Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2014 Cumartesi

Henüz geç değil sevmek için!

    


       Biliyorum çok zor senden istediğim. Senden bir ömür istiyorum. Gerçek bir insan ömrü. Ortalama 40-50 yıl. Beraber yaşlanalım istiyorum. Yaşlanırken de birbirimizi sevelim. Beni sevmeye başlaman için henüz geç değil! Henüz ilk çizgilerine kavuşmadı bile gözlerim. Saçlarıma beyaz düşmesine çok var daha. Hala gülümsemem eskimedi mesela. Ve kalbim, henüz ilaçlara ihtiyaç duymayacak kadar genç! Beni sevmen için henüz geç değil! Hala güldürebiliyorum etrafımda ki insanları. Kahkahalarımı kaybetmedim. Ve az biraz espri yeteneğimi. Nazlanmayı unutmadım. Seni gülümseten o naif edasını kaybetmedi ellerim. 


          Cami yıkılmadan ve mihrap sapasağlamken gel!

        Henüz geç değil sevmek için! Ben seni hep seveceğim. Ve biliyorsun ki istediğin zaman yolculuğuma ortak olabilirsin. Hiçbir zaman geç kalmayacaksın. Ama istiyorum ki şimdi gel! En taze çağında ömrümün, yorgunluğu henüz tatmamışken, sevmek hakkında ki fikrim değişmemişken, Nazım'ı, Cemal'i anlarken gel..! Onlara kızdığım zamanlara yetişeceksin diye ödüm kopuyor. Aşk, henüz toyken gel. Beraber büyüyelim. Sana sevmeyi öğreteyim. Sakladığım, sakındığım, biriktirdiğim her şeyi anlatayım sana. Bilgeliğimle tanış. Çok bilip, az yaşamış halimle... 

       Henüz geç değil sevmek için! Haziran'a çok var daha. Şimdi başlasak yarım asır severiz birbirimizi. Küsmeyi öğrenmeden, kırgınlığı görev bilmeden, soğuk rüzgarlara izin vermeden sev beni. Artık sev beni. Korkuyorum. Haziran gelmeden, elin elime değiversin bir kerecik. Yanlışlıkla değil ama. İsteyerek, hissederek... Gözün gözüme takılı kalsın bir kere olsun. Sesin sesime çarpsın, nefesin nefesime karışsın.

        Henüz geç değil sevmek için. Ama ben Haziran'ı her düşünüşümde öleyazıyorum.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Sağırdır bazı insanların kalbi...

  



  İnsanlar arasında fark yoktu aslında. Fark beyinlerin çalışma şekillerindeydi...

          Bazen ne yapsan anlatamazsın kendini. Sağırdır bazı insanların kalbi. Onlarında suçu yoktur. Suç, onları sağır edenlerindir. Yarınlarını unutturanlarındır. Ah almaktan korkmayanlarındır suç. Bir sözün bütün bir ömrü sağır edeceğini bilmez bazıları. Ve sen sesini duyurmak için kendini parçalarsın. Duymaz seni, çünkü vazgeçmiştir inanmaktan. Oysa senin ne derin yaraların vardır. Ne çok acımıştır kalbin. Ne çok düşmüşsündür. Toz dumandır için. Ama inanmaktan vazgeçmemişsindir. Çünkü bilirsin ki vazgeçtiğin an çorap söküğü gibi dağılacaktır hayatın. İnanmaktan vazgeçtiğin an bitecektir masalın. Güvenmekten,umuttan,inanmaktan,gelecekten vazgeçmeden yaşama çabasıdır seninkisi. Aşık olabilme ümidini kaybetmemektir.

      10 yıldır müthiş bir sabırla aynı dileği dilemektir.

       Yaşadığın dünyanın her yerinde sağırlaştırılmış insanlar gezmektedir. Düzeltmek istersin zamanında başkasının yaptığı hatayı. Onarmak istersin açtığı yarayı. Kendini anlatabilmek istersin. Anlatsan, anlasa değişecektir bakışı dünyaya. Herkes kötü değildir çünkü. Ama o kadar kırgındır ki duymaz çığlıklarını. Sen yoluna devam etmek zorunda kalırsın. 

            İnsanların ne kadar  korkunç olabileceğini gördüğüm her an, her dakika, her saniye biraz daha sıkı tutunuyorum dünyaya. Çünkü birileri hatırlatmalı insanlığı,insanlara...

           (Tüm yanlış anlaşılmalar için)

      

26 Mart 2013 Salı

Mutlu Olmalısın...




       Yağmuru duyuyorum. Pencereme çarpıyor. Bu kadar hüzünlü olmak zorunda değil dünya. Ben bu kadar acı çekmek zorunda değilim. Yeni başlangıçlarım olsun istiyorum. Çabalıyorumda. İnan bana. Daha az sigara içiyorum. Pek karıştırmıyorum eskileri ne zamandır. Güzel resimler asıyorum duvarlarıma. Çiçekler kurutuyorum. İnadına renkli giyiniyorum. Daha çok insanla tanışıp, daha çok hayat paylaşmaya çalışıyorum. 

