Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
haziran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haziran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2014 Cumartesi

Haziran..!





Bu bir öykü, bir veda veya bir şiir değildir! Bu yolda yürürken rastladığın eski bir dost gülümsemesidir...


Zamanı geldi...
Şimdi, vedaları hiç sevmeyen ben, sana veda ediyorum...
Git Haziran!
Yıllarımı, yollarımı, rüyalarımı al! Al ve git!
Uyuyamazsan denizi getir gözünün önüne...

Bir adamın gölgesi altına sığındım ben artık!
Başkasına aidim.
Senden vazgeçtim...
Yanına  ıhlamur al giderken...

Huyum değişti sanki.
Bazen yabancı geliyorum kendime...
Seni sevmemek fikrine alışmaya çalışıyorum!
Tanrı'm ne zormuş!
Saçın ıslak dışarı çıkma...

Az kederliyimdir, bilirsin.
Doğuştan benim ki...
Bir çeşit doğum lekesi!
Güvenme, hemen gösterme içini!

Şimdi git haziran!
Özgürlüğüne git..
Umuda git...
Sıkı giyin öyle git...
Sana öremediğim tüm kazakları giy git!!!





27 Ocak 2014 Pazartesi

İdareli Sev..!




        Bazı şeyler yasaktır. Seni sevmek gibi. Bir gün önce el çırparak dinlediğim şarkının bir sonra ki gün sözlerinin içime çökmesi gibidir, aşk. Seni çok sevdim. Çoğu zaman çocukça, korkakça, gizlice... Ama çok sevdim. Sanki dünyaya geliş sebebim seni sevmekmiş gibi, yüzyıllardır aradığım ruh eşime kavuşmuşum gibi, eksik kalan parçama kavuşmuş, sonsuz acım son bulmuş gibi. İbadet gibi... Sevdiğim herşeymişçesine... 

        Annem, ben henüz çocukken ilk kaybedişimde belki, "çok muhabbet tez ayrılık getirir, idareli sev" demişti. Çocuk aklım işte kızmıştım ona. Memur emeklisi ailen olunca bir şeyleri idare etmeye alışıksındır. Ay sonu, öncelikli ihtiyaçlar, keyfi harcamalardan kaçınmak... Hep bir şeylerin eksikliğini hissedip susmayı öğrenirsin. Çünkü memur çocukları anlayışlı olur. Yokluğu bilirler. Zamanla bol kepçe yaşayabileceğin tek şeyin "sevmek" olduğunu öğrenirsin. Ve buna kimse karışmasın istersin. Annem haklıydı. İdareli sevmek lazımdı. Şimdi başım, ellerimin arasında... Burnumun kenar çizgisinden dudağıma inen bir damla... Sürekli gideceğin fikri, kulağımda gece yarısı dolanan bir sinek vızıltısı gibi... Öyle rahatsız edici ki...Gideceksin. Ve ben ne yapsam durduramayacağım seni. Çünkü sevmek benim, gitmek ise senin hayalin... 

    Seni çok özleyeceğim. Bu memur emeklisi ruh halimin üç aylığı gibiydin sen. Göğsümün kenarına sıkıştırıp herkeslerden gizlemek istediğim... Hoşçakal Haziran! Ben seni çok sevdim. Git Haziran. Git ve yeşili benim ağacımdan farklı olmayan bir ağaca hayranlıkla bak! Git! Dilini bilmediğin o insanların, yollarını bilmediğin şehirlerinde kaybol! Mutlu ol Haziran. Bu ömür sen mutlu ol. Dünyaya bir daha gelip, seni bulduğumda sıra benim olsun..!

18 Ocak 2014 Cumartesi

Henüz geç değil sevmek için!

