Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
ağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Bir zaman "her şey" idim, şimdi "hiç" oldum...



Bazen her şey tahmin ve tahammül edilemez bir sürat ile değişir.. 
Bir zaman "her şeyken" "hiç" olursun. 
Ve o hiçliğe öyle çabuk alışırsın ki sanki hayatın boyunca "hiç" olmuşsun gibi...
Bazen hayat bir kelime oyunudur çünkü.
Ve sen her şeyi çözecek o önemli kelimeyi hatırlayamazsın... 
Bulmaca yarım kalır ve sen Hiç olursun...
***

    Bir yıl bitti. Varlığınla sayamadığım ayları, şimdi yıllara tamamlıyorum. Ne kadar kısa ne kadar çabuk geçti seninle iken zaman... Unutmuş sayılmam. Daha çok gece var ağlayacak, daha çok gerçek inkar edilecek! Ne çok bahane üretilecek. Bir sürü kapı var çarpılacak! Bir sürü dua ve beddua... Daha çok şarkı var seni hatırlatacak...

    Unutmuş sayılmam. Literatüre eklenecek bir dolu küfür, çekilecek bir dolu acı var. Birbirini kovalayacak bir sürü mevsim, senin gelmeyeceğin yollar var gözlenecek... Gidenlerin ardından su dökmemeyi öğreneceğim daha. Çok gece var geçmeyecek...

   Deniz kenarına gideceğim birazdan. Senin beni her gün aldığın yamuk uzayan ağacın gölgesinde oturup döneceğim. Ve kimse görmeyecek beni. Fark etmeyecekler... Ben kalabalığa karışıp kaybolmayı öğrendim. Görünmez oldum ben...








27 Ocak 2014 Pazartesi

İdareli Sev..!




        Bazı şeyler yasaktır. Seni sevmek gibi. Bir gün önce el çırparak dinlediğim şarkının bir sonra ki gün sözlerinin içime çökmesi gibidir, aşk. Seni çok sevdim. Çoğu zaman çocukça, korkakça, gizlice... Ama çok sevdim. Sanki dünyaya geliş sebebim seni sevmekmiş gibi, yüzyıllardır aradığım ruh eşime kavuşmuşum gibi, eksik kalan parçama kavuşmuş, sonsuz acım son bulmuş gibi. İbadet gibi... Sevdiğim herşeymişçesine... 

        Annem, ben henüz çocukken ilk kaybedişimde belki, "çok muhabbet tez ayrılık getirir, idareli sev" demişti. Çocuk aklım işte kızmıştım ona. Memur emeklisi ailen olunca bir şeyleri idare etmeye alışıksındır. Ay sonu, öncelikli ihtiyaçlar, keyfi harcamalardan kaçınmak... Hep bir şeylerin eksikliğini hissedip susmayı öğrenirsin. Çünkü memur çocukları anlayışlı olur. Yokluğu bilirler. Zamanla bol kepçe yaşayabileceğin tek şeyin "sevmek" olduğunu öğrenirsin. Ve buna kimse karışmasın istersin. Annem haklıydı. İdareli sevmek lazımdı. Şimdi başım, ellerimin arasında... Burnumun kenar çizgisinden dudağıma inen bir damla... Sürekli gideceğin fikri, kulağımda gece yarısı dolanan bir sinek vızıltısı gibi... Öyle rahatsız edici ki...Gideceksin. Ve ben ne yapsam durduramayacağım seni. Çünkü sevmek benim, gitmek ise senin hayalin... 

    Seni çok özleyeceğim. Bu memur emeklisi ruh halimin üç aylığı gibiydin sen. Göğsümün kenarına sıkıştırıp herkeslerden gizlemek istediğim... Hoşçakal Haziran! Ben seni çok sevdim. Git Haziran. Git ve yeşili benim ağacımdan farklı olmayan bir ağaca hayranlıkla bak! Git! Dilini bilmediğin o insanların, yollarını bilmediğin şehirlerinde kaybol! Mutlu ol Haziran. Bu ömür sen mutlu ol. Dünyaya bir daha gelip, seni bulduğumda sıra benim olsun..!

4 Ağustos 2013 Pazar

Ağacım ve Ben

      




        Saat sabahın 5'i. İnsanlar uyanıp işe gidecek birazdan. Yarın izin günüm olduğu için şanslıyım. Çünkü uyumak benim için bu aralar o kadar da kolay değil. Bir sürü şey geçiyor içimden. Bir sürü 'anı', bir sürü 'an', bir sürü 'geçmiş'... Hep aynı şarkı zihnimde. Gidişini şiirselleştirmek için mırıldandığım...

    Gidişin, soğuk bir sonbahar gününe denk gelen vedan. En sevdiğim mevsimde yok oluşun yavaşça. Renklerimi bir daha geri alamayacağımı ilk düşünüşüm... İlk düşüşüm 'aşktan'. Yakınımda ki bir ağaçtan destek alışım. Çıplaklığımız. Ağacımın ve benim. Sonbaharı sevmemem gerektiğini bir yere not edişim. Senin gidişin... Arkana bakman için bildiğim bir kaç duayı okumam yarım yamalak. Ağacımın son bir kaç yaprağını daha silkeleyerek döküşü, gözyaşlarıma eşlik etmek istercesine. 

