Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

17 Ekim 2015 Cumartesi

Baba... Uyan...



Aç gözlerini Baba! Ben burdayım. Aç! Prensesin geldi bak. Aç gözlerini Baba... Eşek sıpan, gözünün nuru burada. Uyan Babam! Uyan. N'olur beni bırakma!

Geç kaldım bugün! Tek ayak üstünde bekletip, çekmeyecek misin fotoğrafımı? Yeni dövme yaptırdım. Kızmayacak mısın şakadan? Herkeslerden çok sevmeyecek misin beni ? Baba gitme. Gitme nolur! Kurban olurum kal benimle...

İnsanlar azalıyor etrafımda. Bir ben, bir abim, bir de senin kıyafetlerini lazım olur diye koyduğum çantam kaldık! Sen beni görmeden uyuyamazsın. Uyumuyorsun biliyorum. Biliyorum beni bekliyorsun. Almıyorlar yanına. Göstermiyorlar seni. Çıldırmak içten değil. Baba, babam... Kahramanım... Yalvarırım uyan. Kabus gördüğümde beni uyandırdığın gibi. Kabus görüyorum baba uyan! Nolur...

Uçurumlardan düşüyorum her gözümü kapattığımda... Baba korkuyorum. Çok korkuyorum. İçim dökülüyor. İçim eski evimizin duvar kağıtları gibi, sıyrılıyor baba. Duvarların canı acımaz demiştin. İç organlarıma kadar acıyorum.

Bir akşam iş çıkışı bana getirdiğin fıstık yeşili pinokyo bisikletimden ilk düştüğüm günden daha çok acıyor canım.  10 dakikadan fazla küs kaldığımızdan daha çok acıyor canım.

Senin zeki kızına doktorlar anlatıyor seni. Anlamıyorum. Baba anlamıyorum uyan. Uyan. Onlara de ki ben kızımı bırakıp hiç bir yere gitmem! Ben kızımdan ayrılmam de baba. Onlara kız beni senin yanına almıyorlar diye...

Sabah oluyor. Senin sesini duymadan ben bu kadar uzun bir gün geçirmedim daha önce..

Pijamaların kırışmasın diye yastık yapamadım çantamı. Sevmezsin kırışıklığı. Beni nasıl sevdin hiç anlamadım. En kırışık en karışık haliyim ben yaşamın... Ben senin tekne kazıntın. Ben senin 28 yaşında ki küçük prensesin. Ben senin en büyük aşkınım. Dünyaya seni herkeslerden çok sevmek için gönderildim.

Saatin geliyor baba. Biliyorum uyanacaksın birazdan. Güneşle birlikte doğarsın sen her sabah!

Ve sen uyandığında en sevdiğin pijamalarınla seni burada bekliyor olacağım...

Bu hayatta herkesin yalnızca bir baba hakkı vardı... Ve ben babamı soğuk bir hastane odasında bezden bozma bir çarşafın altında üşürken bıraktım!

13 Ekim 2015 Salı

Mavi



Yaklaşıyor. Yaklaştığının farkındayım. Bir sigara daha  yakmanın, son kez demi yerinde bir çay içmenin zamanı... Panik atak gibi bu. Geldiğini biliyorum. Anlıyorum. Histerik bir hal aldı çünkü. Sen ellerin iki yanında savrularak bir kez daha geçeceksin. Aynı gün ve aynı saatte. Mavinin 5. faklı tonunu giyeceksin... Ben sağ bacağımı yine sol bacağımın üstüne atacağım beceriksizce... Saçımı soluna alacağım omzumun... Sana bir daha bakacağım yan gözle... Kötü gözle değil yanlış anlama... Yanıyla gözümün. Çaktırmadan... Hissettirmeden. 

Zamanla ustalaşıyor insan. Ne demişti büyük usta; Sevda sır'ınan olur! Özentilikten belki. Doğrusunu yapmaya çalışmaktan. Sır ile haşır neşir olmaktan doğru düzgün sevmeyi unuttum galiba. Yani biri özgürce sev dese. Sevemem! Aşkın tarifinin olmama sebebi bu galiba. Mesela bana sorsalar bende sır ile olur derim... İçten içe.. Ve hep yarım kalarak. 

