Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
31 Ağustos 2013 Cumartesi
Veee tanıtım videomuz hazır:)
Etiketler:
aile,
aldatmak,
araf,
arkadaşlık,
aşk,
direniş,
erkek,
gençyazarlar,
hayat,
ilişkiler,
italya,
kadın,
kendi hayatını yaşa,
komedi,
ozlemcelik,
ozumdecokiyiyim,
roman,
romantik,
veda,
vivilatuavita
12 Ağustos 2013 Pazartesi
Kendi hayatını yaşa / Özlem Çelik
Bir gün bir hayal kurarsın. Bir hayali seversin. Sonra o hayali gerçekleştirmek için zaman harcarsın, umut harcarsın... Bir gün biri hayalini gerçekleştirebileceğini söyler sana, şaşırırsın. Uğraşırsın, didinirsin ve başarırsın...
Bugün kitabımı raflarda gördüm. Yılların emeği, birikimi, uğraşı, ümidi, ümitsizliği, yalnızlığı, yılgınlığı, inadı maddeleşmiş ve kendine bir yer edinmiş kitapçılarda. Artık benim de bir bebeğim var.
Yaşadığım her şeyi paylaştığım gibi bunu da sizinle paylaşmak istedim.
Her zaman yanımda olduğunuz, yazdıklarıma değer verdiğiniz ve bu güzel günü yaşamamda bana destek olduğunuz için sonsuz teşekkürlerimle...
P.S: Romanımı yazarken dinlediğim tek şarkı olan Bin doz Öfke'yi bu kadar güzel söylediği için Melis Danışmend'e, romanımı basmak için büyük bir özveri sağlayan Puslu Yayıncılık'a sevgilerimle...
Özlem Çelik
4 Ağustos 2013 Pazar
Ağacım ve Ben
Saat sabahın 5'i. İnsanlar uyanıp işe gidecek birazdan. Yarın izin günüm olduğu için şanslıyım. Çünkü uyumak benim için bu aralar o kadar da kolay değil. Bir sürü şey geçiyor içimden. Bir sürü 'anı', bir sürü 'an', bir sürü 'geçmiş'... Hep aynı şarkı zihnimde. Gidişini şiirselleştirmek için mırıldandığım...
Gidişin, soğuk bir sonbahar gününe denk gelen vedan. En sevdiğim mevsimde yok oluşun yavaşça. Renklerimi bir daha geri alamayacağımı ilk düşünüşüm... İlk düşüşüm 'aşktan'. Yakınımda ki bir ağaçtan destek alışım. Çıplaklığımız. Ağacımın ve benim. Sonbaharı sevmemem gerektiğini bir yere not edişim. Senin gidişin... Arkana bakman için bildiğim bir kaç duayı okumam yarım yamalak. Ağacımın son bir kaç yaprağını daha silkeleyerek döküşü, gözyaşlarıma eşlik etmek istercesine.
Gidişin... Kayıp bir zaman dilimine savurdu beni. Burada yelkovan akrebi kovalamıyor. Saatleri oldum olası sevmemiştim. Ama özlüyorum. Zamanın geçip gittiğini hissetmek nasıldi diye soruyorum kendime. Uyumak, güzeldi. Yürümekte ve sahilde oturmak ve martılardan korkmak her ses çıkarışlarında... Gemileri izlemek de güzeldi. Piyangocuların başına zenginlik hayalleri ile üşüşen insanları, bir ümit kazı kazan kazıyanları izlemekte güzeldi. Sen de güzeldin. Elimi tutuşun güzeldi. Teninin ılıklığı, mevsimlere ayak uyduruşu güzeldi. Beni sevişin...
Güneş birazdan doğar. Uyku vaktim geliyor artık. Gecelerin daha uzun olmasını isteyen uykucu halim nerede bilmiyorum. ama hiç olmadığım kadar çok korkuyorum karanlıktan artık. Güç buldukça ağacımı ziyarete gidiyorum. Henüz filiz vermedi yaprakları ama verecek biliyorum. Onu öyle çıplak görmek beni daha çok hüzünlendiriyor. Yapraklarımı döküyorum onun için oda, benim için gözyaşlarını...
