Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...

15 Mayıs 2016 Pazar

Serzeniş.




Çok acıklı bir şey farkettim. Ben yoluma devam edememişim meğer... Başaramamışım... Herşey iyi gidiyor sanırken, kedime sarılıp ağlarken buldum kendimi... Telefonuma fotoğrafını ne zaman kaydettim bilmiyorum. Veya o şiiri beni düşünüp mü yazdın? Üstüme alındım. Sirkeci'den geçmek için yolumu uzatarak, her zaman beni beklediğin o kaldırım kenarını çiğneyerek geçerek, o çirkin konuşmayı yaptığımız ara sokak kafesine inatla gidip oturarak birşeyleri kendime kanıtlarım sandım. Acıtmıyor sandım. Beraber olduğumuz sürenin neredeyse 4 katından fazladır ayrıyız. Ve ben iyileştiğimi sanıyordum düne kadar... 

Neden yalnızsın dedi, yeni edindiğim bir arkadaşım. Öyle istediğim için dedim. Yalandı. Belki az da olsa doğruluk payı olabilir ama çoğunluğu yalandı. Senin beni mahkum ettiğin tedirginliği, canımın hala acıyor olmasını, inançsızlığımı, iyileşemediğimi söyleyemedim. Yanlış adama yatırım yaptı kalbim, yanlış bir hikayede başrol oldum kısa bir süre, sonra perde kapandı, dedim. Ve bende yalnızlığımın tuhaf konforunda huzurluyum dedim. Yalan! Huzurlu değilim. Kalbimde kaynayan çaydanlık beni huzursuz ediyor. İnsanlarla tanıştırılmaya çalışmam! Mütemadiyen hayatıma sokulmak istenilen "doğru" insanlar... Beni huzursuz ediyorlar... Ben iyileşmeden henüz, bir başkasına nasıl merhem olabilirim ki... Yapamıyorum. ve bunun sebebi, senin lanetin. Evet... Bu lanet. Bu yarım kalmışlık hissi baş edilir gibi değil. 

Mutlu ol demiştim sana, Allah ayağını taşa değdirmesin. Hala öyle düşünüyorum. Umarım bir daha yolum seninle hiçbir şekilde, hiçbir evrende, varsa sonra ki hayatlarda kesişmesin. Silinsin geçmişim... Sen benim en büyük pişmanlığımsın...

Keşke hiç olmasaydın...

23 Nisan 2016 Cumartesi

İkinci şansın şanssızlığı




"Herkes ikinci bir şansı hak eder" dedi. Hayat insanlara bu şansı vermezken, Tanrı bile... O buna inanıyordu. İkinci şansa. Ama unuttuğu şey, birine birden fazla şans verirsen aslında ona seni kırıp dökmesi için fırsat tanırsın. Bana göre ikinci şans, tam bir mazoşistliktir. İlkinde yeteri kadar yakamadın canımı, bir kez daha dene demenin kibarcası... Hem bu kez herşeyin düzeleceğine dair inancımı da yıkabilirsin. O da bonusun olur.. Bir taşla iki kuş...

Ben kimseye geri dönmedim. Bu övünülecek birşey mi bilmiyorum. Canımın yandığı, mutsuz olduğum hiçbir yerde de kalmadım. Bana göre insanlar seçemediklerini sevmek zorunda değiller... 50 yıllık evliliklerini de bitirebilirler. Doğdukları yerden koşarak kaçabilirler... Sahte gülümsemeler veya samimiyetten uzak sohbetler yerine uzaklığı tercih edebilirler... Tekrar kırılmak istemiyorlarsa aynı hatayı yapmamayı seçebilirler. Birinden vageçmek sandığınız kadar zor değil. Şöyle düşün, o bir süre önce hayatında yoktu ve sen gayet iyi idare ediyordun. O gittikten sonra da bir yolunu bulabilirsin. 

Hayat, yanlış seçimleri tekrarlamak için fazla kısa değil mi sencede? Canın acıyorsa git, mutsuzsan yerini değiştir... Çiçekler bile mutsuz olduğu yerde ölürken, sen nasıl yaşayacaksın ? Boğulduğunu hissediyorsan nefes al. Nefes almak için ne yapman gerekiyorsa yap ve kurtul düğümlerinden. Sana bencilliği öğütlemiyorum. Ben mutlu olmanı istiyorum. 

