pazartesi

Boğazıma oturan öküz'e ithafen..!






       Hayat gariptir. Bir gün hiç beklemediğin bir anda, o lanet şarkı radyoda ince ince çalar. Oysa sen mavilerini giymişsindir ve deniz kokunu sürmüşsündür... Sen vazgeçtiğini kendine ispat etmek için dişlerini sıkarken... O şarkı çalar. Sadece bir şarkıdır. Önemsizdir. Ve hatta mantıksızdır sözleri. Ama onun sevdiği düşer aklına... O an..! Yaşamla ölüm arasında ki o ince çizgide dişlerini sıkmaktan çenen ağrımışken bir damla düşer gözünden. O kopacak fırtınanın habercisidir. Nefesini tutup insanlardan uzaklaşırsın. Ve ağlarsın. Ağlamak sana yakışmasada... 

Sadece bir şarkı dersin kendini kandırmak için..! Altı üstü bir şarkı...

Neden bu denli çok sevdiğini bilemediğim bir şarkı...


Hoşçakal Peter...

Şarkı bitti...!





15 Şubat 2014 Cumartesi

Saniye




Geçen gece seni rüyamda gördüm gene. Bazen diyorum ki en azından rüyalar var. Yoksa nasıl olur da yaşardım!


   Peter!!! Seni çok özledim bu gece. Daha dün görmüş olabilirim. Özledim ama. Çok özledim... Elin elime değdi dün. Bir an seni unutmak için atabildiğim yarım yamalak adım, aramıza örmeye çalıştığım duvarın tek tuğlası düşüverdi. Herşey kayboldu... Senin parmaklarının üzerinde ellerim kaldı sadece. Avuçiçimde elinin izi var artık. Kaç saniye sürdü? 3-5 bilemedin 7 saniye.. Saniye ne kadar kısa bir zamandı o ana dek. Ama artık herşey değişti.. Parmak izim parmak izine değdi. Elimin çizgileri elinin çizgilerine karıştı... Ben sana karıştım.. Gözlerine karıştım... Sıcaklığına karıştım.. Bir kaç küçük saniye... Sadece saniye... Tanrı'm!!! Sana dokunmanın bende yarattığı bu korku verici, bu şaşırtıcı, bu afallatan, bu aşık eden, bu yol kaybettiren hissi... Seni sevmek ne güzel ne dehşetengiz bir duygu!

   Sadece elin değmedi elime... Dudakların yanaklarıma da değdi... Yeni traş olmuş yumuşacık yanağına dudaklarım değdi dün! Anlatamıyorum bile...

   Bir de o söz! O ömrümce bir tek senden duymayı istediğim, o şakayla karışık söylediğin, o söylerken gülümsediğin, başını sağ tarafına hafifçe yatırıp gözlerini hafifçe kısarak söylediğin söz... Benimle Evlenir misin? Evet diyememek, şakana ortak olacak cesareti bulamamak, yalnızca gülüp geçmek!!! Yapabildiğim, yapabileceğim tek şey... 

   Ben seni çok seviyorum Peter... Sen ne kadarını anlıyorsun, ne kadarı sana sahici geliyor bilmiyorum... Böyle düşündüğümde hep aklıma o keşkem geliyor. Keşke; içimi açsam, sana işte bu kadar seviyorum diyebilsem... Ah Peter... Ah benim yürek sızım... Ben seni ne zaman bu kadar çok sevdim... Nerde başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir hikaye gibisin. Senden öncesini anımsamıyorum. Ve senden sonrasını da kabul etmiyorum... Kalbimin, lale devrisin sen. Seni hep özlemle anacağız... 

Bugünde seni unutamadım Peter... Özür dilerim...


El değmemiş çerez kasesine ithafen...



11 Ocak 2014 Cumartesi

Peki, sen ne acıklı bir kelimesin..!





"Beni beklemeyeceksin, üzülmeyeceksin, ağlamayacaksın tamam mı?

"Peki"

" Hayatına devam edeceksin. Unutma."