27 Temmuz 2013 Cumartesi
El değmemiş çerez kasesi 2
Bundan tam 2 sene 2 ay önceydi. Sana olan hislerim enginlere sığmamış taşmış ve minik bir öykü olmuştu. Bu kadar zaman geçtiğinin farkında değildim. Hala birlikte değiliz. Ama ben daha olgun bakıyorum artık. Mesela asla birlikte olamayacağımızı biliyorum. İkarus ile güneş kadar imkansızız, farklıyız. Birlikte yapamayız...
Ahh o kadar çok kişiden vazgeçtim. Bir senden geçemiyorum. Romatizma ağrıları gibisin, nemli bir yer görmesin yüreğim hemen sızlıyorsun. Kırmayagörsün biri kalbimi, yeşilleniyor büyüyorsun hemen. Oysa "el değmemiş çerez kasesiydin" sen sadece. Ne zaman bu kadar büyüdün.
Şimdi yüzünde kocaman gülümsemen ve anlamayan bakışların ile 2 sene 2 ay önce bana söylediklerini tekrar ediyorsun.
"Bir daha bu kadar uzun süre kaybolma ortalıktan olur mu?"
Olmaz demek istiyorum sana, sen bol antep fıstıklı çerez kasemi bırakırken önüme. Gelmeyeceğim bir daha demek istiyorum. Ve seni düşünmeyeceğim bir daha. Sevmeyeceğim de.Başka bir bar bulacağım kendime. Başka bir çerez kasesi. Başka bir adam. Beni görecek bir adam bulacağım. Şans ya o ikimizin de çok sevdiği şarkı çalıyor Bob Dylan/ One more cup a coffee. Sana bakıyorum. Anla istiyorum ve gör artık. Kal veya git de bana. İltifat etme, yanıma gelme. Bir şey söyle.
Kadın: Bir daha buralara gelmem sanırım.
Adam: Neden ? Bir şey mi oldu?
Kadın: Yok, hiçbirşey olmadı. O yüzden gelmeyeceğim zaten.
Adam: Anlamıyorum!
Kadın: Biliyorum...
2 yıl 2 ay sonra görüşmek üzere....
Etiketler:
2 ay,
2 yıl,
adam,
antep fıstığı,
bar,
bob dylan,
çerez kasesi,
kadın,
one more cup a coffee,
tekrar
21 Temmuz 2013 Pazar
Şair
Geceleri odam yalnızlık kokuyor, uyuyamıyorum
İlle de içine çekeceksen şu zıkkımı,
Camları açta odaya biraz hayat girsin dedi Şair,
Kime dedi belli değil!
19/07/2013
Bırak beni
Susuzluğumsan ve doyamadığım,
Direnemediğim aynı zamanda sakındığımsan,
Gündüz düşlerim ve kabussan geceleri,
Bazı zamanlar düşmansan ve sonuysan ömrümün,
Vazgeçmeksen, vedaysan, yalnızlıksan,
Ahımsan,ahdımsan, yarım kalanımsan,
Suskunluğumsan, neşemsen, gözyaşımsan,
Tüm bunları olduğunun farkındaysan ve hala yoksan,
Benim değilsen!
Gülme bana artık, gözlerini kısıp derin derin,
Ve ıslıkla çalma o en sevdiğim şarkıyı,
Dudaklarımı ıslatma dudaklarınla,
Birde gülme n'olur...
.....
Beni sensiz bırakma, Günahtır!
Beni kendi halime bırakma dedim,
İlle birşeyleri bir yerlere bırakacaksan;
Zamana bırak yalnızlığımı,
Çaresizliğimi denizlere,
Utancımı ormanlara,
Güvensizliğimi dağlara,
Huzursuzluğumu gökyüzüne bırak,
Beni benimle bırakma...
Günahtır!
