Eğer bir yazar olsaydım, ilk yazacağım kitap tanrıya dualar adında, içeriği adında saklı bir kitap olurdu. İnsan düşünmeye başladığı ilk günden, son güne kadar hiç görmediği, adını birinden öğrendiği birisine dileklerini sunar. Benim hatırladığım ilk dileğim; "Lütfen benim de oyuncak Batman'im olsun". Ne kadar çocukça ve ne kadar basit bir dilek değil mi? Keşke tüm insanların dilekleri böyle başlasa. Git gide derinleşen, büyüyen ve genellikle maddi anlamda kapsamlanan dilekler sıralaması, tüm insanların hayatlarının bir bölümünde farklılaşır.anilneyazar.blogspot.com
Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
8 Şubat 2013 Cuma
anilneyazar.blogspot.com
Yeni bir blog açılmış diye duydum. Yazan pek bir asi aynı zamanda pek de bir duygusalmış. Kolay kolay tanıtım yapmam. Ama bence izlenmeye değer. Hadi destek olalım.
3 Şubat 2013 Pazar
19 Ocak 2013 Cumartesi
Labirent
Yenildiğini
kabul ettiğin an bitmiştir aslında aşk dediğin. Sen kabuğuna çekilip bir sigara
yakarsın bitirdiklerinin anısına… Kafa kafaya verdiğiniz bir anda basılan
tetikten çıkan bir kurşun gibi beyinlerinizi parçalayıp duvara saplanır
kelimeler. Şaşkınsındır. Çünkü bu kadar keskin olduğunu ilk kez görüyorsundur
sözcüklerin. Sigarana sığınıp odanın en
ücra köşesinde baharı bekleme niyetindesindir. Oysa bahar ütopyadır aşkın
ikliminde…
Dinmesini
beklediğin diğer acılarının yanında rahat bir koltuk ayırırsın ona. Ayaklarını uzatıp
rahat edebileceği bir sehpa, anılarını dizebileceği bir alan… Böylelikle ilk
günkü tazeliğini hep koruyacaktır. İstediğin an yeniden canını acıtabilecektir.
Çok kez
söyledim. Ben bir labirentin içinde kayboldum. Çıkış yolu o kadar uzak ki.
Ayyaş bir tövbekâr gibiyim. Acılarıma yoklama alıyorum her sabah her öğleden
sonra ve her akşam. Eksik var mı yokluyorum. Varsa eğer _olmaz ya_ saklandığı
yerden onu çıkartıp eski yerine getiriyorum. Diğerlerinin yanına…
Bazı zamanlar
aynaya bakıyorum. Sık olmasa da… Umutsuzluğum
göz kırpıyor bana. Biliyorum değişebilir dünya, değişebilirim bende… Ama acılarım,
onlar oldukları gibi kalacaklar saklandıkları yerde. Aklımın köşe koltuğunda
mizahtan uzak bir film izleyecekler… Ben ağlayacağım…
13 Ocak 2013 Pazar
Yaşasın İnsanlık
Kötü bir
dünya burası… İnsanların soğuktan donarak öldüğü, karşıdan karşıya geçen
çocuklara arabaların çarptığı, insanların birbirini aldattığı, yalanlar
söylediği, saklandıkları, bulunmak istemedikleri, her güne yeni bir maske ile
başladıkları çirkin bir dünya. Benim umudumu kaybetmemek için bebeklik
battaniyeme sarılıp uyuduğum ve her sabah gözlerimi açtığımda yeni yalanlar
yeni savaşlar duyduğum dünya. Küçücük dertlerimi içime attığım insanlığın her
gün bir kez daha yenildiği dünya.
Oysa sadece
gülümsemek ile değiştirebilsem evreni. Bu kirlenmişliği, bu yılgınlığı, bu
sığlığı delip geçebilsem… İnsanlığa umut verebilsem… Hayal etmeyi öğretebilsem…
Yağmurdan sonra gökkuşağını görmek için sokağa çıkarabilsem onları.
