Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

14 Mart 2011 Pazartesi

Parmak izim!



Parmak izimin kayboluş hikayesiydi bu..
Ojemi silerken bir gün parmak izlerimin de çıktığını gördüm bol asetonlu pamuğa..
Bu yüzdendir değdiğim, dokunduğum hiçbir hayatta iz bırakamayışım..
Ve bu yüzdendir, sana kendimi hatırlatamayışım..
Bir zamanlar senindim diyemeyişim..
Ve senin bir zamanlar benim olduğunu hatırlamayışın..
Sözlerininin yokluğunda kelimelerimin defalarca intihar edişi de bu yüzdendir..
Öykülerimin kendini banyoda asışının sebebi de..
En sevdiğim filmlerin mutlu sonla bitmeyişinin..
Ruhumun renk değiştirişini çaresizlikle izlemek zorunda oluşumun da..
Tek sebep iz bırakamayışım..
Senin bana çarpıp gidişin..
Benim kendi yazdığım öyküleri okurken ağlayışım ve her doğum günüm de kendime çaresizce hediye alışım..
Bir sonra ki doğum günüm de kendime bir parmak izi alacağım söz!
Ve bu yüzden intihar etmeyecek artık öykülerim..
Ve ruhum dönmeyecek griye..

7 Mart 2011 Pazartesi

Yuvarlak olan her şeye duyulan nefret!



Ben hangi yolda yürüdüğünü unutan saf aşık..
Senin hangi elinde takılı yüzük diye bakan gizli gizli..
Sen ki yüzüğü kalbine takılı adam..
Nasıl da anlamaz bunu kalbim..
Yüzüğün hangi ele takılı olduğunun ne önemi var?
Ah bir bilsem!
Bir anlasam!
Demir bir halkanın ne denli ayırıcı olduğunu..
Mavi gibi..
Ayırıcı..
Belki ufuk çizgisi gibi..
Tüm kırmızılığım ile gidiyorum şimdi
Senin olmadığın, benim kırmızı olmadığım bir iklime..
Grinin olmadığı bir yere..
Her şeyin köşeli olduğu bir iklime..
Üçgenlere, beşgenlere, dikdörtgenlere gidiyorum…
Kesinlikle halka olmayacak.. Daire de..
Dünya üçgen olacak mesela..
Ve simit dikdörtgen..
Adalar beşgen..
Ama daire olmayacak..
Her şeyin keskin köşeleri olmalı..
Ay ve tüm galaksi beni dinlemeli bu kez..
Köşelerini giyip çıkmalılar gökyüzüne…
Benim için…
Ben de belki unuturum hiç görmez isem..
Yuvarlağın anlamını..

Yuvarlak; bağlayıcılık demektir.
Yuvarlak bağlar..
Üçgen çözer...!

5 Mart 2011 Cumartesi

Alfabe



En çok neyi özlüyorsun deseler gözümü kaparım önce..
Derin bir nefes çekerim sigaramdan..
Uzun süre ciğerlerime ulaşabilmesini ve orada minik bir kara leke oluşturmasını beklerim..
Sonra kalan dumanın ağzımdan çıkmasını beklerim bir küfür gibi..
Sessiz..
Sakin..
Sonra gözlerimi aralarım..
Bir tek ben görürüm..
Onlar görmez..
Bir gece vaktidir..
Zifiridir kalbim;
Sen uyuyorsundur..
Benim elim saçlarını okşuyordur değmeden..
Korkuyorumdur..
Uyanırsın diye..
Kokunu arıyordur burnum..
Nefesin yalıyordur yüzümü..
Sen kıpırtısız bir deniz gibi uyuyorsundur..
Top patlasa uyanmayacak ama ellerimin sıcağı değdiği an gözlerin aralanacaktır!
Sana dokunmaktan korkarak, sana dokunmamak için kendimi tutarak, uyuduğum gecelerden biridir.
Dünyanın en kıymetli varlığına bakıyormuş gibi mucizevi bir inançla doludur gözlerim..
Bilmediğim bir dilin ekseninde mırıldanırken dilim,
Sözler gelir aklıma,
Sana hep uyurken söylediğim,
Senin duymadığın,
Benim bilmediğim;
Seni bu kadar çok sevmedim..
Sadece sana dokunamadığım geceleri sevdim..
Onlar görmez..
Ben hergün yeniden yaşarım..
Ve bu yüzden elim hangi harfe değse;
Adını mırıldanırım..
Tüm harfler adını oluşturur,benim alfabemde..
Ölü bir dildir lehçem..