Tüm kadınlar peri masalları ile büyüdü. Mutlu sonlar hayal ederek yaşlanıyor. Peki ya herkesin kaderi sonsuz aşk değilse? Birilerinin de yalnızlığın konforunda huzuru bulması gerekiyorsa? Ya aşkı ararken yaşlanıyorsak? Evlenmek, kariyer yapmak, çocuk yapmak, iyi bir anne olmak için verdiğimiz savaşta yüreğimize yakışanı yapmıyorsak? Peki kaderi zorluyorsak? Birileri bulmak, tanımak, sevmek, alışmak dramasında kendimizden uzaklaşmıyor muyuz? Herkes evlenmek ve mutlu olmak (!) zorunda mı gerçekten ? Mesela evlilikte kadına biçilmiş rolden fazlasını, başrolde oynamayı, esas kadın olmayı istiyorsam ? 

Ben sorularıma cevap buldum. eğer bir kez yaşayacaksam , ikinci bir şansı yoksa bu hayatın, yeterli bonusu toplayıp üst tura geçemeyeceksem, _aferin çok güzel bir ot oldun tam da istedikleri gibi _ diyecekse ayna da bir gün kalbim... Kendi seçtiğim yoldan gidip, kendi yanlışlarımı doğru yapma zamanıdır. 

Aklınız ve kalbiniz savaşıyorsa, karaciğerinizi dinleyin..

Kendinizi olduğunuz gibi sevin..

Hoş kalın.

Öz

19 Mart 2016 Cumartesi

Geciktim.. Üzgünüm... Mutlu yıllar




Her sene doğumgününde özene bezene yazdığım yazıları bu sene çöpe attım.Bekleneni geciktirmek benimkisi... Olacakları ertelemek... Unutmadım seni ama geçen yıllar çok rüzgar esmiş belli ki... Değişimişim bilmeden. Sabah içim acıyarak uyanmadım. Sadece uyanıp işe hazırlandım. Kahvaltımı yaptım, iş arkadaşlarımla şakalaştım, kahve içtim, çalıştım. Bol bol çalıştım. Ekranın sağ alt köşesinde ki takvime baka baka çalıştım.. İçim ezilir gibi olduğunda sigaraya kaçtım. Sonra yeniden takvime bakarak çalıştım. Elime geçen her evrağa yazmam gereken tarihi önce elim titreyerek sonra daha düzgün bir el yazısı ile yazdım. Tüm gün. Senin doğumgünü yazdım... 

En zoru ilk günlerdir, bilemedin ilk aylar, hadi ilk sene diyelim... Sonra her gün değil arada acır kalbin. Zamanla senede bir kaç gün... Çok sonra (şuan olduğu gibi) senede 2 gün acır... Doğumgünün ve gittiğin gün... İnsanların özel günleri, resmi ve dini bayramların dışında, yaraları ve sevinçleri ile belirlenir... Bunu seninle farkettim. Sen bir gün gitmeyi seçerek, boktan bir tarihi matem gününe çevirdin. Sırf o günü seçtiğin için, sırf bir kaç gün sonra değil o gün gittiğin için önemli oluverir tarih. İçimi acıtan ne yapsam unutamayacağım bir gidiş... 

Geçtikten sonra farkedip, unuttuğum için hayıflanacağım Ahh diyeceğim günler gelsin istiyorum... 14 yıl... Ne zaman hesaplasam hayret ettiğim... Koskoca 14 yıl... 

Doğumgünün kutlu olsun canım... Umudunu asla kaybetmemeni, her daim mücadele etmeni hayatla ve de kazanmanı, artık sevmediğin insanları 14 yıl önce ki gibi kolayca silebilmeni, mutsuz olduğun yerden koşarak kaçabilmeni, tüm dünyayı o masmavi gözlerinde görebilmeni, daha çok sevilmeni, sevmeni, doyasıya sevmeni dilerim... 

Ömrün uzun, gönül gözün açık olsun... 

Nice senelere...

12 Mart 2016 Cumartesi

Gitmeyi öğren...






Eşyalar toplanmış seninle birlikte… Anılar saçılmış odaya her yere… 
Sevdiğim o koku yok artık bu evde
 


 
Gitmenin üzerine en az 10 cilt kitap yazarım. Öyle iyi bilirim gitmeyi. Kimseler benim gibi güzel kaçamaz, böyle bulunmaz yerlere saklanamaz. Ben istemezsem _ ki istemem_ kimse beni bulamaz. Ben öyle güzel giderim ki geride hiçbir şey bırakmam. Huyumdur. Oscar’a aday olur en az bir özgün gidiş ödülü alırım. Ben öyle güzel giderim ki, gitmek üzerine yazılmış bütün şarkılar eksik kalır. Kocaman boşluklar bırakır, etrafa anılar saçarım. 