Gücümün yetebileceğinden fazlasını yükleme üzerime,
İnanabileceğim kadar gerçek ol,
Savunabileceğim kadar günahkar,
Sığınabileceğim kadar geniş,
Isınabileceğim kadar sıcak,
Dinlenebileceğim kadar dingin,
Soluklanabileceğim kadar gölge ol!
Beni sensiz bırakma...
Günahtır!
Ben ol istedim, karanlıktan korktuğumda,
Sen olayım istedim, ben olmaktan yorulduğumda,
Temiz kalalım istedim, el değmemiş bir deniz gibi,
Masum olalım bulutlar misali.
Beni sonsuzluğa bırakma...
Günahtır!
20 Temmuz 2013 Cumartesi
Güzel Adamlar’a Sevgilerle...

Nasıl bu kadar mutlu
kalabiliyorsun dedi.Yaralarımı saklamak için her gün bir
maske daha taktığımı söyleyemedim ona. O beni görmek istediği gibi gördü. Çok güzel
gülüyorsun dedi. Güzel güler miydim, bilmiyorum. Geçmiş zamanın birinde bir
arkadaşım “çok lezzetli gülüyorsun” demişti. Ona da gülmüştüm. Gözlerin çok
güzel dedi. Güzellerdi belki. Ela göz hep enteresan gelmiştir insanlara. Ona da
enteresan gelmişti belli ki. Gözlerini gözlerime dikmekten korkmadan bakıyordu
bana. Bir hikâyeye konu olacağını bilemeden. Söylemiştim aslında ben acımı da
mutluluğumu da yazarım diye. Bu hangi duyguya girer bilmiyordum. Heyecan
galiba. Güneşin doğuşunu izlemek biriyle, yıllar sonra. Geçmişe açılan bir
pencere; balkonda oturmuş bir battaniyeyi paylaşan iki insan. Güneş doğsun da
uyuyalım diye bekleyen iki genç. Birinin diğerini daha çok sevdiği sıradan bir hikâye,
mutlu sonla bitemeyen başka bir masal.
Bulutları şekillendiriyoruz.
Çocukluğum gözümün önünde. Kadın olmadan önce ki çocukluğum. Özlediğim, özlemini
duyduğum herşey. Ürkekliğimi mazur görüp sessizce elimi tutuşu, beni rahatsız
etmemeye gayret ederek yanıma uzanışı, gözlerinde ki bakış! Güzel bakan adamlar
zararlıdır. Bilirim. Güzel bakan çok adam gördüğümden belki… Hayatıma giren, girmeye çalışan, teğet
geçen… Beni ben yapan, benden parçalar çalan.
Kendimi başka birine daha anlatmak istemeyişim ama yanında dilimin çözülmesi,
umuda tuhaf bir yolculuk. Güneşi beklemek beraber, güneşi doğurmak eskilerin deyimiyle.
Birbirine iki ayrı şehir kadar yabancı iki insan... Benim karışık zihnim, her
şeye yetişme çabam, düzgün bir adam olmak için verdiğim savaş… Onun beni
kendine çeken, elimi koluma bağlayan bakışları. Hayatın acımasız tesadüfler
girişimi.
Yolculuklar hep hüzünlüdür
aslında. En az yaz aşkları kadar. Başka bir yerde başka şartlar altında
tanışmak deyimi yoldaşın olur. Masallar, efsaneler, şiirler, şarkılar, öyküler,
deyimler bilirsin, biriktirirsin ömrün boyunca. Ama bir gün suskunluk gelip
oturur içine. Söyleyecek bir sözün olmaz. Bir şeyler karalarsın. Güzel
adamların da öyküleri olsun diye.
Güzel Adamlar’a Sevgilerle…
18.07.2013/ Özlem Çelik/ Antalya-
Kemer
29 Haziran 2013 Cumartesi
Dik dur kadın!
Bu kadar çok vedayı bir ömre sığdırmak ve her gidenin ardından yas tutmak kolay değildi benim için. Her defasında kendime dik dur dedim. Dik dur kadın! O gidecek ki bir başkasına yer açılsın. Altı üstü yumruğun kadarcık kalbin. Zorlama. Çok sevme. Unut.
