Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

19 Ağustos 2014 Salı

Sardunya, Cam güzeli, aslanağızı ve sümbül'den özür dilerim...



Beni hiç unutma olur mu ?
Unutmam...


     Söz vermekten neden bu denli korktuğumu sormuştun bana bir keresinde. Tutamayacağım sözü vermekten korkarım ben demiştim. Söz vermenin vebali büyüktür... Eğer birine bir söz verirsem nefesim yettiğince tutarım. Tutamazsam dert olur bana. Acıtır... Annem böyle öğretti... Ben böyle büyüdüm.. 


       Ben sana bir söz verdim. Seni unutmayacağımı söyledim. Unutmayacağım da. 

      Senin hatıran için çok güzel bir oda hazırladım zihnimin zindanlarında. Deniz gören cinsinden... Balkonlu, ferah, güneş alan, güney cephesinden... Bol yağmurlu yerine denk gelmeseydin ömrümün,  balkonuna sardunyalar ekecektim... Cam güzelleri, aslanağızları ve sümbüller... Rengarenk açacaklardı mevsimlere inat...

     Midemde ki kelebekler canıma batıyor şimdi... Sahi bu kadar çabuk mu tükendi ömürleri?

     Ölesiye kızgınım!!! Ölesiye kırgın!!!

     Sen benim mabedimin duvarlarını siyaha boyadın... Karanlıklara bıraktın beni, kendin güneşli günlerde yürürken... Gitmek veya kalmak değildi mesele... Sevmekti! Bilemedin... 

    
     Sen neden gittin ???

7 Ağustos 2014 Perşembe

Korkuyorum...




   Zamanın bu kadar çabuk geçmesi ne denli korkunç! Daha dün gibi herşey... İçim parçalı bulutlu... Korkuyorum bir an! Kısacık  bir an küçücük bir şeye gözüm takılacak... Şimşekler çakacak içimde gökgürültüsü kaplayacak, korkacağım... Yağacağım gürül gürül... Sel alacak beni... Camları buğu yapacak gözlerimin... Bir şey yazmaya çekineceğim izi kalır diye... Sanki azmış gibi!

...

   İnsan, içinde yeşeren korkuya engel olamıyor. Hayatım boyunca hiç olmadığım kadar korkuyorum. Ne yatağımın altı, ne kapının arkası ne annemin yanı korkmamı engellemiyor ... Çok korkuyorum! İçimde kalan, senin çaldığın, benim hala aradığım birşeyler var...

   Bir şarkı vardı; " Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe" diye başlayan... Dün ve önce ki tüm geceler o şarkıya klip çekiyorum! Bazen gözüm dalıyor yanı başımda ki koltuğa... Seni arıyorum. Diyorum ki o olsaydı çay isterdi. Ona da bir çay söylesem... Beraber içsek gene...Seni çok özlüyorum, cancağızım! Bu korkunç bir his.Ve en korkuncu bu kez kimseye söylemiyorum. Söyleyemiyorum!

   Sadece istiyorum ki canını acıtacak bir şey bulayım! Canın acısın...Ama benim kadar değil... O kadarına dayanamazsın. Azıcık acısın. Ben bu kadar kanarken, senin iyi olman sinmiyor içime! Başka adamların kokusu bedenime işliyor, sana kızdıkça... İntikamımı hayattan alıyorum can yoldaşım... İntikamımı kendimden alıyorum. Ve lanet olsun ki hala sana kıyamıyorum! Hala seni tüketemiyorum, bitiremiyorum...

   Esen her rüzgarı, çalan her şarkıyı, gördüğüm her martıyı, bir damla suyu tutup sana tamamlıyorum... Sonra domino taşları gibi dağılıveriyorum. Ve dağılmak güzel duruyor üzerimde... 

  Tavlaya elimi süremiyorum. Gözlerin aklıma gelecek diye kahve içmiyorum. Ne zaman ürpersem o her daim buz gibi parmakların aklıma düşüyor... Üşüyorum! Saçlarımın dibi acıyor. Ellerine nasıl da bağımlı olmuş bilmeden... Bazen kendi ellerimi geçiriyorum saçlarımın arasından! Gözlerimi kapatıp seni düşlüyorum! O zamanlarda kimse olmuyor yakınımda! Gecenin bir vakti demiyorum, uyanıyorum... Sigara yakıyorum. O yanarken denizin o tuzlu kokusunu çekiyorum, ciğerlerimden. Elimi saçımın boynuma yakın kısmından yavaşça içeri sokuyorum... 