"Peki"

      Ah Peter. Gideceksin. Kendimi ayrılık konuşmalarının en ağırlarına hazırlıyorum.  En acıklı şarkılara... Yokluğun neye benzeyecek bilmiyorum. Düşünüyorum. En yakın örneği geçenlerde hissettim. Hani böyle grip olduğunda; tat duyunu kaybedersin, en küçük bir kas hareketin bile senin nefesini kesecek etkiler yaratır, en çirkin halindir, en doğal, en kırmızı, en ıslak halindir. İyi olmanın nasıl olduğunu hatırlayamazsın. İyi olduğunda nasıl hissettiğini... Hayattasındır ama bir şeyler yolunda gitmiyordur.

     Yokluğuna iyi gelecek bir tavuk suyuna çorba tarifi arıyorum. Anne eli değmiş, gülüşün kokusuna sinmiş gibi olsun istiyorum.  Bir de "gitme"ler biriktiriyorum bozuk para kavanozumda. Sana söyleyemediğim her "gitme"yi ince kesikten içeri bırakıyorum. Kavanoz doluyor. Ne çok birikmişim. Gitme Peter. Ahh azı dişim gitme. Kalbimin kırçıllı grisi, karabiberim,çizgili pijamam, gülüşüm, suyum, umudum, uykum, güneşim, sevdiğim, sevemeyenim.

      Merak etme sen. Ben sana hep dua ediyorum. Diyorum ki, "Tanrı'm, ben ondan razıyım, sen de ondan razı ol. Ayağını taşa değdirme..." Ne zaman bir belayı savuştursak deriz ya "Verilmiş sadakamız varmış" diye. Ben senin verilmiş sadakanım. Kıpır kıpır dudaklarım...

      Ah Peter..! Gitme..!


(Haziran'a alıntıdır.)

30 Kasım 2013 Cumartesi

El Değmemiş Çerez Kasesine Veda Vol.1


         




            Bugün seninle dertleşmek istedim. Ahh Peter... Sen benim en güzel düşümsün, varolmayan ülkemsin, kaybolmuş çocukluğum, maskesiz- makyajsız halimsin. O kadar Öz'üm ki yanında. Kimse beni o kadar gerçek görmedi. Göremezler zaten. Çünkü ben bir tek sana sakladım herşeyimi. İnsanlığımın en güzel kısmını görmediler daha, sevmenin en saf halini yaşamadı hiçbiri, aynı anda hem kadın, hem anne, hem kardeş, hem baba, hem dost, hem yakın, hem uzak hem sevgili, hem aşık, hem maşuk olmadı onlar... Beni anlamazlar. Sende anlamazsın gerçi. 

              Mesela bir kez olsun bir satırımı okumuşluğu yok gözlerinin... Bencilsin. Ama bencilliğin bile sevgi dolu. Nasıl da temiz kalbin. Ahh Peter... Seni sevmenin kaç değişik yolunu buldum ben. Kaç değişik türde sevdim seni. Bir insanın bir diğerini böyle sevdiği nerede görülmüş! Hissettiğini biliyorum. Seninle aramızda bir bağ var çünkü. Güzel bir bağ. Bir anne ile henüz dünyaya merhaba dememiş bir bebeğin bağı gibi. Birbirimizden besleniyoruz. Sen benim sevgimden, ben senin gülümsemenden...

         Hastalıklı, korkunç bir şey bu. Biliyorum. Farkındayım her şeyin. Mayına bastım bir kere. Dönüş yok. Sadece kıpırdamadan önce sana böyle öbür dünyaya yetecek kadar, ömrümü idame ettirecek kadar bakmam lazım. Hiç konuşmadan ve dokunmadan ve sokulmnadan... Sadece bakmam lazım. İçimi doldurana dek varlığın. Sonra kıpırdarım yavaşça. Gürültü etmeden, giderim... Yavaşça... Bir süre arar sorar gözlerin, sonra geçer içinden arada adım. Sonrası belli. Biri gelir, dağınıklığına aşık olur. Ben gibi sevemez biliyorum. Ama o da kendi gibi sever işte. 

         Ahh Peter... Sende sevseydin ya beni...