Her şeyimi toplar giderim. Geriye saç telim bile kalmaz. Sadece adım, anıların, bir de mutfak önlüğünü bırakırım. Beni unutma diye… Parfümümün sinen kokusunu bile toplarım. Camları açar ardına kadar bedenin, kalbine ceyran çarpar. Öyle giderim. Tüm filmler canını acıtır. Gözyaşları bırakırım ardımda. Ama merak etme en çok ben ağlarım. En çok benim canım acır.

Ben gitmeyi iyi bilirim. Zihninde sürekli aynı ses döner durur… Daktiloma çarpan parmaklarım, biten dizini haber veren küçük zilin sesi… Duvarlarına çarpar zihninin. Kalıcı yaralar bırakmam ama… Bir süre sonra unutmaya başlarsın. Çünkü ben hep kendim için zor, diğerleri için atlatması daha kolay vedalar bulurum. Siz benden, ben kendimden nefret ederim. Siz unutursunuz ben nefretimle bir ömür çoğalarak yaşarım. 

O yüzden sinirlen, kus öfkeni… Ne kadar çok kızarsan o kadar kolay geçer… Kendine iyi bak… Sen daha iyilerine layıksın… Sorun sende değil bende… Bunlar benim tarzım değil. Canın ne isterse onu yap. Sadece unut beni. Unutamazsan gitmeyi öğren sende… Bu anneden kıza, babadan oğla nesillerce sürecek bir gen aktarımı… Gitmeyi öğren ve hemen git birilerinden. Tüm dünya mutsuzlukla terbiye olana dek!
Tüm dünya gözyaşlarını kanıksayana, kimseye bağlanmamaları gerektiklerini öğrenene dek. 

Tüm dünya özgür ama mutsuz olana dek. 

Git ve sakın arkana bakma…

6 Mart 2016 Pazar

Otuz yaşıma...




Hiçbir şey mükemmel olmak zorunda değil. Hatta hayat daha da zorlayabilir seni... Güvenli bölgende huzuru tercih edebilir ya da gemileri yakabilirsin. Karar senin. Ama her ne yaparsan yap, asla pişman olmayacaksın. Çünkü sen sevmeyi biliyorsun. İyi veya kötü tüm seçimlerini sevdin zamanla... Hayatın sana getirdiklerini, senden esirgediklerini sevdin. Çoğu zaman gücün olmadı bir şeyleri yeniden inşa etmeye... O zamanlarda oduğun yeri sevdin. İnsanların muhteşem şeyler başarma hevesine tuhaf baktın. Evet birileri bir şeyleri çok iyi yapmalıydı. Bir takım buluşlar yapılmalı, keşfedilmemiş şeyler keşfedilmeli, yürünmeyen yollarda yürünmeli, evrenin sırrı çözülmeli, iyi bir şiir yazılmalı, yeni bir film çekilmeliydi... Bunlar olmalıydı. Ama herkes potansiyelinin farkında olmalı. Mükemmel olmak zorunda değilsin. Ünlü, çok güzel, aşırı zayıf, yetenekli veya muhteşem bir sese sahip olmak zorunda değilsin. 

Düşünsene, doğduğun günden bu yaşına dek neleri başardın ? Zorlu eğitim sisteminin içinden bir şekilde başarılı çıktın. Tam öğrenemesen bile bir yabancı dile eğilimin oldu. Kavgalardan, tartışmalardan çıktın... Kitaplar filmler bitirdin. Aşık oldun. Biliyorum oldun. Herkes olur. Bir kediye süt vermiş olmalısın en azından. Küçük kahramanlıklar, büyüklerinden kıymetli olabilir. Düşünsene dünyada ki herkes ama herkes kahraman olsa kimi kurtaracaklardı? Kimsenin bir diğerinin şefkatine veya iyiliğine ihtiyacı olmasa kahraman olmanın ne anlamı var ? Diyeceğim o ki, büyük kahramanlıklar yapanlar aynen devam etsin. Sen gizli kahraman ol. Merhametini kaybetme! Merhamet önemli... Kibirden uzak dur. Kibir çirkin, gereksiz... Egona yenilme. Umutsuzluğa düştüğünde anneni düşün! Aynı anda bir sürü şey yapıp seni sevmeyi unutmayan anneni... 