Şimdi gidiceksin. Benim aklımdan geçen onlarca sözün içinden çıkıp gideceksin. Gözün takılıp bir an bakarsın belki! Bir an sadece. Ben senin o bakışından onlarca anlam çıkartır satırlarca şiir yazarım. Yani sen, sen olduğun için sadece... Yürüyüp gittiğin için, bir adımını diğerinin peşi sıra sürüklemeyi bildiğin için sadece! Şiir olmayı hak edersin. Ve Tomris ile Vera dışında ki diğer kadınlar kendilerine yazıldığını bilmediği gibi şiirlerin, sende sana yazıldığını bilmeyeceksin adam. 

Sakince geçti yanımdan en sevdiğim tonu mavinin,
Peşi sıra götürdü ne varsa bildiğim.
Alnına düşen iki parça saçının hatrına,
Bir kez daha eğdi başını kalbim...

Zamanı değildi sevmenin / söylemenin...

İnadına sırlara sarılmanın, Neşet ustaya katılmanın,
Korkunun ve zaferin, umudun ve yalnızlığın,
Tanıdık bir tonu olmalı göğün, denizin...
Bir sebebi olmalı mavini sevmemin...

Zamanı değil göğün, güneşin...



4 Ekim 2015 Pazar

Mutlu güzel yaşlara...




Bu hayata yenilmeyen bir başka kadına doğum günü hediyesidir...

Döner satan küçük bir büfenin, kendi kadar küçük masasında plastikten bozma bir vazonun içinde ki yapay sarı lalelere bakıyordum. Kulaklığımda o herkeslerden çok sevdiğim gruplardan, yok öyle kararlı şeyler çalıyor. Sandalye demeye bin şahit isteyen hasır topağının üzerine yerleşmeye çalışıyorum bir kez daha. Ve bir kez daha kendime yenilmeme sözü veriyorum... Onun gibi... Diğer binlerce kadın gibi... İçimle konuşuyorum sessizce...

***

Bundan epey zaman önce ne giyileceğinin şaşırıldığı tipik bir Ekim ayında doğmuştu. Muhtemelen de büyük bir sevinçle karşılanmıştı. Güzel bir bebek, büyüyüp güzel bir kadın olacaktı... Güzel şeyler yapacaktı. Güzel bir hayat yaşayacaktı. Tüm güzellikler onu bulacaktı... Kulağına adı okundu 3 defa... Senin adın Gözde... Senin adın Gözde... Senin adın Gözde... Minik bedeni annesinin göğsüne bastırmaya kıyamayacağı kadar narindi... Babası bıyıkları ona batmasın diye yanakları ile öpüyordu onu. Büyüyordu. İlk aşkını yaşaması ve ilk yarasını alması uzun sürmedi. Yaşam adı altında bitirene madalya verilmeyen maratonun içinde koşarken buldu kendini... Herkes gibi o da mücadeleye başladı. Herkes gibi o da kanadı, yaralandı, mutluluğa alışmaktan korktu, yaşı 17 olduğunda bir sene boyunca Teoman'ın 17 yaşında ki tüm kadınlara yazdığı "daha 17" şarkısını dinledi... 19'unda ise Nev eşlik edecek ona 1 yıl boyunca... Ama o aralarında bir yerinde hayatının daha karanlık şarkılar dinleyecek. Elinde değil.. 

Mesela bir kaç gün sonra en büyük savaşlarından birini verecek... Sevdiği adama onu artık sevemeyeceğini söyleyecek! Seni sevemem diyor içten içe! Nereden biliyorsun tüm bunları deme! Sende biliyorsun. Diğer kadınlar da... Bu hepimizin öyküsü. Ne diyorduk; aynı hayatların farklı fragmanlarında arkadan geçen kadını oynuyoruz hepimiz...

Şimdi beni dinle. Bu sana bir abla, bir kardeş, bir anne, bir yabancı öğüdü değil! Buna kadın dayanışması, duyarlılık yada başka bir isim bulma. Bu sadece seninle ilgili...

