Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

10 Kasım 2013 Pazar

Nefes Al.

 


Gözbebeğinin üzerinde titreyen yaslar ile bana bakıyordun. Bir şeylersöylemeliydim sana. Daha iyi olacağına dair bir şeyler. Mesela iyileşeceğinitüm bu acınınbiteceğiniher şeyin yeniden anlam kazanacağını ve  beni unutacağını. Ama hepsi boştu. Senin o mağrur ama acı dolu duruşunu mükemmelleştirmek için gözlerini diktiğin karanlık kadar bostu. Oturmak içinyanına kadar yürüdüğümüz ama oturmak yerine önünde dikildiğimiz bank kadar boş.

Tüm bunlar yerine sana; Sarhoş olup beni arayacaksın, arama dedim. Beraber gittiğimiz yerlere yeniden gideceksin, gitme. En acılı şarkıları dinlemek isteyeceksin, dinleme. Beni gözünün önüne getirme. Benimle ilgili herhangi bir duygu hissetmeye çalışma, nefret bile olsa. Ben hiç olmamışım gibi davranmaya çalışacaksın bunun da bir faydası olmaz, yorulma. Sadece bir yere otur ve geçmesini bekle. Geçecek, ama biraz sancılı olacak canını acıtarak seni kanatarak geçecek. Midende uçuşan kelebeklerin yerini gemici düğümleri alacak. Yemek istemeyeceksin veya sevmek. Ye, biraz geçmesini bekle ve sonra yine sev. Ağla ama yıkılma. Bana nedenlerini sormaya çalışacaksın biraz kendine geldiğinde, söyleyeceğim her şey veya söylemeyeceklerim seni yeniden uçurumlara itecek. 

Simdi içinden ondan geriye doğru say,sıfıra geldiğinde ben burada olmayacağım. Sakın gözlerini açma. Eğer açarsan gidişim zihninde acı verici bir resim olarak asılı kalacak. Biraz sarsak adımlarla yürüyeceksin bir süre, buna alış. Korkacaksın. Herkes seni terk edebilir gibi gelecek. Ama sakın umudunu kaybetme. Hiçbir duygu yaşamın içinde kaybolabilmekten daha güzel değildir, emin ol. İyi dinle bak, doğanın sesine odaklan, adımlarımın ne yöne gittiğine değil. Gökyüzünü dinle, toprağı, ağaçları, uzakta ki caddenin sesini dinle, ayak seslerimi değil!

Sesim sana boğuk geliyor şu an farkındayım. Çünkü ağlamamak için kendini o denli sıkıyorsun ki kulakların uğulduyor. Sesler yabancılaşıyor biliyorum. Kendi bedeninden sıyrılıp uzaktan bakıyorsun ikimize. Gitme demek istiyorsun ama gururlusun biliyorum. Susman en iyisi, ikimiz içinde. Her veda zaten tek başına yeterince zordur. Ama bil ki eskiler çekip gitmedikçe yenilere yer açılamaz kalbinde. Sana bunları yaşatmak zorunda olduğum için üzgünüm.

 Gitmek mi zor kalmak mı deyiminde kendi rolünün en zor olduğuna inanacaksın sende herkes gibi. Haklısın. Herkesin acısı kendine büyüktür. Ama emin ol her ikisi de zordur. Zor olsaydı gitmezdin diyorsun değil mi? Yine giderdim. İnsanoğlu garip bir yaratık.  Baş etmesi imkansız…

Tüm bunları bilerek nasıl seni bıraktığımı düşünüyorsun biliyorum. Sen boşver her şeyi gözlerini sıkıca kapat şimdi. Gökyüzünü düşün. Derin bir nefes al. Ve yavaşça bırak. Sonra daha küçük bir nefes alıp onu da bırak. Nefesine odaklan. Nefes almak zorundasın. Nefes al, nefes ver. İşte böyle. Şimdi kendin tekrarla bunu. Nefes al, nefes ver. Nefes al… Nefes ver… Nefes al…



Kasım 2012/ Blogum Dergisi

27 Ekim 2013 Pazar

Aynı ve Farklının Öyküsü

   



         Bilinçli severim ben. Öyle atıp tutmam. Artıların yanında eksileri de biriktiririm. Aşk mantığını kaybetme hali değildir, bilirim. Aşk, mantıklı olanı bildiğin halde mantıksızlığı seçme halidir. Mesela ben sana aşığım. Körkütük, doludizgin, paramparça... Ne isim verirsen ver, fark etmez.Ama seninle olmaz biliyorum. Çünkü farklıyız seninle. Ay ile  güneş gibi değil. İkimiz de insanız ve iyiyiz öncelikle. Ve birbirine delicesine benziyor ruhlarımız. Bu yüzden farklıyız işte. Sen benim erkek halim ben ise senin kadın halinim. Hayata bakışımız, insanlara olan inancımız, verdiğimiz tepkiler aynı. İkimizin de içinde ki çocuğun şortu çizgili, saçları kıvırcık ve kahkahası aynı tonda. Biz aynıyız seninle ve bu yüzden farklıyız. Çünkü kendimizi biliyoruz. Nasıl derinden yaralandığımızı ve iyileşmemizin ne kadar uzun sürdüğünü.

