Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

6 Ekim 2012 Cumartesi

Umudum...








Umudum camdan dışarı bakan yasaklı bir çocuğun gözlerindeydi..
O denli istekli o denli karamsar...
Sarsmak gerekirdi ara sıra kendine gelsin diye...


Sezen dinlemek gibiydi;
Bazen acı verici bazen heyecanlı.
Bazen kırılgan...

İşten eve dönen memur bir baba gibiydi;
Ay sonu nasıl gelecek diye hesaplayan.
Mağdur ve mağrur...

Anne gibiydi;
En iyisini hayal eden ama söylemeye çekinen.
Kırgın ama şevkatli...

Gizli bir aşk gibiydi;
Duyulmaktan korkan, saklanan.
İçine kapanık... 

Umudum dilek fenerleri gibiydi,
Önce gökyüzünde usul usul süzülen.
Sonra denize düşen...

Mutluluğun resmini çizebilmek, aşkın kimyasını çözebilmek, Tanrı parçacığı bulabilmek gibiydi...

 





30 Eylül 2012 Pazar

Kısa ve Öz

      


       


        Biliyorum sıradan olmadım hiç...Renklerim oldu hep.Belli bir tipim yoktu..Çoğunluğa karışmadım.Amerikan dizilerini izlerip komedi filmlerinde ağladım.Tüm insanları sevdim.Hepsinde güzel birşeyler gördüm.Kız-kadın ayrımı yapmadım. Benim için kadın ve erkek vardı.Homofobik olmadım hiç.Saygı duymayı bildim.Yağmur yağınca şemsiyemi kapatıp, karı parmakuçlarımda tutmaya çalıştım.Güneşten korunmak için güneşgözlüğü takmadım çıplak gözle baktım güneşe hep.İnsanlara baktığım gibi.Herhangi bir etiket eklemeden, dümdüz.Herşeyi sevdim.Affettim.

       Bir sürü şey denedim. Şarkı söyledim, gitar çaldım, öykü yazdım, kıyafet tasarladım,spor yaptım. Barlarda, kafelerde,sokaklarda, otobüslerde insanları izledim. Hayatlarını topladım. Onları yazdım. Kendimi yazdım. Çaput bağladım dilek ağaçlarına. En az sizin kadar inandım falcılara. Ama önce Tanrı'ya...

        Bir sürü film izledim, kitap okudum. Anladım. Anlamadığımı farkettiğimde öğrenmeye çalıştım.Kıskandım ama sapıtmadım. Hep çok konuştum anlatacaklarım vardı çünkü. Birirktirdiklerim. Kızmazdım kolay kolay sadece canım çok acıdığında... O zaman da küfretmez, duvar olur görmezdim.Ben düz biriydim işte.

       Hayata iz bırakmaya çalışan eli ekmek değil kalem tutan biri.

      Senin gibi... Hatırlatmak istedim...

Gibi

 Oysa ne kadar da masumdu hayallerimiz, karakalem çizilmiş bir resim gibi.



Acı veriyor yokluğun, tanıdık bir acı değil ama bu,
Öncekilere benzemiyor hiç.
Böyle, böyle sanki arkamı dönsem seni görecekmişim gibi.
Yoo daha çok senin cenazendeymişim gibi aslında...
Böyle çaresiz, umutsuz bir acı.
Elimin kolumun bağlı olduğu bir acı.
Sanki seni bir daha hiçbir şekilde, hiçbir zaman diliminde göremeyecekmişim gibi.
Boşluk gibi.
En sevdiğim oyuncağım kırılmış gibi.
Mutluluğun resmini çizmem istenmiş de çizememişim gibi.
En sevdiğim yazar yazmaktan vazgeçmiş gibi.
Anılarım silinmiş gibi.
Annem terk etmiş gibi.  


Ahhh... Tarif edemiyorum ki.
Keşke içimi açsam, açsam da görebilsen.
Yokluğun naftalin kokusu gibi.
Sevmediğimi bilirsin oysa.
Ben, sen olsam sırf bu yüzden gitmezdim.

Şimdi gözlerini kapat sevdiğim,
Karakalem bir resmimi çiz gözkapaklarına.







18 Ağustos 2012 Cumartesi

Utanmasam masal diyeceğim...


         




 Onu yazmak, Büyülü ama acı verici….


             Aslında her şey Oz  Büyücüsünün şatosuna yol alırken başlamıştı. Ben umut istiyordum o ise unutamayacağı rüyalar. Yolda özgürlük  arayan bir dost edindik. Ve gelecek arayan bir kız. Şato uzaktı. Yorulduk. Yorgunduk… Gelecek arayan kız ve özgürlüğü düşleyen çocuk birbirlerine aşık oldular. Ve tabi ki bu öyküyü yazmamamın nedeni olan rüya isteyen çocukla umut isteyen ben de sevgili olduk. Yürüyemedik ama beraber. Farklı yollardan devam ettik. Ben şatoya ulaştım. Ve beklemeye başladım. Ama orman çok karanlıktı ve onlar yıldızlara bakmaktan korkuyorlardı. Bu yüzden yollarını bulamıyorlardı. Belki kaç kez geçtiler şatonun önünden. Umudumu kaybetmeden bekledim, gelmediler. Bu satırları şatomdan yazıyorum. Artık Gel’in…

P.S: Bir yolculuğun en güzel yanı, bir deste kağıdının ve bir tükenmeyen kaleminin olmasıdır.