4 Mart 2011 Cuma

Taş plak..




Her öykünün bir şarkısı olmalı..
Her aşkın..
Her yalnızlığın..
Her varlığın..
Bu yüzdendir ne olacağıma karar verememem..
Şarkımı olmalıyım öykümü bilemedim..
Bu yüzden hiçbirşey olmayı seçtim..
Bir fincan kahvenin yanında iyi sarılmış bir tütün oldum bazen..
Bazen de yazarken ağzımın kenarında unuttuğum sigaranın dumanı oldum..
Bazen sen oldum ama hiç ben olamadım..
Ben kimdim?
Neydim?
Ne işe yarardım bilemedim..
Taştan bir plaktın oysa sen!
Cızırtılı ama net..
Saf, temiz..
Ben bazen gramafon oldum..
Seni duydu kulaklarım..
Bazen gece oldum sesini sakladım derinimde..
Şimdi rüzgar oldum..
Esiyorum çevrende..
Tenine değip, dağılıyorum..
Ağzından doluyorum ciğerlerine..
Sonra bırakınca nefesini, hiç oluyorum..
Ben bazen sen oluyorum!
Sen üşüdüğünde!..

20 Şubat 2011 Pazar

Beyaz ve sen galiba bir de ben!






En çok sana yakışırdı beyaz, bunu sen bile bilmezdin..
Yumuşacık tebessümünün bende yarattığı hissi bilmediğin gibi..
İhtimaller üzerine kurulu bir aşktın sen..
Mesela ben ellerinin hafif sert olduğunu hayal ettim hep.
Dokunduğunda hissettirecek ama acıtmayacak!
Yürüyüşün sık adımlı, aceleci değil ama..
Çayın tek şekerli olmalı ve ekmeğin ucunu seviyor olmalısın..
Maç izlerken heyecanlı,atak ama küfürbaz değil!
Deniz sevmelisin benim gibi..
Ve bir de gazetenin spor sayfasını..
Tenin yumuşak ama gizemliydi benim için..
Kokun uzak ama tanıdık;
Biraz vanilya belki çam..
Sesin ince ama tok olmalıydı..
Konuştuğunda anlamlı bir melodi yayılırcasına..
Dudakların..
Ürkütücü, kırmızıya çalan bir pembe, belki papatya kokuyordur biraz..
Saçmaladım biliyorum ama ben dudaklarının papatya kokma ihtimalinde yüzdüm gecelerce..
Ve gecelerce sana milyarlarca isim içinden isim beğendim..
Senin gerçek olduğuna inanmak ve sana doğru uzun soluklu hayaller kurabilmek için..
Daha derin nefesler alabilmek için..
Ve birgün ihtimallerle dolu dünyamdan gerçek dünyaya doğru yürümeyi başardığımda,
sana seslenebilmek için!
Bir ismin varsa ve ben sana hayal de olsa seslenebiliyorsam,
Sen gerçeksindir..
Gerçek olmalısın..
Öylesin değil mi??

29 Ocak 2011 Cumartesi

Kan

Kanıyorum..
Bu gece uzun zamandır ilk defa delicesine kanıyorum!
Son sargı bezimde kan içinde..
Durduramıyorum
Niye kanadığını bilmediğim yaram acıtıyor beni..

Hülya koşyiğit gibi ayaklarım kıçıma vura vura yatağıma koşup, rimelimi yeni yıkanmış yastık kılıfıma akıtasım var bu gece.. Ve hafızamı sildiresim!Bildiklerimin var olmadığı, yaşadığım acıların yaşanmadığı bir dünyadır, düşüm! Yeni acılar ama birbirine bnezemeyen.. Bunu daha önce de yaşamıştım diye hayıflanmayacağım bir yaşam..
Tüm dileğim, kendime zorla yaşattıklarımın olmadığı bir dünyadır bu gece..

İyi geceler size, dünyanıza..

Çığlık

Çığlıklarımı duyuyorum..
Rüya gibi..
Oradalar..
Dokunuyorum onlara..
Bana gülümseyen çığlıklarım var..
Oh olsun! dercesine..