Sözü açılmışken anne olmayabilirsin... Herkesin biyolojisi buna uygun olmayabilir. Veya bunu istemeyebilirsin... Bu ne senin ne bir başkasının suçu... Bu sadece Tanrı'nın planı ile ilgili... Ve senin isteğinle tabi... Sevdiklerini de kaybedebilirsin. Ölüm değildir insanları cenazede ağlatan... Bir daha onu göremeyecek olmak, kendi ölümlülüğüne ağlamaktır... Bunu unutma. Sevdiklerinle zamanında vedalaşabilmeni dilerim...

Dostlarını yakın tut. Vazgeçme... Kalabılıkları sevmediğini biliyorum.  Çok kalabalık olmasına ihtiyacın yok. Avucun kadarsa gerçekten kalbin, az insanı daha çok sevebilme yeteneğine sahipsin demektir. Sevgini doğru yönlendirmeyi unutma... 

Homofobik olmazsın bu yaştan sonra, ama gene de hatırlatayım. Aynı cinsten birine aşık olmak hastalık değil, histir... Neyi, kime hissediyorsan o senin doğrundur... Herkesi olduğu gibi kabullenmeye devam et. 

30'larında bir kadın olarak, senin hiç değişmemenden gurur duyuyorum. İçinde ki çocuğu öldürmeden, klişelerde boğulmadan, olgunluğun seni sarmasına izin vererek büyüdün. İnsanlar seni hep sevdi. Sen de onları... Adı duyulmamış müzik gruplarını hala sevdiğini umuyorum. Onlardan vazgeçeme iyi çocuklar... Büyümek değişmek değildir her zaman... Nazım'ı, Cemal'i, Edip'i, Can'ı, Turgut'u unutma... Unutturma...

Küçük prens çocuk masalı değil, insanlık öğretisidir... Masal diyenlere karşı onu hep savun. Peter Pan'ı unutma... Karikatür dergilerini ve animasyon filmleri sevdiğini söylemekten çekinme. Burak Aksak'ı, Onur Ünlü'yü hala sevdiğine inanmayı tercih ediyorum... Yaşının  30 olmasının seni Ana britanica okumak zorunda bıraktığına inanma... 

Sen herp burnunun dikine gittin. Gene git. Yaşamak istediğin şekilde yaşamak senin hakkın. Tercihlerin ve kararların senin yansıman. Ferrari'ni satmana gerek yok bilge olmak için. Kendi dünyanın Sokrates'i ol sen. Bırak diğerleri ne halt ederse etsin...

Ne kadar paran olursa olsun, insanlara samimiyetsiz hediyeler gönderme... Düşünülmüş özel hediyelerin kıymetini unutma... 

Göz altı kremlerin yaşanmışlıklarını silemeyecek... Uğraşma... 

Doğru yolda yürümek zorunda değilsin. Kendi zikzaklarını çizmekten korkma... 

Kalan ömründen keyif almanı dilerim...

Sevgiler

Öz

27 Şubat 2016 Cumartesi

Ve Tanrı kadını yarattı, ama onu kimse korumadı...







Kadınların varlık sebebidir ağlamak! Tercih değil. Kadın olmanın sorumluluklarından biridir gözyaşı dökmek... 
Ve Tanrı kadını yarattı… Erkeğin kaburgasından… Göğüs hizasında sevilsin diye… 
Eşit olsun diye, korunsun diye… 
Buna inanma cüretini gösterenleriniz varsa hala, umarım Tanrı denildiği gibi kadınların gözyaşlarını sayıyordur… 
Zira bu dünyada çözülmeyenlerin diğer dünyada çözülme umudu bir kadını ayakta tutan. 
Bizim bizden, bizim Tanrı’nın adaletinden başka sığınağımız yok…

Bazı adamlar sokakta bira içerken gazeteye sararlar… Bira olduğunu bilmiyormuş gibi yaparız bizde… Oyunlarına uyarız.  O gazeteler kadın cinayetleri ile doludur… O adamlar, biralarını sardıkları gibi gazeteye, günün birinde kadınların cesetlerinin üzerini de sararlar başka cinayet haberleri ile… Aslında acınası olan ölü bir kadının cesedinin üzerine magazin sayfasının denk gelmesi değildir. Asıl trajik olan, o kadının birkaç gün önce bir başka ölü kadına üzülmesidir! Biz, bizi öldüreceklerini bile bile güveniriz bazılarına… Minibüs şoförüne, eski sevgilimize, dayımızın oğluna, babamıza, her gün gördüğümüz öğretmenimize… 