İlk savaşın değil, son da olmayacak... Muhteşem bir hayat vermeyecek Tanrı sana. Mantık hatalarına gülmeyi öğrenmelisin. Hayatı güzel yapacak olan sensin. Şarkıları sev. Şiirleri, denizi (ne kadar uzak olduğun önemli değil), martıları görmek zorunda değilsin sevmek için... Kimsenin sevmediklerini sev içten içe... En az bir insanın hayatnda kıymetli ol! Kıymet yarat. Meraklı ol ve mücadeleci. Zoru başar demiyorum. Zor olanla dalga geçmeyi öğren. Küçük Prens'in ülkesinin adını, Peter Pan'ın neden çocuk kalmak istediğini unutma! Masal okumaktan korkma. Herkes unutsa da Nazım'ı sen sev. Renkli ojeleri, kedileri ve çocukları da... İnananları ve inanmayanları.. Hislerine karşı koyamayanları, hissettiklerinden korkmayanları, toplumun dayattığı hayatı yaşamak zorunda kalanları... Yargılayıcı olma. Yargıç olmak zordur. Garip grup isimleri olan adamları dinle. Yok öyle kararlı şeyler'i, yüzyüzeyken konuşuruz'u, son feci bisiklet'i mesela... Noktalardan çok virgülleri sev. Düz yollardan ziyade rampaları... Birşeyler biriktir. Anıların olsun. Benim biriktirdiğim bardak altlıkları gibi... Oyuncak ayıya sarılıp uyumak istiyorsan, sarıl. Kimin ne dediğinin hiç bir önemi yok! Her zaman güzel adamlara rastlamayacaksın. Bak burası önemli! Sen Gepetto değilsin. Odundan bir insan yaratamazsın. Odun olduğunu anladığında koşarak uzaklaş! Kimsenin ilacı olmak zorunda değilsin. Ama birilerine iyi gelmek, seni de iyileştirecektir. 

Yorulduğunda veya kimsesiz kaldığında gözlerini yum. Güzel bir şarkının içinde kaybol. Ağlamak istediğinde ağla ve gülmek istediğinde gül. Nasıl yaşaman gerektiğini sana dayatmalarına izin verme! Unutma sakın; "Hiçbir duygu yaşamın içinde kaybolabilmekten daha güzel değildir." Yaşamın seni şekillendirmesine, seni kabullenmesine ve sana sunduklarına sevinmekten vazgeçme. Kibirden uzak dur. Egon kafi miktarda dursun. Sen koskaca bir evrende bir toz tanesisin. Bir sürü küçük hücrenin birleşmesi ve bir ruha sahip olması ile dünyaya geldin. Birilerinin yaşayamadığı hayatı senin üzerinden yaşama hazzını verme onlara. Sen kendi hayatında kendi doğru ve yanlışlarınla yaşamalısın. Kendi sevap ve günahlarının sonucuna katlanmayı öğrenmelisin... Hata yapmaktan korkma. Hatalar seni olgunlaştıracaktır. Bazen duymak istediklerini söyleyecekler sana. Gerçeklerden kaçma...

Şimdi gözlerini aç. Yepyeni bir hayatın var. Kocaman bir dünya, alınmayı bekleyen bir sürü saçma sapan karar, bir yığın hata ve tıka basa mutluluk seni bekliyor. Yürürken hep karşıya bak. Yere veya gökyüzüne değil. Sen mutlu olacaksın. Ve bunu kimse senin elinden alamayacak...

Mutlu güzel yaşlara...

25 Eylül 2015 Cuma

İçim acıdı sadece... bir an... şimdi geçti...


   Şimdi sana anlatacağım hikayeyi ilk defa duymuyorsun. Ben senin kim olduğunu bilmiyorum. Sen beni hiç görmedin. Ama benzer hayatların fragmanlarında arkadan geçen kadını oynuyoruz ikimizde...Aynı şeyleri farklı yaşam formlarında yaşıyoruz. Paralel evrenler gibiyiz...  Aynıyız, aynı hataları yapıp, aynı yollarda kayboluyoruz... Sadece birbirimize rastlamadık henüz... 

