Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2017 Cumartesi

Ağlayamam...




Sirkeci'deydim... Merdivenlerden çıkıp beni hep beklediğin o banka bakakaldım. Kalabalıktık, ağlayamadım.. Kalabalıktı, sustum. Yanımda insanlar vardı, güçlü olmak zorundaydım... Banka baktım, sen oradaydın.. Ben oradaydım.. Senin, ben sevdiğim için giydiğin siyah tişortün oradaydı.. Benim, sen sevdiğin için giydiğim topuklu ayakkabılarım oradaydı.. Suskunluğumuz, senin toparlamaya çalışman, benim çaresizliğim... Oradaydık. Yemin ediyorum gördüm. Bir an! Kısacık bir an, gözümü kırpana dek... Bizi gördüm. Kırgınlığım nüksetti.. Ellerim acıdı, yemin ediyorum hissettim. Tutamadığın ellerim, acıdı canım ağlayamadım.. 

Sözleri yarım yamalak bazı şiirlerim geldi aklıma, tamamlayamadım. Sözlerini hatırlamadığım melodisi dilimin ucunda şarkılar anımsadım, söyleyemedim.. Ben hiç tamam olamadım! Senden sonra gittiğim hiçbir yere ait olamadım. Sığamadım, yetemediler, kaybettim.. Ve başaramadım doğrulmayı. Ben yeniden ben olamadım, bir daha...

Üzgünüm! Çok üzgünüm. Seni affedemediğim için. Yoluma devam edemediğim için! Sana dönemediğim için.. Ellerinden öpüp, ayaklarına kapanamadığım için. Üzgünüm. Benim lanetim ikimizinde devam etmesine engel, biliyorum. Ama devam edemem, istemiyorum. 

Affet beni... En azındandan yapabiliyorken sen yap. Keza benim ne seni ne kendimi affedecek gücüm yok. Affet! Belli ki ben başaramayacağım. Affet. Ve devam et hayata... İnan ki ah'ım yok. Ama Allah görüyor ya sevgilim, kırgınlığım tüm dünyaya yeter... Sen devam et  ve mutlu ol. Güzelliklerini al hayatın. Mevsimlerden baharı, şarkılardan umudu, renklerden maviyi al. Denizlerde senin olsun gökyüzü de.. Mutlu ol canşenliğim, yürek sızım. Tüm derdim ve tek ilacım. Benim bir daha sahip olamayacağım o mutluluğu al. Senin olsun. İnan ki hakkım helaldir sana. 

Sadece inceliğini kaybetme...

Görmeyeyim başkasının elinde, elini... Yüreğimin kaldıramayacağı dert verme bana. İzin ver köşesinde hayatın, sessizce dolmasını bekleyeyim zamanımın. Hüznü, karanlığı, umutsuzluğu alırım. Mevsimlerden kışı, ayazı hatta dilersen şehrin tüm arnavut kaldırımlarını da... Beraber yürüdüklerimize benzeyen...

Sadece inceliğini kaybetme ve görmeyeyim başkası ile... Korkarım. Kalabalık olur yanım, ağlayamam...


P.S: Bu yazı zamanın birinde çift kişilik koltukta tek başına yapılan yalnız bir yolculukta yazılmıştır, kaçmaya çalışıp kaçamayan tüm yaralı kadınlara adanmıştır...


Öz


21 Ağustos 2016 Pazar

Sadece Yalnız..






Yalnızlığını hayatının merkezine koyan insanlar için hep aynı şey söylenir. Sanılır ki birileri onu yalnız kalmaya zorladı. Kimse sevmedi, kimse sevmek istemedi.. Kimse önemsemedi. O da yalnız kaldı. Aslında hikaye tam olarak öyle değil...

Kadın / adam  birini sevdi belli ki. Canı yandı, bu hayatının belirli evrelerinde tekrar etti. Mutsuzluk monotonluk kazanmışken ağır darbesini aldı. Hiç acımadığı kadar acıyan kalbini çeyizlik dantelden örtüye sarıp sakladı. Önce zorlandı evet, sonraları bu onun yaşama şekli oldu. Çünkü insanlardan uzaklaştıkça, kötülükten de uzaklaşmaya başladı. Arkadaş oldu, dost oldu, komşu oldu, evlat oldu.. Aşık olmadı! Aşık olarak risk almak istemedi. Minimum adrenalin ile hayatını idame ettirmeye çalıştı. Başardı da... İnsan uzun süre yalnız kalınca, bunu sevmeye başlıyor. 