Ölümsüz olduğuna inanır tüm insanlar… Kötü şeyler başkalarının başına gelir. Cesaretimiz ile övünürüz… Dar sokaklardan geçmekten, karanlıkta arkamızda bir ayak sesi duymaktan, minibüste son yolcu olmaktan, biraz kısa eteğimize bakan zihniyeti çirkin insanlardan korkarız… Cesaretimizden duvarlar örer ardında korkudan titreriz… Güvenmeyi seçeriz yinede insanlara, kendimiz gibi biliriz herkesi… Ama aslında evrilemedi insanoğlu… Hayvanlığı atamadık içimizden… Sinmekten, sindirilmekten yorgun düştük… 

Ben şanlısıyım. Ailem var, arkadaşlarım, aklım, gücüm… Ve çantamda biber gazım, yatağımın kenarında bıçağım… Benim ellerim var, ayaklarım… Koşarım… Kaçarım… Bana bir şey yapamazlar!
Aynı cümleleri söyleyen bir sürü kadının mezarı içimizde… 

Ölüyoruz, mütemadiyen... Sevilmek yerine, çiçekler dikmek, yeni kurabiye tarifleri öğrenmek, bir sonra ki baharı görmek, kışlıkları kaldırmak yerine ölüyoruz... Öldürülüyoruz ve kimse bizi önemsemiyor... Bizden başka...

Ölen tüm kadınlarıma...

Sonsuz özürlerimle...

24 Ocak 2016 Pazar

İyileşti Kadın, temizledi kalbini...



Artık sevmek istemediğiniz, ama sevmekten vazgeçemediklerinize...

Uzun soluklu cümleler kurmayı, uzun yaşamaya tercih ettim hep. İlişkilerim kısa ama tutkulu oldu hep. İçimde en az 3 farklı kadın yaşattığıma yemin edebilirim. Tuhaf şeyler sevdim, tuhaf şeylerden korktum... Mercimek çorbasının yanında beyaz peyniri sevdim mesala. Martılardan korktum hep! Kimse bilmez. Ben seni unuttum mesela. 

Bir yerinde bu şehrin, kulaklığın kulağında karşıdan karşıya geçiyorsun ellerin cebinde. Bir yerden bir diğerine yetişiyorsun sakince. Koşmadan. Paniklemeden. Fazladan enerji harcamadan yaşıyorsun. Sanki hepimiz çok müsrifmişiz gibi... Sen hayatı tutumlu yaşıyorsun. Aynı yerlerden geçip, ayrı yerlere varıyoruz. Aynı bulutlara bakıp, farklı şekiller görüyoruz. Sen realistsin, ben romantik. Dünyanın ilk kavgası, ilk karşılaşması bizim ki... En eski problem... Değişmeyen şeyleri var dünyanın... Mesela hala biz dönüyoruz güneşin etrafında. Yer bizi inatla çekip, sabitliyor. Hala iyi filmler yapabiliyoruz, birbirine benzemeyen. Hala şaşırabiliyoruz. Merkür'ün gerilemesi bizi hala tedirgin ediyor. Kavgalar bitmiyor. Ölüm bitmiyor. Ayrılıklar bitmiyor. Herşey aynı... Herkes burnundan nefes alıp ağzından veriyor. Ben hariç! 


        Ben herkese inat yaşıyorum. Herkes artık dayanamaz dediği an, dizlerimin üzerinde doğrulup şarkımı mırıldanıyorum. Ben, ben olmaktan vazgeçmiyorum hala! Ne aptalca, ne cüretkar bir girişim! Ben hala savaşıyorum. İçimde ki kadınlarla... Kalbimde eskimiş adamlarla... Baştakiler ile... Sondakiler ile... Beynim, kalbim, çoğu zaman akciğerim ve ara sıra karaciğerimle... 

   Güzel görünen bir şey gördüğümde ( çirkin bile olsa) ben hala mutlu olabiliyorum. Basılmamış yar yığınlarına zıplıyorum utanmadan! Sensiz bir kışı daha sindire sindire yaşıyorum. Ne mutlu bana! Ne mutlu beni, ben yapan afacan kalbime...