***

    Kış bu sene soğuk geçecek diyip duydum kendime... Bir filmde görmüştüm kadın cama dönmüş, dudakları ile buhar yapıp anlamsız şekiller çizerken cama, bunu söylüyordu. Bu kış soğuk geçecek... O kış soğuk geçmiş miydi sahi?

   Aklımı toplayamıyorum. Binlerce bahane binlerce doğru ile savaşıyor içimde. Hiçbirşey yolunda gitmezken ben nasıl doğru karar verdiğime inanabilirim ki? Sanki tepe taklak yuvarlanıyorum. 

   Siyahı sevmiyorum artık. Senin gibi onu da bıraktım. Siyah giyen adamları da hatta siyah giyen adamlarla ilgili o komik filmi de. Will Smith'i de sevmiyorum. Siyah yazan kalemleri ve geceyi de... 

  Gözlerimi kapatıp ayaklarımı yere sıkıca bassam dünyanın döndüğünü hissedeceğime inaırdım çocukken. Seni gördüğüm  gün döndüğünü değil belki ama durduğunu hissettiğime yemin edebilirim. Bana doğru yürüyüşün! Filmlerde ki gibi... Böyle yavaş, böyle sakin... Sanki kilometrelerce yol ve senin sınırsız zamanın varmış gibi... Yetişmek zorunda değilmişsin gibi... Benim seni sonsuza dek bekleyeceğimi bilircesine... Bana doğru yürüdün. Direk bana! Kollarımı iki yana açıp sana sarılmak, seni karşılamak istedim. Hoşgeldin demenin en güzel biçimini düşündüm zihnimde... Hayatıma hoşgeldin. Hoşgeldin hayatıma... Bana geldin. Sen benim olmaya geldin. Benim kalmaya! Bir başkasının hayatından çıkıp benim hayatım olmaya geldin sen... 

   Kendimi nasıl da sana ait hissettim. Oysa benim hayatım bir çeşit reklam arasıymış. Bir başkasının hırpalayıp yorduğu kalbini kısacık bir süre bende dinlendirmek istemişsin. Ben koşulsuzca sana dair planlar yaparken sen reklamın kalan saniyelerini saymışsın. Sen bana bunu neden yaptın? Ben hala bu soruya cevap veremedim. Bazı geceler (şuan ki gibi) sana pijamalarımla yalınayak koşmak istiyorum. Romantik bir yağmur yağmasa veya ayağıma çer çöp batsa bile... Koşmak istiyorum. Senin olmayı o kadar özledim ki... İçimin acısına tahammülüm kalmadı artık... Bitsin diyorum bazen. Bitsin herşey. Tüm acılarım. Bencilliğimi alıp karşıma saatlerce konuşuyorum. Bir çıkar yol bilsem. O güne dönsem mesela... Salağa yatsam. Öğrenmemiş gibi yapsam. Sana sarılıp sahilde uzun uzun yürüsem. Hiç bir yere varmadan. Saatlerce... Senin bana o ilk gün yürüdüğün gibi... Sakince... Yürüsem... Sen ona gitmesen. Kimseye gitmesen. Kimseye gitmesek. Artık kimse olmasa birbirimizden başka! 


   Aldatılan her kadının hayatında pençe izleri olur. Bu izleri de herkes görür. Ürkekliğinden, korkaklığından, yalnızlığından görür... Dünyayı yakıp yıkabilecekken, sarayın Hürremi değil de Mahidevran'ı olursun. Bazen sadece bekleyen ve yalnızlığı kabullenen... 


***
   Hikayeyi tamamladın dimi? Biliyorum. Keşke tamamlamak zorunda kalmasaydın. Keşke bilmediğin bir şey anlatabilseydim sana... Keşke bu kadar tanıdık olmasaydı bu acı, sana!!!

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Alışamamak!



Artık sevmiyorsun beni! İlk defa tutuyorsun bir sözünü ve bu beni öldürüyor! Hergün her saniye yeniden, en baştan öldürüyor!  Birbirimizi sevmemeye söz vermek yaptığımız en aptalca şeydi. Biz sevmeliydik! Herkesten ve herşeyden çok birbirimizi! Tüm dünyaya karşı durup sevmeliydik... Çok sevmeliydik... Biz ayrılmamalıydık. Biz vazgeçmemeliydik! Biz, biz olarak kalmalıydık... Çoğalmalıydık, azalmamalıydık!