Penguenlerin olduğu komik bir animasyon izletebilsem çocuklara… İnatlaşmayı
öğretebilsem. Paylaşmayı, tokgözlü olmayı,
umudu…
Tüm dünyanın
yükü omuzumda gibi. Bu gece bir ölüm haberi daha verdi haber kanalları. Ben ise
telefonuma mail kurmak ile uğraştım… Kirlenmiş insanlığıma bir methiyedir
yazdıklarım…
Bu gece onarılamayacak
bir acı doğdu bir annenin göğsünde. Ve ben yarın sabah beş dakika daha uyumak
için babamın hazırladığı kahvaltıyı es geçeceğim. Hava soğuk diye söylenip,
süslü kıyafetlerimi giyip bir fincan kahveye 10 TL vereceğim çocuklar dünyanın
diğer tarafında açlıktan ölürken. Beğenmeyip
yarısında bırakacağım. Akşam olduğunda
içim sızlayarak haberleri izleyeceğim. Üzüleceğim herkes kadar. Yazacağım yine
ve okuyacak birileri. Hak vererek veya yadırgayarak….
Ben
sigaramdan derin nefesler alarak sıcak evimde uzanırken, bazıları insanlığım
ile ilgili güzel sözler söyleyecek! Ben utanamayacağım…
7 Ocak 2013 Pazartesi
Siyah düş.
Yine aynı oyun.
Başrolde sen varsın birde benim kırılmaktan hiç vazgeçmeyen aptal gururum!
Gözlerinde kendimi görmeye çabalıyorum sen bana boş boş bakarken.
Dokunuşunun nasıl olacağını düşlüyorum.
Parmaklarının parmaklarımın arasından geçişini hayal ediyorum.
Zorluyorum farkındayım sınırları…
Ama ne güzel olur diyorum, sigaramdan derin nefesler alırken.
Parmaklarımın yanışına aldırmadan tüketiyorum ciğerlerimi…
Uyanmayayım diyorum düşümden.
Düşeceksek beraber düşelim yükseklerden.
Yalnızlığımın koynunda bir tek geceye dahi tahammülüm yok!
Mavilerimi, siyahlarına katık yapayım diyorum yeter ki gel!
Bırakma bizi!
Yeniden kaybolmak istemiyorum.
Kal ne olur biraz daha.
En azından uyuyana dek düşlerim…
Ey düşünden, düşüncesinden kopamadığım suret,
Kal biraz daha gönlüme bir parça aşk serp…
1 Ocak 2013 Salı
30 Aralık 2012 Pazar
Rüzgar Çanı'na selam...
Acı verici
şeyler yazıyorum ben. Hüzünlü… Böyle insanın içini çekerek okuduğu şeyler.
Belki de olması gerekenden fazla hüzün vardır içimde...
Bu sene
canımı acıtmamış gibi yaptım yokluğun için. İnsan her sene aynı günü resmi
bayram ilan eder mi mutluluğuna. O gün melatonin,
serotonin ve endorfin salgılamıyor vücudum. Mutluluğun zerresi geçmiyor
aklımdan. Yüzümde bir küçük damla
tebessüm… Bu senede yoktun. İnsanlar artık üzülmemem gerektiğini düşünüyor.
Haklılar. Biliyorum. Ama içim karman çorman…
Bir bilsen, ne çok şey var anlatmak istediğim sana. Âşık
olamadım bu sene de. Aynı işte çalışıyorum hala. Arkadaşlarım var yeni. Ama ne
zaman boş bir sandalye olsa masada, seninle hiç gitmediğimiz o yerde hayaletin
sanki gelip oturuyor yanı başıma. Bir bira söylüyor. Soğan halkalarımı
paylaşıyorum onunla. Konuşmuyor benimle. Ama duyuyor içimde ki çığlıkları.
Sigarama ortak oluyor. Kahvaltılara gidiyorum, içmeye gidiyorum, dans etmeye
gidiyorum hiç sevmesem bile. Olmuyor. Ne biçim bir yoksunluk bu anlamıyorum.
Anlamadığım için anlatamıyorum da.
Oysa sana
yine çok ihtiyacım var. Neler oldu bir bilsen. Bu deli yine ne işlere
kalkıştı! Romanımı bitirdim. Güzel de
oldu. Noterde tasdikletmek için kredi çektim. Tasdiklettim de… En mutlu
günlerimden biriydi. Görsen taksim de yürüyorum, kuşlar için bir liraya arpa
satanlardan arpa aldım minik dostlarım için. Bol bol besledim onları. Sonra
mendil satan amcalardan mendiller aldım. Islak mendiller, kuru mendiller… Sokak müzisyenlerini daha çok sevdim o gün.
