İstanbul dışında bir yerde yaşamam gerekse ilk tercihim şüphesiz İzmir olur. O denli çok severim; Alsancak'ı, Kordon'u, Karşıyaka'yı, Eşrefpaşa'yı, Dikili'yi... Ve şu an sayamayacağım diğer tüm ilçeleri ile aşık olduğum şehre yazar olarak ilk gidişim. İlk ziyaretim... Evet çok heyecanlıyım. Bu heyecanımı da diğer tüm duygularımı sınırsızca paylaşabildiğim biricik blogumdan duyurmak istedim. Yolunuz düşer de uğramak isterseniz, ben orada olacağım...
Hep söylüyorum biliyorum ama yeniden ve her zaman iyiki varsınız...
Bende konuşmayı geç öğrenmiş bir çocuğun gevezeliği var. Susturulma
korkusu ile seviyorum seni. Bardaktan boşalırcasına... Ve sürekli kendim dahil herkesi, seni
unuttuğuma inandırma mecburiyeti ile yaşıyorum!
...
Söylemek istediğim onca söz varken içimde, sana sadece "Mutlu yıllar" yazdım...
"Seni sevdiğimi" unuttum zannediyorsun biliyorum,
Unutmadım!
Hayatımda biri var sanıyorsun,
Yok!
Mutluyum zannediyorsun,
Değilim!
Ben sadece, seni düşünüyordum...
Aptalca biliyorum.
Çoğu zaman şapşallığım tutar bilirsin.
Nasıldı o tabir sahi?
Ciğerimi bilirsin sen.
Bir tek seni sevdiğimi bilmezsin...
Ama konumuz bu değildi doğru ya.
Sana neden yalan söylediğimi anlatıyordum.
Kendini huzursuz hissetme diye...
Üzülme diye...
Ve renkleri mordu, tüm yalanlarımın.
Onları sev diye.
Karşılık veremediğin hisler altında ezilmek nasıldır bilirim.
Sen alışma istedim.
Suçlu hissetme kendini..
Üzülme...
Ben bugün birkez daha doğdum sayende...
Seni sevdiğim her gün olduğu gibi...
Hoşgeldin yeniden, "Mutlu Yıllar"...
......
Aşk'ın rengi mordu. Deniz kokardı ve tadı bazı zamanlar şeftali'ye benzerdi...
Çokta fazla uğraşmak zorunda kalmadım. Sadece derin bir
nefes aldım. Bir son nefes. Sonra yavaşça kendimi suyun dinginliğine bıraktım.
Dibe doğru... Ölmek niyetinde olmadım hiç. Ben daha çok sevmek, bolca görmek,
en az bir kez sevilmek ve şeftalili turta yapmayı bilmek istedim. Ben yazın güneşi,
kisin kari her mevsim denizi sevdim. Seni sevmek yanlış mevsimde yanlış bir
meyveyi aşermek gibiydi. Kisin ortasında canim birden şeftali istemişti.
Seni çok sevdim! Bu oldukça trajikomik çünkü ben aslında bu denli hüzünlü bir kadın
değilim. Ama ask beni hep hüzünlendirdi. Dramatik filmleri ve kitapları
sevmedim oysa. Ben gülmek istedim hep. Seni sevmek istedim. Aklımda çirkin,
bencilce ve biç miktar narsist bir soru var. Beni neden sevmedin??
Biz neden birlikte olamadık! Kahrolasıca dünya bu kadar küçük müydü sığamadık?
Biz mi büyüktük?
Fazla mı çirkindik?
Ya da çok mu güzeldik?
Biz neden birlikte olamadık!!
Sahi bir gün oturup uzun uzun anlatsana bana ya istersen yıllar sürebilir...
Ben yüreği ağzında bir kadınım. Az biraz korkak, delice cesur, epey fevri, çokça kırılgan, biraz çatlak, bazı zamanlar komik, bazen sessiz, çoğunlukla konuşkan, bir tutam kinci ama her daim affedici...
Ben yerinde duramayan bir kadınım. Sevdim mi koşmak isterim. Bir yere varma derdi olmaksızın, amaçsızca koşmak isterim. Sonra aniden durmak! Ve yeniden koşmak...
Ben duyguları sınır çizgilerinde volta atan bir kadınım. Elime iğne de batsa, aşık olduğum adam beni yarı yolda da bıraksa aynı kırgınlıkla ağlarım. Hiç susmayacak gibi... Sonra bir anda güneş çıktı diye deli gibi kahkahalara boğulabilirim.Gökkuşağını da severim, yakamozu da...
Azım yoktur benim çokça yaşarım!
