Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

15 Eylül 2013 Pazar

El değmemiş çerez kasesi 3





Bir yol ayrımındasın kadın. Karar vermen gerek. İçkiyi bıraktın. Sigarayı bıraktın. Sıra onu bırakmakta... 11 senelik alışkanlıktı sigara bırakamam diyordun hani. Ne olmuş iki buçuk senedir aşıksan ona. Ne olmuş yani çok sevdiysen... Bırak onu kadın. Sen tabağına konan bir kaç antep fıstığından kıymetlisin. Bilmiyor işte ne çok sevdiğini. Bilmiyor seni. Bilse üzmez.  Kıyamaz sana. Kıymetlisin onun için. Ama senin istediğin şekilde değil.

Onu severken daha iyi bir insan oluyorsun biliyorum. Ama olmuyor işte, sevmiyor seni. Yürümen lazım hatta koşman. Koşarak ondan kaçman. Beklemek fayda vermez artık. Yorulmadın mı hala? Her gün gözyaşlarını içine akıtmaktan. Canın acırken gülümsemekten bıkmadın mı? Dolmadı mı çilen? Kızma bana. Seni en iyi ben anlarım. Üzgünsün. Kırgınsın. Mağlupsun. Kabul et. Demirden değilsin. Parçalanıyorsun. Yeni bir öykü bul kendine. Onu bırak. Bırak ki o da yoluna gitsin. Kendinden vazgeçip ona üzülmekten tükendin. Kimse bilmiyor seni benim gibi. Karikatür okumayı neden sevdiğini? Onunla paylaşmak için komik karikatürleri biriktirdiğini. Bilmiyor kimse ona yazıp yazıp sildiklerini. Onunla yapmak istediklerini bilmiyor kimse. Deniz gören bir yerde oturup onunla piknik yapmak istiyorsun o dizine yatmışken sırtını bir ağaca verip kitabını okumak istiyorsun farkındayım. Ve yürümeyi sevmeyen sen, onunla uzun yürüyüşler yapmak istiyorsun. Sokak çocuklarına gülümsemek beraber bir kediyi sevmek istiyorsun. Ona bakmak istiyorsun biliyorum. Uyurken izlemek uykusu kaçınca uyutmak istiyorsun. Yapma. Düşünme artık. 

Uyu şimdi kadın! Uyu ki derdin azalsın. Uyu ki daha güzel bir yarına uyan. Uyandığın yarını sev. Antep fıstığı yeme artık. Onu hatırlama. Bu yazıyı bitir. Noktayı koy artık. Onu yazma artık. Gölgeni al ve git. Ben hep buradayım. Senin ne zaman canın acısa seninle konuşacağım söz. Ama onu bırak artık. 

Ağlama dur! Kıyamam. Sil gözyaşlarını. Uyu hadi hepsi geçecek...

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak diyarların birinde, çoookk güzel bir prenses varmış. Bu prenses komşu ülkenin prensine aşık olmuş. Prens dünyanın en temiz kalpli, en iyi, en güleryüzlü adamıymış. O gülünce dünya daha güzel bir yer olurmuş. Ama ne var ki prens, prensesi sevememiş.  Kötü kalpli olduğundan değil, bir kaz çobanına aşıkmış prens. Onun daha iyi bir hayat yaşaması için uğraşır durur ama kıymet bilmez çoban prensi hep üzermiş... 

.....

Uyudun mu ? Peki mutlu rüyalar prenses...

Büyük elleri olan adamlar daha çok sevmez...





Bazı aşklar hiç yaşanmamalıdır.Mesela ilkokul da öğretmenine aşık olmamalısındır. Ya da arkadaşının sevgilisine… Bir de arkadaşına! Aşık olmak güzel şeydir bazen. Doğru kişi, doğru zaman ve doğru yer üçlemesini yakaladığında. Planlayarak aşık olabilmek mümkün olsaydı ya da tüm aşklar mutlu sonla bitebilseydi… Aşk acısı olmasaydı mesela. O da seni sevseydi. Hakkı olsaydı herkesin aşkta. Bir payı…