       Yaşam bu ya inanmak zorundaymışım gibi geliyor. Her sabah aynanın karşısında dikilip tam bir dakika boyunca kendimi kandırıyorum; "Mutlu olacaksın" diyorum kendime. Mutlu olmak zorundasın. Mutlu olmalısın. Mutlu ol! 

    Biliyorum hayat o kadar kısa ki. Gözümü yeniden açtığımda bitmiş olacak ve hayıflanacağım geçmişime.. Çokça da kızacağım kendime. Ama yağmur yağıyor ya böyle hüzünlü, gözlerim dalıyor belirsizliğe... Anılar geliyor gözlerimin önüne. Keşke diyorum biri çıksa, çıksa da beni kurtarsa bu yalnızlıktan. Hüzünlerimi alıp yerine mutluluklar koysa. Gülsek beraber. Yeni anılarımız olsa mesela. Yağmur yağınca hüzünlenmesek. Komik bir ikili olsak. Çünkü hüzünlü olmak çok yordu beni. 

     Biliyorum bir yerlerde beni gülümsetmek için bekliyorsun. İnanıyorum. Yoksa yaşayamam. Ama biliyor musun acele etmen gerek. Çünkü inancım yağmurda eriyor artık yavaş yavaş. Çık gel neredeysen yabancı'm...

19 Nisan 2012 Perşembe

İçinde yaşadığım yangın!!

Ne kadar kaçarsan kaç..
Seni de buluyor utanç.
Senden bir adım önce davrandığı için ondan nefret etmelisin.
Ama o senin yakının..
Yapamıyorsun..
Kanatların havalanmaya hazırken indiriyorsun yere..
Yine..
Uçmayı unuttuğunun farkındasın..
Ama böyle olmamalı.
Çirkin savaşlar sana göre değil..
Sen kandan haz etmezsin.
Ve sevmezsin içten pazarlıklı insanları.
İçin pazarlık masasında..
Hinlik peşinde beynin.
Her hücrenden nefret ediyorsun farkındayım..
Ve farkında evren sana yaşattıklarının..
Acıyor biliyorum, ama derin bir nefes al herzaman iyi gelir..
Sonra gözlerini kapat.
Bir çocukluk anısı bul kendine..
Onu sindir içinde..
Uyan sonra..
Savaşlar bitmiş olacak..
Ve sen tertemiz devam edeceksin yalnızlığınla..

Yak kullanıma hazır el değmemiş, ambalajı üzerinde,çeyizlik kelimelerini bu gece..

26 Haziran 2011 Pazar

Merdiven..





Üzgünüm derken sesi bile titrememişti..
Neden üzgün olduğunun yazılı olduğuna inandığım mektup avuçlarının terini emmişti sanki.. Nemliydi.. Belki rutubetli.. Soramadım ona.. Kelimelerin anlamsız olduğu, soru kalıplarının yetersiz kaldığı anlardan biriydi.. Okuma-yazma bilmemeyi umdum.. Öyle olsun istedim.. Okuyamamak. İstedim.. Meğer bana yıllar geçse bile hiç bitmeyecek bir hüzün armağan ediyormuş.. Bir yazı kabiliyeti.. Farkında değildim.. Azalır sandım acım.. Geçer sandım.. Geçmedi.. Yıllar geçti.. Mektup eskidi.. Nemi kurudu.. Gözyaşlarım ıslattı.. Gözyaşlarım kurudu.. Yağmurlar yağdı üzerine.. Ona söylemediklerim birikti.. Seni çok sevdim.. Sen bir çocuğun sahip olabileceği en müthiş şeydin.. İlk oyunum.. İlk keşiflerim.. İlk aşkım.. İlk yalnızlığım.. İlk terkedilişim.. İlk şiirim.. İlk şarkım.. İlk acım.. İlk sarhoşluğum.. Seni çok özlüyorum..

Gitme diyemedim..Affetmiyorum kendimi.. Bir korkak bir aciz gibi diz çöküp yalvarmalıydım sana.. Gitmemeliydin.. Benimle kalmalıydın.. Mektubun bende hala.. Sen benim yazdıklarımdan kurtuldun zannederim.. Çocukluk giysilerin ile birlikte.. Ben atamadım.. Saklayamadım da.. Koyduğum yeri unuttum diyelim..

Bana bir sinema borcun var bilesin.. Bir de karşılıklı içmek lazım.. Birgün cesaretimi topladığımda belki.. Belki bir 5 sene daha sonra..



*** İsmini söylemeyeceğim kimseye.. Duymayacaklar benden.. Gizli öznesin cümlelerimde.. Her paragraf senle başlar şimdi.. Affetme sakın kendini.. Oyun arkadaşın affedene dek seni.. O ıslığı pencerende yeniden duyana dek.. Yeniden o küçük kız olana dek.. Hoşçakal..