Ama affedemiyorum cancağızım. Yemin ederim her sabah ve akşam hatta bazı öğleden sonraları bile seni affetmek için kendime yalanlar söylüyorum.  Olmuyor, yapamıyorum. Ben kırıklarımı süpüremiyorum halı altına. Elime batıyor her toplamaya çalıştığımda bir daha kanıyorum. Seni affedemiyorum ve başlayamıyorum yeni bir hayata. Sevemiyorum ve kimse de sevmiyor beni.. 

Herkeste bir telaş, yalnızlığımı bitirmeye karar vermiş tüm dünya. Sen dışında bir sürü seçenek ile... Adını, yüzünü hatırlamadığm insanlarla tanışıyorum ve en baştan bir daha bir daha anlatıyorum kendimi o adamlara... Ben o adamları tanımak istemiyorum. Ben kimseyi tanımak istemiyorum. Dinlemiyorlar beni. Üzülmemeliymişim artık. Koskoca bir yılı bitirmişim. Geçmeliymiş artık. Son görüştüğüm çocuk çok iyiymiş. Efendiymiş. Bağırmak istiyorum! Çığlık çığlığa! O sen değilsin. Ve bu beni öldürüyor. Ve bunu onlara anlatamıyorum. Senin olmadığın sokaklar, senin olmadığın deniz kenarlarında yürüyorum... Senin olmadığın otobüslere biniyorum. Çantamı koyup yanıma, o koltuk dolu demek istiyorum tüm tıklım tıkışlığına rağmen otobüsün! Orası dolu. O gelecek demek istiyorum.

Herşeyini attım. Geçer sandım böyle. Ama öyle özlüyorum ki. Hani şu çok mutlu olduğum bir fotoğrafımız vardı seninle. Deniz kenarındaydık yine. Ben sana sokulmuşum böyle boynuna yaslanmış burnum. Nasıl doya doya çekiyorum seni içime... Seni içime çekmeyi özledim. Buram buram özledim. Çok özledim. Ben çok yoruldum. Bana bunu neden yaptın! Neden? Nasıl yaptın? Sen benim masalıma bunu neden yaptın!!!

Artık kuşları sevmiyorum çünkü benim bir gökyüzüm yok! Yok  işte... Ve elimden hiçbir şey gelmiyor...

Geçsin diye oturup bir köşesinde hayatın, yarama üflüyorum aynı sabırla... 

Affedemiyorum...

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Ve ben bir gün seni affetmemeye yemin ettim...



***
Hoyrattın! 
Tanıştığımız günkü mahçup, çekingen tavrın yerini kasırgalara bırakmıştı... 
Ve ben bir gün seni affetmemeye yemin ettim...
***

Birilerine ait olmalıymışım. Sevmeliymişim en başından. Doğru adam varmış!  Ben her şeyin en güzeline layıkmışım. Diğerlerine benzemiyormuşum. Güçlüymüşüm. Farklıymışım. Hayranmış bana herkes. Dimdikmişim. 

Bırak öyle bilsinler. İçimde paramparça olmuş oyuncağını avuçlarına almış, çaresizce ağlayan çocuğu görmesinler. Benim ne çok ağladığımı bilmesinler... Benim yarabandından görünmeyen kalbimi görmesinler... Onlar, hani sana dönmediğim için beni alkışlayanlar, seni affetmediğim için bana övgüler yağdıranlar, iyiyim sansınlar. İyi olacağım çünkü günün birinde. Çok iyi bir dost, mükemmel olmaya çalışan bir evlat, her derde koşan bir kardeş, iyi bir çalışma arkadaşı, güzel gülen bir komşu, sessiz bir yol arkadaşı olacağım hayatım boyunca. İnsanlar beni hep sevecekler, biliyorum. Hep sevdiler. Bende ne olduğunu anlayamadıkları bir boşluğa rağmen beni sevecekler. Bende onları. Kedilerle oynayacağım, sokak çocuklarına gülümseyeceğim, sokak müzisyenlerine eşlik edeceğim... Beni herkes sevecek biliyorum! Bende herkesi seveceğim. Sen hariç!