Diyeceğim o ki, sen git. Başka bir dünyada başka bir kalbe yerleş... Ben iyiyim. Çok iyiyim. İyileştim. Kar herşeyi temizler derlerdi. Temizledi. İyi olmayı özlemişim...

Hepinizin iyi olması dileğiyle...

P.S: Kalbinizi iyice süpürmeden yeni bir misafir kabul etmeyin. Pişman olursunuz. Kimse bir gölge ile savaşmaktan keyif almaz...

P.S 2: Bence o bulut, düpedüz göte benziyor. Gothe'e değil. Bildiğimiz göte!

Özz

26 Aralık 2015 Cumartesi

Merry Christmas



     Herşeye rağmen Merry Christmas canlar... Kim ne derse desin yeni yıl iyidir_ ki 2015 pek te süper bir yıl olmadı bizim için. Biliyorum seni de darladı. Bitse de kurtulsak diyorsun. Hatta 'ben bu sene yeni yıla girmeyeceğim' geyiğinin yanından bile geçmiyorsun. Geçmiyorsun değil mi ?? Koşarak, ayakların neticene vura vura yeni yıla girmek istiyorsun. Girelim lan! 2016 güzel olsun. Sonuçta yeni yıl iyidir ya. Bişeylerini çıkartmadığın sürece. (Bişeylerin ne olduğu biliyorsun)

     2015'te genel olarak üzüldük. Yerimiz kalmadı diyebiliriz sanırım. Kazık yiyecek yani. Benim için 2015 sanırım ayrılık ve korku ile doluydu. İşten ayrıldım. Şehirden ayrıldım. Sonra geri döndüm, şehre yani. Yayınevimden ayrıldım. Boşluğa düştüm. Uludağ'ı gördüm. ( Bi halt yok bence) İşsizlik maaşı ile keyif yaparken babamın kalbi bize şaka yaptı. Hayatımın en korku dolu döneminden geçtim.  Şükür iyileşti. Yollarımı ayırdığım insanlar oldu. Dayanamayıp döndüklerim, dönmeden de yaşayabileceğimi öğrendiklerim... Yeni arkadaşlarım ve yeni bir işim oldu. Star wars'u yeniden izledim. 1977'den itibaren. Bir sürü kitap okudum. Çıkan tüm filmleri izledim nerdeyse. En az bir insanı gülümsettiğime kalıbımı basarım. İşaret dili öğrenmeye çalıştım. Yeni dövmeler yaptırdım. Küçük Prens koleksiyonumu büyüttüm. Beşiktaş'ımın maçlarını izledim. Sonra kalbi kocaman birini daha kaybettim... Yani 2015 benim kayıplarla mücadele yılımdı... Ve neyse ki bitti. Bitti değil mi ?

     Senin yılında muhteşem olmadı biliyorum. Sanırım milenyum kurbanlarıyız. Oysa falcının dediğine göre 2015 benim yılım olacaktı. Biri yılımı çaldı. Eminim bundan. Olsun bizde umut bitmez gençler. 2016 benim yılım olur, genciz daha ya hallederiz. Tamam senin de yılın olsun. Paylaşmak iyidir. Ama kötü kısımları kesip atalım mümkünse. Hayallerimizi çeyrek bilete endekslemeyelim mesela. Amorti çıkarsa sevinmeyi bilelim. Noel Baba'yı koruyalım. O da büyüğümüz sonuçta. Hepimiz Pinokyo , Peter Pan, Kibritçi Kız, Hansel ile Gretel ile büyümedik mi ? O da bir masal kahramanı sonuçta... Azcık yaşlı bi de geyiklerini uçurmakla ilgili tuhaf fantazileri var ama özünde iyi adam, çocuklara hediye vermek için uğraşıyor. İyi adam yani. Yeter kötüleri sevdiğimiz ya. Biraz da iyileri kollayalım. Kadınlara, çocuklara iyi bakalım. Destek olalım. Kalp kırmayalım. Kol bacakta kırmayalım. Şiddetin her türlüsüne karşıyız sonuçta. (Kamu spotu :Yaşasın dünya barışı ) Poyraz Karayel, Leyla ile Mecnun sevelim. Sevdirelim.. Behzat Komseri unutmayalım... Jehan Barbur'u, Birsen Tezer'i dinlerken Yok öyle kararlı şeyleri, Son feci bisikleti, Yüzyüzeylen Konuşuruz'u unutmayalım.. Kafa adamlardır. Seversiniz. Kıymet bilelim. 