Aslında tuhaf şey.. Alışkanlıkların tamamı, aslında kazanılmadan farkına varılabilen bir durum değildir. 

Yani yalnız bir kadın / adam görürseniz eğer tuhaf etiketlerinizi bir kenara bırakın. Ciğerini sökmüşlerdir muhtemelen, bari insanlığı kalsın. Dokunmayın. İyileştirmek mümkün olsa kendi kendini yenileyen hücreleri yalnızlığını iyileştirirdi. Yalnızlık iyileşilebilen bir hastalık değildir. Yalnızlık sadece yalnızlıktır. 

Size bir sır vereceğim. Herkes çoğalmak zorunda değil. Bazıları azalır... Herkes üremek zorunda da değildir. Mutsuzluk genetik ise özellikle.. Bazı insanlar yalnız kalır, bazıları kalabalık.. Dokunmayın.

Sevgiler

Öz


22 Kasım 2014 Cumartesi

Beynim, kalbime sordu; Sevecek misin ?



Bir zamanlar seni ne kadar çok sevdiğimi hatırladım. Ne zamandı onu hatırlayamıyorum ama çok sevmiştim. Ve bir insanoğlu o zamanlarda gelip bana, seni sevmediğim zamanların geleceğini söyleseydi ne kadar kızardım. Kader sanırım böyle birşey... Ben senin son'um olacağına inandım. Oldunda... Ama benim hayal ettiğim gibi değil. 

İnsanlar sana kızsın istiyorum. Ben kızamıyorum çünkü hala. Söylediğim hiç bir kötü söz kalbimden gelmiyor! Sen söylerdin kalbim konuşurdu benim, konuşmuyor. Geçenlerde bir adam gördüm. Hoş, yakışıklı denilebilecek türden. Sonra baktım ki gözleri kahverengi değil! Kahverengi olmayan bir göze bakmak ne haddime! Göremem ki... Saçları siyahtı. Siyah... Alnının iki yanında saç çizgisi küçük çukurlar oluşturmamıştı... Bu ne demek biliyorsun değil mi ? O sen değildin! 

Beynim, kalbime sordu; Sevecek misin ? Yanıt yok! Bir daha ve bir daha ve bir daha sordu... Yanıt yok! Elimi kalbime götürüp orda mı diye bakmak istedim. Dokunabilsem anlayacakmışım gibi... Orda olmasa bu kadar acıyamazdım. Kalbim konuşmuyor artık! Siyahlar ve beyazlar arasında kırmızılarıma yer kalmadı... Renklerimi bulamıyorum, kalbimi bulamamam gibi...

Gözümün kenarında inatçı bir damla var. Ne düşüyor ne kayboluyor! Orada asılı kalmış... Hani dokunduğunda hissettiğin ama beyaz olduğu için koparamadığın, yerini bulamadığın bir tüy vardır. Herkeste vardır! Sinir olursun! Sinir oluyorum. Öfkemin esiri oldum... Hayata, kadere, yalnızlığa ve hatta çok sevdiğim Cem Adrian şarkılarına öfkeliyim. Kendime öfkeliyim... Umuda, gökyüzüne ve denizime öfkeliyim...

Unutmam gerek! Nasıl yapıldığını öğrendiğimde yapacağım. Hatta ölmeden önce yapmak istediklerim listeme ekleyeceğim! Seni ölmeden unutmam gerek... Bu yangın, dumana dönmek zorunda! Bu yangın sönmek zorunda...



27 Ekim 2013 Pazar

Aynı ve Farklının Öyküsü

   



         Bilinçli severim ben. Öyle atıp tutmam. Artıların yanında eksileri de biriktiririm. Aşk mantığını kaybetme hali değildir, bilirim. Aşk, mantıklı olanı bildiğin halde mantıksızlığı seçme halidir. Mesela ben sana aşığım. Körkütük, doludizgin, paramparça... Ne isim verirsen ver, fark etmez.Ama seninle olmaz biliyorum. Çünkü farklıyız seninle. Ay ile  güneş gibi değil. İkimiz de insanız ve iyiyiz öncelikle. Ve birbirine delicesine benziyor ruhlarımız. Bu yüzden farklıyız işte. Sen benim erkek halim ben ise senin kadın halinim. Hayata bakışımız, insanlara olan inancımız, verdiğimiz tepkiler aynı. İkimizin de içinde ki çocuğun şortu çizgili, saçları kıvırcık ve kahkahası aynı tonda. Biz aynıyız seninle ve bu yüzden farklıyız. Çünkü kendimizi biliyoruz. Nasıl derinden yaralandığımızı ve iyileşmemizin ne kadar uzun sürdüğünü.

