Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
27 Mayıs 2011 Cuma
El değmemiş çerez kasesi..
Aynı kelimeyi defalarca yazma isteğine engel olamadığım bir saçmalık halindeyim. Bildiğim tek dilde, tüm yazım tekniklerini kullanarak onun adını yazmak istiyorum. Birileri beni durdurmalı.
Seni özlüyorum.
Doğru sözcükler neydi acaba?
Hangi sözle başlamalıydım konuşmaya?
Merhaba? Yoo olmaz bu çok sıradan..
Selam.. Olmaz!
......
Saçmalıyorum. Direk söze başlasam;
Seni tam 6 gün 18 saat 14 dakika 53 saniyedir görmüyorum. Korkutucu ama gerçek.. Seni son gördüğümden bu yana grip oldum. Kendime acıdım. Kendimle kavga ettim.. Hayatın anlamını sorguladım. Mutluluğun resmini çizemedim. Nefes almakta zorlandım. Bi kaç sayfa gazete okudum. Ülkede önemli şeyler de oldu. Bomba patladı Etiler’de.. Birkaç insan yaralandı. İzlanda da ki bilmem ne yanardağı 190 yıl sonra faaliyete geçti. Fenerbahçe şampiyon oldu. Sırp kasabı yakalandı. Amerika’da hortum oldu. 6 film 41 video saçma sapan bir sürü kadın programı izledim. Yaklaşık 80 küsür şarkı dinleyip her birinde seni hatırlattım kendime.. Annemin çiçeklerini suladım. Camın kenarına oturan bir karga ile birbirimizi inceledik.. Onun evcil hayvanım olmasını istedim. Elimi kestim domates rendelerken. Yemeğe tuz yerine şeker attım.. Kocamı seveceğime dair tuhaf bir sohbet yaptı yemeğimi tadanlar.. Ben sustum. Şimdi burdayım. Beni henüz görmedin. Bara yaslanmış sipariş alıyorsun.. Ben merdivenlerden yavaşça çıkıyorum tek başıma. En kuytu masaya yerleşiyorum. Nasılsa benim geldiğimi haber verecekler sana. Nasılsa beni göreceksin. Gülümseyeceğim sana.. Bir bira getireceksin bana. Sonra içinde antep fıstığı bol olan bir kase el değmemiş çerez getireceksin. Bende içimden konuşacağım seninle; filmlerde ki gibi.. Sen duymayacaksın.. Boşalan bardağa gidecek gözlerin.. Tazeleyeyim mi diyeceksin.. Evet diyeceğim.. Uzun zamandır neden olmadığımı soracaksın. Yoğundum diyeceğim sadece.. Sen beni özle diye çırpındım da diyemeyeceğim.. İçimden konuşacağım sadece..
Kadın; Aaa duyuyor musun?
Adam; Neyi?
Kadın; Zaz çalıyor.. Çok severim ben bu şarkıyı…
Adam; Bende..
Kadın; …. (Bu iyi bir başlangıç olsa gerek..)
Adam; Bir daha bu kadar uzun süre kaybolma ortalıktan olur mu?
Kadın; (Yupppiiii sevinç çığlıkları) Tamam..
Adam; Bir bira daha ?
Kadın; Olur:)(beni özlemiş:))
21 Mayıs 2011 Cumartesi
Rüya
Ellerim titriyordu. O söz nasıl çıkmıştı ağzımdan? Yerin dibine geçmek istediğim o olağan zamanlardan biriydi..
_Sana aşığım!! dedim.
Bana baktı.. Ona öyle sesleneceğimi bilir gibi.. Önce durdu. Sonra bana döndü gülümseyerek.
_Efendim dedi..
Şaşırdım.. Belki de yerin dibine geçmemeliydim. Bu kez doğru zamanda saçmalamıştım. Benim hayatım olmasını istiyordum o da istiyordu. Saniyeler boyunca baktık birbirimize.. Sonra ben birama gömüldüm. Ellerim titreyerek bir sigara çıkarttım paketten. İlk kez içiyormuşum gibi dudağıma usulca yerleştirdim. Sonra çakmağı yaktım. Yüzümü yalayıp geçti bir alev. Aydınlandım. Sigaramın ucu yandı. Onu hissettim yakınımda.. Gülümsedim.. Başımı çevirdim, oradaydı. Yanıbaşımda. Omuzumu tutuyordu görünüşte. Aslında parmakları kalbime değiyor ve kalbim gıdıklanıyordu.
