Ben hayal dünyamın günlüğünü tutuyorum sadece...
8 Mart 2013 Cuma
Kadın olmak!
Merhaba Bebek,
Dünyaya hoşgeldin. Burası karmaşık bir yer. Ne kadar büyüsen, ne kadar okusan da hiç anlam veremeyeceksin. Dünyaya gelişin çok hoş karşılanacak. Babanın kızı olacaksın hep. 6-7 yaşına dek dünya sana öğrenilmesi gereken gizli bir kutu gibi gelecek. Öğrenmek için delireceksin adeta. Ama büyüdükçe dünyanın seni o kadar da çok sevmediğini anlayacaksın. Mesela bazı haklardan muaf tutulacaksın. Gece geç vakit karanlık sokaklardan geçmeye korkacaksın. Araba kullanırken sıkıştırılmaktan, aşık olduğunda aldatılmaktan korkacaksın. Güven duygun ile oynayacak hayat çoğu zaman. Kimseye sırtını dönmememen gerektiğini anlamak için zorlu sınavlardan geçeceksin. Canını acıtacaklar ve sen daha da kızacaksın dünyaya.
İyi dostların olacak kötülerin yanında. Bir taraftan kuyunu kazarken birileri bir taraftan elini tutacak diğerleri. Hep acabalar olacak aklında. Sonra sadece kadın olduğun için görevler verilecek sana. Senden başka kimsenin başaramayacağı görevler! Çamaşır yıkamak, evi toplamak, yemek yapmak gibi. Sen sofra kuracaksın hayallerini bırakıp. Misafir ağırlayacaksın.
Güzel ve onurluysan bu ülke seni kaldıramaz. Güzelliğin hep başarını gölgeleyecek. İnsanlar arkandan konuşacaklar. Hiç bir kitapta yer almayan kurallardan bahsedeceğim sana. Güzelsen çalışmamalı, çirkinsen hayal kurmamalısın. Hayat ne veriyorsa onunla yetinmelisin. Bunu isteyecekler senden. Sen de eğer biraz olsun bana benzediysen, herkesden çok çalışacak herkesden çok hayal kuracaksın. İnsanları ayırmadan seveceksin. Canın çok acıyacak. Ama bu sayede akşam yatağına uzandığında yorganınla kavga etmeyeceğin gecelerin olacak...
Şimdi beni iyi dinle. Ben hep senin yanında olacağım. Ama kadın olmak bu ülkede oldukça zor. Ve sen hayata 1-0 yenik başladın maalesef bebek. Şimdi ninnini dinle ve uyu. Hayatın boyunca herkesden aynı ninniyi dinleyeceksin çünkü. Alışmalısın...
Uyusunda büyüsün ninni... Tıpış tıpış yürüsün ninniiii.....
4 Mart 2013 Pazartesi
Sevmek en zorudur yaşam biçimlerinin.
Geçecek diyorlar. Her acı geçermiş. Oysa ben senin acının derinlere gömüleceğini ve zaman zaman mezarından çıkıp beni korkutacağını o kadar iyi biliyorum ki. Sen başka bir kadını sevdiğini söyledin gözlerimin içine gözlerini dikip. Derin sayılabilecek bir nefes alıp, yüzüne boş bir ifade takıp onu sevdiğini söyledin. Oysa ben sana gelmiştim. Onca yıl sonra cesaretimi ceketimin cebine sığdırıp, sana gelmiştim. Biliyorum çok geç kalır bazen insanlar.
Ama sen de bilmelisin ki sevmek en zorudur yaşam biçimlerinin...
İçimde titreyen bir yer var. Elimde olsa sarıp sarmalayacağım hala sakladığım bebeklik battaniyeme... Elimden gelse üşümesin diye soba kuracağım içime. Bulsam nerenin sızladığını... O kadar yabancı ki. Hiç böyle olmamıştı. Şimdi karşıma geçiyor insanlar sırayla. Geçecek diyorlar sürekli. Geçecek... Bitecek... Unutacaksın...
