Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2018 Cumartesi

Bir 'an'





Daha önce sana bu kadar ihtiyaç duymamıştım. Daha önce hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım. Hiç bu kadar korkmamış hiç bu kadar perişan olmamıştım.. Bir şekilde yaşamanın yolunu bulmuştum hep.. Ama şimdi bittim. Bildiğim her yol, her çare çıkmaz sokak. Ah, baharım.. Ah can şenliğim.. Aklım çıkıyor siren seslerinden.. Gece yarısı soluk seslerini dinliyorum.. Hatırlıyor musun ? Bir kez daha buna benzer ama bunun gibi olmayan bir korku yaşamıştım. Karaladığım bir kaç satırdan sonra yazmıştın bana.. Söylememmiştim sana ne kadar iyi geldiğini.. Ama şimdi kimse iyi gelmiyor bana.. Kimseler yetmiyor iyileştirmeye beni.. 

O kadar zamandır uyuyamıyorum ki.. Rüyalarıma gelemiyorsun. En azından orada beni teselli ederdin.. Herkese iyiymiş rolü yapmaktan yoruldum ben. Otomatik yanıtlar vermekten yoruldum. Ben çok yorgunum.. Demokrasi parkında ağaçların arasından yansıyan güneşte gözümü kısmayı özledim.. Dizlerinin rahatsız rahatlığında ki huzuru özledim. Denizin senin yanında daha güzel kokmasını... Çayın her daim tavşan kanı oluşunu özledim. Daha genç ve daha dirayetli halimi özledim. Herşeyi başarabileceğime inandıran o derin gözlerini özledim. 

Ah.. Parmak boğumlarına aşık olduğum.. Benim soğuk, mesafeli ama temiz kalpli sevgilim.. Senden sonra herşeyin tepetaklak gidişini izlemeye mecbur bırakıldım. Sanki hayat birşeylerin öcünü benden almaya karar verdi. Sanki senden vazgeçmemin cezasını sevdiklerimle ödüyorum. Korkuyorum sevgilim. Çok korkuyorum ben. Eskisi gibi gözü kara değilim. Yemin ederim kapı çalışından korkuyorum. Sessizlikten ve gürültüden.. Ve denizin dalgasından.. Korkuyorum herşeyden.. Senden başka kimseye anlatamayacağım şeylerin hergün artmasından korkuyorum.. Aynı kadın olmayışımdan.. Babamın iyileşememesinden, elimden geleni yapamamaktan ve senden vazgeçtim diye onun da benden vazgeçmesinden.. Çok korkuyorum ben.

Keşke göğsüne yaslanıp kalp atışlarını dinleyebileceğim bir 'an' borcu olsa hayatın bana.. Ve denizin en güzel köşesinde bu borcunu ödesen bana.. Keşke bir an olsun korkularımdan, endişelerimden, pervasızlığından hayatın sıyrılabilsem. Bir an dinlenebilse kalbim.. Soluklanabilsem.. Kaldığım yerden devam etmek için güç toplasam..

Keşke hayatın bana bir borcu olsa..

P.S: Bu şarkı tüm korkularını avuçlarında saklayan bir kadın tarafından Sena Şener / Sevmemeliyiz dinlenilerek yazılmıştır. Ümitsizliğe düşen tüm yol arkadaşlarına adanmıştır...


Öz

15 Şubat 2018 Perşembe

Söz




Nasıl çaresiz nasıl umutsuz nasıl kendimden bi haber günler geçirdim. Elime kağıdı kalemi almak zulümdü. Okumadım, yazmadım, yemedim ihtiyacımdan fazlasını,  yemin ederim bir ssatır şarkı bile mırıldanmadım. 

Hayat bazı zamanlar beni en sevdiklerimle sınıyor.. Gene babam.. Gene bir ambulans sireni.. Gene umutsuz bir bekleyiş.. Ah benim içler acısı çaresizliğim.. Ah benim herkesi teselli edipte kendime sarılamayışım! Ah.. Ne kadar korktum.. Ne kadar çekildi içim.. Nasıl bıraktım bir anda yaşamayı.. Nasıl terk ettim hayatı!!!

Babamın prensesim diyişini duyana dek nefes aldım mı cidden ? Hatırlamıyorum. Ve neyi fark ettim biliyor musun ? Babam yoğun bakımda kapıların ardında lanet olasıca kablolar sayesinde yaşamaya çalışırken, çektiğim herşeyin ama herşeyin aslında o kadar da kıymetli olmadığını anladım. Babam bizi bırakıp gidebilirdi. İstediğinden değil. Kalbi ve beyni artık bu dünyayı kaldıramadığından.. Gidebilirdi. Sevgililer gününde çiçek alamazdı bana artık. Her akşam kapıyı açamazdı. Her sabah uyandırmak için didinemezdi. Beni gördüğünde gülümseyemezdi. İstemediğinden değil.. Ama yapamazdı. Uzaklardan izlerdi belki sadece.. Bu kadar ince bi çizgiydi.. Bu kadardı hayat! Zikzak çizmekten vazgeçen bir monitör akışında yaşam aramaktı.. 