_Gözlerinde tuhaf bir tavır vardı. Sanki bana çok gelirsin sen diyordu. Ben kanatırım seni.. Haklısın; tüm erkekler aynı işte. Bırak bana bulaşma.. Ben yarı yolda bırakırım. Duyarsızım. Umursamazım. Tanışma günümüzü hatırlamam. Seni ilk öptüğüm günü hatırlamam. Ayrılırsak seni görmem. Geri dönmem. Kalbini kırarım, seni acıtırım. Bırak bu kez biranı yarım. Kalk, git!
Ona bakıyordum; Acıtma beni. Yerim kalmadı kaçacak. İçim sana çağlayan bir nehir gibi. Daha ne kadar tutabilirim. Daha ne kadar tutabilirim kendimi.. Yeniden başlamaya ihtiyacım var. Uzun zamandır nadastayım.. Artık bende başaklarımı vermeliyim. Durdurma beni.. Bırakta seveyim seni..
_Bana daha fazla bakma.. Yoksa herkesin yanında tutup kaldıracağım seni kolundan.. Koşarak çıkacağım bu lanet bardan.. Uçan halıma bineceğiz beraber.. Evlerin üstünden geçeceğiz.. Sokaklardan.. Şehirlerden.. Senin uykun gelecek.. Evine yatağına bırakacağım seni -ki çocuklarına benim masalımı anlatabilesin.. Sadece bir rüya gibi kalacak zihninde.. Hiç olmamışım gibi.. İyi geceler güzel kadın! Uyandığında yeni bir rüyan olacak tabirini bulamayacağın..
İyi geceler kadın..
15 Mayıs 2011 Pazar
Yasak kelime; Aşk!
Sözcüklerin kifayetsiz kaldığı bir gece yarısıydı.Kendimi mutfağın soğuk zemininde çıplak ağlarken bulmuştum.Yüzükoyun yatmışım. Ocakta kaynayan bir suyun çıkardığı tuhaf fokurtudan başka bir ses yok gibi. Sanki tüm dünya susmuş. Susmuş ve benim söyleyeceklerimi dinlemek istiyor. Ben dünyadan daha da suskunum. Neden çıplak olduğumu bulamıyorum, hatırlamıyorum. O su ne zamandır kaynıyor bilmiyorum. Böyle zamanlarda insan hep mi ölmek ister acaba? Yani şuan ölsem ve tüm bedenim minik parçalara bölünse.. Hiç olmamışım gibi.. Hiçkimse acı çekmese yokluğumda.. Cenazem kalkmasa.. Ruhum gökyüzüne yükselmese.. Beyaz ışığı görmesem. Bana sorular sormasalar..
Hatırlıyorum.. Neden yerde yattığımı.. Aynada kendime bakıyordum. Aşık olmuşum yine.. Ve tabi ki başarısız.. O gitmiş.. Hiç gelmemiş gibi. Ya da ben gittiğine inandırmışım kendimi.. Hava soğuk. Severim soğuğu. Ama soğuk havalarda hep birileri gider benden. Daha ılıman iklimlere.
Bindiğim taksi, onun dur deyişleri.. Kimin gittiğinin belli olmadığı veda.. Çantamda anahtarımı arayışım, Şöförün bana mendil uzatışı.. Onun kollarını birbirine düğümlemiş, sokak lambası altında parlayan teni.. Benim gözyaşlarım. Onun olmaz deyişleri. Suskunluğu..Benden bekledikleri. Benim veremediklerim.. Onun başkasına gidişi, benden gitmediğini söyleyişleri.. İhtiyaçları.. Şöförün yol bulma çabaları.. Meraklı bakışları..Evin önünde ki fren sesi. Benim koşarak merdivenlerden çıkmam. Yediğim herşeyin vücudumu terkedişi.. Banyoda geçirdiğim vasat zaman.. Mutfağa kahve yapmaya gidişim.. Gözlerimin önünde ki sureti..
Sözcüklerim yurdunu kaybetmiş gibi.. Nereye gideceklerini ne anlam vermeleri gerektiğini unutmuşlar. Ben kahve içecektim en son. Sonra, sonra onun gözkapaklarıma yerleşen lanet gülümsemesi geldi aklıma.. Geceliğimi sıyırdım. Halıyı kaldırdım. Üşümeliydim. Yere uzandım.