Çünkü bu aşkı sen kirlettin!!! Seni asla affetmeyeceğim... Seni affetmeyeceğim... Seni asla... Sana asla... Bir daha sevdiğimi söylemeyeceğim... Sen, canşenliğim, sen sevdiceğim, sen yarim olmayacaksın bir daha... İnsanlar gururları ve önyargılarına tutsaktır. Bende gururuma tutsağım... Seni affetmeyeceğim... Asla...

Ama sana bir daha veda edecek gücüm yok! Yoruldum sana her defasında veda etmekten ve canımın her defasında daha çok acımasından...Zamanla geçebilen acılara sahip olmak lüks benim dünyamda. Hızla akan zamana sahip olmak gibi... Benim olduğum yerde herşey ilk günkü gibi acıtır. 

Dokunma yaralarıma... Bırak kendi başına kabuk bağlamayı öğrensinler. Bırak iyileşmeyi denesinler. Bırak beni... Bırak kalbimi... Bırak ruhumu... Bırak sadece... Ve git. Her nerede mutlu olacaksan oraya... 

Bu aşkı sen kirlettin ve temizleyemezsin. Artık olmaz! Biz de kaybettik ne yapalım! Tanrı'nın müthiş planında payımıza düşeni yaşamak zorundayız. Sen vicdan azabınla ben kırık kalbimle... Ama her ne olursa olsun büyük bir tevazu ile...Yaşamak zorundayız...




28 Temmuz 2015 Salı

Kedilere gülümseyen kadın...



Üst geçitte durmuş, denizi izler gibi büyük bir sükunetle izliyordu trafiği... Bir süre sonra sigarada yaktı. Derin derin içine çekti şehrin gürültüsünü... Az ilerisinde duran dilenciye baktı hoşgörüyle. Ceplerini yokladı. Bulduğu paraları ona verdi. Dilenci ise cebine sakladı. Bozuk paralarının içine yakışamayacak kadar kağıttı kadının verdiği paralar. Minnet yerine şüphe ile süzdü kadını. Kadın sıradandı. Salınarak geçen bir kediye gülümsüyor, annesini çekiştiren bir çocuğa sevgi dolu gözlerle bakıyordu. Ben yüksekten korktuğum için kenarlarına yaklaşmadan tam ortasından yürürken, o korkulukların en dibindeydi. Bir çılgınlık yapmasa diye geçiriverdim içimden. Asıl çılgınlığın direnmek, yaşamaya çalışmak olduğunu unutarak...Gidemedim. Geçip gidenlere aldırmadan, yükseklik korkuma gözlerimi yumup bekledim onunla.

Sağ elini havaya kaldırdığını anımsıyorum. Sanki benim duymadığım, kimselerin duymadığı bir şarkıya eşlik ediyormuş gibi dalgalandı eli gökyüzünde. Emel sayın'ın meşhur elleri geldi aklıma. Zarif ve akılda kalıcı. Oysa bu kadının elleri de kendisi gibi sıradandı. Ne yapmak istiyordu? Neden oradan ayrılmıyordu? Ölmek için kötü bir yöntemdi _eğer aklından geçen buysa. Ben olsam nasıl ölmeyi seçerdim diye düşünmekten alamadım kendimi. Üst geçit yerine boğaz köprüsünü tercih edeceğim kesindi. Ama neden ölmeliydi? Yani gençti, yaşayabilirdi. Vazgeçmek için erken değil miydi?

Diğer elini de korkuluktan çektiğinde kalbime bir şeyler battı. Çok yüksekti ve hızla geçen arabalar vardı. Durdurmalıydım. Yanına gidemezdim de. Polisi arasam! Ne diyecektim ki?