                                                                                                           11.10.2010    Ö.Ç

Eskilerden...


         



 
        Kalmayacak mısın dedi? Kalabilirmişim gibi… Onun soluduğu hava beni nasıl da tüketiyordu. Bilmiyordu. Hayır dedim; kısık, ürkek, benden beklenmeyecek bir ses ile… Hayır! Kalmayacağım… 

       Bir duraktı orası ne zaman biteceğini bilmediğim yolculuğumun bir geçiş noktası. Kalamayacağım, konaklayamayacağım bir han. Bir yol üstü lokantası damağımda kekremsi bir tat bırakan… Ve bu yüzden çikolatanın tadını alamadığım, şekerden vazgeçmemi sağlayan…

     Anlıyordum onu. Anlamak istemesem de. Her hücrem onun adını sayıklarken ve nabzım her atışında adını hecelerken… Onu unutmak zorunda kalmak… Karnımı doyuramadan sofradan kalkmak, sigaramı yakacağım son kibriti rüzgara karşı tutmak, mum ışığında hiç ısınmayan her daim kırmızı ellerimi ısıtmaya çalışmak gibiydi… Beceriksizdim. Başaramadım…

     Yapabildiğim tek şey yazmaktı. O bunları mucizevi bir şekilde okuyup bana artık Dur! Diyene dek. 


                                                                                                       11.10.2010     Ö.Ç

23 Temmuz 2012 Pazartesi

YANSIMA!


                   
                      
HAYALLER KURMAMALI İNSAN
BAŞKA ŞEHİRLERDE BAŞKA HAYATLAR ARAMAMALI...
HERŞEYİN GÜZEL OLACAĞINA İNANIP YOLA ÇIKMAMALI...
BİLMELİ....
HER İNSAN, HER ŞEHİR, ,HER KAÇIŞ AYNIDIR ASLINDA.
BIKTIĞIN GERİDE KALDIĞINA İNANDIĞIN HERŞEY, GİTTİĞİN O YENİ ŞEHİRDE ÇIKAR KARŞINA..
ANLARSIN Kİ YENİ BİR ŞEHİRDE, YENİ BİR HAYAT YOKTUR.
HER ŞEHİR, HER HAYAT SENİN YAŞADIĞININ BİR YANSIMASIDIR...


14/10/2007-- Özlem Çelik

Git

Bırak beni bana Git!
Vazgeç, terket...
Bir ayrılığa ne yakışıyorsa onu yap!
Ayrılık sözcükleri türet.
Yalan dolan yollara sap!
Yarala beni, canımı acıt.
Sözler söyle ruhumu kanatıp...
Yüreğimi parçalayan yeminler et.
Yalanları sevdaya bulayıp.
Acıt ruhumu iliklerime kadar sen dolayım..
Acıt ki mabedimde yok olayım...


18/10/2007- Özlem Çelik

61

Tutamadım şöyle gerçek bir aşkın ellerinden;
Yanından geçtim çoğu zaman, çevresinde dolaştım..
Kalbimin en iç, en dip köşelerinde hissettim,
Çekilecek tüm acıları çektim,

Ama tutamadım ellerinden...


05/09/2006- Özlem Çelik

62

Zamana döküyorum ayrılığı
Her güne bir parça sen ekliyorum!
Böyle daha çabuk aydınlatırım karanlığı,
İçimin kabuk bağlamasına zaman tanıyorum..

Seni bir günde unutamam biliyorum,
Kalbimin her atışında seni hatırlıyorum.
Ekiyorum umudu santim santim,
Filiz versin diye bekliyorum..

Benden hiçbir zaman duyamayacağın,
Sözler söylüyorum,farkındayım.
Bu konuşan ben değilim, kalbim
Acınla yastayım! Ruhumu toprağa ekeceğim, Nadastayım..

14.01.2008 / Özlem Çelik

22 Mayıs 2012 Salı

Bedenimde kimliği belirsiz bir yara izisin sen..




Bedenimde kimliği belirsiz bir yara izisin sen..
Nereden bulaştın..
Ne zaman seni kaşıdım da kanadın?
Hangi ara kabuk bağladın?

Derimin üzerinde lekesin sen..
Kazımaya çalıştıkça daha çok belirginleşen..
Hangi ilaç alır seni, hangisi söker benden?
Ne yapsam gidersin tenimden?

Bedenimde kimliği belirsiz bir yara izisin sen..
Dost değilsin.. Aşk değilsin.. Açlık değilsin..
Nasıl da herşeyimsin?
Ne desem beni azad edersin?