Para attım müzik kutularına bolca. Sonra dosyama sarıldım gülümseyerek yürümeye
başladım. Tanımadığım insanlara günaydın dedim. Dükkânlarını yeni açan
insanlara hayırlı işler diledim. Akşam ilk iş yayınevlerine gönderdim dosyamı.
Haber bekliyorum hala…
Bu kadarla
kaldı sanma! İnternet üzerinden online yayın yapan bir dergide yazmaya
başladım. İlk yazım için kocaman 2 sayfa verdiler bana. Nasıl gururlandım
görmeliydin. Gözlerim dolu dolu defalarca okudum. Ezbere bildiğim yazıyı… Copy Center’a
gidip kuşe kağıda büyük bir boy çıktı
aldım kapağın ve yazdığım sayfanın… Sahi söylemedim dimi sana. Kapakta yazımın
başlığı vardı. Hala yazıyorum orada. Bloğumda da yazıyorum. İnsanlar ara sıra
içten mesajlar gönderiyorlar bana… Her birini nasıl özenle okuyorum bilemezsin…
Sonra sabah
oluyor. Erkenden kalkıyorum. Giyinip işe hazırlanıyorum. Servise yürürken
eskiden beraber koştuğumuz parkın içinden geçiyorum. Arabanı görüyorum bazen
park etmiş. Uçuşu yok bugün herhalde diyorum. Balkonuna bakıyorum evinizin. Rüzgâr
çanının sesini dinliyorum. Saatime bakıp hızlı adımlar ile yürüyorum. Ama bil rüzgâr
çanınıza selam vermeden geçtiğim tek bir sabahım bile olmadı.
7 sene bitti.
Ama hala hayaletin ile yaşıyorum ben. Seneye canımın biraz daha az acıması için
dua ediyorum sadece… Çünkü emin ol katlanılacak gibi değil yokluğun.
Seneye
görüşmek üzere cancağızım…
Etiketler:
7,
aşk,
ayrılık,
dergi,
mendil,
noter,
roman,
rüzgar çanı,
selam,
sokak müzisyeni,
yazı.kapak
21 Aralık 2012 Cuma
Kadın / Benim Sesimden...
ozumdecokiyiyim.blogspot.com için bu kez yazmakla yetinmedim birde benim sesimden dinleyin istedim.
Etiketler:
aşk.,
beyaz elbise,
blogspot,
kadın,
kendi sesimden,
ozumdecokiyiyim,
öz,
ses
19 Aralık 2012 Çarşamba
Kaçış Planı
Rüzgar senin sokağından geçerken ki kadar sert esse hep duramazdım bu şehirde.
Nasıl zor bilemezsin sen, tüm ömrümü bunu anlatmaya adasam bile sen hep aynı kalacaksın. Benim seni sevmeme sebep olan o umursamaz gözlerinle bakacaksın hayata hep. Ve ben seni düşündüğüm için utanacağım kendimden. Bitecek gibi değil bu.
Bir insanın kendine en uzak yeri sırtıdır derler ya öylesin şimdi.
Dizinde uyuduğum sabahlarım var zihnimin karanlık köşelerinde.. Ellerinin saçlarımın arasında dolaştığı anlarım var. Yağmurdan sığınmak için gölgene sığındığım, ceketinin içinde kaybolduğum zamanlarım var. Bir sürü sen varsın içimde. Aşık, şapşal, onurlu, vurdumduymaz, komik, kötü, en çok kötü senden var içimde. En çok o iz bıraktı. Atlatamadım. Geçmedi.
Şimdi benden tavsiye istiyor insanlar, aşk için. Verecek bir tavsiyem yok ki, enkazım ben. Üzerinden geçen zamana karşı bir tek bebek adımı bile atamadım ben. Ben mi tavsiye vereceğim? Ben bir şey verecek olsam sadece kaçış planı verebilirim aşktan. Benim yaptığım gibi. Sıkıldığını mı hissettin senden. Ayrıl! Kimsenin senden ayrılmasına izin verme. Aşık mı oldun? Ayrıl. Aşık olduğunu bilmesine izin verme. Seni sevdiğini mi söyledi, ayrıl! Senden vazgeçtiğini görmeyi kaldıramazsın!
Hayal kurma! Çünkü bir sigara içimliktir aşk dediğin. Bırak gitsin…
Etiketler:
aşk,
aşk.,
enkaz,
hayal,
iz,
kaçış planı,
ozumdecokiyiyim,
rüzgar,
sigara,
vurdumduymaz
1 Aralık 2012 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




