Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
kan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2016 Pazartesi

Ruhun şad olsun kadın...




         Ömrünün kelebek kadar olmasına aldırmayan kadınlara, o kadınları severken yoran, öldüren ama bunu asla bir suç olarak görmeyen tüm erkeklere ithafen…


     Yol kenarında cesedi bulunduğunda otuzlu yaşlarının başındaydı. Henüz yirmilerini yeni bırakmıştı ardında. En güzel kısmı başlayacaktı ömrünün. Huzurlu, sakin ama sevgi dolu.. Kaldırımda yatıyordu. Soğuk, nemli kaldırımda.  Kandan bir reçine ile birbirine yapışmış bir tutam saçı  gözünün önünde duruyordu. Bir bacağı artık vücuduna ait olmadığını ilan etmişçesine V harfine dönmüştü… Gömleğinin tek bir düğmesi kopmadığı halde nasıl bu kadar çok kırılmıştı kemikleri ? Nasıl koruyamamıştı onu hayat! Alt katta brandası parçalanan manavın öfkeli sesi! Atlayacak başka yer bulamamış "…. kadını" diyordu. Gitti branda.. Kaldırıma saçılan kanı temizlerken aynı küfürleri savuracak olan temizlik görevlisinin sesi aklıma düştü.. Düşüncesine bile tahammül edemedim. İçim kırıldı. İnsanlığım incindi. O sıra 3. katın penceresinde gördüğümü hatırladığım kadın, terlikleri ayağında elinde bir sofra bezi _kırmızı kareli_  bir çöp poşeti, faraş ve çalı süpürgesi ile koşar adım indi. Ilk şaşkınlığını atmış, ne yapması gerektiğini bilir gibiydi. Kadının üzerine örtülmek üzere getirilen gazeteleri iğrenerek itti…  Muhtemelen daha önce mutlu bir aile pikniğinde kullandığı örtüyü örttü kadının üzerine… Burnuma derin ormanlar, çimen kokusu, demlenen bir çayın fokurtusu geldi… Örtü çocukluğum gibi mağrur havalanıp kadının üzerine kapandı…

       Düzgünce kapandığına emin olunca kadın dizlerinin üzerinde doğruldu. Az ileride ki paramparça saksıyı ve toprağı hızlıca topladı faraşa… Kırılan sardunyasına özlemle baktı. Onu eline aldı.  Temizliği bitince kadının yanına geri döndü.. Sardunyayı eliyle iyice temizledi. Kadının göğsüne bıraktı. Göğsüme bir ağrı saplandı. Ben o gün orada öldüm. Bir daha beni öldüremez hiçkimse… O çiçeği, kadın hepimizin yerine bıraktı. Hepimizin kalbine bıraktı. 

      Ambulans gelene dek bir anne edası ile dimdik bekledi. Herkes gittiğinde o öylece yere baktı. Sonra gitti. Bir süre sonra elinde bir tahta fırçası ve su ile geri döndü. Yeri ıslattı. Fırçalamaya başladı. Bir iki dakika sonra bir başka kadın indi elinde bir fırça ile, sonra başka bir kadın, sonra ben elimde ki çamaşır suyu kokusunu farkettim. Ne zaman katılmıştım onlara.. Ne zaman başlamıştım bir başka kadının ruhunu kaldırımdan temizleme işine…

     Saatler gibi süren bir sure sonunda artık temizlendiğine emin olunca tahta fırçasını kaldırdı kadın, itaatkar bir şekilde hepimiz ayağa kalktık. Ambulans görevlilerinin yere attığı örtüsü ile sardunyasını aldı. Hiç olmamış gibi merdivenlerin yolunu tuttu. 

    Bir kaç gün sonra geçerken mahalleden 3. kata bakakaldım. Aynı sardunya farklı bir saksıda yaşıyordu hala…

    Hayatından vazgeçen kadını değil de elinde fırçası olan kadını anlattığım için affedin beni... Vefa borcunu ödeyen kadını anlatmaya gönlüm kaydı bugün...
 
