Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

27 Ocak 2014 Pazartesi

İdareli Sev..!




        Bazı şeyler yasaktır. Seni sevmek gibi. Bir gün önce el çırparak dinlediğim şarkının bir sonra ki gün sözlerinin içime çökmesi gibidir, aşk. Seni çok sevdim. Çoğu zaman çocukça, korkakça, gizlice... Ama çok sevdim. Sanki dünyaya geliş sebebim seni sevmekmiş gibi, yüzyıllardır aradığım ruh eşime kavuşmuşum gibi, eksik kalan parçama kavuşmuş, sonsuz acım son bulmuş gibi. İbadet gibi... Sevdiğim herşeymişçesine... 

        Annem, ben henüz çocukken ilk kaybedişimde belki, "çok muhabbet tez ayrılık getirir, idareli sev" demişti. Çocuk aklım işte kızmıştım ona. Memur emeklisi ailen olunca bir şeyleri idare etmeye alışıksındır. Ay sonu, öncelikli ihtiyaçlar, keyfi harcamalardan kaçınmak... Hep bir şeylerin eksikliğini hissedip susmayı öğrenirsin. Çünkü memur çocukları anlayışlı olur. Yokluğu bilirler. Zamanla bol kepçe yaşayabileceğin tek şeyin "sevmek" olduğunu öğrenirsin. Ve buna kimse karışmasın istersin. Annem haklıydı. İdareli sevmek lazımdı. Şimdi başım, ellerimin arasında... Burnumun kenar çizgisinden dudağıma inen bir damla... Sürekli gideceğin fikri, kulağımda gece yarısı dolanan bir sinek vızıltısı gibi... Öyle rahatsız edici ki...Gideceksin. Ve ben ne yapsam durduramayacağım seni. Çünkü sevmek benim, gitmek ise senin hayalin... 

    Seni çok özleyeceğim. Bu memur emeklisi ruh halimin üç aylığı gibiydin sen. Göğsümün kenarına sıkıştırıp herkeslerden gizlemek istediğim... Hoşçakal Haziran! Ben seni çok sevdim. Git Haziran. Git ve yeşili benim ağacımdan farklı olmayan bir ağaca hayranlıkla bak! Git! Dilini bilmediğin o insanların, yollarını bilmediğin şehirlerinde kaybol! Mutlu ol Haziran. Bu ömür sen mutlu ol. Dünyaya bir daha gelip, seni bulduğumda sıra benim olsun..!

19 Ocak 2014 Pazar

Gökkuşağı'na verilmiş sözüm var..!






Hızla gelen bir arabanın farına bakarken anlarsın en çok, neden yaşamak istediğini. Yaşam çoğu zorluğa rağmen, gülümseyebilmektir. İnattır. Mücadeledir. Koşturmacadır. Yorulmaktır. Acıdır. Zaman zaman karmaşıktır…
Bazen ise güzeldir. Umut doludur. İnançtır. Geriye dönüp baktığında biriktirdiğin anılardır. Sevdiklerindir. Sana zarar vermeyenlerdir.
Yaşam, bazı zamanlarda babanın 26 yaşında ki prensesi olabilmektir. Adını söylemeyi beceremediğin bir kahveyi sevmektir.  Zaman zaman yolda mendil satan bir çocuğun gözleridir…

Senin dertlerin vardır, çözülmeyeceğine inandığın. Dünyanın tüm yükünü, insanlığın en büyük acısını çektiğini düşünürsün. Yalnız kalmışsındır. Hiçbir hayalin gerçek olmamıştır. Adaletin olmadığına inanmaktasındır. Ve Tanrı’nın seni duymadığına…

Kim bilir belki de ölmeyi düşünüyorsundur. Ölümün soğukluğunu. Ne hissedeceğini. Gözünde kendi cenazeni canlandırıyorsundur boş zamanlarında belki. Geride kalanların gözyaşlarını hayal ediyorsundur. Kimlerin gerçekten üzülüp, kimlerin boş boş bakacağını hesaplıyorsundur. 

Herkes hayatında en az bir kez ölmeyi dilemiştir Tanrı’dan. Sende istemişsindir. Bende istemişimdir.  

Ne var biliyor musun? Bazen dünyanın tüm koşuşturması beni yorsa da güzel bir kahve alıyorum, adını söylemeyi yeni öğrendiğim… Sonra durup insanları izliyorum. Ne kadar hızlı olduklarını ve hep bir yerlere yetişme telaşında olduklarını görüyorum. Gözlerimi kapatıp seslerini dinliyorum. Yavaş aktığı için bol korna sesleri yükselen trafiği, yakınında isem denizi, değilsem gökyüzünü, bazen çocuğunu susturamadığı için mahcup bir annenin dudaklarından dökülen yakarışları, bazen simitçileri… Evet, onları da dinliyorum. Şair doğru demiş biliyor musun? Gözlerin kapalıyken güzeldir İstanbul. Aslında hayal etmeyi bildiğin sürece her şehirde deniz vardır, üzülme. 