   Sana benzemediği için ellerimden nefret ettiğim anlarım var benim!

   Gittiğin için değil, kalamadığın benim olamadığın için senden nefret ettiğim gecelerim var! 

   Neden sorusunu hazmedeğim akşam üstlerim...

   Ve beni darmadağın eden bir listem var, bir daha yapamayacaklarım listem...

...


1 Temmuz 2014 Salı

Onun kokusuna başka bir kadının kokusu karıştı...





O gitti...
Benim değil artık. Kimin bilmiyorum. Ne önemi var ki... Artık benim değil..!
Onun kokusuna başka bir kadının kokusu karıştı...
O eller başka bir kadına değdi...
Gözleri başka bir kadın gördü, sesini başka bir kadın duydu..
O artık benim değil!
Kimin bilmiyorum...
Ne önemi var ki.

Sonsuzluk tuhaf bir kavram. Sonsuza dek ait olacağın ruhu bulduğuna inanıyorsun. İçinden yeni bir kimlik çıkıyor. O olmadığı zamanlarda nasıl bir insansan tam tersi oluyorsun bir anda. Mutlu oluyorsun çokça... Ve huzurlu... Herşeyin yeniden şekilleniyor. Umudu öğreniyorsun ve aşkın yeni halini... Gözün kör, kulağın sağır oluyor... Sonra? Sonrası boşluk. Hayat acımasız. Hep derim; dünya insanlar için fazla güzel, insanlar bu dünya için fazla kötü! Hangisini seçersen! Bence; biz kötüyüz, çok kötüyüz... 

Aldattı!
Nasıl yaptı, neden yaptı, ona bunu yapması için ne yaptım, benim rolüm neydi bilmiyorum...
Günah çokta suçlu yok işte!
Tanrı, insanları muazzam bir güzellikle yarattı. Sonra onlara korkunç duygular verdi.
Bir insanın bir başkasına bunu neden yaptığını hiç bir zaman diliminde anlayamayacağım. Kimse bana bunu açıklayamayacak...
Dünyanın hem bu kadar güzel hemde nasıl bu kadar korkunç olduğunu anlayamadan öleceğim!

Yeniden yürümeyi öğreneceğim ama bir eksik!
Çokça kırgın!
Çocukken babamdan ısrarla istediğim ve bana aldığı o oyuncağın kırılmasına alıştığım gibi alışacağm... 
Evden kaçan kedimin yokluğuna alışmam,
Her seferinde dünyaya bir kat daha kırılmam gibi...

Anlayacağın; ne kadar sevsen olmuyor bazen... Dünya bize öğretildiği kadar basit değil..
Biri ile konuşmasam nefes alamazdım. Okuduğunuzu bilmek benim yaşamamı sağlıyor!

Sonsuz Teşekkürlerimle...

19 Haziran 2014 Perşembe

Karanlık





Ben hüzünlü şarkıların hepsini unutalım istemiştim.

İlk gördüğüm gündü. Yeniden başlamak  artık o kadar da korkunç görünmüyordu gözüme.. Bir deli cesaretine bürünmüştüm. Bir elimde kalbim, bir elimde ruhum. Sahip olduğum yegane iki şey! Ona doğru gülümsedim. Gülümsememi sevsin istedim. Tanımadığım bir koku vardı. Huzur kokuyordu. Huzur'un bir kokusu olduğunu o gün öğrendim...

Sevdim... Çok sevdim... Ömrümce ilk defa böyle sevdim. Deniz gibi sevdim.. Gökyüzü gibi.. Umut gibi.. Kırlangıçlar gibi... Martılara simit atmak gibi... Uçurtmalara göz kırpmak, gemilere el sallamak kadar sevdim... Çok sevdim...

Gülünce gözlerinin etrafı kırışrığından mıdır bilmem, kırışıklıkları sevdim. Çizgilerini, kısılan gözlerini... Kör oldum! Karanlıkları göremedim... Karanlıktan hep korktum ben zaten... Karanlık kötüydü...

Ben herşeyle mücadele edebilirim, dedim ona. Herşeyle... Parayla, umutsuzlukla, yılgınlıkla... Beni baş edemeyeceğim tek şeyle sınadı Tanrı! Karanlıkla... Bir adım atayım dedim gözüm kör, ayağım boşta.. Yönüm yok! Direndim.. İkinci adımımı attım ürkekçe... Yol yok! İz yok! O yok... Hiç olmamış...