Kendime kızıyorum çoğu zaman. Daha farklı bir hayat seçmediğim için. Önyargılarımı bir kenara koyup ta yeniden başlamadığım için. Bu kadar çok sevdiğim için insanları, yaşamayı.. Ölemiyorum bile.. Her gidenle eksiliyorum sadece.. Onursuzca bir ölüm şekli benimkisi.. Birilerinin beni öldürmesini bekliyorum, korkakça..
10 Mayıs 2011 Salı
Giriş
Elleri nasıl da sertti. Ellerim örselendi adeta..
Ama nasıl da içten nasıl da samimiydi parmak uçları..
Güven bana diyordu her dokunuşu..
Ben aydınlığım..
Geleceğim ben..
Yenilenmen, yaşlanmaman demek tenim..
Bana inan..
Tanrı ile köprüyüm aranda..
Bekleyişin bitti..
Geldim.. Atsız arabasız..
Ama geldim..
Burdayım diyor gözlerin..
Kısık ateşte sesin..
İçime umut serpiştiriyorsun..
Yapma diyemiyorum..
Durduramıyorum kendimi..
Bıraksam koşacak sana çizgili pijamaları ile kalbim..
Kollarının ucu gözyaşı lekesi..
Koşacak kalbim..
Durdurmazsam eğer..
Gel diyor gözlerin..
Bakmayayım diyorum, olmuyor..
Ya sustur gözlerini ya da bana bırak kendini..
.....
Ben "...." dedi..
Aydınlandı yüzüm..
Adımı söyledim..
Adımın bir anlamı olduğunu farkettim..
.....
29 Nisan 2011 Cuma
Sade'ce..
"Gözlerimi kapatmışım böyle, seni görüyorum karşımda..
Orda değilsin aslında hiçbiryerde değilsin.."
……
Soramıyorum kimseye seni,
Nasıl acıyor ellerim..
Dokunamıyorum kendime..
Acıyor kelimelerim..
……
Gizlice yazıldığı ayan beyan açık bir dizeydi.. Ellerim titremiş olmalı yazarken ve muhtemelen bir elimi siper yapmışım, kimse görmesin diye.. Çizgileri tutturamayışımdan belli. Oysa çizgisiz kağıda bile muntazam yazabilmem ile övünürdüm hep. Tarih atmayı unutmuşum.. Hatırlamak istememişim belki de.. Her şey silinip gitsin istemişim..
Senden gittiğim o gün!
Issız sokaklar arasında kaybolmaya çalışmalarım..
Senin o umursamaz tavrın, o lanet kitaba dalışın..
Benim sayfalar arasında kayboluşum..
Yerinden kalkmayışın.. Bana son kez bakmayışın..
Sanki bakkala ekmek almaya gidiyormuşum gibi..
Sana bir kez daha dönmemek için nasıl savaştım içimde.. Tüm limanlarımı yıktım.. Tüm gemilerimi yaktım.. Gülümseyişini sildim hafızamdan.. Daha çok okudum.. Daha çok yazdım.. Daha çok kırmızıya boyandım.. Senin deri ceketini ve ıslandığında daha çok yakışan saçlarını unuttum.. Siyah gömleğini de.. Hiçbirini hatırlamıyorum.. Hafızamı aldırdım kürtaja zorlanan bir anne adayı gibi.. İçimden geldi bir şeyler yazmak.. Unuttuğumu kendime ancak böyle hatırlatabiliyorum.. Unuttun onu diyorum. Unuttun! O da seni unuttu.. Denge bozuldu..
Sonra tüm renkler soluyor…
Her yer buğulanıyor..
Sen bana doğru yürüyorsun..
Bak diyorum bana geliyor..
Dünyanın en güzel şeyi , o!
Benim..
O benim..
Uyanıyorum..
Unutuyorum..
Bir balık gibi..
Kanamam oluyor ara sıra..
Sonra geçiyor işte..
Bak bitti..
26 Nisan 2011 Salı
Neredesin?
Keşke gitmeden tamir etseydin o lanet musluğu.Sabaha kadar damlıyor şimdi.. Özellikle geceleri.. İçinde minik bir lastik vardı, gördüm. Onu çıkardım. Şimdi daha çok damlıyor. Galiba fazla değilmiş o parça..Anlamadığımı söylemiştim sana, gülmüştün. Tamir edeceğini söyleyip..
Nerdesin?
Beni de tamir etmedin. Tamir edeceğini söylemiştin. Kalbim fazlaydı galiba.. Tanrı bir organ fazla koymuş sandın da ondan mı çıkardın anlamadım.. En az benim kadar kötü bir tamircisin işte.. Şimdi daha çok damlıyorum.. Görmüyorsun!