Çok canım sıkıldıysa ve eğer yetmiyorsa dinlemek şehrimi, umutsuzluğumdan yükselen sesi bastıramıyorsa o çok sevdiğim sokak müzisyenlerim… Bu kez ilk kez gökkuşağını gördüğüm o gizli anıma gidiyorum.  Kimsenin bilmediği anıma… 22 Mayıs 2005’e gidiyorum. Yağmurun griliği arasında parlayan renkli çizgilere bakıyorum. İlk görüşüm. Birileri ile paylaşmak istiyorum ama o kadar güzel ki ayıramıyorum gözlerimi…

O gün karar veriyorum. Gökkuşağı vazgeçene dek bende vazgeçmeyeceğim yaşamdan. Sen de vazgeçme. 

Hiçbir duygu yaşamın içinde kaybolabilmekten daha güzel değildir, emin ol…



Blogum Dergisi /  Mart 2013 

                                                                                                                      Özlem Çelik
 

18 Ocak 2014 Cumartesi

Henüz geç değil sevmek için!

    


       Biliyorum çok zor senden istediğim. Senden bir ömür istiyorum. Gerçek bir insan ömrü. Ortalama 40-50 yıl. Beraber yaşlanalım istiyorum. Yaşlanırken de birbirimizi sevelim. Beni sevmeye başlaman için henüz geç değil! Henüz ilk çizgilerine kavuşmadı bile gözlerim. Saçlarıma beyaz düşmesine çok var daha. Hala gülümsemem eskimedi mesela. Ve kalbim, henüz ilaçlara ihtiyaç duymayacak kadar genç! Beni sevmen için henüz geç değil! Hala güldürebiliyorum etrafımda ki insanları. Kahkahalarımı kaybetmedim. Ve az biraz espri yeteneğimi. Nazlanmayı unutmadım. Seni gülümseten o naif edasını kaybetmedi ellerim. 


          Cami yıkılmadan ve mihrap sapasağlamken gel!

        Henüz geç değil sevmek için! Ben seni hep seveceğim. Ve biliyorsun ki istediğin zaman yolculuğuma ortak olabilirsin. Hiçbir zaman geç kalmayacaksın. Ama istiyorum ki şimdi gel! En taze çağında ömrümün, yorgunluğu henüz tatmamışken, sevmek hakkında ki fikrim değişmemişken, Nazım'ı, Cemal'i anlarken gel..! Onlara kızdığım zamanlara yetişeceksin diye ödüm kopuyor. Aşk, henüz toyken gel. Beraber büyüyelim. Sana sevmeyi öğreteyim. Sakladığım, sakındığım, biriktirdiğim her şeyi anlatayım sana. Bilgeliğimle tanış. Çok bilip, az yaşamış halimle... 

       Henüz geç değil sevmek için! Haziran'a çok var daha. Şimdi başlasak yarım asır severiz birbirimizi. Küsmeyi öğrenmeden, kırgınlığı görev bilmeden, soğuk rüzgarlara izin vermeden sev beni. Artık sev beni. Korkuyorum. Haziran gelmeden, elin elime değiversin bir kerecik. Yanlışlıkla değil ama. İsteyerek, hissederek... Gözün gözüme takılı kalsın bir kere olsun. Sesin sesime çarpsın, nefesin nefesime karışsın.

        Henüz geç değil sevmek için. Ama ben Haziran'ı her düşünüşümde öleyazıyorum.

11 Ocak 2014 Cumartesi

Peki, sen ne acıklı bir kelimesin..!





"Beni beklemeyeceksin, üzülmeyeceksin, ağlamayacaksın tamam mı?

"Peki"

" Hayatına devam edeceksin. Unutma."

"Peki"

      Ah Peter. Gideceksin. Kendimi ayrılık konuşmalarının en ağırlarına hazırlıyorum.  En acıklı şarkılara... Yokluğun neye benzeyecek bilmiyorum. Düşünüyorum. En yakın örneği geçenlerde hissettim. Hani böyle grip olduğunda; tat duyunu kaybedersin, en küçük bir kas hareketin bile senin nefesini kesecek etkiler yaratır, en çirkin halindir, en doğal, en kırmızı, en ıslak halindir. İyi olmanın nasıl olduğunu hatırlayamazsın. İyi olduğunda nasıl hissettiğini... Hayattasındır ama bir şeyler yolunda gitmiyordur.