Ben yorgun bir kadınım. 27'sine sayılı günler kalmış ama 7 yaşının muzurluğunu üzerinden hiç atmamış bir kadınım.
Ben aşk kadınıyım. Dostlarımın tabiriyle... Aşkı yazmak için buralardayım. Size sadece göz kırpmak istedim...
Yapamadım.Bu kez çok yaklaşmıştım. Az kalsın başkasını sevecektim!
Peter, benim çocuk tarafım. Ben iki ayrı adam sevdim sende. Biri komik, konuşkan, deli dolu, az biraz arsız, çokça mahzun, neyse o... Diğeri kör, sağır, dilsiz, vurdumduymaz, buz gibi, ama yumuşacık, derin, güçlü... Ben birbirinden hiç ayırmadan sevdim sizi...Birinizin hakkı diğerine geçmedi. İzin vermedim.
Denedim Peter, başkasını sevmeye gayret ettim. Yapamadım. Senin gibi gülmüyordu içten, onunlayken gülmüyordum. Gülmek ne zor şeymiş Peter! Gülemedim hiç... Sen de yoktun...
Az biraz boynum büyük bugün. Sevmem ben 14 Mart'ı. Sevemem. Nesi var bu tarihin deme. Bazen tarihler sevilmez Peter. Mesela senin gittiğin tarihi hiç sevmeyeceğim.. Dönsen bile... Bugün üşüyorum. Kaç kat giyindim kimbilir. Aklım karışık biraz. Sigaraya yeniden başlama isteğim var. Tükenene dek içmek istiyorum. Bugün çok karışığım Peter. Bugün "gidişlerin, öksüz kalışların, terkedilişlerin" günüydü. Ben bugün biraz daha öle yazdım...
Kızma Peter. Ölmek değil niyetim. Benim ki bir alışma hali. Ellerimi ceplerimin en derininde tutma çabası. Sana yazmamak, seni aramamak, sana ihtiyaç durmamak savaşı..! Sanırım bir sigara yakmalı... Yoksa seni arayacağım...
Hayat gariptir. Bir gün hiç beklemediğin bir anda, o lanet şarkı radyoda ince ince çalar. Oysa sen mavilerini giymişsindir ve deniz kokunu sürmüşsündür... Sen vazgeçtiğini kendine ispat etmek için dişlerini sıkarken... O şarkı çalar. Sadece bir şarkıdır. Önemsizdir. Ve hatta mantıksızdır sözleri. Ama onun sevdiği düşer aklına... O an..! Yaşamla ölüm arasında ki o ince çizgide dişlerini sıkmaktan çenen ağrımışken bir damla düşer gözünden. O kopacak fırtınanın habercisidir. Nefesini tutup insanlardan uzaklaşırsın. Ve ağlarsın. Ağlamak sana yakışmasada...
Sadece bir şarkı dersin kendini kandırmak için..! Altı üstü bir şarkı...
Neden bu denli çok sevdiğini bilemediğim bir şarkı...
Gidiyormuşsun... Aynı şehrin ayrı sokakları olacakmışız seninle... Neden bilmiyorum ama bana söyleme zahmeti, aklının kenar sokağından bile geçmemiş. Bu kadar mı herhangi biriyim senin için? İnsanlara acayip geliyor bu hüznüm. Anlatamıyorum. Ben senin herşeyin olma çabası içindeyim. Ben sensiz yaşayacağım kadar yaşadım. Artık seninle devam etmek istiyorum. Ben çok yorgunum. Seninle dinlenmek istiyorum. Çok şey öğrendim. Seninle unutmak istiyorum. Yeni doğmuş bir bebek gibi... Bomboş bir beyinle sana gelmek istiyorum. Beni sev istiyorum! Beni yalnızca sen sev...
Başka kimsenin olmadığı yerlerden birini seçip orada beraber yaşayalım. Biz birbirimizin yanında ne güzel duruyoruz. Hiç görmüyorsun.
Ben yaşlanıyorum. Ve en korkuncu sana kavuşamadan ölüp gitme korkusu! Ya bir başka adama evet dersem, bir çılgınlık halinde! Ya başkasının olursam! Ölesiye korkuyorum. Başkasının olamam. Bir sürü düzgün adam var ama ben senin hafif eğri burnunu seviyorum. Ben düzgün adam istemiyorum. Ben senin kısık gözlerini istiyorum. Ben sensiz bir gün daha geçirmek istemiyorum...