        Sana bakarken bazen aynaya bakıyormuş hissi doluyor içime. Nasıl üzülüyorum kendime anlatamam. Avutmak için kollarımın yettiğince sarıyorum kendimi. Sonra diyorum ki sevme onu arkadaş. Olmaz onunla. Aklım beni dinlemiyor. Bir sürü sebebim var seninle olmayacağına dair. Ama yapamıyorum.

          Bilinçli severim ben. Bu yüzden acı çekerken yüzümü dahi buruşturmam. Kararlarıma saygılıyımdır. Sevmek, bir şarkının hiç bilmediğin bir dizesini bir anda tamamlamak gibidir. Neden ve nasıl yaptığını bilemezsin. Ama olmuştur işte. Sen benim hiç dinlemediğim o şarkımın hiç duymadığım o dizesinde ki son kelimesin. Bir anda dudaklarımdan dökülen ve beni peşinden sürükleyen.

       Vazgeçmek için kendime hükmediyorum. Olur da başarabilirsem diye veda sözleri hazırlıyorum erkek halime, sana. En güzelini buldum sanırım.

       Sen benim en tatlı acım, en sevgi dolu yalnızlığım, en aydınlık karanlığım, en açık yaram, sen benim en bilinçli aptallığım, en komik gözyaşımdın. Seni sevmek hissettiğim en şapşal, en korku dolu, en acılı, en tatlı, en yalnız, en karanlık, en aydınlık, en kanlı savaşımdı. Sen olmasaydın bu kadar güçlü, bu kadar, aşık, bu kadar kadın hissetmeyecektim kendimi. Teşekkür ederim...

3 Mart 2013 Pazar

Geri döndüm. Artık yalnız değilsin...

          




          Geri döndüm. İçimde kocaman tarifi mümkün olmayan bir boşluk ile. Canım çok acıyor hala. Ve her gün neden bilmem biraz daha kırılıyor direncim. Ama yazmalıyım. Yoksa içimde biriken kelimler boğacak beni. 

           Öyle doluyum ki hayata karşı..  

           Her şeyin üst üste geldiği ve umudunu yitirmen için hayatın boğazına yapışıp seni zorladığı bir dönemden geçiyorum. Yılların yorgunluğu içimde büyük bir patlamaya sebep oldu. Ama kendime bir cezada ben vermişim farkında olmadan. Yazmamaya karar verdim. Bilinmeyen bir süre için. Şimdi yeniden yazıyorum çünkü yazmalıyım. Çünkü vazgeçersem yaşayamayacağım.

       Kimse okumasın isterse. Kimse bilmesin yazdığımı. Ama ben atmosfere minicik bir iz bırakayım yeter. Çünkü hayata bu sebep ile geldiğime inanıyorum. Bence, Tanrı insanı yarattı. İnsan, karşılaştığı her güçlük ile baş edebilecek bir direnç ile yaşamaya başladı. Bunu farketmeden çoğu zaman. Çünkü Tanrı onlara tutunacak dallar uzattı hissettirmeden. Mesela sana bir oğul verdi ve ya bir kız evlat. Birine aşk verdi. Birine şans. Birine bir anı verdi.  Bir başkasına bir hayal... Bana da kelimeler verdi. Nasıl kullanacağımı zaman içinde öğrendiğim kelimeler... 

        Tanrı insana taşıyabileceğinden büyük yük vermez derler. Doğru. Senin için değerli olan birinin tırnağı kırıldığında kendi derdini unutup onun derdi ile meşgul olabilme kudreti var herkesin içinde.. İnsanlığın özünde yer alan da bu işte. Ben kendi derdimi yine içime atıp hayata karşı dimdik durmaya karar verdim bugün. Çünkü biliyorum ki tanımadığım adını, kahvaltıda ne yediğini veya en sevdiği rengi bilmediğim biri var. Dünyanın her hangi bir noktasında. Belki aynı saat diliminde belki değil. Umuda ihtiyacı olan, yalnız olmadığını bilmek isteyen biri var. Ve ben sadece onun için yazmaya devam edeceğim. 