Ölmek için erken! ağzımdan çıkabilen tek cümle. Herkesin _ o hariç herkesin_ bana bakmasını sağladı. Ona bir adım daha yaklaştım tüm cesaretimle, yaşamaktan vazgeçme! Kırgın veya kızgın ol! Ama vazgeçen olma!
O hariç herkes beni dinliyordu. Biraz daha yaklaştım. Artık neredeyse yanındaydım. Kalabalık çember olmuştu bile çoktan. Telefonlar ceplerden çıkmış videolar çekilmeye başlanmıştı. Fısıltıları duyuyordum. Bir adım kalmıştı aramızda.  Arkandan ağlayacak tek bir kişi bile olduğuna inanıyorsan yapma! O seni hiç affetmeyecektir. Hem günah! Çok günah! Söylediklerime inanmıyordum. Kalabalık içinde bağırarak konuşuyordum ve herkes beni dinliyordu. Sabun köpüğünden hallice şöhretim ve iyice şişen egomla ona son adımı attım. Omuzuna dokundum.

Adeta yerinden sıçradı. Korku dolu gözlerle bana bakıp, anlamadığım bir şekilde el hareketleri yapmaya başladı. Kalabalığa bakındı sonra yine bana. Kimin söylediğini anlayamadığım ama beni şaşırtan o cümle ile hayrete düştüm; yazık, dilsiz herhal! Bana uzun uzun baktı ve bende ona.

Sonra rahatsız edilmişliğin verdiği tuhaf sessizlik ile merdivenlere yürüdü. Ve gitti.

O kadının ne kadarı gerçek ne kadarı bendim bilmiyorum. Hala bilmiyorum. Ama her daim umut olmalı.. Hayat üçüncü sayfa haberlerine çıkmadan da yaşanılabilmeli...

Yaşamak! Ne derin, ne acı, ne tutkulu ne muazzam bir şey...

Vazgeçmek istemeyenlere ithaf edilmiştir...

17 Temmuz 2015 Cuma

Ben hep aşık kalacağım, sen hep huzursuz...




Ben hep sana aşık kalacağım. Hep sadık! Mümkün değil diyorsun biliyorum. Kalbimin bir yanı yokmuş gibi devam edeceğim hayata. Hayatıma giren herkes o kadar sevebiliyormuşum sanacak. O kadar mutlu olabilirmişim gibi. Daha fazlasına kalbim yetmez sanacaklar. Midemi küçültmek için kelepçe takmışım gibi kalbimi küçülteceğim. Sınırımı yalnızca ben bileceğim. 

Seni kimse sevemeyecek benim gibi mesela... Sende bunu bileceksin. Hep bir eksik olacak, için. Sebebini hatırlamayacaksın belki. Ama eksik kalacaksın. Giderken helal ettiğim haklarımın yanında gizlice ruhunu çaldım ben. Artık yalnızca bana ait bir yanın. İstesende kimseye ait olamayacaksın tamamen. Benden aldıklarının yanında bu hiç! İnan. 

En karanlık kabusunun ortasında uyanamadığını düşün, bildiğin tüm dualarla bildiğin tek Tanrı'ya  yalvardığını... Ve onun seni kendinle başbaşa bıraktığını düşün. Kan ter içinde yatağında gözünü açtığında yaşadığın o anlık huzur. Bir kaç saniye ama dünyaya bedel. İşte ben o huzur olmanın hayalindeydim. Sen artık gözünü açtığında yalnızca karanlığı göreceksin. İnce uzun parmakların lambanın düğmesine gidecek. Korktuğun için kendinden utanarak ışığı açıp karabasanlarını kovacaksın. Sonra yeniden uyuyacaksın ama tedirgin. Ben düğmeyi açmadan karanlığa gözlerimi alıştırıyorum. Karanlığı sevmeyi öğrendim. İşte huzur korkmamakmış. 

Neden bunları anlattığımı soruyorsun biliyorum. Aklından onlarca düşünce geçiyor. Savaşmamak veya vazgeçmek! Senin bana benim hayata yakıştıramadığım diğer herşeyle birlikte karanlığımı kucaklamadan yazmak istedim. Huzurlu uykular uyuma istiyorum. Uyuyama! Benim karanlık sessizliklerim sana da bulaşsın istiyorum. Huzursuzluğun ne olduğunu bil ve ondan kurtulmanın çaresi olmasın! 