      Gidişin... Kayıp bir zaman dilimine savurdu beni. Burada yelkovan akrebi kovalamıyor. Saatleri oldum olası sevmemiştim. Ama özlüyorum. Zamanın geçip gittiğini hissetmek nasıldi diye soruyorum kendime. Uyumak, güzeldi. Yürümekte ve sahilde oturmak ve martılardan korkmak her ses çıkarışlarında... Gemileri izlemek de güzeldi. Piyangocuların başına zenginlik hayalleri ile üşüşen insanları, bir ümit kazı kazan kazıyanları izlemekte güzeldi. Sen de güzeldin. Elimi tutuşun güzeldi. Teninin ılıklığı, mevsimlere ayak uyduruşu güzeldi. Beni sevişin...

     Güneş birazdan doğar. Uyku vaktim geliyor artık. Gecelerin daha uzun olmasını isteyen uykucu halim nerede bilmiyorum. ama hiç olmadığım kadar çok korkuyorum karanlıktan artık. Güç buldukça ağacımı ziyarete gidiyorum. Henüz filiz vermedi yaprakları ama verecek biliyorum. Onu öyle çıplak görmek beni daha çok hüzünlendiriyor. Yapraklarımı döküyorum onun için oda, benim için gözyaşlarını...

      

31 Mayıs 2013 Cuma

Diren Gezi Parkı





        Bazen durup geriye baktığında utanmamak istersin. Ben bugüne kadar bloğumu hiçbir siyasi konuya alet etmedim. Siyaseti edebiyatıma karıştırmadım. Sınırı bildim hep. Ama bügün daha fazla susamayacağımı öğrendim. Ben bunları yazarken, insanlar nefes almak için gayret ediyor. Bir sürü şey gördü bu millet. Bir sürü savaş, yıkım, adaletsizlik, hainlik... Terörle mücadele ettik sözde senelerce. İnsanlarımızı kaybettik. Tanımadığımız ama bizim olan insanları. Üzüldük ve sonra gidip serin bir ağaç gölgeliğinde unuttuk yaşananları. Biz en çok unutmayı biliriz çünkü. Hep unuttuk. Darbeleri, yokluğu,faşizmi. görmezden gelirsek hiç olmamış sayabilirdik! Direnmeyi seçenleri unuttuk bazen. Utancımızdan geriye dönüp bakamadık bile. İnsandan uzaklaştık, teknolojiye sarıldık. Rahat evlerimizin, serin koltuklarında yayıldık. İnsanlar ölünce kahrolsun terör dedik, sonra yine unuttuk. Umudumuzu kaybettik. Kimseye söylemedik. Böyle geldi böyle gider dediler, içten içe hak verdik. Kazanamayacağımıza inandık. Yılgındık. En korkuncuda bu olsa gerek. Tarihimizi unuttuk. Savaşmak yerine sinmeyi tercih ettik. 

        Ama bugünlerde birşeyler kıpırdanıyor halkımda. Benim insanlarım ayağa kalkmış, dur diyor gidişata. Diren diyor. Böyle gitmez diyor. Biber gazları var her yerde. Yazın sıklıkla yokluğunu çektiğimiz sular tazyikle püskürtülüyor benim insanlarımın üzerine. Birlik olanlar terörist sayılıyor, onlara destek olmaya çalışanlarsa yandaş. Aslında onlar sadece VATANDAŞ.Oysa istedikleri o korkunç, o uyku kaçıran, o insanı insana kırdıran, o ölümlere yol açan, yeni doğmuş bir bebeği biber gazıyla tanıştıran şey; ağaçları kurtarmak. Biraz yeşillik görmek istiyorlar sadece. Birşeylerin aynı kalmasını. İnsanlıklarını kurtarmak istiyorlar. Kitap okuyorlar başlarında bekleyen polislere, şarkı söylüyorlar. Yemeklerini ikram ediyor, ağaçlarının gölgesini paylaşıyorlar. Sabah oluyor bu kez paylaşım vakti polislere geliyor. Onlar biber gazlarını, joplarını, plastik mermilerini paylaşıyorlar..

        Ben henüz 26 yaşındayım ve darbeyi kitaplardan okudum, vesika ile ekmek alındığını annemden duydum, savaş görmedim hiç. Ama bugün kliması bol ofisimde çalışırken bir çığlık duydum. İçim ürperdi. Twitter'da insanlar ilaç istiyor, su istiyor, nefes almak istiyor. Benim insanlarım bugün umudu yeşertiyorlar. Bir park için ölünür mü demeyin? Ölünmez mi? Değil mi ki zamanında memleketimin bir karış toprağı için binlerce çocuk öldü. Şimdi bu neyin kavgası diyenler, serin avmlerde zaman geçirmek isteyenler, bir parça yeşillik kalmadı mı içinizde! Biber gazının genzi ne kadar yaktığını, plastik merminin ne denli acıttığını bilmeyenler, size söylüyor Nazım yıllar öncesinden; Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine..

Gezi parkından geçtiğim, gölgesinde dinlendiğim ağaçlara ithafen.. Diren gezi parkı...