Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
akrep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akrep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2014 Cumartesi

Akrep ve Yelkovan'ın ayrılık hikayesi...




Hiç üşenmedim. Oturdum ve saydım. Tamı tamına 3 ay 21 gün 4 saat 17 dakikadır ayrıyız. Ne tuhaf! Zamanın çabuk geçtiğinden yakınırdım. Yetmemesinden... Saat takmaktan nefret ederdim bu yüzden.  Şimdi yelkovan akrebi kovalamıyor. Onlar da küs sanırım. Ve dünya yolu bilmiyormuşçasına, güneşin etrafında daha geniş bir daire çiziyor! İnsanlar eskisi gibi koşturmuyor bir yerlere yetişmek için. 24 saatin az geldiği bünyem şimdi isyan ediyor! Bir terslik var. Bir gariplik! Bulmak lazım.

İçimi temizlemiyorum, nefretten. Öyle kızgınım, öyle kırgınım ki devam edemiyorum. Korkuyorum. Nefretim boğacak beni! Delireceğim! Herkesin bir fikri var, bir kaçış planı... Kendilerine ait yöntemleri. Beni ikna etmeye çalışıyorlar. Dinliyorum onları çoğu zaman. Başkası ile görüş dediler, denedim. Gez, dolaş dediler, gezdim. Yeni bir uğraş bul dediler, buldum. Herşeyi at dediler, attım. Bir düzen kur kendine dediler, kurdum. Acıklı şarkılar dinleme dediler, dinlemedim. Yalnız kalma dediler, kalmadım. Olmadı! En son zamana bırak dediler, şimdi onu deniyorum. Daha kaç saniye gerek, dünya kaç tur daha atmalı güneş etrafında? Kaç adam? Kaç şehir? Kaç yeni uğraş? Kaç anı? Kaç farklı düzen? Daha ne kadar kalabalık olmalıyım ? 

Saplantılıyım sanırım. Yani onu da birileri söyledi bana. Saplanıp kalmışım sana. Oysa senin yalanlarındı içime saplanan, beni dağıtan! Sana kızgınım ve kırgınımda çokça... Hatta nefret ediyorum. Ve tüm o histerik hallerim için de en doğru düzgün olan nefretim. Söz vermiştin. Diğerleri gibi basit olmayacaktın ve kirletmeyecektin benim anılarımı. Bir başka gölge düşmeyecekti üzerimize... 

Zaman düşman, zaman benim bedenimi yorarken,seni anılarımda gencecik tutacak! Sen yaşlanmayacaksın zihnimde. Ve her hatırladığımda bir kez daha aşık olacağım sana... Çaresizce.

4 Ağustos 2013 Pazar

Ağacım ve Ben

      




        Saat sabahın 5'i. İnsanlar uyanıp işe gidecek birazdan. Yarın izin günüm olduğu için şanslıyım. Çünkü uyumak benim için bu aralar o kadar da kolay değil. Bir sürü şey geçiyor içimden. Bir sürü 'anı', bir sürü 'an', bir sürü 'geçmiş'... Hep aynı şarkı zihnimde. Gidişini şiirselleştirmek için mırıldandığım...

    Gidişin, soğuk bir sonbahar gününe denk gelen vedan. En sevdiğim mevsimde yok oluşun yavaşça. Renklerimi bir daha geri alamayacağımı ilk düşünüşüm... İlk düşüşüm 'aşktan'. Yakınımda ki bir ağaçtan destek alışım. Çıplaklığımız. Ağacımın ve benim. Sonbaharı sevmemem gerektiğini bir yere not edişim. Senin gidişin... Arkana bakman için bildiğim bir kaç duayı okumam yarım yamalak. Ağacımın son bir kaç yaprağını daha silkeleyerek döküşü, gözyaşlarıma eşlik etmek istercesine. 

      Gidişin... Kayıp bir zaman dilimine savurdu beni. Burada yelkovan akrebi kovalamıyor. Saatleri oldum olası sevmemiştim. Ama özlüyorum. Zamanın geçip gittiğini hissetmek nasıldi diye soruyorum kendime. Uyumak, güzeldi. Yürümekte ve sahilde oturmak ve martılardan korkmak her ses çıkarışlarında... Gemileri izlemek de güzeldi. Piyangocuların başına zenginlik hayalleri ile üşüşen insanları, bir ümit kazı kazan kazıyanları izlemekte güzeldi. Sen de güzeldin. Elimi tutuşun güzeldi. Teninin ılıklığı, mevsimlere ayak uyduruşu güzeldi. Beni sevişin...

     Güneş birazdan doğar. Uyku vaktim geliyor artık. Gecelerin daha uzun olmasını isteyen uykucu halim nerede bilmiyorum. ama hiç olmadığım kadar çok korkuyorum karanlıktan artık. Güç buldukça ağacımı ziyarete gidiyorum. Henüz filiz vermedi yaprakları ama verecek biliyorum. Onu öyle çıplak görmek beni daha çok hüzünlendiriyor. Yapraklarımı döküyorum onun için oda, benim için gözyaşlarını...