Benim içime gün be gün işleyen ve gökkuşağının tek bir rengini dahi barındırmayan o korkunç resmi gör istedim.

Huzursuz geceler artık sevmek istemediğim...


14 Temmuz 2015 Salı

Bulutlar kalıyor sen gidiyorsun...





Gittin! Bildiğim her dilde, bilmediğim her türde gittin. Zihnimde her gün yeniden gidiyorsun. Ve daha dramatik oluyor her seferinde... Sen gidiyorsun ve ben yanımdan geçen insan selinin arasında çaresizce sana bakıyorum. Gidiyorsun ve ben tek kelime edemiyorum ardından. 

İçimde kocaman bir boşluk. Kirazların çiçekleri soluyor, yalancı baharlardan. Hücrelerim bin parçaya bölünüyor. Teoman müziğe dönüyor ve en acılı şarkılarını bana yazıyor... Sen gidiyorsun ve yaz gidiyor. Yıllar gidiyor. Çocukluğum gidiyor peşin sıra. Bildiğim her şey gidiyor. Umutlarım gidiyor, sonbahar geri geliyor. Plüton bir gezegen olmuyor ardından. En geç ölmesi gerekenler ölüyor bir anda. Politikacılar birbirine giriyor. Koalisyonun yerinde yeller esiyor. Gidiyorsun. Kutuplar eriyor. Fokları öldürüyorlar. Hergün başka bir dehşet haberi okuyorum. Gidiyorsun. Ve dünya ne kadar mutsuz bir hale dönüşüyor. İnsanların hayatları değişiyor. Gidiyorsun. Bahçede ki kedinin yeni yavruları oluyor. Yağmur yağıyor yazın ortasında ve ahmakları ıslatmıyor sadece. Bulutlar kalıyor sen gidiyorsun. Ve güneş görünmüyor artık. Bir sürü korkunç şey görüyorum. Her yerde kötülük! Kötülükten korkuyorum. Sen  gidiyorsun.

Ve ben bildiğim tüm duaları unutuyorum. Sadri Alışık filmlerinde teselli arıyorum. İkimizde garibanız sonuçta. Ve uzayda bile gariban kalmayı başarabiliyoruz! Sen gidiyorsun ve dünya utanmadan güneşin etrafında ki dönüşünü tamamlıyor. 1 koca seneyi bitiriyorum. Sen gelmiyorsun...


4 Temmuz 2015 Cumartesi

Bir zaman "her şey" idim, şimdi "hiç" oldum...



Bazen her şey tahmin ve tahammül edilemez bir sürat ile değişir.. 
Bir zaman "her şeyken" "hiç" olursun. 
Ve o hiçliğe öyle çabuk alışırsın ki sanki hayatın boyunca "hiç" olmuşsun gibi...
Bazen hayat bir kelime oyunudur çünkü.
Ve sen her şeyi çözecek o önemli kelimeyi hatırlayamazsın... 
Bulmaca yarım kalır ve sen Hiç olursun...
***

    Bir yıl bitti. Varlığınla sayamadığım ayları, şimdi yıllara tamamlıyorum. Ne kadar kısa ne kadar çabuk geçti seninle iken zaman... Unutmuş sayılmam. Daha çok gece var ağlayacak, daha çok gerçek inkar edilecek! Ne çok bahane üretilecek. Bir sürü kapı var çarpılacak! Bir sürü dua ve beddua... Daha çok şarkı var seni hatırlatacak...

    Unutmuş sayılmam. Literatüre eklenecek bir dolu küfür, çekilecek bir dolu acı var. Birbirini kovalayacak bir sürü mevsim, senin gelmeyeceğin yollar var gözlenecek... Gidenlerin ardından su dökmemeyi öğreneceğim daha. Çok gece var geçmeyecek...

   Deniz kenarına gideceğim birazdan. Senin beni her gün aldığın yamuk uzayan ağacın gölgesinde oturup döneceğim. Ve kimse görmeyecek beni. Fark etmeyecekler... Ben kalabalığa karışıp kaybolmayı öğrendim. Görünmez oldum ben...