Eylül'e az kaldı. Seni sevdiğim bilincine geçişinin seneyi devriyesi... Benim gözümde doğduğumdan beri, ölümlü takviminde 4 yıldır, senin nezdinde 1 yıldır, ben aralıksız seni seviyorum. Çayı sever gibi. Her güne uyanmak, her gece yeniden ölmek gibi... Ben seni bir başkasının koynunda uyurken görüyorum bazı rüyalarda. Hiç bir rüyamda biz uyumadık beraber. Ve ne biçim bir dünyadır ki, seninle hiçbir sabah uyanamadım..!
Geçen gece seni rüyamda gördüm gene. Bazen diyorum ki en azından rüyalar var. Yoksa nasıl olur da yaşardım!
Peter!!! Seni çok özledim bu gece. Daha dün görmüş olabilirim. Özledim ama. Çok özledim... Elin elime değdi dün. Bir an seni unutmak için atabildiğim yarım yamalak adım, aramıza örmeye çalıştığım duvarın tek tuğlası düşüverdi. Herşey kayboldu... Senin parmaklarının üzerinde ellerim kaldı sadece. Avuçiçimde elinin izi var artık. Kaç saniye sürdü? 3-5 bilemedin 7 saniye.. Saniye ne kadar kısa bir zamandı o ana dek. Ama artık herşey değişti.. Parmak izim parmak izine değdi. Elimin çizgileri elinin çizgilerine karıştı... Ben sana karıştım.. Gözlerine karıştım... Sıcaklığına karıştım.. Bir kaç küçük saniye... Sadece saniye... Tanrı'm!!! Sana dokunmanın bende yarattığı bu korku verici, bu şaşırtıcı, bu afallatan, bu aşık eden, bu yol kaybettiren hissi... Seni sevmek ne güzel ne dehşetengiz bir duygu!
Sadece elin değmedi elime... Dudakların yanaklarıma da değdi... Yeni traş olmuş yumuşacık yanağına dudaklarım değdi dün! Anlatamıyorum bile...
Bir de o söz! O ömrümce bir tek senden duymayı istediğim, o şakayla karışık söylediğin, o söylerken gülümsediğin, başını sağ tarafına hafifçe yatırıp gözlerini hafifçe kısarak söylediğin söz... Benimle Evlenir misin? Evet diyememek, şakana ortak olacak cesareti bulamamak, yalnızca gülüp geçmek!!! Yapabildiğim, yapabileceğim tek şey...
Ben seni çok seviyorum Peter... Sen ne kadarını anlıyorsun, ne kadarı sana sahici geliyor bilmiyorum... Böyle düşündüğümde hep aklıma o keşkem geliyor. Keşke; içimi açsam, sana işte bu kadar seviyorum diyebilsem... Ah Peter... Ah benim yürek sızım... Ben seni ne zaman bu kadar çok sevdim... Nerde başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir hikaye gibisin. Senden öncesini anımsamıyorum. Ve senden sonrasını da kabul etmiyorum... Kalbimin, lale devrisin sen. Seni hep özlemle anacağız...
Ben uzun yıllar sonra, perdemin kenarını tutup bir çırpıda güneşe çıkamazdım. Bu yüzden elimde toplayarak yavaş yavaş izin verdim güneş ışıklarına. Sen güneştin. Baba gibiydin. Güveniyordum sana. İnsanlar her şeyi yapabilir. Hayatta insanın başına herşey gelebilir. İnsan en derininden yaralanıp, acımadı ki diyerek gülebilir. İnsan koşturmacadan yorulup dinlenebileceği bir adamın gölgesine saklanmak isteyebilir. İnsan bazen yıllarca uğraştığı hayallerini bir çırpıda atabilir. İnsan bazen sadece sevmek isteyebilir...
İnancım kırıldı. Hayata dair. Bu bazı şeylerin geri alınamayacağının kanıtı. Geçen günlerin, harcanan saatlerin, söylenmiş sözlerin. Zamansızlığın. Kırgınlığın...
Çok kırgınım. Herkesin mutluluğu için delice bir koşturma içindeydim hep. Hayatım boyunca. Başkalarına bakarak bir yapboz gibi, karşımda ki parçaya uyabilmek için şekil değiştirdim. Taviz verdim. Kendimden vazgeçtim. Elime ne geçti?
Kocaman, devasa kırgınlıklar... Kırdığının farkında olmayan insanlar... Umursamaz haller, tavırlar... Çirkinlik!!! Alabildiğine çirkinlik... Dünya çok çirkin bir yer. Ve beni güzel olduğuna inandıramayacak artık kimse... Ben son inancımı geçenlerde tükettim sanırım.
Artık size daha uzak daha farkında gözler ile bakıyorum. Aranızda değilim. Beni kavganıza dahil etmeyin..! Ben minik bir yapboz parçası olmaktan çok daha öteyim artık...