     Yılbaşını sevmeyenler var biliyorum. Kutlayanlara kızanlar. Kınayanlar. Ama benim gibi herşeyi ve herkesi olduğu gibi sevmeye çalışanlarda var. Empati yapmak zorunda hissetmeden, ayırmadan, bölmeden,çarpmadan, kırmadan sevenler.. Siz ve ben bu koca dünya içinde küçücüğüz ama çok güzeliz. İyiyiz ya. Muhteşem şeyler yaşamıyoruz belki ama kalbimizi kirketmiyoruz da... Kibirden, nefretten uzak durun. Aynı fabrika ürünü insanlar olmayın gençler. Olmayalım. Fark'ı sevin. Farklı olduğu için sevilmeyenleri de...

     Kalbiniz, annenizin yeni yıkadığı perdelere bakarken ki gülümseyişi kadar temiz olsun gençler...

     Hepinizi çok seviyorum. 

     Öpüldünüz. 

     P.S: Seneye görüşürüz şakası yapan olursa ölü taklidi yapmayı unutmayın :)
  
     Ho ho hooow

     Öz.







29 Ekim 2015 Perşembe

Parmak boğumlarını sevdiğim adama...








Evet! Tahmin etmeye çalışma boşuna... Bunu sana yazıyorum.. Sadece sana...  Ve okuyacağını biliyorum..
Bir kez olsun beni dinle ve sadece oku. Sonra sus... Sonsuza dek...

**

Bizden bir şey olmaz! Artık olmaz. Bu saatten sonra. Düşünmüyorum sanıyorsun. Aklıma gelmiyor. Bir düğme vardı da kapadım, artık acımıyor sanıyorsun. Acıyor... İlk günkü kadar çok değil ama acıyor. Anıları acıyor insanın bir saatten sonra... Kendimle olan savaşım bitmiyor. Birileri kazanıyor sanıyorsun. Kazanmıyor kimse. Ne kalbim ne beynim... Ama devam etmem lazım.. Benim iyileşmem lazım. Bu saatten sonra sadece kendim için değil, beni her üzgün gördüğünde gözleri dolan babam, kalbimin kırık olduğunu bildiğinden ihtiyatla yaklaşan annem, çaresizlik içinde geçmesini bekleyen abim için. Yeni teselli sözleri aramaktan yorgun düşen dostlarım için... Beni sevenler için... Yanımda olanlar için iyileşmem lazım. 

Aynı sokaklardan geçerken canımın acımaması lazım. Bazı şarkıları duyduğumda kaçar gibi uzaklaşmamam lazım. Dostlarıma, yaralarımın iyileştiğini göstermem lazım. Benim iyileşmem lazım. Bunu başarabilirim. Ama dokunma yaralarıma. Tam kabuğu tutmuşken kaşıma, tam ısınmışken içim estirme soğuk rüzgarını... Benim sorumlu olduğum insanlarım var. Hayatı kendim için yaşamıyorum sadece... Benim sevdiklerim var...

Zannediyorsun ki sen benim tabirimle hortladığında, üzülmüyorum. Sanıyorsun ki taştan benim kalbim! Ucuzca karılmış çimentodan benim içim. Küçücük bir dokunuşunla paramparça oluyorum. Egonu tatmin et işte. De ki bu salak, bu gerizekalı beni hala seviyor! Bu aptal! Benden vazgeçemiyor. Gelmiyor olsun ama seviyor işte de. Bu sana yetsin. Bunun hazzında kal. Ama bana uzak kal. 

Benim yeniden öğrenmem gereken bir sürü şey var... Mesela günün birinde bir adama yeniden güvenmeyi öğrenmek istiyorum. Yanılmak umrumda değil. Bunu deneyecek güce ihtiyacım var. 

Sana dönmeyeceğim. Gururdan falan değil. Kırgınlığımı bitiremem artık. Geçse şimdiye geçerdi. Haklı veya haksız ol, suçlu veya suçsuz... Bu saatten sonra olmaz. Olmayacak. Tanrı'nın bizimle ilgili başka planları var demek ki! Her insan dünyaya ruh eşi ile birlikte gelirmiş ve dünyada kaldığı süre boyunca onu ararmış.. Biz bulamadık. Henüz. 