     Yokluğuna iyi gelecek bir tavuk suyuna çorba tarifi arıyorum. Anne eli değmiş, gülüşün kokusuna sinmiş gibi olsun istiyorum.  Bir de "gitme"ler biriktiriyorum bozuk para kavanozumda. Sana söyleyemediğim her "gitme"yi ince kesikten içeri bırakıyorum. Kavanoz doluyor. Ne çok birikmişim. Gitme Peter. Ahh azı dişim gitme. Kalbimin kırçıllı grisi, karabiberim,çizgili pijamam, gülüşüm, suyum, umudum, uykum, güneşim, sevdiğim, sevemeyenim.

      Merak etme sen. Ben sana hep dua ediyorum. Diyorum ki, "Tanrı'm, ben ondan razıyım, sen de ondan razı ol. Ayağını taşa değdirme..." Ne zaman bir belayı savuştursak deriz ya "Verilmiş sadakamız varmış" diye. Ben senin verilmiş sadakanım. Kıpır kıpır dudaklarım...

      Ah Peter..! Gitme..!


(Haziran'a alıntıdır.)

1 Ocak 2014 Çarşamba

Şimdi sıra Ankara'da :)



Yer: Ankara Ticaret Odası Fuar ve Kongre Merkezi Adres ve İletişim bilgileri: Söğütözü Mah. 2180 Cad. No:1/A Söğütözü ANKARA / TÜRKİYE ( ankara ticaret odasının fuar salonunda sögütözünde ) 

Puslu Yayıncılık standına bekleriz:))

14 Aralık 2013 Cumartesi

Ali'm...




İlk sevdalanışım. Dün sanki. Henüz çocuğum tahmin edebileceğiniz gibi. Abisi olan, abisinin arkadaşları olan bir kız kardeşim o zamanlar. Abim çok arkadaşı olmayan bir adam. Seçme şansım yok. Birine sevdalanacağım. Ali'yi sevdim. Esmerdi, güzel gülerdi. Henüz yeni terlemekte bıyıkları vardı. Beyaz bir tişört giyerdi o yüzden gizli gizli sevdim beyazı ben hep siyahlara tutsakken bile. Çok sevdim Ali'yi. Onu yazdım, onu çizdim, onu söyledim. Onu içtim her susuzluğa kapıldığımda... Yıllar sürdü. Ah Ali'm. Benim güzel gülen, güzel yürekli Ali'm. Benim temizliği, saflığı yüreğimin. Ne yaptın acaba? İlk aşklara ne oluyordu büyürken? Bebeklik battaniyemi bile saklamışken senin sadece adın mı kaldı bende? 

Zaman zaman aklıma düşüverir Ali. Acıdığımda... O beni kanatmayan ilk sevdam. Başka bir kızla görmedim ben Ali'mi. Bana hiç kötü söz söylemedi benim Ali'm. Hep gülümseyerek baktı. Sevdiğimi ilk söylediğim adam! Ondan sonra kimseye söyleyemedim ben sevdiğimi. Bir Ali'me. Ona söyledim. Çünkü beni hiç üzmedi Ali'm. "Abin arkadaşım olmasaydı, sen bu kadar küçük olmasaydın bende seni severdim" dedi. Yalanı yoktu Ali'min. Bana hep güzel baktı. Onun baktığı gibi bakmadığı için kimseler bende hiçbirine "seviyorum" demedim. Tahmin etmek zorunda kaldılar, umut ettiler, bazıları körü körüne inandı. Ama o hiç susmayan dudağımdan dökülmedi o sözcük. 

İlk aşkımın üzerinden 16 sene geçti. Bir adam gördüm. Ali'me benziyordu. Onun gibi beni kırmamak için koza örmeye çalışıyordu etrafıma ve aynı zamanda en çok o acıtıyordu beni. "Ali'm olsa böyle yapmaz" dedim canımı her yaktığında. Ahh Ali'm. Benim çiçeği burnunda sevdam. Gözlerimin bakarken parlamayı öğrendiği, yuvam. Sığınağım. Canımı acıtıyor bir adam. Seviyorda ama. Bir yandan dünyanın en mutlu insanı olurken bir yandan yıkıyor. Ama yıkılırken bile seviyorum. Ali'm. Azı dişim, şeytan tırnağım, çocukluk hayalim, yürek sızım, kalp çarpıntım. Onu seviyorum. Seni sevdiğimden az değil belki biraz da fazla... Sen söyle ne yapayım Ali'm. Gideyim mi bir gün ansızın... Yoksa olduğum yerde kalıp göz mü yumayım onun bir başkası için heyecanlanmasına?

