Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2017 Cumartesi

Rastlaşmamak..








Bunu okuma.. Lütfen..

Taksimden nasıl döneceğimi bilemedim.. Yolları birbirine karıştırmışım.. Bir anda kendimi Yenikapı'da buldum.. Evet.. Aslında yapmam gereken  marmaraya binip gitmekti.. Ama şarkı listem fazla acıklı , aklım fazla dağınıktı.. Sırt çantamı düzelttim..  Haddinden fazla uzamış saçlarımı savurdu rüzgar.. Montumun yakasını kaldırdım. Ellerimi cebime sokup parka doğru yürüdüm. Evet o parka.. Deniz kenarında,  korka korka.. Uzun uzun yürüdüm.. Şarkı listemde ki her şarkıyı en az 3 kez dinleyene, bazılarını ise belki 10 kez dinleyerene dek... Uzakta ki gemilere el salladım.. Bir kaç insan bana baktı yadırgayan gözlerle. .

Çay alıp oturdum kenarına yolun.. Üst üste bir kaç sigara içtim.. Sonra sen geldin yanıma.. Hayalin bile çatık kaşlı aksi bir adam senin.. Serçe parmağından tuttum.. Uzakta ki hayatlara baktık müzik kesilene dek.. Sonra birisi adını seslendi.. Hayalin kayboldu.. Arkama döndüm hızla.. Allahım dedim ne olur o olmasın.. Ne olur beni burada görmesin.. Ne olur görmeyeyim onu.. Görmedim de.. Ben kabul olan hiçbir duama üzülmemiştim düne kadar..

Altında oturup birbirmize aşkla baktığımız ağacın altına gittim. Çok zaman geçti.. Belki de başka bir ağaçtı.. Emin olamadım.. Ağaca yaslanan sırtının izini silmişti rüzgar.. Dizine yaslanan başımın izini sildiği gibi.. Kırmızı rujumun yanağının kenarında bıraktığı izi sildiği gibi.. Bizi birbirimizin hayatından silen mevsimler gibi.. Biz, birbirimizi başkalarına bıraktık. Tam da bırakamadıkta aslında.. İzlerimiz bir yerlerde duruyor farkındayım. Yeri geliyor ben sirkeci garının adı geçen bir cümlede rastlıyorum sana, belki de sen çılgın kıvırcık saçlara sahip bir kadın gördüğünde denk geliyorsun bana..

Bunları neden yazıyorum, aynı acıdan neden besleniyorum, niye devam etmiyorum dimi ? Devam ediyorum. Hayatı kucaklıyorum. Ama hayatı sevmek sadece güzel yerlerini sevmek olmamalı.. Gülmeyi hep sevdim ve şimdi bundan ötürü kaz ayakları var gözlerimin kenarlarında.. Seni de çok sevdim.. Ve bir sızı var içimde.. Zaman zaman huzurlu, zaman zaman korkutucu.. Ama var..

Hep, aynı gökyüzünün altında olacağız yetmez mi ? Aynı havayı koklamayacak mıyız ? Aynı mevsimler ikimizi de büyütmeyecek mi ? Aynı şarkılara farklı zamanlarda bağlanmayacak mıyız ?
Hep bir yerlerde denk geleceğiz birbirimizin anısına.. Bundan bir an bile gocunmadan..

Sevgiyle

Öz

P.S: Bu yazı yolunu kaybetmiş bir kadının Graveyard şarkısına denk gelip garip huzurlu bir ruha bürünmesiyle yazılmıştır.. Ve devam etmeye çalışan  tüm kadınlara adanmıştır..

27 Mart 2015 Cuma

El değmemiş çerez kasesi bitti!



    Bir şeyin olmasını ne kadar beklerseniz o anı o kadar çok mükemmelleştirirsiniz zihninizde. Bu bayramı beklemek, bu Almanya'dan gelecek uzaktan kumandalı arabayı beklemek, bu 18 yaşına basmanın hayalini kurmak gibidir... Ne kadar çok beklerseniz o kadar çok hayal kurarsınız. Dün gece; yani aslında doğumgünümün ilk saatlerinde o çok beklediğim şey oldu! Garipti. Neye benzeteceğime karar veremedim. Çok beklemiştim. Mükemmel olmalıydı. Mükemmel olması için çabaladım. Ama olmadı! Hiçbir bayramın hayal ettiğim gibi geçmemesi, Almanya'dan gelen uzaktan kumandalı arabanın bozulması, 18. doğumgünümü ağlayarak geçirmem gibi...