Biri düşseydi payına. Onu sevseydik. Hep “o” olsaydı ve sadece senin olsaydı…

Bazı aşklar yaşanmamalıdır. Zaman doğru değildir, yer doğru değildir, adam doğru değildir. Hazır değilsindir. Altı üstü küçücük bir organdır kalp dediğin. Yumruğun kadar olduğunu söyler bazıları. Yumruğun büyük olsun istersin. Çünkü kalbinde büyük olacaktır o zaman. Ve daha çok sevebileceksindir. Bu yüzden elleri büyük olan adamlar daha çok sevilir. Seni daha çok seveceği gibi saçma bir fikre kapılırsın. Güçlü adamlar seversin. Dinlenmek için. Altı üstü yumruğun kadarcık kalbinde ne hayatlar biriktirirsin. Gün gelir bir adam çıkar. Yumruğu büyük, Kalbi büyük, gülümsemesi büyük. Seni sevsin istersin. Çünkü çok sevecektir sevdiği zaman. Tanısa, bir anlasa aşık olacaktır. Günler, haftalar, aylar belki yıllarca beklersin.Senin olsun diye. Bekledikçe kaybetme korkun o kadar büyür ki onunla olmaya korkarsın.

Hayatın gerçeklerinden bahsetme zamanı. Elleri büyük adamlar daha çok sevmez. En azından seni... Vazgeçmek zorundaysan gitmeyi öğrenmelisin. Hayat öyle saçma bir o kadar da güzel ki sakın vazgeçme kadın! Biliyorum canın acıyor çok. Onunla olmak, onun seninle olmak istemesini hayal ediyorsun. Hayal etme! Seni sevseydi şimdiye dek severdi. Şairin dediği gibi; “ İyi şeyler birdenbire olur, bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şey çıkar yada hiçbir şey çıkmaz”…

Giyin şimdi en güzel gülümsemeni ve bırak yarım kalmışlıklarını… Sevmekse mesele, başka bir adam sev ya da sana gelmesini bekle. Yarımken gitme kimseye, vebalini alma kimsenin. İyileş öyle ol biriyle olacaksan. Kimsenin hayatı senin deneme tahtan olacak kadar ucuz değil. Giyin kadın. Kokusunu bırak, kokladığın yerde. Adını bırak, duyduğun yerde. Sesini unut. Biliyorsun sonunda neler olacağını. Güçlüsün sen! Yapabilirsin. Sana inanıyorum. Ellerine değil gözlerine bak bir daha karşına gelen adamın. İnsanlığı varsa ya da merhameti onu sev. Kalbinin boyu değildir onu daha aşık yapan.Aşk merhamettir bazen. Ve merhameti olmayan adamların elleri büyüktür bazı zamanlar. Kanma!!!


(El değmemiş çerez kasesine ithafen)

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Kendi hayatını yaşa / Özlem Çelik








Bir gün bir hayal kurarsın. Bir hayali seversin. Sonra o hayali gerçekleştirmek için zaman harcarsın, umut harcarsın... Bir gün biri hayalini gerçekleştirebileceğini söyler sana, şaşırırsın. Uğraşırsın, didinirsin ve başarırsın...

Bugün kitabımı raflarda gördüm. Yılların emeği, birikimi, uğraşı, ümidi, ümitsizliği, yalnızlığı, yılgınlığı, inadı maddeleşmiş ve kendine bir yer edinmiş kitapçılarda. Artık benim de bir bebeğim var.

Yaşadığım her şeyi paylaştığım gibi bunu da sizinle paylaşmak istedim.

Her zaman yanımda olduğunuz, yazdıklarıma değer verdiğiniz ve bu güzel günü yaşamamda bana destek olduğunuz için sonsuz teşekkürlerimle...


P.S: Romanımı yazarken dinlediğim tek şarkı olan Bin doz Öfke'yi bu kadar güzel söylediği için Melis Danışmend'e, romanımı basmak için büyük bir özveri sağlayan Puslu Yayıncılık'a sevgilerimle...

Özlem Çelik

4 Ağustos 2013 Pazar

Ağacım ve Ben

      




        Saat sabahın 5'i. İnsanlar uyanıp işe gidecek birazdan. Yarın izin günüm olduğu için şanslıyım. Çünkü uyumak benim için bu aralar o kadar da kolay değil. Bir sürü şey geçiyor içimden. Bir sürü 'anı', bir sürü 'an', bir sürü 'geçmiş'... Hep aynı şarkı zihnimde. Gidişini şiirselleştirmek için mırıldandığım...