Çok şükür, binlerce kez şükür Tanrı bir kez daha izin verdi. Ve ben anneme verdiğim sözü tutabildim. Ben babamı almadan gitmem burdan demiştim, hastane bahçesinde.. Babamı alıp döndüm.. Onun o gür sesi ile inliyor ev gene.. Meraklı bakışları ve huzurlu kokusuyla yaşıyorum çok şükür.

Yani demem o ki ben bu sene 1 yaş almadım ömrümden belki 10 yaş ve büyük birer göz torbaları aldım. Gergin çizgiler.. 

Ben bi başkasının benim kalbimi kırdığı için üzülmeyeceğim bir daha.

Kendime söz verdim.

Ve ben sözlerimi hep tutarım..

P.S: Bu satırlar babasının horlama sesini ninniye benzeten 30 yaşında bir prenses tatafından yazılmıştır. Ve tüm babaların  prenseslerine büyük bir aşkla sarılmaları umuduna inanılmıştır...


Sevgiler

Öz

27 Şubat 2016 Cumartesi

Ve Tanrı kadını yarattı, ama onu kimse korumadı...







Kadınların varlık sebebidir ağlamak! Tercih değil. Kadın olmanın sorumluluklarından biridir gözyaşı dökmek... 
Ve Tanrı kadını yarattı… Erkeğin kaburgasından… Göğüs hizasında sevilsin diye… 
Eşit olsun diye, korunsun diye… 
Buna inanma cüretini gösterenleriniz varsa hala, umarım Tanrı denildiği gibi kadınların gözyaşlarını sayıyordur… 
Zira bu dünyada çözülmeyenlerin diğer dünyada çözülme umudu bir kadını ayakta tutan. 
Bizim bizden, bizim Tanrı’nın adaletinden başka sığınağımız yok…

Bazı adamlar sokakta bira içerken gazeteye sararlar… Bira olduğunu bilmiyormuş gibi yaparız bizde… Oyunlarına uyarız.  O gazeteler kadın cinayetleri ile doludur… O adamlar, biralarını sardıkları gibi gazeteye, günün birinde kadınların cesetlerinin üzerini de sararlar başka cinayet haberleri ile… Aslında acınası olan ölü bir kadının cesedinin üzerine magazin sayfasının denk gelmesi değildir. Asıl trajik olan, o kadının birkaç gün önce bir başka ölü kadına üzülmesidir! Biz, bizi öldüreceklerini bile bile güveniriz bazılarına… Minibüs şoförüne, eski sevgilimize, dayımızın oğluna, babamıza, her gün gördüğümüz öğretmenimize… 

Ölümsüz olduğuna inanır tüm insanlar… Kötü şeyler başkalarının başına gelir. Cesaretimiz ile övünürüz… Dar sokaklardan geçmekten, karanlıkta arkamızda bir ayak sesi duymaktan, minibüste son yolcu olmaktan, biraz kısa eteğimize bakan zihniyeti çirkin insanlardan korkarız… Cesaretimizden duvarlar örer ardında korkudan titreriz… Güvenmeyi seçeriz yinede insanlara, kendimiz gibi biliriz herkesi… Ama aslında evrilemedi insanoğlu… Hayvanlığı atamadık içimizden… Sinmekten, sindirilmekten yorgun düştük… 

Ben şanlısıyım. Ailem var, arkadaşlarım, aklım, gücüm… Ve çantamda biber gazım, yatağımın kenarında bıçağım… Benim ellerim var, ayaklarım… Koşarım… Kaçarım… Bana bir şey yapamazlar!
Aynı cümleleri söyleyen bir sürü kadının mezarı içimizde… 

Ölüyoruz, mütemadiyen... Sevilmek yerine, çiçekler dikmek, yeni kurabiye tarifleri öğrenmek, bir sonra ki baharı görmek, kışlıkları kaldırmak yerine ölüyoruz... Öldürülüyoruz ve kimse bizi önemsemiyor... Bizden başka...

Ölen tüm kadınlarıma...

Sonsuz özürlerimle...

17 Ekim 2015 Cumartesi

Baba... Uyan...



Aç gözlerini Baba! Ben burdayım. Aç! Prensesin geldi bak. Aç gözlerini Baba... Eşek sıpan, gözünün nuru burada. Uyan Babam! Uyan. N'olur beni bırakma!