       Yalnız değilsin. Ben senin için hep burada olacağım. Canın acıdığında veya kabuğu düştüğünde eskimiş bir yaranın, biri seni üzdüğünde, dostların seni terk ettiğinde, yalnız olduğunu düşündüğünde, en zorlu sınavlar ile savaşırken, kendinden nefret ederken veya kendini affetmeyi denerken ben hep burada olacağım. Ve seni hiç bırakmayacağım. 

      Şimdi derin bir nefes al. Herşey çok güzel olacak inan. Çünkü senin varolduğunu biliyorum artık...

19 Nisan 2012 Perşembe

İçinde yaşadığım yangın!!

Ne kadar kaçarsan kaç..
Seni de buluyor utanç.
Senden bir adım önce davrandığı için ondan nefret etmelisin.
Ama o senin yakının..
Yapamıyorsun..
Kanatların havalanmaya hazırken indiriyorsun yere..
Yine..
Uçmayı unuttuğunun farkındasın..
Ama böyle olmamalı.
Çirkin savaşlar sana göre değil..
Sen kandan haz etmezsin.
Ve sevmezsin içten pazarlıklı insanları.
İçin pazarlık masasında..
Hinlik peşinde beynin.
Her hücrenden nefret ediyorsun farkındayım..
Ve farkında evren sana yaşattıklarının..
Acıyor biliyorum, ama derin bir nefes al herzaman iyi gelir..
Sonra gözlerini kapat.
Bir çocukluk anısı bul kendine..
Onu sindir içinde..
Uyan sonra..
Savaşlar bitmiş olacak..
Ve sen tertemiz devam edeceksin yalnızlığınla..

Yak kullanıma hazır el değmemiş, ambalajı üzerinde,çeyizlik kelimelerini bu gece..

3 Haziran 2011 Cuma

Gizli Özne Adam..





Yabancımsın benim artık..
Yabancılaşmam..
Kendimden uzaklaşmam..
Aynı sözcüğü söyleyip durduğum için kendimden utanmamsın!
Annesine çıplak kadın resimlerine bakarken yakalanmış bir çocuk kadar mahcup ve çaresizim şimdi!
Kulağına gelecek diye ödüm kopuyor!
Korkağım..
Arkasında duramam..
Dolabımda ki canavar yatağımın altında ki hayalet fırlayacak önüme diye ödüm kopuyor..
Korkularım oldun!
Her baktığım yüzde seni görür, her duyduğum seste seni arar oldum.
Filmlerden korkuyorum.. Seni görürüm diye..
Sokağa çıkamıyorum sana rastlarım diye..
Nefes alamıyorum daha çok acır diye..
Biliyorum, bilsen beni üzmezdin!
Sevmezdin de ama..
Ne yapacağını bilemez, uzaklaşırdın belki..
Kırmazdın beni, görmezdin çünkü..
İçimde ki bu şey!
Adını bulamadığım ; belki defalarca yaşadığım hiçbir kelimede anlamlandıramadığım, korkularım, acılarım,yalnızlığım,yalınlığım,yabanlığım,kadınlığım,geç kalmışlığım..
Sonsuzluğa olan inancım..
Şimdi bir kültablası gibi kokmuş ve kirli..
İyiki ona bir isim vermemişim!





4 Mart 2011 Cuma

Taş plak..




Her öykünün bir şarkısı olmalı..
Her aşkın..
Her yalnızlığın..
Her varlığın..
Bu yüzdendir ne olacağıma karar verememem..
Şarkımı olmalıyım öykümü bilemedim..
Bu yüzden hiçbirşey olmayı seçtim..
Bir fincan kahvenin yanında iyi sarılmış bir tütün oldum bazen..
Bazen de yazarken ağzımın kenarında unuttuğum sigaranın dumanı oldum..
Bazen sen oldum ama hiç ben olamadım..
Ben kimdim?
Neydim?
Ne işe yarardım bilemedim..
Taştan bir plaktın oysa sen!
Cızırtılı ama net..
Saf, temiz..
Ben bazen gramafon oldum..
Seni duydu kulaklarım..
Bazen gece oldum sesini sakladım derinimde..
Şimdi rüzgar oldum..
Esiyorum çevrende..
Tenine değip, dağılıyorum..
Ağzından doluyorum ciğerlerine..
Sonra bırakınca nefesini, hiç oluyorum..
Ben bazen sen oluyorum!
Sen üşüdüğünde!..