Nerdesin?
Bir akvaryum almıştık seninle. İçinde balık olmayan. O akvaryuma balık aldım. Neden daha önce almamıştık diye düşündüm. Kızdım sana.. Sonra balık öldü.. Anladım. Biz bir aşkı yaşamayı beceremedik. Alabildiğine soyut bir aşkı. Böyle canlı bir varlığa nasıl bakabilirdik! Bende bakamadım..Balık öldü..
Nerdesin?
Ne renk göremiyorum gökyüzü. Benim için fazlasıyla gökgürültülü ve yağmurlu! Birde kırmızı.. Alabildiğine kırmızı.. Görmüyorum kırmızıyı. Hissediyorum. Hani kan kokusu gibi. Nemli ve yapışkan! Renklerin kokusunu alıyorum artık.. Bir tek sen saydamdın. Senin kokun yoktu. Seni anlayamadım! Çözemedim. Gittin. Mutlu musun bilemedim.
Şimdi, Nesin? Neredesin? Hangi renge büründün? Yoksa hala saydam mısın be adam?
Hangi cehennemdesin?
18 Nisan 2011 Pazartesi
Ahh
Bir tek bunu söyleyebildim.. Çünkü bu kez fena acıdı.. Kabuk bağlamamış meğer. Üzgünüm. Ogun davranamadım. Cümlelerimin ardına saklanıp ağlıyorum yine.. Sana söyleyemediğim sözlerimi yazıyorum. Dinle çocuk! Bunlar senin anıların aslında;
****
Gerçekliğini sorgulamak için kendimi çimdiklemek zorunda kalmıştım.
Öyle güzel bir şey, bana gülümseyebilir miydi?
Gülümsedi..
İçimde ağlama hissi uyandırdın!
Yağmur yağıyordu ve ıslanmış saçlarını sağa sola savuruyordun.
Ben sana bakıyordum.
Gözlerini kısmış, görmeye çalışıyordun!
Üstüme alındım..
Gülümsedim yarım dudak..
Utana sıkıla..
Bu adam dedim, benim olsa keşke.. Benimle olsa.. Ona ait bir yaşam kursam..
Bende bağlanma hissi uyandırdın sen..
Bağlandım..
Sonra gittin..
Her şey gitti..
Sonbahar, İlkbahar, Yaz, Kış..
Mevsimsiz kaldım..
Ne yapraklarımı dökebildim ne de güneş açabildim..
Kendimden kaçtım.. Yalnızlığıma sarıldım..
Ahh çocuk
Sen beni benden aldın, kimlere verdin!
****
Gerçekliğini sorgulamak için kendimi çimdiklemek zorunda kalmıştım.
Öyle güzel bir şey, bana gülümseyebilir miydi?
Gülümsedi..
İçimde ağlama hissi uyandırdın!
Yağmur yağıyordu ve ıslanmış saçlarını sağa sola savuruyordun.
Ben sana bakıyordum.
Gözlerini kısmış, görmeye çalışıyordun!
Üstüme alındım..
Gülümsedim yarım dudak..
Utana sıkıla..
Bu adam dedim, benim olsa keşke.. Benimle olsa.. Ona ait bir yaşam kursam..
Bende bağlanma hissi uyandırdın sen..
Bağlandım..
Sonra gittin..
Her şey gitti..
Sonbahar, İlkbahar, Yaz, Kış..
Mevsimsiz kaldım..
Ne yapraklarımı dökebildim ne de güneş açabildim..
Kendimden kaçtım.. Yalnızlığıma sarıldım..
Ahh çocuk
Sen beni benden aldın, kimlere verdin!
Nasır..
Yanılmışım!
Şaşırmadım.. Her zaman diliminde bir hatam var zaten.
Benimle birlikte büyüyen hatalarım ve seçtiğim sonu olmayan yollar..
Uzayan sessizlikler..
Büyüyen yıkımlar..
Anlık mutluluklar..
Beni tanımayan adamlardan doğurduğum nurtopu yalnızlıklar..
Beni anlamayanlar..
Hepiniz haklısınız!
Artık benimde nasırlarım var..
Yürümeme engel..
Ayakkabıma değdikçe acıyan..
Gerçek nasırlarım var..
Dünlerim var..
Geçmişlerim var..
Geçemeyenlerim var..
Dinlemeyin beni..