Geç kaldım bugün! Tek ayak üstünde bekletip, çekmeyecek misin fotoğrafımı? Yeni dövme yaptırdım. Kızmayacak mısın şakadan? Herkeslerden çok sevmeyecek misin beni ? Baba gitme. Gitme nolur! Kurban olurum kal benimle...

İnsanlar azalıyor etrafımda. Bir ben, bir abim, bir de senin kıyafetlerini lazım olur diye koyduğum çantam kaldık! Sen beni görmeden uyuyamazsın. Uyumuyorsun biliyorum. Biliyorum beni bekliyorsun. Almıyorlar yanına. Göstermiyorlar seni. Çıldırmak içten değil. Baba, babam... Kahramanım... Yalvarırım uyan. Kabus gördüğümde beni uyandırdığın gibi. Kabus görüyorum baba uyan! Nolur...

Uçurumlardan düşüyorum her gözümü kapattığımda... Baba korkuyorum. Çok korkuyorum. İçim dökülüyor. İçim eski evimizin duvar kağıtları gibi, sıyrılıyor baba. Duvarların canı acımaz demiştin. İç organlarıma kadar acıyorum.

Bir akşam iş çıkışı bana getirdiğin fıstık yeşili pinokyo bisikletimden ilk düştüğüm günden daha çok acıyor canım.  10 dakikadan fazla küs kaldığımızdan daha çok acıyor canım.

Senin zeki kızına doktorlar anlatıyor seni. Anlamıyorum. Baba anlamıyorum uyan. Uyan. Onlara de ki ben kızımı bırakıp hiç bir yere gitmem! Ben kızımdan ayrılmam de baba. Onlara kız beni senin yanına almıyorlar diye...

Sabah oluyor. Senin sesini duymadan ben bu kadar uzun bir gün geçirmedim daha önce..

Pijamaların kırışmasın diye yastık yapamadım çantamı. Sevmezsin kırışıklığı. Beni nasıl sevdin hiç anlamadım. En kırışık en karışık haliyim ben yaşamın... Ben senin tekne kazıntın. Ben senin 28 yaşında ki küçük prensesin. Ben senin en büyük aşkınım. Dünyaya seni herkeslerden çok sevmek için gönderildim.

Saatin geliyor baba. Biliyorum uyanacaksın birazdan. Güneşle birlikte doğarsın sen her sabah!

Ve sen uyandığında en sevdiğin pijamalarınla seni burada bekliyor olacağım...

Bu hayatta herkesin yalnızca bir baba hakkı vardı... Ve ben babamı soğuk bir hastane odasında bezden bozma bir çarşafın altında üşürken bıraktım!

1 Şubat 2014 Cumartesi

İnsan bazen..!






Ah! Ne yaptın sen..!

Ben uzun yıllar sonra, perdemin kenarını tutup bir çırpıda güneşe çıkamazdım. Bu yüzden elimde toplayarak yavaş yavaş izin verdim güneş ışıklarına. Sen güneştin. Baba gibiydin. Güveniyordum sana. İnsanlar her şeyi yapabilir. Hayatta insanın başına herşey gelebilir. İnsan en derininden yaralanıp, acımadı ki diyerek gülebilir. İnsan koşturmacadan yorulup dinlenebileceği bir adamın gölgesine saklanmak isteyebilir. İnsan bazen yıllarca uğraştığı hayallerini bir çırpıda atabilir. İnsan bazen sadece sevmek isteyebilir...

İnancım kırıldı. Hayata dair. Bu bazı şeylerin geri alınamayacağının kanıtı. Geçen günlerin, harcanan saatlerin, söylenmiş sözlerin. Zamansızlığın. Kırgınlığın... 

Çok kırgınım. Herkesin mutluluğu için delice bir koşturma içindeydim hep. Hayatım boyunca. Başkalarına bakarak bir yapboz gibi, karşımda ki parçaya uyabilmek için şekil değiştirdim. Taviz verdim. Kendimden vazgeçtim. Elime ne geçti?

Kocaman,  devasa kırgınlıklar... Kırdığının farkında olmayan insanlar... Umursamaz haller, tavırlar... Çirkinlik!!! Alabildiğine çirkinlik... Dünya  çok çirkin bir yer. Ve beni güzel olduğuna inandıramayacak artık kimse... Ben son inancımı geçenlerde tükettim sanırım. 

Artık size daha uzak daha farkında gözler ile bakıyorum. Aranızda değilim. Beni kavganıza dahil etmeyin..! Ben minik bir yapboz parçası olmaktan çok daha öteyim artık...