Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

18 Nisan 2011 Pazartesi

Ahh

Bir tek bunu söyleyebildim.. Çünkü bu kez fena acıdı.. Kabuk bağlamamış meğer. Üzgünüm. Ogun davranamadım. Cümlelerimin ardına saklanıp ağlıyorum yine.. Sana söyleyemediğim sözlerimi yazıyorum. Dinle çocuk! Bunlar senin anıların aslında;

****
Gerçekliğini sorgulamak için kendimi çimdiklemek zorunda kalmıştım.
Öyle güzel bir şey, bana gülümseyebilir miydi?
Gülümsedi..
İçimde ağlama hissi uyandırdın!
Yağmur yağıyordu ve ıslanmış saçlarını sağa sola savuruyordun.
Ben sana bakıyordum.
Gözlerini kısmış, görmeye çalışıyordun!
Üstüme alındım..
Gülümsedim yarım dudak..
Utana sıkıla..
Bu adam dedim, benim olsa keşke.. Benimle olsa.. Ona ait bir yaşam kursam..
Bende bağlanma hissi uyandırdın sen..
Bağlandım..
Sonra gittin..
Her şey gitti..
Sonbahar, İlkbahar, Yaz, Kış..
Mevsimsiz kaldım..
Ne yapraklarımı dökebildim ne de güneş açabildim..
Kendimden kaçtım.. Yalnızlığıma sarıldım..
Ahh çocuk
Sen beni benden aldın, kimlere verdin!

Nasır..

Yanılmışım!
Şaşırmadım.. Her zaman diliminde bir hatam var zaten.
Benimle birlikte büyüyen hatalarım ve seçtiğim sonu olmayan yollar..
Uzayan sessizlikler..
Büyüyen yıkımlar..
Anlık mutluluklar..
Beni tanımayan adamlardan doğurduğum nurtopu yalnızlıklar..
Beni anlamayanlar..
Hepiniz haklısınız!
Artık benimde nasırlarım var..
Yürümeme engel..
Ayakkabıma değdikçe acıyan..
Gerçek nasırlarım var..
Dünlerim var..
Geçmişlerim var..
Geçemeyenlerim var..
Dinlemeyin beni..
Bende yazmayayım artık..
Hepimize yazık..

Benim kadar yorulmadınız mı sizde?
Tek yorgun ben miyim??

9 Nisan 2011 Cumartesi

Her savaş kazanılmaz elbet!

*****
Acımıyor artık, kanamıyor da.
Bu yüzden varlığını unutuyorum galiba.
Ya da yokluğunu..
Yenilerim oluyor. Yeni bir sürü şey’im!
Açgözlü olmayı öğreniyorum yokluğunda..
Herşey benim olsun istiyorum.
Sadece benim..
Hep benim..
Paylaşamıyorum kimseyle..
Acımı bile..
Gülüyorum sadece..
Yokluğun da bencilliği öğrendim.
İnsanları dinlemiyorum artık. Duymuyorum. Anlamıyorum.
Hayatıma bulaşmalarına izin vermiyorum.
Kimsenin hayatına bulaşmıyorum..
Beni görüyorlar ama yaşayamıyorlar.
Duyuyorlar ama anlamıyorlar.
Onlardan cümlelerimi saklıyorum.
Utancımı.. Sevincimi.. Anılarımı..
Nelerden hoşlanırsın diyorlar, susuyorum..
Seni özlemekten hoşlandığımı bilmesinler istiyorum.

*****
Kaybettim..
Kabul ettim artık.
Her savaş kazanılmaz elbet..
Ara sıra kaybetmek lazım..
Kaybetmeli insan yeniden başlayabilmek için..
Kalbimi çöle çevirmeden önce..
Gururu en derine gömmeden önce..
Kalenin arka kapısından kaçmayı bilmeli..
Her sıradan ölümlü gibi..

Aynanın sırrı dökülmeden gitmeliydim..
Üzgünüm..