    


       Biliyorum çok zor senden istediğim. Senden bir ömür istiyorum. Gerçek bir insan ömrü. Ortalama 40-50 yıl. Beraber yaşlanalım istiyorum. Yaşlanırken de birbirimizi sevelim. Beni sevmeye başlaman için henüz geç değil! Henüz ilk çizgilerine kavuşmadı bile gözlerim. Saçlarıma beyaz düşmesine çok var daha. Hala gülümsemem eskimedi mesela. Ve kalbim, henüz ilaçlara ihtiyaç duymayacak kadar genç! Beni sevmen için henüz geç değil! Hala güldürebiliyorum etrafımda ki insanları. Kahkahalarımı kaybetmedim. Ve az biraz espri yeteneğimi. Nazlanmayı unutmadım. Seni gülümseten o naif edasını kaybetmedi ellerim. 


          Cami yıkılmadan ve mihrap sapasağlamken gel!

        Henüz geç değil sevmek için! Ben seni hep seveceğim. Ve biliyorsun ki istediğin zaman yolculuğuma ortak olabilirsin. Hiçbir zaman geç kalmayacaksın. Ama istiyorum ki şimdi gel! En taze çağında ömrümün, yorgunluğu henüz tatmamışken, sevmek hakkında ki fikrim değişmemişken, Nazım'ı, Cemal'i anlarken gel..! Onlara kızdığım zamanlara yetişeceksin diye ödüm kopuyor. Aşk, henüz toyken gel. Beraber büyüyelim. Sana sevmeyi öğreteyim. Sakladığım, sakındığım, biriktirdiğim her şeyi anlatayım sana. Bilgeliğimle tanış. Çok bilip, az yaşamış halimle... 

       Henüz geç değil sevmek için! Haziran'a çok var daha. Şimdi başlasak yarım asır severiz birbirimizi. Küsmeyi öğrenmeden, kırgınlığı görev bilmeden, soğuk rüzgarlara izin vermeden sev beni. Artık sev beni. Korkuyorum. Haziran gelmeden, elin elime değiversin bir kerecik. Yanlışlıkla değil ama. İsteyerek, hissederek... Gözün gözüme takılı kalsın bir kere olsun. Sesin sesime çarpsın, nefesin nefesime karışsın.

        Henüz geç değil sevmek için. Ama ben Haziran'ı her düşünüşümde öleyazıyorum.

11 Ocak 2014 Cumartesi

Peki, sen ne acıklı bir kelimesin..!





"Beni beklemeyeceksin, üzülmeyeceksin, ağlamayacaksın tamam mı?

"Peki"

" Hayatına devam edeceksin. Unutma."

"Peki"

      Ah Peter. Gideceksin. Kendimi ayrılık konuşmalarının en ağırlarına hazırlıyorum.  En acıklı şarkılara... Yokluğun neye benzeyecek bilmiyorum. Düşünüyorum. En yakın örneği geçenlerde hissettim. Hani böyle grip olduğunda; tat duyunu kaybedersin, en küçük bir kas hareketin bile senin nefesini kesecek etkiler yaratır, en çirkin halindir, en doğal, en kırmızı, en ıslak halindir. İyi olmanın nasıl olduğunu hatırlayamazsın. İyi olduğunda nasıl hissettiğini... Hayattasındır ama bir şeyler yolunda gitmiyordur.

     Yokluğuna iyi gelecek bir tavuk suyuna çorba tarifi arıyorum. Anne eli değmiş, gülüşün kokusuna sinmiş gibi olsun istiyorum.  Bir de "gitme"ler biriktiriyorum bozuk para kavanozumda. Sana söyleyemediğim her "gitme"yi ince kesikten içeri bırakıyorum. Kavanoz doluyor. Ne çok birikmişim. Gitme Peter. Ahh azı dişim gitme. Kalbimin kırçıllı grisi, karabiberim,çizgili pijamam, gülüşüm, suyum, umudum, uykum, güneşim, sevdiğim, sevemeyenim.

      Merak etme sen. Ben sana hep dua ediyorum. Diyorum ki, "Tanrı'm, ben ondan razıyım, sen de ondan razı ol. Ayağını taşa değdirme..." Ne zaman bir belayı savuştursak deriz ya "Verilmiş sadakamız varmış" diye. Ben senin verilmiş sadakanım. Kıpır kıpır dudaklarım...

      Ah Peter..! Gitme..!


(Haziran'a alıntıdır.)