    Ve kadınlar nasıl oluyorsa yaşatıyorlardı tüm ölüleri içlerinde…

Kız kardeşlikle…

19 Nisan 2012 Perşembe

İçinde yaşadığım yangın!!

Ne kadar kaçarsan kaç..
Seni de buluyor utanç.
Senden bir adım önce davrandığı için ondan nefret etmelisin.
Ama o senin yakının..
Yapamıyorsun..
Kanatların havalanmaya hazırken indiriyorsun yere..
Yine..
Uçmayı unuttuğunun farkındasın..
Ama böyle olmamalı.
Çirkin savaşlar sana göre değil..
Sen kandan haz etmezsin.
Ve sevmezsin içten pazarlıklı insanları.
İçin pazarlık masasında..
Hinlik peşinde beynin.
Her hücrenden nefret ediyorsun farkındayım..
Ve farkında evren sana yaşattıklarının..
Acıyor biliyorum, ama derin bir nefes al herzaman iyi gelir..
Sonra gözlerini kapat.
Bir çocukluk anısı bul kendine..
Onu sindir içinde..
Uyan sonra..
Savaşlar bitmiş olacak..
Ve sen tertemiz devam edeceksin yalnızlığınla..

Yak kullanıma hazır el değmemiş, ambalajı üzerinde,çeyizlik kelimelerini bu gece..

26 Kasım 2010 Cuma

Ecza Dolabı'm

Seninle tanıştığım da
henüz kullanılmamış
bembeyaz sargı bezleri vardı
ruhumun ecza dolabında..

Şimdi ise kan ve yara merhemleri yüzünden sarardılar..
Küçük bir tıbbi mucizeymişim ben
Doktorum öyle söyledi..
Sana rağmen, yaralarıma rağmen yaşayabilen..

21 Ocak 2010 Perşembe

öylesine

Canım nasıl yanıyor sana bunu anlatamam.. Gidiyorsun..hiç senin olmamış birinin gitmesi nasıl da can acıtıyormuş.. ellerine değmedi hiç ellerim.. gözlerimiz tek noktada birleşmedi.. vedalaşırken bile korktum.. ben sarılmaktan korktum o gelecek diye.. vedalaşamadım gönlümce.. gideceğini bilseydim.. o gün son görüşüm olacak seni diye biri söyleseydi.. kollarımı hiç açmazdım.. nefes almazdım.. seni bırakmazdım.. bildiğim en güzel hikayeyi anlatırdım sana.. gitme diye.. gerçek bir şelale bulurdum.. el değmemiş bir mabed yaratırdım sana.. gideceğini bilseydim.. senin gitmene izin vermezdim..

benim olmadın hiç.. hep yalnız kıyılarında yüzdün.. ruhunu kilitledin.. kaçtın, saklandın..şimdi de gittin..gidiyorsun.. gideceğini biliyorum.. buna birşey yapamıyorum.. hiç senin olmamış ellerimi bırakıyorsun.. dudaklarının tuzunu tadamamış dudaklarımı başka dudaklara bırakıp gidiyorsun.. teninin terli kokusunu hiç tenimde duyumsayamayacağım.. gözlerindeki uzaklıkta kaybolduk ikimizde..

şimdi arkana bak.. ne göreceksin? eğer gitmediysen, ordaysan hala.. ben nerde ve nasılım diye düşünmüyorsan.. hiç senin olmayacağımı bilmiyorsan... kalbimin yerinde esen yelleri hissetmiyorsan..

acılar geçmez.. bilirim.. sen hep artacağını düşünürken o git gide azalır ama hiç geçmez.. gün gelir elini kalbine götürürsün sadece bir et parçasına çarpar elin.. yanık kokuyordur.. korkuyordur.. anlamazsın neden olduğunu.. sadece sızlar.. derinden.. çok derinde bir yerden.. orayı bulamazsın.. o kanı durduramazsın ya.. işte öyle kanıyorsun bende şimdi...