Bende yazmayayım artık..
Hepimize yazık..
Benim kadar yorulmadınız mı sizde?
Tek yorgun ben miyim??
Şaşırmadım.. Her zaman diliminde bir hatam var zaten.
Benimle birlikte büyüyen hatalarım ve seçtiğim sonu olmayan yollar..
Uzayan sessizlikler..
Büyüyen yıkımlar..
Anlık mutluluklar..
Beni tanımayan adamlardan doğurduğum nurtopu yalnızlıklar..
Beni anlamayanlar..
Hepiniz haklısınız!
Artık benimde nasırlarım var..
Yürümeme engel..
Ayakkabıma değdikçe acıyan..
Gerçek nasırlarım var..
Dünlerim var..
Geçmişlerim var..
Geçemeyenlerim var..
Dinlemeyin beni..
Bende yazmayayım artık..
Hepimize yazık..
Benim kadar yorulmadınız mı sizde?
Tek yorgun ben miyim??
9 Nisan 2011 Cumartesi
Her savaş kazanılmaz elbet!
*****
Acımıyor artık, kanamıyor da.
Bu yüzden varlığını unutuyorum galiba.
Ya da yokluğunu..
Yenilerim oluyor. Yeni bir sürü şey’im!
Açgözlü olmayı öğreniyorum yokluğunda..
Herşey benim olsun istiyorum.
Sadece benim..
Hep benim..
Paylaşamıyorum kimseyle..
Acımı bile..
Gülüyorum sadece..
Yokluğun da bencilliği öğrendim.
İnsanları dinlemiyorum artık. Duymuyorum. Anlamıyorum.
Hayatıma bulaşmalarına izin vermiyorum.
Kimsenin hayatına bulaşmıyorum..
Beni görüyorlar ama yaşayamıyorlar.
Duyuyorlar ama anlamıyorlar.
Onlardan cümlelerimi saklıyorum.
Utancımı.. Sevincimi.. Anılarımı..
Nelerden hoşlanırsın diyorlar, susuyorum..
Seni özlemekten hoşlandığımı bilmesinler istiyorum.
*****
Kaybettim..
Kabul ettim artık.
Her savaş kazanılmaz elbet..
Ara sıra kaybetmek lazım..
Kaybetmeli insan yeniden başlayabilmek için..
Kalbimi çöle çevirmeden önce..
Gururu en derine gömmeden önce..
Kalenin arka kapısından kaçmayı bilmeli..
Her sıradan ölümlü gibi..
Aynanın sırrı dökülmeden gitmeliydim..
Üzgünüm..
Acımıyor artık, kanamıyor da.
Bu yüzden varlığını unutuyorum galiba.
Ya da yokluğunu..
Yenilerim oluyor. Yeni bir sürü şey’im!
Açgözlü olmayı öğreniyorum yokluğunda..
Herşey benim olsun istiyorum.
Sadece benim..
Hep benim..
Paylaşamıyorum kimseyle..
Acımı bile..
Gülüyorum sadece..
Yokluğun da bencilliği öğrendim.
İnsanları dinlemiyorum artık. Duymuyorum. Anlamıyorum.
Hayatıma bulaşmalarına izin vermiyorum.
Kimsenin hayatına bulaşmıyorum..
Beni görüyorlar ama yaşayamıyorlar.
Duyuyorlar ama anlamıyorlar.
Onlardan cümlelerimi saklıyorum.
Utancımı.. Sevincimi.. Anılarımı..
Nelerden hoşlanırsın diyorlar, susuyorum..
Seni özlemekten hoşlandığımı bilmesinler istiyorum.
*****
Kaybettim..
Kabul ettim artık.
Her savaş kazanılmaz elbet..
Ara sıra kaybetmek lazım..
Kaybetmeli insan yeniden başlayabilmek için..
Kalbimi çöle çevirmeden önce..
Gururu en derine gömmeden önce..
Kalenin arka kapısından kaçmayı bilmeli..
Her sıradan ölümlü gibi..
Aynanın sırrı dökülmeden gitmeliydim..
Üzgünüm..
2 Nisan 2011 Cumartesi
Akşam yemeği..