    Dün gece, pardon sabah... El değmemiş çerez kasesinin omuzunda uyudum. Doğru duydunuz. Bu dört buçuk yıldır beklediğim an! Bu nasıl olur diye hayalini kurduğum, düşünürken yüzümü kızartan masum hayal! Şuan boşluktayım. Santa (Noel Baba) , Eros, Tabiat Ana, Tanrı... Neye inanıyorsanız, ben Tanrı'yı seçeceğim. Dileğimi kabul etti. Ve garip bir şekilde onun için dileğimi harcadığıma üzüldüm. Yani biz insanlar doğru kararlar aldığımıza kendimizi inandırmakta ne kadar başarılıyız. Aslında her bir hücremiz yanlış diye çığlık atarken biz nasıl da asiyiz. Nasıl başkaldırıyoruz. Oysa hiçbir savaşın müttefiksiz kazanılamayacağını öğrenecek kadar okumadık mı kendi tarihimizi? İyileştirebileceğimize inandığımız, düzeltebileceğimize inandığımız adamlar için kaybettiğimiz savaşlar, ganimetler yetmedi... Hiç yetmez ki...

    Dün gece bir hayalim gerçek oldu. Olmama ihtimali ile yaşarken büyülü olan o an! O imkansız görünen o garip o muhteşem an! Artık sadece bir anı oldu. Kısa süreli bir tebessüm. Ve ben bir karar verdim. Bir şeyin olmasını istemek ve olduğunda yaşacağım tatminsizliği ölçmeden bir daha dilek dilemeyeceğim...

    El değmemiş çerez kasem'e... Kader yazıcıları kitabını anımsıyorum. Lise yıllarımda okumuştum. Dün gece bende kaderimi yazdığımı anladım. Yazdığım gerçek oldu. Senin bir suçun yok. Kaderin bir şakası, insanlığın tuhaf tatminsizliği... Yinede doğumgünü hediyem için teşekkür ederim...


(Kabul olması için sürekli dileğiniz tüm dilekler için)

5 Mart 2015 Perşembe

Korkaklığım...




Şimdi ben gözlerimi kapatsam... Farzı misal hayal olsam... Gelip kapına dayansam... Başucuna çömelip seni izlesem! Filmlerde ki gibi elimi sürmeden sevsem saçlarını. Yüzünde ki her bir değişimi zihnime kazısam... Sabaha dek. Öylece dursam yanında. Beni görmesen. Ben sevsem seni böyle uzaktan. Kime ne? Çok sevsem! Affetsem seni! Hesap vermek zorunda olmasam kendime... Ben sadece seni severek yaşasam... Ne zor şey sevmek! Ah bilsen. Affedemediklerim karşıma diziliyor her sözün geçtiğinde... Ahh... Nasıl acıyorum. Çok acıyorum kendime... Yenemediğim öfkeme, kışın ortasında açan güneşe, birlikteyken çok sevdiğim ama  müziğe yalnız devam etme kararı alan o güzel insanlara, yalancı baharlara, henüz ismini bile bilmediğim kuş çeşitlerine, küllüğü dökmeyi unuttuğum gecelere kızgınım... Ben nasıl affedeyim seni? Önümde upuzun bir nefret listesi... Dünya bir araya gelmiş diyor ki bana; sevme onu, affetme! Ama zor, yeniden başlama gücünü bulmak... Değişiyorum... Korkunç bir insana dönüşüyorum. Korkuyorum. Artık ağlamaktan, gittiğim her yere seni taşımaktan, yapamadıklarımızdan ve birlikteyken yaptığımız herşeyden, tüm anılardan nefret ediyorum... Çiçekli elbiselerimin yerini alan siyahlardan korkuyorum. Gizlice ağlamakta gün geçtikçe ustalaşan gözlerimden, paramparça olan umudumdan korkuyorum...

İnsanlığımın kayboluşunu izliyorum ve çok korkuyorum... 


(Tüm korkanlara ve korkulara ithaf edilmiştir...)

9 Aralık 2013 Pazartesi

Kendi Hayatını Yaşa / 2. Baskı






Merhaba,

Kitabımızın ikinci baskısını çıkarttık. Hayallerimin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese çok ama çok teşekkür ederim. Umarım bir gün bende sizin bir hayalinize ortak olabilirim. 

İyi ki vardınız. Ve benim hikayemi paylaştınız...


Sevgilerimle,

Özlem Çelik

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Parmakuçlarım ile sevdim seni...




Sen ne güzel bir düştün. Ne güzel bakıyordun. Ve güzel de gülüyordun çoğu zaman. Bir sürü komik hikayen vardı senin.. Ne zaman canım sıkkın olsa fark eder,  güldürmeye çalışırdın beni. Senden sonra kimse güldürmeye çalışmadı. Umutsuzca seni bekledim. Beklemeyi ne kadar severim bilirsin. Vazgeçmek hiç bana göre değildi. Muazzam acılar yaşadım ama hiç vazgeçmedim. 