        Sana bakarken bazen aynaya bakıyormuş hissi doluyor içime. Nasıl üzülüyorum kendime anlatamam. Avutmak için kollarımın yettiğince sarıyorum kendimi. Sonra diyorum ki sevme onu arkadaş. Olmaz onunla. Aklım beni dinlemiyor. Bir sürü sebebim var seninle olmayacağına dair. Ama yapamıyorum.

          Bilinçli severim ben. Bu yüzden acı çekerken yüzümü dahi buruşturmam. Kararlarıma saygılıyımdır. Sevmek, bir şarkının hiç bilmediğin bir dizesini bir anda tamamlamak gibidir. Neden ve nasıl yaptığını bilemezsin. Ama olmuştur işte. Sen benim hiç dinlemediğim o şarkımın hiç duymadığım o dizesinde ki son kelimesin. Bir anda dudaklarımdan dökülen ve beni peşinden sürükleyen.

       Vazgeçmek için kendime hükmediyorum. Olur da başarabilirsem diye veda sözleri hazırlıyorum erkek halime, sana. En güzelini buldum sanırım.

       Sen benim en tatlı acım, en sevgi dolu yalnızlığım, en aydınlık karanlığım, en açık yaram, sen benim en bilinçli aptallığım, en komik gözyaşımdın. Seni sevmek hissettiğim en şapşal, en korku dolu, en acılı, en tatlı, en yalnız, en karanlık, en aydınlık, en kanlı savaşımdı. Sen olmasaydın bu kadar güçlü, bu kadar, aşık, bu kadar kadın hissetmeyecektim kendimi. Teşekkür ederim...

13 Ekim 2013 Pazar

2 Kasım'da Tüyaptayızzz:)







Veeee sonunda yıllarca hayalini kurduğum o gün geldi. 02.11.2013 tarihinde saat: 14:00'te Kendi Hayatını Yaşa / Vivi la tua vita isimli ilk romanım için TUYAP kitap fuarında imza günüm var. Romanımı bu kadar sevdiğiniz ve beni böyle desteklediğiniz için çok ama çok teşekkür ederim :)  Yanımda bir sürü renkli kalem ile beraber Tüyap'ta olacağım... Sizi de beklerim :)) Bence tanışma zamanımız geldi artık :)




TUYAP Link: http://www.istanbulkitapfuari.com/index.php?main=imza




 

29 Eylül 2013 Pazar

Çok sevdiysem demek ki...



       Bazen öyle bir noktada karar vermek zorunda kalıyorsun ki kendinden nefret etme sebebin oluyor.  Hele bilincin yerinde değilse yandın. Kararı senin yerine bilinçaltı denilen sinsi düşman veriyor. Şaka ile başlayan ama gerçeğe dönme hatasını gösteren bir sözcükle tüm sakladıkların tüm gizlediklerin bir bir ortaya saçılıyor. 

       Çok sevdiysem demek ki... 

      Sevdiğime hiç pişman olmadım. Çünkü en çok seni sevdim. Kendime kızmadım hiç. Bazı zamanlar iki yüzlü hissettim sadece kendimi. Saman altından su yürütüyormuş gibiydim. Dikkatli, ölçülü ama her daim umutlu... Yoo olmamalıydı haklısın. Senin baktığın gibi bakmadım ilişkimize. Sen arkadaş bulmuştun en iyisinden. Derdin, tasan, korkuların, yarım kalmışlıklarını dinleyecek ve sana moral verecek bir gönüllün vardı. En son sen açılmıştın oysa. O yüzden kıymetliydi anlattığın herşey. Kabuğunu kırmak ve içini görmek paha biçilemezdi. Seni dinlemek ibadet gibiydi. Canım çok acıyordu ama mutlu olmanın verdiği huzura sığınıyordum. Ne saçma! Kendimi bölüp, parçalamışım onca yıl. 

        Çok sevdiysem demek ki... 

     İlacım birden fazla kadeh bol alkollü içecekmiş meğersem. İçtikçe dilimin bağları, içtikçe gönlümün karları, içtikçe özümün yaraları dağıldı, dağlandı, sarıldı... Dinledikçe için karardı, şaşırdın, korktun. Bir şey beklememden korktun belki de. Ne bekleyebilirdim ki.. Savunmasız, yalnız ve bir o kadar aşıktım... 

       Çok sevdiysem demek ki...

       Dostluğunu kaybetmek çok acı benim için. Gel diyorsun hiçbir şey değişmedi... Değişti. Tüm taşlar yerinden oynadı. Artık bana eskisi gibi bakmayacağını bilmek zaten en acısı. O yüzden bırak beni. Ben kendimi bıraktım. Hiç yaşamadım say. Oraya hiç gelmedim. Seninle iki lafın belini kırmadım hiç. Bana hiç gülmedin. Biz bir yağmurun altında kolkola ıslanmadık. Biz hiç arkadaş olmadık. Biz hiç aşık olmadık! Bu sonuncusu hiç olmadı. Biz iki yabancıyız seninle yolları kesişmesin diye kaderle pazarlığa oturulan... Unut herkesi. Ben bu aşk hiç olmamış gibi sayacağım.. 

      Çok sevdiysem demek ki...