Ben hüzünlü şarkıları bilmeyelim istedim. İçinde acı olan şeyler uzak dursun istedim.. Şimdi ne dinlesem, ne duysam içinde acı var...Dolanmış dilime... Hüznüm 2 beden büyümüş gibi. Oysa sahip olduklarım içinde bir tek hüznüm küçücüktü benim!

Şimdi şaşkın,
Şimdi amaçsız,
Şimdi yorgun!
Şimdi yok!
Yarın yok!

Bir bildiğim dün vardı.
Yalanlarla örülü, masallarla örtülü...


Şimdi ruhumu küçük parçalara ayırıp, ardım sıra atmak istiyorum... Kırlangıçlar doysun, izim kaybolsun diye...


13 Haziran 2014 Cuma

Ruhumun konuk evinde yaşıyorum ben!




Ruhumun konuk evinde hüzünlü bir sonbahar şimdi..
Oysa Dünya takviminde yazı yaşıyor insanlar...
Neden aralarına karışamadığımı, neden onlar gibi olamadığımı anlayamıyorlar!

Ruhumun konuk evinde yaşıyorum ben!
Benim masa örtümün bile ruhu var, onların yok...
Fiskos masası sessizliğinde ve ürkekliğindeler...
Çaresizce işe yarayacakları anı bekliyorlar!

Artık sadece üzerine örtülen örtüye isim veren, bir ahşap parçası onlar...
Kullanılmayan bir telefon veya pili bitmiş bir saat ağırlığındalar...
Anlayamazlar...

Ben ruhu sümbül gibi kokan, kasımpatı gibi açan bir kadınım! 
Ruhumu kirpik aralarıma sakladım...
Hepsinden saklandım!
Ladesi ben kazandım...








7 Haziran 2014 Cumartesi

Haziran..!





Bu bir öykü, bir veda veya bir şiir değildir! Bu yolda yürürken rastladığın eski bir dost gülümsemesidir...


Zamanı geldi...
Şimdi, vedaları hiç sevmeyen ben, sana veda ediyorum...
Git Haziran!
Yıllarımı, yollarımı, rüyalarımı al! Al ve git!
Uyuyamazsan denizi getir gözünün önüne...

Bir adamın gölgesi altına sığındım ben artık!
Başkasına aidim.
Senden vazgeçtim...
Yanına  ıhlamur al giderken...

Huyum değişti sanki.
Bazen yabancı geliyorum kendime...
Seni sevmemek fikrine alışmaya çalışıyorum!
Tanrı'm ne zormuş!
Saçın ıslak dışarı çıkma...

Az kederliyimdir, bilirsin.
Doğuştan benim ki...
Bir çeşit doğum lekesi!
Güvenme, hemen gösterme içini!

Şimdi git haziran!
Özgürlüğüne git..
Umuda git...
Sıkı giyin öyle git...
Sana öremediğim tüm kazakları giy git!!!





12 Mayıs 2014 Pazartesi

Bilinmezlik...






En zoru bilinmezlik içinde kaybolmaktır...


Salağa yatıp, O'nunda senin kadar mutlu olduğunu düşünmek tesellisindesin!

Herşeyin yalan olamayacak kadar özel olduğuna inanıyorsun!

İnanmak istiyorsun!

Kaybetmek istemediğini biliyorum...

Yapma!

Şimdi derin bir nefes al...

Öğrettiğim gibi.

Yıllarca provasını yaptığın "Hayatta kalma" eğitiminin final sınavındasın...

Sakin ol!

Korkma, ben senin yanındayım. 

Tüm dünyayı kucaklayabilecek kadar geniş, herşeyi ve herkesi sevebilme kapasitesine sahip o kocaman kalbin!

İnsanlığın, o sorgusuz sualsiz insanlığın...

Ah Kadın...

Seni sevmeyi başaramadılar.

Oysa nasıl da mutlu olmaya hevesli yaşıyordun!

Ağzın kulaklarında...

Senin de aşktan payına düşen bu olsa gerek!

İdare et...

Ben burdayım. 

Hep burada olacağım...

Umudum kırıldı deme sakın, umut soyuttur. 

Sonsuzdur. 