    Gidişin, soğuk bir sonbahar gününe denk gelen vedan. En sevdiğim mevsimde yok oluşun yavaşça. Renklerimi bir daha geri alamayacağımı ilk düşünüşüm... İlk düşüşüm 'aşktan'. Yakınımda ki bir ağaçtan destek alışım. Çıplaklığımız. Ağacımın ve benim. Sonbaharı sevmemem gerektiğini bir yere not edişim. Senin gidişin... Arkana bakman için bildiğim bir kaç duayı okumam yarım yamalak. Ağacımın son bir kaç yaprağını daha silkeleyerek döküşü, gözyaşlarıma eşlik etmek istercesine. 

      Gidişin... Kayıp bir zaman dilimine savurdu beni. Burada yelkovan akrebi kovalamıyor. Saatleri oldum olası sevmemiştim. Ama özlüyorum. Zamanın geçip gittiğini hissetmek nasıldi diye soruyorum kendime. Uyumak, güzeldi. Yürümekte ve sahilde oturmak ve martılardan korkmak her ses çıkarışlarında... Gemileri izlemek de güzeldi. Piyangocuların başına zenginlik hayalleri ile üşüşen insanları, bir ümit kazı kazan kazıyanları izlemekte güzeldi. Sen de güzeldin. Elimi tutuşun güzeldi. Teninin ılıklığı, mevsimlere ayak uyduruşu güzeldi. Beni sevişin...

     Güneş birazdan doğar. Uyku vaktim geliyor artık. Gecelerin daha uzun olmasını isteyen uykucu halim nerede bilmiyorum. ama hiç olmadığım kadar çok korkuyorum karanlıktan artık. Güç buldukça ağacımı ziyarete gidiyorum. Henüz filiz vermedi yaprakları ama verecek biliyorum. Onu öyle çıplak görmek beni daha çok hüzünlendiriyor. Yapraklarımı döküyorum onun için oda, benim için gözyaşlarını...

      

27 Temmuz 2013 Cumartesi

El değmemiş çerez kasesi 2





Bundan tam 2 sene 2 ay önceydi. Sana olan hislerim enginlere sığmamış taşmış ve minik bir öykü olmuştu. Bu kadar zaman geçtiğinin farkında değildim.  Hala birlikte değiliz. Ama ben daha olgun bakıyorum artık. Mesela asla birlikte olamayacağımızı biliyorum. İkarus ile güneş kadar imkansızız, farklıyız. Birlikte yapamayız...

Ahh o kadar çok kişiden vazgeçtim. Bir senden geçemiyorum. Romatizma ağrıları gibisin, nemli bir yer görmesin yüreğim hemen sızlıyorsun. Kırmayagörsün biri kalbimi, yeşilleniyor büyüyorsun hemen. Oysa "el değmemiş çerez kasesiydin" sen sadece. Ne zaman bu kadar büyüdün.

Şimdi yüzünde kocaman gülümsemen ve anlamayan bakışların ile 2 sene 2 ay önce bana söylediklerini tekrar ediyorsun.

"Bir daha bu kadar uzun süre kaybolma ortalıktan olur mu?"

Olmaz demek istiyorum sana, sen bol antep fıstıklı çerez kasemi bırakırken önüme. Gelmeyeceğim bir daha demek istiyorum. Ve seni düşünmeyeceğim bir daha. Sevmeyeceğim de.Başka bir bar bulacağım kendime. Başka bir çerez kasesi. Başka bir adam. Beni görecek bir adam bulacağım. Şans ya o ikimizin de çok sevdiği şarkı çalıyor Bob Dylan/ One more cup a coffee. Sana bakıyorum. Anla istiyorum ve gör artık. Kal veya git de bana. İltifat etme, yanıma gelme. Bir şey söyle.

Kadın: Bir daha buralara gelmem sanırım.
Adam: Neden ? Bir şey mi oldu?
Kadın: Yok, hiçbirşey olmadı. O yüzden gelmeyeceğim zaten.
Adam: Anlamıyorum!
Kadın: Biliyorum...

2 yıl 2 ay sonra görüşmek üzere....









21 Temmuz 2013 Pazar

Şair

 
 
 
 
 
 
 
 
Geceleri odam yalnızlık kokuyor, uyuyamıyorum
İlle de içine çekeceksen şu zıkkımı,
Camları açta odaya biraz hayat girsin dedi Şair,
Kime dedi belli değil!


19/07/2013

Bırak beni





Susuzluğumsan ve doyamadığım, 
Direnemediğim aynı zamanda sakındığımsan,
Gündüz düşlerim ve kabussan geceleri,
Bazı zamanlar düşmansan ve sonuysan ömrümün,
Vazgeçmeksen, vedaysan, yalnızlıksan,
Ahımsan,ahdımsan, yarım kalanımsan,
Suskunluğumsan, neşemsen, gözyaşımsan,

Tüm bunları olduğunun farkındaysan ve hala yoksan,
Benim değilsen!
Gülme bana artık, gözlerini kısıp derin derin,
Ve ıslıkla çalma o en sevdiğim şarkıyı,
Dudaklarımı ıslatma dudaklarınla,
Birde gülme n'olur...