Bir gün ikimizde mutlu olacağız. Başka insanlarla... Önce veya daha çok kimin mutlu olduğunun bir önemi yok. Mutlu olacağız... Ayrı hayatlarda...

Şimdi sana bunu bir daha söylemek zorunda bırakmamanı diliyorum. Ben seni çok sevdim. Herkeslerden çok. Herşeyden çok. Ama birbirimizin hayatında ki görevimiz bitti. Zamanın bizi değiştirmesine ve olgunlaştırmasına, yaşananları hazmetmemize ve yeniden başlamamıza izin ver. 

Unutma o filmde söylediği gibi kızın; Merhem kullanmamam yaram olmadığı anlamına gelmez. Seninle olamayacağımız gerçeğinin farkındayım. Ve bununla baş ediyorum, sen kendini hatırlatmadığın zamanlar. Yeni insanlara şans verebiliyorum. Kimsenin günahını almak istemiyorum. Yapma. Dokunma. Hatırlama ve hatırlatma...

Sadece git. Benim yaptığım gibi. Arkanı dön ve git... Hiç olmamışım gibi... Kendine iyi bak. Ve aklına getirme beni... Benim aklıma gelme, hatırlatma kendini... Her güzel şey gibi bunun da bittiğini kabul et olgunlukla... Kalbine izin ver... Bana izin ver... Ve git. Sadece git. Sözünü tut! 

Sözünü unutma...

17 Ekim 2015 Cumartesi

Baba... Uyan...



Aç gözlerini Baba! Ben burdayım. Aç! Prensesin geldi bak. Aç gözlerini Baba... Eşek sıpan, gözünün nuru burada. Uyan Babam! Uyan. N'olur beni bırakma!

Geç kaldım bugün! Tek ayak üstünde bekletip, çekmeyecek misin fotoğrafımı? Yeni dövme yaptırdım. Kızmayacak mısın şakadan? Herkeslerden çok sevmeyecek misin beni ? Baba gitme. Gitme nolur! Kurban olurum kal benimle...

İnsanlar azalıyor etrafımda. Bir ben, bir abim, bir de senin kıyafetlerini lazım olur diye koyduğum çantam kaldık! Sen beni görmeden uyuyamazsın. Uyumuyorsun biliyorum. Biliyorum beni bekliyorsun. Almıyorlar yanına. Göstermiyorlar seni. Çıldırmak içten değil. Baba, babam... Kahramanım... Yalvarırım uyan. Kabus gördüğümde beni uyandırdığın gibi. Kabus görüyorum baba uyan! Nolur...

Uçurumlardan düşüyorum her gözümü kapattığımda... Baba korkuyorum. Çok korkuyorum. İçim dökülüyor. İçim eski evimizin duvar kağıtları gibi, sıyrılıyor baba. Duvarların canı acımaz demiştin. İç organlarıma kadar acıyorum.

Bir akşam iş çıkışı bana getirdiğin fıstık yeşili pinokyo bisikletimden ilk düştüğüm günden daha çok acıyor canım.  10 dakikadan fazla küs kaldığımızdan daha çok acıyor canım.

Senin zeki kızına doktorlar anlatıyor seni. Anlamıyorum. Baba anlamıyorum uyan. Uyan. Onlara de ki ben kızımı bırakıp hiç bir yere gitmem! Ben kızımdan ayrılmam de baba. Onlara kız beni senin yanına almıyorlar diye...

Sabah oluyor. Senin sesini duymadan ben bu kadar uzun bir gün geçirmedim daha önce..

Pijamaların kırışmasın diye yastık yapamadım çantamı. Sevmezsin kırışıklığı. Beni nasıl sevdin hiç anlamadım. En kırışık en karışık haliyim ben yaşamın... Ben senin tekne kazıntın. Ben senin 28 yaşında ki küçük prensesin. Ben senin en büyük aşkınım. Dünyaya seni herkeslerden çok sevmek için gönderildim.

Saatin geliyor baba. Biliyorum uyanacaksın birazdan. Güneşle birlikte doğarsın sen her sabah!

Ve sen uyandığında en sevdiğin pijamalarınla seni burada bekliyor olacağım...

Bu hayatta herkesin yalnızca bir baba hakkı vardı... Ve ben babamı soğuk bir hastane odasında bezden bozma bir çarşafın altında üşürken bıraktım!