Ve ben umudunu geri kazanman için tüm gücümle çalışacağım...

Hayatta kalmayı başaracağız...

Tut hıçkırığını...

Kendini affetmeyi de öğreneceksin, O'nu da... Hayatı da...  Aşkı da...

Sen sevmek için yaratıldın Kadın.

Kaldır başını ve dik dur!

İyileşeceğiz...


Ben gerçeğim...

2 Mayıs 2014 Cuma

Yeniden başlama rehberi (Evet yürümeyi yeniden öğreniyorum)






 Bazen acılar hiç geçmez zannedersiniz! Bir şeylere tutunma ihtiyacı ile hep bir arayıştasınızdır. İçiniz de büyüyen kocaman yapayalnız bir sevgi vardır. Paylaşmak istersiniz. Ama kimse sizi görmez! Siz kimseye kendinizi göstermezsiniz. Sonra o gelir… Kim olduğunu bilmediğiniz, ama “kim olacağını” bildiğiniz!

Hafızanızı silmek istediğiniz o hiç bitmeyen geceleri anımsamakta zorlanırsınız. Bazılarının buna aşk, bazılarının ise huzur dediğini duyarsınız. İsim vermeye korktuğunuzdan sessizce kabullenirsiniz. Cesaretiniz kırılmıştır! Yalpalayarak yürüyorsunuzdur yollarda! O ana dek! Bir şaka arar zihniniz. Komik olmak için değil! Onun gülümsemesini görmek için. Çünkü güzel gülen adamlar zarar veremez, bilirsiniz.

Gülmek bir devrimdir ve sizi devrimden başka hiç bir şey kurtaramayacaktır… O sevdiğiniz filmler gözünüzün önünden bir bir geçer! Üzülmezsiniz, daha önce hıçkırarak ağladığınız sahnelere… Pişman olursunuz sadece, tüketmiş olmaktan, tükenmiş olmaktan. Aynı aşk ile izleyemeyeceğinizi düşünmekten! Aynı aşk ile yaşayamama korkusundan!

Geç kalmak korkutucu bir eylemdir! Bu yüzden saatim diğer insanlara göre 10 dakika ileridir her daim.
Biliyorum sende benim gibisin. Bugün sana bir sır vereceğim. En sevdiğin filmin dvd’sini al! ( İzleyemediğiniz tüm filmler için) Güzel bir mektup yaz! (çektiğiniz tüm özlemler için) İki poşet çay al! (içemediğiniz tüm çaylar için) Kum saati al! (beraber geçiremediğiniz tüm saatler için) Boş bir çerçeve al! (çekilemediğiniz tüm fotoğraflar için) Bir atkı ör! ( geçiremediğiniz tüm kışlar için) Bir şiir ezberle! (beraber sevemediğiniz tüm şairler için), Bir müzik cd'si hazırla! ( çıkamadığınız tüm yolculuklar için) Onun için bir kutu yap… Bu kutuya umut adını koy… Sonra yapamadıklarını biriktir. O gelene dek… Sonrasını biliyorsun.

Onu deniz kenarına götür. İki çay söyleyin tavşan kanı… Sonra umudunu ona ver! Gerisi kolay…

Karşılıklı çay içmeyen sevgili mi olurmuş? Hiç!

Sevgiler,




22 Nisan 2014 Salı

26-27 Nisan 2014'te İzmir Tüyap Kitap Kitap Fuar'ında Sizi Bekliyorum...

 


 




Merhabalar benim biricik takipçilerim :)

İstanbul dışında bir yerde yaşamam gerekse  ilk tercihim şüphesiz İzmir olur. O denli çok severim; Alsancak'ı, Kordon'u, Karşıyaka'yı, Eşrefpaşa'yı, Dikili'yi... Ve şu an sayamayacağım diğer tüm ilçeleri ile aşık olduğum şehre yazar olarak ilk gidişim. İlk ziyaretim... Evet çok heyecanlıyım. Bu heyecanımı da diğer tüm duygularımı sınırsızca paylaşabildiğim biricik blogumdan duyurmak istedim. Yolunuz düşer de uğramak isterseniz, ben orada olacağım...

Hep söylüyorum biliyorum ama yeniden ve her zaman iyiki varsınız...

Sevgiler...


Yer: İzmir Tüyap Kitap Fuarı / Salon 2 - 105F


 


Özlem Çelik