2 Nisan 2011 Cumartesi

Akşam yemeği..

Tam da gidesim gelmiş birilerinden, bir şeylerden.. Kulağıma Nazan Öncel'in sesi fısıldıyor.. "Bu hava da gidilmez" diyor.. Valizimi kalbimin içine saklıyorum yine. Hayallerimi portmantoya asıyorum.. Önlüğümü giyiyorum sonra, mutfakta yapması zor, yemesi kolay bir yemek pişiriyorum. Az geliyor gözüme bir çeşit zeytinyağlı yapıyorum. Soğusun diye borcama koyuyorum. Pilav demleniyor. Ben demleniyorum. Üstüm başım yemek kokmuş. Karnım, yemeden doymuş.. Tatlı mı yapsam diyorum. Hamaratlığımın son demlerin de.. Sonra aklıma geliyor, tatlı yapmayı bilmediğim.. Utanıyorum..
Salata yapmaya karar veriyorum. Malzemeleri bir bir çıkartıp tezgahın üzerine diziyorum. Yıkıyorum sonra. Soğanı soyup ince ince kıymaya başlıyorum.. Hepsi aynı kalınlıkta. Ne büyük başarı! Terbiyelemek lazım soğanı diyorum içimden, birileri duysa gülecek gibi.. Sonra tuzla ovuyorum, yıkıyorum. Artık zararsızlar. Domatesleri soyup, kesiyorum. Onları da tuzla ovmak geliyor içimden, sessizce gülüyorum kendime.. Soğanlar ile domatesleri bir birine karıştırıyorum. Sosunu hazırlıyorum sonra.
Sonra Nazan Öncel'in şarkısının bittiğini fark ediyorum. Kalbim kadar kırmızı önlüğümü çıkarıp asıyorum yerine. Yemeklerin altını söndürüyorum. Mektup bırakacak kadar cesur değilim. Kalbimden valizimi çıkarıyorum. Portmantodan hayallerimi alıp giyiyorum üzerime.. Çatıya çıkıyorum. Gözlerimi bağlayıp bırakıyorum kendimi boşluğa.. Yokuş aşağı iner gibi, ilk kez aşık olmuş gibi.. Karnımda kelebekler uçuşuyor. Bir de elleri titriyor insanın, ilk kez onun adını yazdığım anda ki gibi..
Sonsuzluk kadar uzun ve keyifli bir andan sonra sert bir zeminin soğukluğu ile yüzleşiyorum. Ilık aynı zamanda da.. İnsanların sadece ayaklarını görüyorum.. Beni ne zaman fark edecekler acaba diyorum. Güleceğim, olmuyor.. Gülmüyorum bende.. İnsanlar telaş içinde.. Aklıma akşam yemeği geliyor. Keşke diyorum içimden, keşke bir de tatlı yapsaydım.. Neyse artık.. O da eksik olsun!..

1 Nisan 2011 Cuma

küfür

Ne pişkin bi hatun oldum ki ben,
Ayaklarının altına kapanmadığım kaldı birtek!
Senin de bir tek siktir git demediğin..

Sen yorulma ben yeterince küfrettim, kendime..

25 Mart 2011 Cuma

Siktir Git Be Adam!

Milyarlarca kez dinleyebilirdim senin sesinden,
Hiçbir zaman tamamını ezberleyemeyeceğim o şarkıyı..
Sadece dudaklarımı kıpırdatarak eşlik edebilirdim..
Söylemeden, utanarak..
Her seferinde ilk kez duymuşum gibi heyecanlanarak..
Anılarına siktiri çekmeme az kaldı, adam..
Çok az kaldı senin adına yazmayı bırakmaya..

Ve inan hiç acımayacak bu kez ruhum..
Sadece ara sıra dalga sesleri gibi bir şarkı mırıldanacak sahilinde bedenimin..
Belki bir iki damla gözyaşı..
Hepsi bu..