.....



Beni sensiz bırakma, Günahtır!




Beni kendi halime bırakma dedim,
İlle birşeyleri bir yerlere bırakacaksan;
Zamana bırak yalnızlığımı,
Çaresizliğimi denizlere,
Utancımı ormanlara,
Güvensizliğimi dağlara,
Huzursuzluğumu gökyüzüne bırak,
Beni benimle bırakma...
Günahtır!

Gücümün yetebileceğinden fazlasını yükleme üzerime,
İnanabileceğim kadar gerçek ol,
Savunabileceğim kadar günahkar,
Sığınabileceğim kadar geniş,
Isınabileceğim kadar sıcak,
Dinlenebileceğim kadar dingin,
Soluklanabileceğim kadar gölge ol!
Beni sensiz bırakma...
Günahtır!

Ben ol istedim, karanlıktan korktuğumda,
Sen olayım istedim, ben olmaktan yorulduğumda,
Temiz kalalım istedim, el değmemiş bir deniz gibi,
Masum olalım bulutlar misali.
Beni sonsuzluğa bırakma...
Günahtır!

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Güzel Adamlar’a Sevgilerle...



       Nasıl bu kadar mutlu kalabiliyorsun dedi.Yaralarımı saklamak için her gün bir maske daha taktığımı söyleyemedim ona. O beni görmek istediği gibi gördü. Çok güzel gülüyorsun dedi. Güzel güler miydim, bilmiyorum. Geçmiş zamanın birinde bir arkadaşım “çok lezzetli gülüyorsun” demişti. Ona da gülmüştüm. Gözlerin çok güzel dedi. Güzellerdi belki. Ela göz hep enteresan gelmiştir insanlara. Ona da enteresan gelmişti belli ki. Gözlerini gözlerime dikmekten korkmadan bakıyordu bana. Bir hikâyeye konu olacağını bilemeden. Söylemiştim aslında ben acımı da mutluluğumu da yazarım diye. Bu hangi duyguya girer bilmiyordum. Heyecan galiba. Güneşin doğuşunu izlemek biriyle, yıllar sonra. Geçmişe açılan bir pencere; balkonda oturmuş bir battaniyeyi paylaşan iki insan. Güneş doğsun da uyuyalım diye bekleyen iki genç. Birinin diğerini daha çok sevdiği sıradan bir hikâye, mutlu sonla bitemeyen başka bir masal.  

        Bulutları şekillendiriyoruz. Çocukluğum gözümün önünde. Kadın olmadan önce ki çocukluğum. Özlediğim, özlemini duyduğum herşey. Ürkekliğimi mazur görüp sessizce elimi tutuşu, beni rahatsız etmemeye gayret ederek yanıma uzanışı, gözlerinde ki bakış! Güzel bakan adamlar zararlıdır. Bilirim. Güzel bakan çok adam gördüğümden belki…  Hayatıma giren, girmeye çalışan, teğet geçen…  Beni ben yapan, benden parçalar çalan. Kendimi başka birine daha anlatmak istemeyişim ama yanında dilimin çözülmesi, umuda tuhaf bir yolculuk. Güneşi beklemek beraber,  güneşi doğurmak eskilerin deyimiyle. Birbirine iki ayrı şehir kadar yabancı iki insan... Benim karışık zihnim, her şeye yetişme çabam, düzgün bir adam olmak için verdiğim savaş… Onun beni kendine çeken, elimi koluma bağlayan bakışları. Hayatın acımasız tesadüfler girişimi.

       Yolculuklar hep hüzünlüdür aslında. En az yaz aşkları kadar. Başka bir yerde başka şartlar altında tanışmak deyimi yoldaşın olur. Masallar, efsaneler, şiirler, şarkılar, öyküler, deyimler bilirsin, biriktirirsin ömrün boyunca. Ama bir gün suskunluk gelip oturur içine. Söyleyecek bir sözün olmaz. Bir şeyler karalarsın. Güzel adamların da öyküleri olsun diye. 

Güzel Adamlar’a Sevgilerle…






18.07.2013/ Özlem Çelik/ Antalya- Kemer