Ahh Ali'm. Yürek sızım. Nerdesin şimdi?




9 Aralık 2013 Pazartesi

Kendi Hayatını Yaşa / 2. Baskı






Merhaba,

Kitabımızın ikinci baskısını çıkarttık. Hayallerimin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese çok ama çok teşekkür ederim. Umarım bir gün bende sizin bir hayalinize ortak olabilirim. 

İyi ki vardınız. Ve benim hikayemi paylaştınız...


Sevgilerimle,

Özlem Çelik

30 Kasım 2013 Cumartesi

El Değmemiş Çerez Kasesine Veda Vol.1


         




            Bugün seninle dertleşmek istedim. Ahh Peter... Sen benim en güzel düşümsün, varolmayan ülkemsin, kaybolmuş çocukluğum, maskesiz- makyajsız halimsin. O kadar Öz'üm ki yanında. Kimse beni o kadar gerçek görmedi. Göremezler zaten. Çünkü ben bir tek sana sakladım herşeyimi. İnsanlığımın en güzel kısmını görmediler daha, sevmenin en saf halini yaşamadı hiçbiri, aynı anda hem kadın, hem anne, hem kardeş, hem baba, hem dost, hem yakın, hem uzak hem sevgili, hem aşık, hem maşuk olmadı onlar... Beni anlamazlar. Sende anlamazsın gerçi. 

              Mesela bir kez olsun bir satırımı okumuşluğu yok gözlerinin... Bencilsin. Ama bencilliğin bile sevgi dolu. Nasıl da temiz kalbin. Ahh Peter... Seni sevmenin kaç değişik yolunu buldum ben. Kaç değişik türde sevdim seni. Bir insanın bir diğerini böyle sevdiği nerede görülmüş! Hissettiğini biliyorum. Seninle aramızda bir bağ var çünkü. Güzel bir bağ. Bir anne ile henüz dünyaya merhaba dememiş bir bebeğin bağı gibi. Birbirimizden besleniyoruz. Sen benim sevgimden, ben senin gülümsemenden...

         Hastalıklı, korkunç bir şey bu. Biliyorum. Farkındayım her şeyin. Mayına bastım bir kere. Dönüş yok. Sadece kıpırdamadan önce sana böyle öbür dünyaya yetecek kadar, ömrümü idame ettirecek kadar bakmam lazım. Hiç konuşmadan ve dokunmadan ve sokulmnadan... Sadece bakmam lazım. İçimi doldurana dek varlığın. Sonra kıpırdarım yavaşça. Gürültü etmeden, giderim... Yavaşça... Bir süre arar sorar gözlerin, sonra geçer içinden arada adım. Sonrası belli. Biri gelir, dağınıklığına aşık olur. Ben gibi sevemez biliyorum. Ama o da kendi gibi sever işte. 

         Ahh Peter... Sende sevseydin ya beni...

17 Kasım 2013 Pazar

Yol Arkadaşım'a Sevgilerimle...

        



         Kalabalıktan kurtulup denize doğru yürüme isteğim sebep oldu seninle tanışmama. Belki o gün beklemem gereken güzergahta bekleseydim binmem gereken aracı, seni tanıyamayacaktım. Yani sıradanlığa mahkûm bir karakterim olsaydı, seçenekleri düşünmeyen biri olsaydım... Olasılıkları olmayan... İçimde denizi görmek için bu kadar tutkulu bir his doğmasaydı, yorgunluğumu bastırmasaydı bu istek seni göremeyecektim. Bazen mucizeler olur hayatta. İnsan hiç yapmayacağı şeyler yapar. Bir adama yol sorar, o adam ona gülümsediğinde gülümsemeyle karşılık verir gülümsemesine, yalnızlığını ve belki de bir fincan kahveyi paylaşmak ister onunla. Yemek yemeye karar verirler bazen. İlk görüşme için fazla olan kararlar alırlar. Göz göze gelmekten korkmazlar... Kadın, sırlarını anlatır, adam dinler bazen. Hayat, bir mucize verir, kadının yorgun kalbi yumuşar, adamın ön yargıları kırılır... 

           Adamın gamzesi vardır bazen, kadının çapkın bir gülümseyişi... 

