Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
ask etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ask etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2015 Pazar

El değmemiş çerez kasesi... Yine...






Bir şeyin olmasını ne kadar beklerseniz o anı o kadar çok mükemmelleştirirsiniz zihninizde. Bu bayramı beklemek, bu Almanya'dan gelecek uzaktan kumandalı arabayı beklemek, bu 18 yaşına basmanın hayalini kurmak gibidir... Ne kadar çok beklerseniz o kadar çok hayal kurarsınız. Ve sonunda olduğunda büyük bir hayal kırıklığı sarar sizi… Hiçbir bayramın hayal ettiğim gibi geçmemesi, Almanya'dan gelen uzaktan kumandalı arabanın bozulması, 18. Doğum günümü ağlayarak geçirmem gibi...

Bugün aklıma geldi. Bir anda… Bundan 5 sene önceydi. Bir akşam hiç gitmediğim bir bara düştü yolum. Canım rakı içmek istiyordu. Böyle manasız zamanlarda, saçma sapan yerlerde canım rakı ister benim. O günlerden biriydi… Kalabalığa karışıp, sandalyemde küçüldüğüm an menüyü uzattı bir garson. Gözüm rakı bölümüne gitti. Bir duble rakı istedim. Rakım geldi. Başımı bir tek o an kaldırdım masadan. Bir tek an. Ve onu gördüm. Hırçın kıvırcık saçlarını siyah bir lastikli tokayla hapsetmiş, geniş omuzlarına dar gelen bordo tişörtü içinde gülümseyen o adamı gördüm. O an evrende bir yerlere gizlenmiş olan Eros göz kırptı bana. Ok ve yaya ihtiyacı yoktu. Bazen bir gülümseme de en az Eros’un oku kadar etkilidir. O gün öğrendim. Üzerimde minik beyaz atların olduğu gömleğim, onun prensim olacağına inandırdı beni. İnanmak bedavaydı nasılsa.
O akşamdan sonra oraya hep gittim... Daha çok gittim. Hep onu görmek içindi. 5 koca sene! Taş olsa çatlar bence, ben sabrettim. Şimdi muhteşem bir aşk hikayesi bekleyenler var değil mi? Boşuna gerilim müziği mırıldanmayın. O adam beni, benim onu sevdiğim gibi sevmedi. Aksine dost olduk. Bana kız arkadaşlarını anlattı, ben dinledim. Cesaretimi toplamam için karaciğerime yaptığım alkol birikiminin ibreyi doldurduğu bir gün her şeyi söyledim! Her şeyi. Ciddiyim. Onu nasıl sevdiğimi, ne kadar çok sevdiğimi, ve sevdiğimi… Hep sevdiğimi… Sonra… Yine dost olduk!!! Onun tabiri ile tabi. Ben gene sevdim. Ama susarak sevmeyi bilen her platonik tutkunu gibi sessizce sevdim.

Hala seviyor muyum? Bir şekilde seviyorum. Garip bir hali sevginin bu! Yorgunca, sessizce, herkesten gizlice. Daha çok antep fıstığı gördüğümde seviyorum onu. Saçma. Koskoca çerez kasesinde benim için büyük bir kazı yapıp topladığı, önüme koyduğu (sevdiğim tek çerez ) tüm antep fıstıklarını hatırlıyorum. Onları hatırladığımda onu hep seveceğimi anlıyorum.
Artık antep fıstığı yememem, onun o bardan ayrılmış olması, Eros’un haksız çıkması hiçbir şey ifade etmiyor. Ben Kadıköy’e her adım attığımda minik atları olan gömleğimi giyiyorum düşümde… Ve onun artık kısa olan saçlarına özlemle bakıyorum.
P.S: Bu yazı midesinde kelebekler yerine minik atlar koşan bir kadın tarafından, Adele dinlenilerek yazılmıştır. Ve antep fıstığını çerez kasesine bolca dolduran garsonlara adanmıştır!




30 Kasım 2014 Pazar

Dilek Sigarası....




Pencereden dışarı baktım bugün filmlerde ki gibi. Üzerimde bana en az iki beden büyük gelen salaş kazağım, dağınık toplanmış saçlarım, içinde içmeyi unuttuğum kahvemle fincanım... Bugün yokluğu'm'un bilmem kaçıncı gününü kutladım yalnız! Mucize olmasını beklemek için fazla büyümüşüm sanırım. Bir yerlerde bir hata olmalı. Bunca savaş, bunca karmaşa, bu kaos! Herkesin içinde, derininde bir mucize dileği! Tanrı'dan bu kadar çok şey istemek fazla değil mi ?

Mesela ben, bir şeyler istemeyi bıraktım. Oysa uyumaya vaktim kalmazdı dileklerimi sıralamaktan... Ne zaman vazgeçtim ben 12 yıldır mütemadiyen her yeni  pakette ters çevirip, en son içersem kabul olacağına inandığım dilek sigaramdan! Ben ne zaman bu kadar umutsuz oldum? Peter Pan'ın kayıp dünyasına inanırken mucizelerimden ne zaman vazgeçtim! Sığınağımdan çıkmak hataydı. Biliyorum. Aynı şarkıyı dinlemek her gün, sıradan ama güvenliydi. Kabuğumun altında sıcak ve huzurluydum. Yanlış kararlar, yanlış insanlar... Doğru olan neydi bilmiyorum. Şuan herşey yanlış geliyor. Mevsimlerin değişimi, havanın birden soğuması, senin gitmen, babamın her sene başında grip olması, Cem Adrian'ın bu kadar güzel şarkılar yapması, seni özlemem, kinder'in artık şirin oyuncağı vermemesi... Bunlar sadece bir kaçı... 

Birşeyleri sihirli değneği olan veya olmayan birileri düzeltene dek yatağımın altına saklanacağım sanırım... İstanbul'dan gitme vakti yaklaşıyor... Yatağımın altı; benim çorak topraklarım, benim kasvetli şehrim... Geri dönüyorum...