Seni en özel yeri ile sevdim bedenimin. Parmak uçlarımla. Sana dokunmak için türlü bahaneler bulan parmak uçlarımla. Sen ise beni hiç sevemedin. Anlıyorum seni. Çünkü ben de başkalarını sevememiştim saha önce. Çok kişiyi bırakıp gittim ardımda. Sonra sana rastladım. Kırdığım tüm kalplerin, aldığım tüm ahların işlediğim her günahın bedelini seninle aldı hayat benden. Tanrı’nın adalet anlayışına hayran kaldım yine. Aşk adına işlediğim her günahın acısını aşkla ödedim. Suçumun bilincindeyim bu yüzden itiraz etmeden bekliyorum. 

             Bitecek, herşey biter. Değişir. Melodiler değişir, sözler değişir, kelimeler değişir, mevsimler değişir, yağmurun tadı, denizin rengi değişir. Senin gülüşün değişir. Benim bakışım değişir. Aşk değişir. Farklı bir isim verirler ona. Acıtmayacağına inanırlar. İnançlar değişir...



Bir gün o hayalinden kurtulamadığım kırmızı Vosvos’u alacağım.
Sonra seninle yeni bir yerler keşfetmeye gideceğiz.
Senin haberin olmayacak!
Günün birinde kırmızı bir vosvos göreceksin.
 İçinde kimse olmayacak…
 

3 Mart 2013 Pazar

Geri döndüm. Artık yalnız değilsin...

          




          Geri döndüm. İçimde kocaman tarifi mümkün olmayan bir boşluk ile. Canım çok acıyor hala. Ve her gün neden bilmem biraz daha kırılıyor direncim. Ama yazmalıyım. Yoksa içimde biriken kelimler boğacak beni. 

           Öyle doluyum ki hayata karşı..  

           Her şeyin üst üste geldiği ve umudunu yitirmen için hayatın boğazına yapışıp seni zorladığı bir dönemden geçiyorum. Yılların yorgunluğu içimde büyük bir patlamaya sebep oldu. Ama kendime bir cezada ben vermişim farkında olmadan. Yazmamaya karar verdim. Bilinmeyen bir süre için. Şimdi yeniden yazıyorum çünkü yazmalıyım. Çünkü vazgeçersem yaşayamayacağım.

       Kimse okumasın isterse. Kimse bilmesin yazdığımı. Ama ben atmosfere minicik bir iz bırakayım yeter. Çünkü hayata bu sebep ile geldiğime inanıyorum. Bence, Tanrı insanı yarattı. İnsan, karşılaştığı her güçlük ile baş edebilecek bir direnç ile yaşamaya başladı. Bunu farketmeden çoğu zaman. Çünkü Tanrı onlara tutunacak dallar uzattı hissettirmeden. Mesela sana bir oğul verdi ve ya bir kız evlat. Birine aşk verdi. Birine şans. Birine bir anı verdi.  Bir başkasına bir hayal... Bana da kelimeler verdi. Nasıl kullanacağımı zaman içinde öğrendiğim kelimeler... 

        Tanrı insana taşıyabileceğinden büyük yük vermez derler. Doğru. Senin için değerli olan birinin tırnağı kırıldığında kendi derdini unutup onun derdi ile meşgul olabilme kudreti var herkesin içinde.. İnsanlığın özünde yer alan da bu işte. Ben kendi derdimi yine içime atıp hayata karşı dimdik durmaya karar verdim bugün. Çünkü biliyorum ki tanımadığım adını, kahvaltıda ne yediğini veya en sevdiği rengi bilmediğim biri var. Dünyanın her hangi bir noktasında. Belki aynı saat diliminde belki değil. Umuda ihtiyacı olan, yalnız olmadığını bilmek isteyen biri var. Ve ben sadece onun için yazmaya devam edeceğim. 

       Yalnız değilsin. Ben senin için hep burada olacağım. Canın acıdığında veya kabuğu düştüğünde eskimiş bir yaranın, biri seni üzdüğünde, dostların seni terk ettiğinde, yalnız olduğunu düşündüğünde, en zorlu sınavlar ile savaşırken, kendinden nefret ederken veya kendini affetmeyi denerken ben hep burada olacağım. Ve seni hiç bırakmayacağım. 

      Şimdi derin bir nefes al. Herşey çok güzel olacak inan. Çünkü senin varolduğunu biliyorum artık...

19 Aralık 2012 Çarşamba

Kaçış Planı



Rüzgar senin sokağından geçerken ki kadar sert esse hep duramazdım bu şehirde. 