Bu kadar çok yarayı bir bedende toplamak ve her seferinde başkalarından saklamak kolay değildi benim için. Her defasında ecza dolabıma biraz daha yarabandı koydum. Ağlama dedim. Geçecek acısı. Kolay değil ama hayat böyle işte. Üfle belki daha az acır.
İnsanlar gitti. İnsanlar geldi. Yolcu terminali gibiydi kalbim. Haykırmaktı zor olan. Beni duymayacaklardı. Bu intiharı kimse durdurmayacaktı. Yudum yudum azaldım. Yokum artık. Ölmek kolay olandı. Ben inadına yaşıyorum şimdi. Onlarca yara,onlarca veda, onlarca yas, onlarca gözyaşları ile. Dik, ağırbaşlı ve sessizce.
Beni hatırlayın!
16 Haziran 2013 Pazar
Benim güzel, yalnız ve başı dik ülkem..
Bundan tam 16 gün önce Gezi'yi yazmıştım. Şimdi ülkemi yazıyorum. Şafak vakti baskın yiyen 3-5 çapulcu ile başlayan şuan çığ olmuş akan ülkemi yazıyorum. Ayaklanmış, baş kaldırmış,direnmekte olan ülkem. Benim güzel, yalnız ve başı dik ülkem. Karanlığın çığ gibi arttığı ama aydınlığın hiç azalmadığı ülkem.
Haberleri izliyorum. Anneler gelmiş. elele verip parkın etrafını çember altına almışlar. Çocuklarını koruyacaklar akılları sıra. Bilmiyorlar ki onlara saldıranlar ayrım yapmıyor. Bakıyorum benim güzel insanımın güzel gözleri yaşlanmış. Biber gazından kan çanağı. Benim ülkemin güzel gözlü insanları.Bazılarının artık gözleri yok. Henüz 18-19 yaşındalar. ÖLENLER var. Onlar bir daha nefes alamayacaklar. Farkında mısınız? Bu ne korkunç bir şey. Tanrı'm güç ver. Aklımı yitirmek üzereyim. Öldüler arkadaş. Ölürüldüler. Hangi ideoloji, hangi din, hangi mezhep açıklayabilir bunu ? Onlar yok artık. Benim güzel ülkem eksik artık.
Hayatım boyunca bu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum dedim. Ben ne büyük aptalmışım. Bu ülke ki yere düşenini kaldırdı, bu ülkeki evlerinin kapılarını açtı, bu ülkenin mülletvekillerinden bazıları (benim çoğu zaman tasvip etmediğim siyasetçileri) tomaların önüne yattı. Tomaların karşısında durdu. Dokunulmazlık bu ülkede ilk defa halk için, halkın yanında olmak için kullanıldı.
Şimdi insanlar diyorlar ki yetmedi mi? İlk 3 gün tamam hak verdik ama uzadı artık. Hangi mücadele 3 günde kazanılmış biri bana söylesin. Fatih, İstanbul'u devasa orduları ile 53 gün süren kuşatma sonunda almadı mı ? Ne yapsaydı yani. 3 gün durup, olmadı hadi yine geliriz mi deseydi?
Biz ki bu milletin helal süt emmiş evlatları, şehitin ne olduğunu bilen, her şehit haberinde gözyaşları döken halk, ölenlere hiç bi üzülmediniz. Alevi- sünni, kürt-türk, kadın-erkek yetmedi de şimdi de birbirimizi oy verdiğimiz %50'ye göre mi ayıralım. Benim ekmek aldığım bakkal hangi yüzdelik dilimde? Veya parkta oynarken düştüğünü gördüğüm, koşarak kaldırdığım çocuğun ailesi kime oy verdi diye mi düşüneyim ?
Yapmayın. Kıymayın birbirinize. Herşeyi unutun. Varlığınızın en saf haline dönün. İçinize. Orada ne olduğunu söyleyin bana. Bölüneceksek o zaman bölünelim. İçinde vicdan olanlar bir yere, olmayanlar başka bir yere ayrılsın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