         Kadın, denizini anlatır adama. Sırdaşını... Onu herkesten ve herşeyden ayrı ne çok sevdiğini... Adam anlar onu. Kadın, anlaşılmanın ne olduğunu unuttuğundan belki de şaşırır. Bir sürü karar alır bir gece içinde. Yol arkadaşı ona farkında olmadan bir sürü şey öğretmiştir. O bilmese de minnettardır kadın aslında. Senelerdir ne idüğü belirsiz bir aşk için paraladığı kalbini çürümekte olan o mahzenden çıkartmaya karar verir mesela, umutsuzluk kırıntılarını içinde barındırmayacağına söz verir ve en çok da mucizelere olan inancını kaybetmemek için hayata daha sıkı sarılacağını tekrarlar içinden mesela. 

           Adam kadına bir şarkı öğretir, kadın adama denizi sevmeyi...

        Biz'li cümlelerden Ben'li cümlelere geçilir bir süre sonra. Adam kadına su gibisin der, kadın su gibi olmayı sever. Gelecekten konuşulur en çok. Geçmiş bulutlu ve önemsiz bir ayrıntı oluverir bir anda. Kadın Sindirella'dır o gece. Son motorla birlikte balkabağına dönüşecek bir hayaldir yaşadığı... Hayattan hep daha fazlasını bekleyen kadın, o gece verilenle yetinmeyi öğrenir. Ona bir şans verilmiştir. Külkedisine verildiği gibi... Bir pencere açılmış ve oradan kendini soyutladığı o eğlenceli, sürprizler ile dolu dünyaya bakmasını sağlamıştır evren. Ve kadın müteşekkirdir. İlk kez belki de gökten düşecek elmaların ve çıkılacak kerevetlerin hesabını tutmaz... 

         Adam, beyaz atlı prens olmak için biraz esmer, kadın Sindirella olmak için biraz fazla iridir. Masal , son motor kalkana kadardır. 

       "Bazı insanlar iyileşmek için C vitaminine ihtiyaç duyar, bazıları ilgiye, anne kuzuları tavuk suyuna yapılmış çorbaya, benim gibiler ise denize ihtiyaç duyar... Denizi göresim, seni yazasım geldi..."

Yol Arkadaşım'a Sevgilerimle...


Özlem Çelik

Kasım 2013


10 Kasım 2013 Pazar

Ne güzeldiniz...





        İnsanlar hayal kurar ve bunu gerçekleştirmek için kendinden bir şeyler verir, mücadele eder,uğraşır,didinir, eğer inanıyorsa dua eder, inanmıyorsa dilek diler demiştim ya daha önceleri artık rahatım. Tüyap kitap fuarını duyduğumda kaç yaşındaydım bilmiyorum ama yazmaya yeni başladığım zamanlardı. Ünlü değildi o kadar belki ama benim için bir tutku olmuştu. Anneme söylemiştim sanırım. "Bir gün Tüyap'ta benimde imza günüm olacak" diye. Annem, olmasını umut ederek ama bir yanı mümkün olmaycağını bilerek belki de sessiz kalmıştı. 2 Kasım Cumartesi günü sabahın kör karanlığında kalkıp hazırlandım. Bir gece önce neredeyse hiç uyumamıştım. Önemli değildi. Çünkü dünyanın en güzel yerine gidiyordum. Bir isimliğin arkasında oturmaya, okuyucularımı beklemeye... Arkadaşlarım ile bir arabaya doluşup üsküdar'dan dünyanın merkezine yolculuğumuza başladık. Yol boyu hiç bir şey hissedememiş, heyecanlanamamıştım bile... Ama beylikdüzüne varıp o büyük harfler ile  "Tüyap" yazılı tabelayı görünce, kopya çekerken yakalanmış bir öğrenci mahcubiyetinde titredi dizlerim. Arkadaşlarım tuttu kolumdan. Neyi başardığımı o zaman anladım. Ünlü bir yazar değildim, evet. Ama ben henüz 12 yaşındayken hayalini kurduğu standa kavuşmuş yazan biriydim. Kendime geldikten sonra standa gidişim, okuyucularım ile ilk karşılaşmam, benimle fotoğraf çektirmek istemeleri, ellerimin titreyişinin bir an olsun geçmeyişi... Hepsi büyük bir rüyanın, küçük sahneleri gibiydi.

Bugün yine oradaydım. Okuyucularım artarak gelmiş, henüz ceketimi çıkartmamışken benden imza ve fotoğraf istediler. her birini çok sevdim. O kadar ki tek tek sarılmak istedim. 12 yaşında ki bir çocuğun hayalini gerçekleştiren gencecik insanlardı onlar. Benim insanlarım ve ne kadar güzellerdi. O an anladım neden en umutsuz anlarda bile vazgeçmediğimi. 

Sizi çok sevdiğimi söylemek istedim. İyi ki varsınız ve çok ama çok güzelsiniz..


Sevgiyle...
Özlem Çelik