Bitmeyecek diyorum, karamsar diyorlar bana. Oysa karamsarlık değil bu, bilinçli bir önsezi. Hani yumurta haşlarken piştiğini anlaman gibi zamanla. Ya da yıldızlı bir gecenin sabahında havanın güzel olacağını bilmek gibi. Yağmurdan sonra bazı insanlara gökkuşağının görüneceğini bilmek gibi. Bu çalışmadığın bir dersten kalacağını, evrim teorisini ne kadar uğraşsalarda çürütemeyeceğini, Tanrı'yı hiçbir zaman göremeyeceğini anlamak gibi...
Söyle bana sen şimdi. Hayatım boyunca kimseye onu sevdiğimi söylememiştim. Gözlerine bakıp sana, senin mutlu olmanı herşeyden çok isterim derken seni sevdiğimi söylüyordum aslında. Çünkü sen mutlu olmalıydın. Bazı insanlar hayata mutlu olmak için gelir. Bazıları ise onların mutlu olmasını dilemek için...
Sana geç kaldığımı bilmek her yere vaktinden önce gitmemi sağlayacak artık..
Hoşçakal Komik Adam...
3 Mart 2013 Pazar
Geri döndüm. Artık yalnız değilsin...
Geri döndüm. İçimde kocaman tarifi mümkün olmayan bir boşluk ile. Canım çok acıyor hala. Ve her gün neden bilmem biraz daha kırılıyor direncim. Ama yazmalıyım. Yoksa içimde biriken kelimler boğacak beni.
Öyle doluyum ki hayata karşı..
Her şeyin üst üste geldiği ve umudunu yitirmen için hayatın boğazına yapışıp seni zorladığı bir dönemden geçiyorum. Yılların yorgunluğu içimde büyük bir patlamaya sebep oldu. Ama kendime bir cezada ben vermişim farkında olmadan. Yazmamaya karar verdim. Bilinmeyen bir süre için. Şimdi yeniden yazıyorum çünkü yazmalıyım. Çünkü vazgeçersem yaşayamayacağım.
Kimse okumasın isterse. Kimse bilmesin yazdığımı. Ama ben atmosfere minicik bir iz bırakayım yeter. Çünkü hayata bu sebep ile geldiğime inanıyorum. Bence, Tanrı insanı yarattı. İnsan, karşılaştığı her güçlük ile baş edebilecek bir direnç ile yaşamaya başladı. Bunu farketmeden çoğu zaman. Çünkü Tanrı onlara tutunacak dallar uzattı hissettirmeden. Mesela sana bir oğul verdi ve ya bir kız evlat. Birine aşk verdi. Birine şans. Birine bir anı verdi. Bir başkasına bir hayal... Bana da kelimeler verdi. Nasıl kullanacağımı zaman içinde öğrendiğim kelimeler...
Tanrı insana taşıyabileceğinden büyük yük vermez derler. Doğru. Senin için değerli olan birinin tırnağı kırıldığında kendi derdini unutup onun derdi ile meşgul olabilme kudreti var herkesin içinde.. İnsanlığın özünde yer alan da bu işte. Ben kendi derdimi yine içime atıp hayata karşı dimdik durmaya karar verdim bugün. Çünkü biliyorum ki tanımadığım adını, kahvaltıda ne yediğini veya en sevdiği rengi bilmediğim biri var. Dünyanın her hangi bir noktasında. Belki aynı saat diliminde belki değil. Umuda ihtiyacı olan, yalnız olmadığını bilmek isteyen biri var. Ve ben sadece onun için yazmaya devam edeceğim.