24




Hiç bitmeyecek gibi bu yolculuk..
Yürüdüğüm tüm yollar aynı..
Aynı taşa 24.kez takılıp düşüyorum..
Aynı sokağa 24. kez giriyorum..
Pastamın mumlarını 24.kez söndürüyorum..
Yaşlanıyorum
Doğumum gibi ölümüm de sihirli..
Tanrı konuşuyor benimle..
Diyor ki;
Benim yolumdan yürü artık..
İnanma.. Güvenme.. Affet ama..
Kırıl.. Kır.. İyi ol ama..
Saygı duy.. Saygı gör.. Sırtını dayama..
Bir yerlerde var olduğunu bilsinler ama dokunamasınlar..
Duymasınlar..
Görmesinler..
Ama isimleri kadar iyi bilsinler seni..
Herşeyleri ol ama aynı zamanda hiçbirşeyleri de..
Kokun olmasın..
Parmakizin olmasın..
Hiç doğmamışsın gibi..
Bitmeyecek bir kovalamaymış hayat..
Kimden kaçtığımı unutacak kadar uzun süredir koştuğum..
Tanrıysa kaçtığım,o içimde..
Bensem kaçtığım, benliğim nerde?
Eğer oysa kaçtığım, o kim??
Derinim yok dalgam yok Bahar!
24.kez okuyorum bana yazdığın satırları..
Bana adadığın cümlerin altını çiziyorum 24. kez..
Üşüyorum bahar!
Seni anıp, üşüyorum..
Üşüyorum ve bahar gelmiyor içime..
Güneşin sıcağına muhtacım bu ayaz saatlerde..
Keşke bir ışık yansa bir yerlerde ve ben gölgem ile yeniden tanışabilsem..
Belki ondan kaçıyorumdur..
Ve bu yüzdendir tüm karanlıklarım..
Yarım kalmak!
Yarım yamalak!
Öyleyim işte..
Bir deniz kenarında ruhum bu gece..
Demli bir çay içiyor..
Bedenim sözcüklerimin arasında boğuluyor..
Ölüm bu olsa gerek..

26 Ocak 2011 Çarşamba

Bit..


Konuşulan kelimeler üzerime yapışmış adeta
Tüm hakaretler, tüm küfürler..
saçlarımdan bit ayıklarcasına ayıklıyorum sözcüklerini..
Tek tek!
Ne ilacı var ne çözümü..
Her kırdığım kelimenin ardından yenisi dolanıyor parmaklarımın ucuna,
Sonu yokmuş gibi..
Hiç bitmeyecekmiş gibi..
Tırnak aralarıma sinmiş cümlelerini fırçalıyorum şimdi.
Serçe parmağımdan yükselen fısıltıya kulak asmadan;
Seni seviyorum!

16 Ocak 2011 Pazar

Kıyamet!

Tüm sözcüklerinin bittiğini hissedersin ya işte tam o naktadayım.
Cennet mi cehennem mi bilemedim.
Nerdeyim?

Bir bakkalın kelimeleri tükenirse ölür mü?
Ya da bir muhasebecinin?
Bir grafikerin?
Ben ölüyorum.

Kelimelerimin yokluğuna ne kadar daha dayanabilir, kalbim?
Sağır bir müzisyen,
kör bir ressam,
kolları olmayan bir heykeltraş,
dilsiz bir şarkıcı,
telsiz bir gitar,
tuşları olmayan bir daktiloyum şimdi..
Ne görebiliyorum,
ne duyabiliyorum,
ne tutabiliyorum,
ne söyleyebiliyorum,
ne çalabiliyorum,
ne de yazabiliyorum..

Dünyanın sonu için yazılan milyonlarca senaryo ve kehanetten hiçbirine benzemiyor bu son!

Çoğunluğa mı uymalıyım acaba?
Dev dalgaları mı beklemeliyim?
Yoksa kalemimin mürekkebi bitti diye bitirmeli miyim adsız yolculuğumu??
Karar zamanı şimdi...

Yıllarca kalemimle kazdığım çukur ruhumla aynı boyutta şimdi.
İçine girsem, dev dalgalar örter mi üzerimi?
Ya da milyarlarca harf ve noktalama işareti gökten düşer mi üzerime,ben üşümeyeyim diye?