            Nasıl zor bilemezsin sen, tüm ömrümü bunu anlatmaya adasam bile sen hep aynı kalacaksın. Benim seni sevmeme sebep olan o umursamaz gözlerinle bakacaksın hayata hep. Ve ben seni düşündüğüm için utanacağım kendimden. Bitecek gibi değil bu. Bir insanın kendine en uzak yeri sırtıdır derler ya öylesin şimdi. 

          Dizinde uyuduğum sabahlarım var zihnimin karanlık köşelerinde.. Ellerinin saçlarımın arasında dolaştığı anlarım var. Yağmurdan sığınmak için gölgene sığındığım, ceketinin içinde kaybolduğum zamanlarım var. Bir sürü sen varsın içimde. Aşık, şapşal, onurlu, vurdumduymaz, komik, kötü, en çok kötü senden var içimde. En çok o iz bıraktı. Atlatamadım. Geçmedi. 

           Şimdi benden tavsiye istiyor insanlar, aşk için. Verecek bir tavsiyem yok ki, enkazım ben. Üzerinden geçen zamana karşı bir tek bebek adımı bile atamadım ben. Ben mi tavsiye vereceğim? Ben bir şey verecek olsam sadece kaçış planı verebilirim aşktan. Benim yaptığım gibi. Sıkıldığını mı hissettin senden. Ayrıl! Kimsenin senden ayrılmasına izin verme. Aşık mı oldun? Ayrıl. Aşık olduğunu bilmesine izin verme. Seni sevdiğini mi söyledi, ayrıl! Senden vazgeçtiğini görmeyi kaldıramazsın! 

            Hayal kurma! Çünkü bir sigara içimliktir aşk dediğin. Bırak gitsin…

27 Haziran 2010 Pazar

Hayal Arkadaşım'a..

DÜN GECE SENİNLE OLACAĞIMA ASLA İNANMAYACAĞIM MASALSI BİR YOLCULUK YAPTIK BERABER.. İKİMİZİN BİR HAYALİ OLDU. OLMAYAN BİR ÇOBAN KÖPEĞİNİ SEVDİK.. VAROLMAYAN BİR DENİZ KENARINDA OTURDUK.. VAR OLMAYAN AĞAÇLARLA DOLU VAROLMAYAN BİR ORMANDAN GEÇTİK.. YAĞMAYAN BİR YAĞMURDAN KAÇTIK. OLMAYAN YOLLARDA KOŞTUK. ÇAKMAYAN BİR ŞİMŞEKTEN KORKTUK.. VAR OLMAYAN BİR ŞARAP İLE SARHOŞ OLDUK.. KÜÇÜK BİR BALIKÇI KASABASINDA KÜÇÜK BİR EVDE KÜÇÜK BİR YATAKTA UYUDUK..VAR OLMAYAN TENLERİMİZE DOKUNDUK.. SEN BENİM ISLAK OLMAYAN SAÇLARIMI KURUTTUN.. BEN SENİN ISLAK OLMAYAN TİŞORTUNU ÇIKARTTIM.. VAROLMAYAN KALP ÇARPINTILARIMIZ ARASINDA UYUDUK.. GÜNEŞ TAMAMEN DOĞANA KADAR KALABİLECEĞİMİZ BİR HAYAL KURDUK SENİNLE.. GÜNEŞ DOĞMASIN İSTEDİM. VAR OLMAYAN RÜZGARLAR DA ÜŞÜYÜP SANA SIĞINMAK İSTEDİM..VAROLMAYAN BİR BATTANİYEYİ ÇEKİŞTİRMEKTİ EĞLENCELİ OLAN.. GÜNEŞİN DOĞDUĞU AN KAYBOLACAK BİR HAYAL KURDUK BİZ.. İKİMİZ.. ORADA OLDUĞUMUZA İNANDIK..İNANMAK İSTEDİK. SABAH OLDU.. GÜNEŞİN DOĞMASINI İSTEMEDİM BU KEZ.. AMA DOĞDU.. EV BALKABAĞINA, KÖPEĞİM BİR KARINCAYA, SAHİL BİR BARDAK SUYA,YILDIZLAR SOKAK LAMBALARINA,BEN ; CAMDAN KULESİNDE YALNIZ YAŞAYAN YALNIZ BİR KADINA DÖNÜŞTÜM.. SEN GİTTİN.. KEŞKE O TEKNEYE BİNİP SENİNLE VAROLMAYAN AÇIK DENİZLERDEN VAROLMAYAN ÜLKEYE DOĞRU BİR YOLCULUĞA ÇIKSAYDIK.. BÜYÜMEMEK İÇİN.. DAHA FAZLA HAYAL KURABİLMEK İÇİN.. ROMANIN KAPAĞI KAPANMASIN DİYE. BU HASTALIKLI HALİN GEÇMEMESİ İÇİN.. HAYAL İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.. HAYAL ARKADAŞIM..