Tam da gidesim gelmiş birilerinden, bir şeylerden.. Kulağıma Nazan Öncel'in sesi fısıldıyor.. "Bu hava da gidilmez" diyor.. Valizimi kalbimin içine saklıyorum yine. Hayallerimi portmantoya asıyorum.. Önlüğümü giyiyorum sonra, mutfakta yapması zor, yemesi kolay bir yemek pişiriyorum. Az geliyor gözüme bir çeşit zeytinyağlı yapıyorum. Soğusun diye borcama koyuyorum. Pilav demleniyor. Ben demleniyorum. Üstüm başım yemek kokmuş. Karnım, yemeden doymuş.. Tatlı mı yapsam diyorum. Hamaratlığımın son demlerin de.. Sonra aklıma geliyor, tatlı yapmayı bilmediğim.. Utanıyorum..
Salata yapmaya karar veriyorum. Malzemeleri bir bir çıkartıp tezgahın üzerine diziyorum. Yıkıyorum sonra. Soğanı soyup ince ince kıymaya başlıyorum.. Hepsi aynı kalınlıkta. Ne büyük başarı! Terbiyelemek lazım soğanı diyorum içimden, birileri duysa gülecek gibi.. Sonra tuzla ovuyorum, yıkıyorum. Artık zararsızlar. Domatesleri soyup, kesiyorum. Onları da tuzla ovmak geliyor içimden, sessizce gülüyorum kendime.. Soğanlar ile domatesleri bir birine karıştırıyorum. Sosunu hazırlıyorum sonra.
Sonra Nazan Öncel'in şarkısının bittiğini fark ediyorum. Kalbim kadar kırmızı önlüğümü çıkarıp asıyorum yerine. Yemeklerin altını söndürüyorum. Mektup bırakacak kadar cesur değilim. Kalbimden valizimi çıkarıyorum. Portmantodan hayallerimi alıp giyiyorum üzerime.. Çatıya çıkıyorum. Gözlerimi bağlayıp bırakıyorum kendimi boşluğa.. Yokuş aşağı iner gibi, ilk kez aşık olmuş gibi.. Karnımda kelebekler uçuşuyor. Bir de elleri titriyor insanın, ilk kez onun adını yazdığım anda ki gibi..
Sonsuzluk kadar uzun ve keyifli bir andan sonra sert bir zeminin soğukluğu ile yüzleşiyorum. Ilık aynı zamanda da.. İnsanların sadece ayaklarını görüyorum.. Beni ne zaman fark edecekler acaba diyorum. Güleceğim, olmuyor.. Gülmüyorum bende.. İnsanlar telaş içinde.. Aklıma akşam yemeği geliyor. Keşke diyorum içimden, keşke bir de tatlı yapsaydım.. Neyse artık.. O da eksik olsun!..
Salata yapmaya karar veriyorum. Malzemeleri bir bir çıkartıp tezgahın üzerine diziyorum. Yıkıyorum sonra. Soğanı soyup ince ince kıymaya başlıyorum.. Hepsi aynı kalınlıkta. Ne büyük başarı! Terbiyelemek lazım soğanı diyorum içimden, birileri duysa gülecek gibi.. Sonra tuzla ovuyorum, yıkıyorum. Artık zararsızlar. Domatesleri soyup, kesiyorum. Onları da tuzla ovmak geliyor içimden, sessizce gülüyorum kendime.. Soğanlar ile domatesleri bir birine karıştırıyorum. Sosunu hazırlıyorum sonra.
Sonra Nazan Öncel'in şarkısının bittiğini fark ediyorum. Kalbim kadar kırmızı önlüğümü çıkarıp asıyorum yerine. Yemeklerin altını söndürüyorum. Mektup bırakacak kadar cesur değilim. Kalbimden valizimi çıkarıyorum. Portmantodan hayallerimi alıp giyiyorum üzerime.. Çatıya çıkıyorum. Gözlerimi bağlayıp bırakıyorum kendimi boşluğa.. Yokuş aşağı iner gibi, ilk kez aşık olmuş gibi.. Karnımda kelebekler uçuşuyor. Bir de elleri titriyor insanın, ilk kez onun adını yazdığım anda ki gibi..
Sonsuzluk kadar uzun ve keyifli bir andan sonra sert bir zeminin soğukluğu ile yüzleşiyorum. Ilık aynı zamanda da.. İnsanların sadece ayaklarını görüyorum.. Beni ne zaman fark edecekler acaba diyorum. Güleceğim, olmuyor.. Gülmüyorum bende.. İnsanlar telaş içinde.. Aklıma akşam yemeği geliyor. Keşke diyorum içimden, keşke bir de tatlı yapsaydım.. Neyse artık.. O da eksik olsun!..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