Yalnız değilsin. Ben senin için hep burada olacağım. Canın acıdığında veya kabuğu düştüğünde eskimiş bir yaranın, biri seni üzdüğünde, dostların seni terk ettiğinde, yalnız olduğunu düşündüğünde, en zorlu sınavlar ile savaşırken, kendinden nefret ederken veya kendini affetmeyi denerken ben hep burada olacağım. Ve seni hiç bırakmayacağım.
Şimdi derin bir nefes al. Herşey çok güzel olacak inan. Çünkü senin varolduğunu biliyorum artık...
13 Şubat 2013 Çarşamba
Özür Dilerim
Hayal Dünyamın Günlüğü öksüz kalacak bir süre.
Çünkü bu kez başaramadım. Yapamadım. Olmadı.
Hayatımın hiç bir döneminde bu kadar hüzünlü gelmemişti dünya bana.
Hiçbir zaman dilimi bu kadar kanatamamıştı içimde ki çocuğu.
Üzgünüm.
Bir süre yazamayacağım galiba.
Belki bir kaç gün, belki bir ay belki bir daha hiç.
Bir yazarın umudunu kaybetmesi kadar kötü ne olabilir ki hayatta.
Ben bugün umudumu kaybettim.
Ve artık yazmak istemiyor ellerim.
Bir süre buralarda olmayacağım.
İlk kavgamda yenildim diye belki...
Bu kadar güçsüz olduğum için Özür Dilerim.
Beni Affedin!
Özlem Çelik
8 Şubat 2013 Cuma
anilneyazar.blogspot.com
Yeni bir blog açılmış diye duydum. Yazan pek bir asi aynı zamanda pek de bir duygusalmış. Kolay kolay tanıtım yapmam. Ama bence izlenmeye değer. Hadi destek olalım.
Eğer bir yazar olsaydım, ilk yazacağım kitap tanrıya dualar adında, içeriği adında saklı bir kitap olurdu. İnsan düşünmeye başladığı ilk günden, son güne kadar hiç görmediği, adını birinden öğrendiği birisine dileklerini sunar. Benim hatırladığım ilk dileğim; "Lütfen benim de oyuncak Batman'im olsun". Ne kadar çocukça ve ne kadar basit bir dilek değil mi? Keşke tüm insanların dilekleri böyle başlasa. Git gide derinleşen, büyüyen ve genellikle maddi anlamda kapsamlanan dilekler sıralaması, tüm insanların hayatlarının bir bölümünde farklılaşır.anilneyazar.blogspot.com
3 Şubat 2013 Pazar
19 Ocak 2013 Cumartesi
Labirent
Yenildiğini
kabul ettiğin an bitmiştir aslında aşk dediğin. Sen kabuğuna çekilip bir sigara
yakarsın bitirdiklerinin anısına… Kafa kafaya verdiğiniz bir anda basılan
tetikten çıkan bir kurşun gibi beyinlerinizi parçalayıp duvara saplanır
kelimeler. Şaşkınsındır. Çünkü bu kadar keskin olduğunu ilk kez görüyorsundur
sözcüklerin. Sigarana sığınıp odanın en
ücra köşesinde baharı bekleme niyetindesindir. Oysa bahar ütopyadır aşkın
ikliminde…
Dinmesini
beklediğin diğer acılarının yanında rahat bir koltuk ayırırsın ona. Ayaklarını uzatıp
rahat edebileceği bir sehpa, anılarını dizebileceği bir alan… Böylelikle ilk
günkü tazeliğini hep koruyacaktır. İstediğin an yeniden canını acıtabilecektir.
Çok kez
söyledim. Ben bir labirentin içinde kayboldum. Çıkış yolu o kadar uzak ki.