Sonra bulutsuz az mavi bir gökyüzü gibi kalacak anın..
Her anı ayrı ayrı unutunca..

hiç

Tütünün kibritin alevi ile yanışında çıkardığı o iç acıtan çıtırtıyı bugün içimde bir yerlerde duyumsadım..
Galiba unutmamışım..
Keşke sigarayı bıraksaydım..

*Dopamin

Şuan ki halimin fotoğrafını çekebilmek isterdim..
Çarşafım, yastığım, yorganım kadar mor olan pijamamla oturmuş gecenin yarısında starsailor dinleyip gülümsüyorum..
Gözünüzde canlandı mı?
Belki biraz eksikler vardır.
Dizlerim karnıma yakın, ortada bilgisayar..
Ayaklarım birbirine bakıyor.
Tv açık ama ne oynuyor bilmiyorum.
Solo atıyor gitarist, birkez daha gülümsüyorum..
Gökyüzü az da olsa görünüyor alabildiğine mor..
Mor beni gülümsetiyor.
Tv reklamlara giriyor.
Bacağım uyuştuğu için bağdaş kuruyorum..
Şarkı bitiyor.
Ben yine gülümsüyorum..



* Dopamin; müzik dinlerken artan hormon..

48

Delilik bu..
Deliliğin raporlanmamış hali..
Kulağımda sürekli çınlayan tuş sesleri..
Bir daktilonun mürekkebini beyaz kağıda bulayışını duyuyorum..
Parmak uçlarım acıyor ama yazmıyorum.
Sadece duyumsuyorum..
İçimde..
Korkuyorum çok..
Ölmekten değil.. Veya yaşamaktan!
Korktuğum o gün gelince; yani ölünce bana dünyada ne yaptın diyecekler..
Yazdım diyeceğim..
Gülecekler diye korkuyorum..
Bir filazof kadar yalnızdır, yazarlar..
Onların cevabı düşündüm olacak benimse yazdım..
Kim okudu, kim anladı?
Sen yazdın diye ne değişti?
Cevabım yok..
Sadece milyarlarca kilometre ötede ki ruhdaşımla aynı anda parmaklarımın değdiğini hissetmek klavyeye..
Ve onunla aynı anda gecenin sessizliğini yırtan basit cümleler kurma hevesiydi yaşamım..
Hepsi bu kadar..
Ben galiba amaca uygun yaşayamadım!!!

16 Mart 2011 Çarşamba

Dünyayı kurtaramadım..

Neyin kavgasını veriyorum içimde hala bilmiyorum
Kabullenmek ne büyük erdemmiş oysa!
Bir öğrenebilsem..
Neyi bekliyorum bilmiyorum..
Aslında kendime bunu kabul ettiremiyorum..
Birinin çıkıp omuzlarımdan tutup delice sarsarak bana ; Dünyayı kurtaramazsın(!) demesi gerek!
Dünyayı kurtaramazsın..
Tüm insanları kurtaramazsın..
Onların kalplerini iyileştiremezsin..
Onları kazandıramazsın dünyaya..
Sen basit bir insansın..
Ben basit bir insanım..
Dünyada basit bir yer kaplayan ve sözcükleri bir gün bir avuç toprak altında çürüyecek!
Bu kavganın bitmesi gerek!
En zoru bir insanın kendisi ile yaptığı kavgaymış meğer..
Vazgeçemiyorsun kendinden..
Kaçmaya çalıştıkça ruhun, organlarına çarpıp kalbini acıtıyor!,
Saklanamıyorsun, eliyle koymuş gibi buluyor seni..
Kulaklarını tıkayamıyorsun..
Duyumsuyorsun onu!
Bedenimden kurtaramayacağım ruhumu ve hiçbir insanı iyileştiremeyeceğim..
Ve galiba dünyayı kurtaramayacağım ..!
Üzgünüm…