Ayyaş bir tövbekâr gibiyim. Acılarıma yoklama alıyorum her sabah her öğleden
sonra ve her akşam. Eksik var mı yokluyorum. Varsa eğer _olmaz ya_ saklandığı
yerden onu çıkartıp eski yerine getiriyorum. Diğerlerinin yanına…
Bazı zamanlar
aynaya bakıyorum. Sık olmasa da… Umutsuzluğum
göz kırpıyor bana. Biliyorum değişebilir dünya, değişebilirim bende… Ama acılarım,
onlar oldukları gibi kalacaklar saklandıkları yerde. Aklımın köşe koltuğunda
mizahtan uzak bir film izleyecekler… Ben ağlayacağım…
13 Ocak 2013 Pazar
Yaşasın İnsanlık
Kötü bir
dünya burası… İnsanların soğuktan donarak öldüğü, karşıdan karşıya geçen
çocuklara arabaların çarptığı, insanların birbirini aldattığı, yalanlar
söylediği, saklandıkları, bulunmak istemedikleri, her güne yeni bir maske ile
başladıkları çirkin bir dünya. Benim umudumu kaybetmemek için bebeklik
battaniyeme sarılıp uyuduğum ve her sabah gözlerimi açtığımda yeni yalanlar
yeni savaşlar duyduğum dünya. Küçücük dertlerimi içime attığım insanlığın her
gün bir kez daha yenildiği dünya.
Oysa sadece
gülümsemek ile değiştirebilsem evreni. Bu kirlenmişliği, bu yılgınlığı, bu
sığlığı delip geçebilsem… İnsanlığa umut verebilsem… Hayal etmeyi öğretebilsem…
Yağmurdan sonra gökkuşağını görmek için sokağa çıkarabilsem onları.
Penguenlerin olduğu komik bir animasyon izletebilsem çocuklara… İnatlaşmayı
öğretebilsem. Paylaşmayı, tokgözlü olmayı,
umudu…
Tüm dünyanın
yükü omuzumda gibi. Bu gece bir ölüm haberi daha verdi haber kanalları. Ben ise
telefonuma mail kurmak ile uğraştım… Kirlenmiş insanlığıma bir methiyedir
yazdıklarım…
Bu gece onarılamayacak
bir acı doğdu bir annenin göğsünde. Ve ben yarın sabah beş dakika daha uyumak
için babamın hazırladığı kahvaltıyı es geçeceğim. Hava soğuk diye söylenip,
süslü kıyafetlerimi giyip bir fincan kahveye 10 TL vereceğim çocuklar dünyanın
diğer tarafında açlıktan ölürken. Beğenmeyip
yarısında bırakacağım. Akşam olduğunda
içim sızlayarak haberleri izleyeceğim. Üzüleceğim herkes kadar. Yazacağım yine
ve okuyacak birileri. Hak vererek veya yadırgayarak….
Ben
sigaramdan derin nefesler alarak sıcak evimde uzanırken, bazıları insanlığım
ile ilgili güzel sözler söyleyecek! Ben utanamayacağım…
7 Ocak 2013 Pazartesi
Siyah düş.
Yine aynı oyun.
Başrolde sen varsın birde benim kırılmaktan hiç vazgeçmeyen aptal gururum!
Gözlerinde kendimi görmeye çabalıyorum sen bana boş boş bakarken.
Dokunuşunun nasıl olacağını düşlüyorum.
Parmaklarının parmaklarımın arasından geçişini hayal ediyorum.
Zorluyorum farkındayım sınırları…
Ama ne güzel olur diyorum, sigaramdan derin nefesler alırken.
Parmaklarımın yanışına aldırmadan tüketiyorum ciğerlerimi…
Uyanmayayım diyorum düşümden.
Düşeceksek beraber düşelim yükseklerden.
Yalnızlığımın koynunda bir tek geceye dahi tahammülüm yok!
Mavilerimi, siyahlarına katık yapayım diyorum yeter ki gel!
Bırakma bizi!
Yeniden kaybolmak istemiyorum.
Kal ne olur biraz daha.
En azından uyuyana dek düşlerim…
Ey düşünden, düşüncesinden kopamadığım suret,
Kal biraz daha gönlüme bir parça aşk serp…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






